Soru:
Bir toplantıda dua konusu, özellikle de Mefahim kitabının 57 ve 58. sayfalarında yer alan ifadeler hakkında bir tartışma yaşandı. Tartışılan noktalar şunlardı: Dua sadece sevap kazanmak için mi yapılır, yoksa somut bir sonucu olabilir mi? İslamî fikrin uygulama metodu (tariqat) duayı içermez mi, yoksa sadece somut sonuçlar gerçekleştiren maddi eylemlerden mi ibarettir? Bu eylemlerin dua ile birlikte yapılması İslam’ın metoduna aykırı mıdır? Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şu hadisi hakkında ne söylenebilir:
مَا مِنْ مُسْلِمٍ يَدْعُو بِدَعْوَةٍ لَيْسَ فِيهَا إِثْمٌ، وَلَا قَطِيعَةُ رَحِمٍ، إِلَّا أَعْطَاهُ اللَّهُ بِهَا إِحْدَى ثَلَاثٍ: إِمَّا أَنْ تُعَجَّلَ لَهُ دَعْوَتُهُ، وَإِمَّا أَنْ يَدَّخِرَهَا لَهُ فِي الْآخِرَةِ، وَإِمَّا أَنْ يَصْرِفَ عَنْهُ مِنَ السُّوءِ مِثْلَهَا
"Herhangi bir Müslüman, içinde günah veya akrabalık bağını kesme olmayan bir dua ile dua ederse, Allah ona üç şeyden birini mutlaka verir: Ya duasını dünyada hemen kabul eder, ya onu ahirete saklar, ya da ondan o oranda bir kötülüğü uzaklaştırır." Dediler ki: "Öyleyse çok dua edelim." Buyurdu ki: "Allah’ın (lütfu) daha çoktur." (Müsned-i Ahmed)
Yani, Allah’ın kişinin dünyadaki bir ihtiyacını hemen karşılaması gibi, duadan kaynaklanan somut sonuçlar var mıdır? Nitekim Allah Teâlâ, Neml Suresi’ndeki şu ayet-i kerime ile darda kalanın duasına icabet edeceğini kullarına lütfetmiştir:
أَمَّنْ يُجِيبُ الْمُضْطَرَّ إِذَا دَعَاهُ
"Yoksa darda kalana, kendisine dua ettiği zaman icabet eden mi (daha hayırlıdır)?" (Neml [27]: 62)
Bu konunun açıklığa kavuşturulmasını rica ediyoruz, Allah sizden razı olsun.
Cevap:
Görünen o ki, Mefahim kitabının 57 ve 58. sayfalarında yer alan ifadelerin anlaşılmasında bir karışıklık yaşanmış. Orada duanın "sevap" gibi gayrimaddi (somut olmayan) sonuçlar gerçekleştirdiğine dair ifadeler belirli bir bağlamda sunulmuştur. Bu bağlam; Şer’î nassların bir meseleyi gerçekleştirmek için belirli bir metot belirlediği, ancak bu metodun kullanılmayıp sadece dua ile yetinildiği durumdur. Kitap buna örnek olarak cihadı ve bir kalenin fethi veya düşmanla savaşılması hususunda sadece dua edilmesini örnek vermiştir.
Bu durumun dışında dua, Allah’ın izniyle, soruda geçen hadis-i şerifte de belirtildiği üzere sevabın yanı sıra somut sonuçlar da doğurabilir.
Konunun netleşmesi için Mefahim kitabının 57 ve 58. sayfalarında geçen hususları gözden geçirelim:
1- Sayfa 57’nin başlarında şöyle denmektedir: (Metotla ilgili Şer’î hükümlerin gösterdiği bu ameller incelendiğinde, bunların somut sonuçlar gerçekleştiren maddi ameller olduğu, gayrimaddi sonuçlar gerçekleştiren ameller olmadığı görülür...) bitti.
Bu doğrudur; zira delillerin tümevarımı (istikra), metotla ilgili amellerin somut sonuçlar gerçekleştirdiğini göstermektedir.
2- Ardından kitap, bir kalenin veya şehrin fethi yahut düşmanın öldürülmesi durumunda dua ile cihadı karşılaştırmıştır. Mevcut delillere dayanarak, tek başına duanın "metot" (tariqat) olmadığını, bu durumdaki metodun "cihad" olduğunu ifade etmiştir.
Mefahim kitabında şöyle geçer: (...Örneğin dua, ruhi değer gerçekleştiren bir ameldir; cihad da ruhi değer gerçekleştiren maddi bir ameldir. Ancak dua maddi bir amel olsa da sevap gibi somut olmayan bir sonuç gerçekleştirir -dua edenin amacı ruhi değer gerçekleştirmek olsa bile-. Cihad ise düşmanla savaşmaktır ve kale veya şehrin fethi, düşmanın öldürülmesi gibi somut bir sonuç gerçekleştiren maddi bir ameldir -mücahidin amacı ruhi değeri gerçekleştirmek olsa bile-.)
Buradaki karşılaştırma, düşmanla savaşırken veya bir kaleyi fethederken yapılan dua ile cihad arasındadır:
Eğer sadece dua ile yetinilirse, bu somut olmayan bir sonuç (sevap) gerçekleştirir. Çünkü bu durum için nasslarda bildirilen metot dua değil, cihaddır. Dolayısıyla konu; bir mesele için belirlenen metot uygulanmaksızın, o meselede tek başına dua kullanılması durumundaki bir karşılaştırmadır.
Bu durumu genelleştirerek, "başka durumlarda da duanın somut sonuçlar üzerinde hiçbir etkisi yoktur, sadece sevap kazandırır" demek doğru değildir. Çünkü yukarıdaki paragrafta anlatılan, Şer’î bir metodun olduğu ancak bunun uygulanmayıp yerine sadece duanın ikame edildiği durumdur; bu durumda dua somut olmayan bir sonuç (sevap) verir.
Karışıklığın, örnekte geçen "ancak dua maddi bir amel olsa da sevap gibi somut olmayan bir sonuç gerçekleştirir..." cümlesinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bazılarınız bu cümleyi genel bir hüküm gibi algılamış; yani duanın hiçbir durumda somut sonuç vermeyeceğini düşünmüş olabilir. Oysa bu örneğin bağlamı, nassların belirlediği metodu (cihad) terk edip kaleyi fethetmek veya düşmanı yenmek için sadece duayı kullanmak gibi belirli bir durumdur.
3- Sebeplere sarılarak (ahz-ı esbab) yapılan duanın ise sonuçlar üzerinde etkisi vardır. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ve ashabının uygulaması da buydu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem orduyu hazırlar, sonra çadırına (ariş) girip dua ederdi. Kadisiye’deki Müslümanlar nehri geçmek için hazırlık yaparken, Sa’d Radıyallahu Anh da Allah’a yönelip dua ediyordu. İşte samimi müminler hazırlıklarını yaparlar ve duaya başlarlar. Rızık arayan çalışıp çabalarken dua eder; öğrenci dersine çalışıp gayret ederken Allah’tan başarı diler. Bunun da Allah’ın izniyle sonuçlar üzerinde bir etkisi olur.
Mefahim kitabının 58. sayfasının sonunda şöyle denmektedir: (Şunu bilmek gerekir ki, metodun gösterdiği amel, somut sonuçları olan maddi bir amel olsa da bu amelin Allah’ın emir ve nehiyleri doğrultusunda yürütülmesi ve bundan Allah’ın rızasının kastedilmesi şarttır. Aynı şekilde Müslüman, Allah ile olan bağının bilincinde olmalı, O’na namaz, dua, Kur’an tilaveti ve benzeri yollarla yakınlaşmalıdır. Müslüman, zaferin Allah katından olduğuna inanmalıdır. Bu nedenle, Allah’ın hükümlerini uygulamak için gönüllere yerleşmiş bir takvaya, duaya, Allah’ı zikretmeye ve tüm amelleri yaparken Allah ile sürekli bir bağ kurmaya ihtiyaç vardır.) Buradan, müminin tüm işlerinde duanın sebeplerle birlikte yürütülmesinin önemi açıkça görülmektedir. "İhtiyaç vardır/Şarttır" (lâ budde) ifadesinin tekrar edilmesi, tüm amellerin dua ve Allah ile daimi bir bağ ile iç içe olması gerektiğinin önemini vurgulamaktadır.
4- Sebeplere sarılarak dua etmek, belirttiğimiz gibi Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in, ashabının ve müminlerin yoludur. Bu ikisi birleştiğinde, Allah’ın izniyle sonuçlar üzerinde etkili olurlar. Bunların birlikte kullanılması İslam’ın metoduna aykırı değildir; aksine İslam’ın metoduna aykırı olan, İslamî fikri uygulamak için nassların belirlediği metodu terk edip sadece dua ile yetinmektir.
Mefahim kitabının 57. sayfasının sonu ile 58. sayfasının başında şöyle geçer: (Bu nedenle, İslamî fikri uygulamak amacıyla yapılan tüm amellerin somut olmayan sonuçlar gerçekleştiren ameller olması kesinlikle reddedilir ve bu, İslam’ın metoduna aykırı kabul edilir...)
Yani İslam’ın metoduna aykırı olan şey, "İslamî fikri uygulamak için yapılan amellerin tamamının somut olmayan sonuçlar gerçekleştiren ameller olmasıdır." Ancak bu amellerin bir kısmının somut olmayan sonuçlar gerçekleştirmesi (belirli durumlarda dua), diğer kısmının ise somut sonuçlar gerçekleştirmesi (maddi hazırlık) durumu söz konusu olabilir ve bu önemlidir; İslam’ın metoduna aykırı değildir.
5- Özetle, Mefahim kitabında duadan iki durumda bahsedilmiştir:
Birincisi: Duanın, kendisi için başka bir uygulama metodunun belirlendiği bir fikri gerçekleştirmek için tek başına kullanılması. Örneğin düşmanla savaşırken ordu hazırlamayıp sadece dua ile yetinmek gibi. Bu durumda dua, sevap dışında bir somut sonuç gerçekleştirmez.
İkincisi: Duanın sebeplerle birlikte yapılması. Bu kaçınılmaz bir durumdur ve bu durumda hem dua hem de sebeplere sarılma, Allah’ın izniyle sonuçları etkilemede ortak olurlar.
Mefahim kitabında diğer dua durumları hakkında bir şey zikredilmemiştir; zira o durumlar Ahmed’in Müsned’inde geçen şu genel hadisin kapsamına girer: Ebu’l Mütevekkil, Ebu Said’den naklettiğine göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:
مَا مِنْ مُسْلِمٍ يَدْعُو بِدَعْوَةٍ لَيْسَ فِيهَا إِثْمٌ، وَلَا قَطِيعَةُ رَحِمٍ، إِلَّا أَعْطَاهُ اللَّهُ بِهَا إِحْدَى ثَلَاثٍ: إِمَّا أَنْ تُعَجَّلَ لَهُ دَعْوَتُهُ، وَإِمَّا أَنْ يَدَّخِرَهَا لَهُ فِي الْآخِرَةِ، وَإِمَّا أَنْ يَصْرِفَ عَنْهُ مِنَ السُّوءِ مِثْلَهَا
"Günah veya akrabalık bağını kesme içermeyen bir dua ile Allah’a yakaran her Müslüman’a, Allah şu üç şeyden birini mutlaka verir: Ya duasını (bu dünyada) hemen kabul eder ya onu ahireti için biriktirir ya da ondan o oranda bir kötülüğü defeder." (Müsned-i Ahmed)
Yani Allah Teâlâ, duayı üç şekilden biriyle kabul eder ve bunlardan biri olan "duasının hemen kabul edilmesi" somut bir sonuçtur.
6- Dolayısıyla, Mefahim’de belirtilen özel durumun dışındaki hallerde dua için somut sonuçlar mümkündür. Hadiste geçen "duasının hemen kabul edilmesi" ifadesi buna örnektir. Yağmur namazı (istiska) ile yağmurun yağması, rükye (dua ile tedavi) ile hastanın şifaya kavuşması gibi durumlar, tıpkı maddi ilaçlarla tedavi olmak gibi somut sonuçlardır.
Allah Teâlâ ayetlerinde, darda kalanın duasına icabet edeceğini kullarına bir lütuf olarak bildirmiş ve bu icabeti "Allah’tan başka ilah olmadığının" bir delili kılmıştır. Darda kalanın bu dünyada icabet görmesi açık bir durumdur; zira "darda kalan" (mudtarr) kelimesi dünyevi bir ihtiyaca delalet eder ve icabet de Allah’ın izniyle somut olur. Allah Teâlâ şöyle buyurur:
أَمَّنْ يُجِيبُ الْمُضْطَرَّ إِذَا دَعَاهُ وَيَكْشِفُ السُّوءَ وَيَجْعَلُكُمْ خُلَفَاءَ الْأَرْضِ أَإِلَهٌ مَعَ اللَّهِ قَلِيلًا مَا تَذَكَّرُونَ
"Yoksa darda kalana, kendisine dua ettiği zaman icabet eden, sıkıntıyı gideren ve sizi yeryüzünün halifeleri kılan mı (daha hayırlıdır)? Allah ile birlikte başka bir ilah mı var? Ne kadar da az düşünüyorsunuz!" (Neml [27]: 62)
Allah Teâlâ bize dua etmeyi emretmiş ve icabet sözü vermiştir:
وَقَالَ رَبُّكُمُ ادْعُونِي أَسْتَجِبْ لَكُمْ
"Rabbiniz buyurdu ki: 'Bana dua edin, size icabet edeyim.'" (Mü’min [40]: 60)
Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu icabetin "üç durumdan biri" şeklinde olacağını açıklamıştır ki bunların içinde somut sonuç da vardır. Elbette sonuçların gerçekleşmesi, ister somut olsun ister soyut, tamamen Allah Teâlâ’nın izniyledir.
Özetle:
- Mefahim kitabında yer alan hususlar şunlardır:
a- Metot (tariqat), somut sonuçlar gerçekleştiren amellerdir.
b- Bir kalenin fethi veya düşmanla savaşılması gibi bir konuda sadece dua ile cihadın karşılaştırılması: Burada dua somut bir sonuç değil, sadece sevap verir. Çünkü tek başına dua, bu işin metodu değildir.
c- İslamî fikri uygulamak amacıyla yapılan tüm amellerin sadece somut olmayan sonuçlar veren amellerden oluşması doğru değildir. Somut sonuçlar veren ameller (ordunun hazırlanması) ile somut olmayan sonuçlar veren amellerin (zafer için Allah’a dua etmek) birleşimi söz konusudur.
d- Dua, metodun gerektirdiği amelleri yaparken bir Müslüman için zaruridir. Nitekim Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ve ashabı böyle yapmıştır.
- Mefahim kitabında duanın sadece sevapla sınırlı kaldığı durum; o mesele için belirlenmiş Şer’î metot (bu örnekte cihad) uygulanmaksızın sadece duanın kullanıldığı durumdur.
Bunun dışındaki dua halleri ise Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şu genel hadisi kapsamındadır:
مَا مِنْ مُسْلِمٍ يَدْعُو بِدَعْوَةٍ لَيْسَ فِيهَا إِثْمٌ، وَلَا قَطِيعَةُ رَحِمٍ، إِلَّا أَعْطَاهُ اللَّهُ بِهَا إِحْدَى ثَلَاثٍ: إِمَّا أَنْ تُعَجَّلَ لَهُ دَعْوَتُهُ، وَإِمَّا أَنْ يَدَّخِرَهَا لَهُ فِي الْآخِرَةِ، وَإِمَّا أَنْ يَصْرِفَ عَنْهُ مِنَ السُّوءِ مِثْلَهَا
"Herhangi bir Müslüman, içinde günah veya akrabalık bağını kesme olmayan bir dua ile dua ederse, Allah ona üç şeyden birini mutlaka verir: Ya duasını dünyada hemen kabul eder, ya onu ahirete saklar, ya da ondan o oranda bir kötülüğü uzaklaştırır." (Müsned-i Ahmed)
Buradan anlaşılmaktadır ki Allah Teâlâ, dua edenin ihtiyacını dünyada karşılayabilir (bu somuttur) veya dünyada ondan bir kötülüğü defedebilir (bu da somuttur) yahut bunu ahirete saklar (bu ise somut olmayan bir sonuç olan sevaptır).
Allah Teâlâ büyük lütuf sahibidir; O Rahman ve Rahimdir, kulunun duasını dünyada kabul etse bile ona dua sevabını da ikram eder. Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun.