(Hizb-ut Tahrir Emiri Âlim Ata bin Halil Ebu Reşte’nin Facebook sayfasındaki takipçilerinin sorularına verdiği cevaplar serisi - “Fıkhi”)
Soru Cevabı
Kaza ve Kader Hakkında
Ahmad Nadhif’e
Soru:
Esselamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuh. Et-Teysîr fî Usûli’t-Tefsîr kitabının 44. sayfasında şöyle geçmektedir: "...İster naklî olsun, yani Allah Sübhanehu’nun Kerim Kitabında veya Rasulü ﷺ’in mütevatir hadisinde nakledilen kesin nakil yoluyla olsun; gayba, meleklere, daha önce indirilen kitaplara, önceki peygamberlere, ahiret gününe ve hayrı ve şerriyle kadere iman etmek gibi. Allah Sübhanehu Nisa suresi 136. ayette şöyle buyurmaktadır:
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا آمِنُوا بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ وَالْكِتَابِ الَّذِي نَزَّلَ عَلَى رَسُولِهِ وَالْكِتَابِ الَّذِي أَنْزَلَ مِنْ قَبْلُ وَمَنْ يَكْفُرْ بِاللَّهِ وَمَلَائِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَالًا بَعِيدًا
“Ey iman edenler! Allah’a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederse, derin bir sapıklığa düşmüş olur.” (Nisa Suresi, 136)
Rasulullah ﷺ de Cebrail Aleyhisselam’ın hadisteki iman hakkındaki sorusuna cevap olarak şöyle buyurmaktadır:
«أن تؤمن بالله وملائكته وكتبه ورسله واليوم الآخر والقدر خيره وشره من الله تعالى»
“Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, hayrı ve şerriyle kadere iman etmendir.”" (Alıntı bitti).
Bir sorum var, açıklamanızı istirham ediyorum. Eğer zikredilen bu hadis, üzerine kader imanı inşa edilecek kadar mütevatir ise, neden İslam Şahsiyeti kitabının 1. cildinde İslam akidesi tartışılırken yer almadı? Aksine kitap sahibi (Allah ona rahmet etsin), kaza ve kadere imanın akli delil üzerine inşa edildiğini söylemektedir.
Allah sizi hayırla mükafatlandırsın. Esselamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuh.
Cevap:
Ve Aleykumusselam ve Rahmetullahi ve Berakatuh,
Cevaba başlamadan önce, aralarında bir karışıklık yaşadığınız anlaşılan iki hususa dikkatinizi çekmek isterim. Bunlar; ayetlerde ve hadislerde geçen (Kader) ile bir terim olan (Kaza ve Kader) konusudur. Bunlar iki ayrı konudur, tek bir konu değildir. Nizam veya Şahsiyet kitaplarında okuduğunuz (Kaza ve Kader) konusu, sorduğunuz hadiste geçen (Kader) konusundan farklıdır.
Şimdi sorunuzun cevabı şöyledir:
1- Müslim’in rivayetinde geçen, Cebrail Aleyhisselam’ın iman hakkındaki sorusuna Rasulullah ﷺ’in verdiği cevapta yer alan:
أَنْ تُؤْمِنَ بِاللهِ، وَمَلَائِكَتِهِ، وَكُتُبِهِ، وَرُسُلِهِ، وَالْيَوْمِ الْآخِرِ، وَتُؤْمِنَ بِالْقَدَرِ خَيْرِهِ وَشَرِّهِ
"Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe iman etmen, hayrı ve şerriyle kadere inanmandır." ifadesi mütevatir bir hadis değil, sahih bir ahad haberdir. Buna rağmen, sorunuzda belirttiğiniz Et-Teysîr fî Usûli’t-Tefsîr kitabındaki bağlamda bu hadisle istidlalde bulunmak doğrudur. Çünkü bu hadis, kendisine iman edilmesi istenen şeye bir delil olarak getirilmiştir, kendisine iman edilmesi istenen konunun bizzat kendisine (mahiyetine) delil olarak değil. Zira İslam’a iman talebi ayetle, Rasulullah ﷺ’den gelen hadisle, hatta Rasulullah ﷺ’in gönderdiği bir mektupla bile olabilir. Nitekim Rasul ﷺ, kralları İslam’a davet etmek için elçilerle mektuplar göndermiştir...
2- Ancak Kader’in akideden olduğuna ve onu inkâr edenin kâfir olacağına dair hüccet ikame edilirken ve onun Allah’ın ilmi olduğu, her şeyin ezelden beri Levh-i Mahfuz’da yazılı olduğu ispat edilirken, o zaman kat’i delillere müracaat edilir. Ezeldeki takdir anlamında Kader’e dair kat’i ayetler zikredilir; yani yerdeki ve gökteki hiçbir şey yoktur ki Allah onu ezelden beri bilmesin, ezelden beri takdir etmiş ve Levh-i Mahfuz’da ezelden beri yazmış olmasın... Bu kat’i ayetlerden bazıları şunlardır: Allah Teala’nın şu kavli:
إِلَّا امْرَأَتَهُ قَدَّرْنَا إِنَّهَا لَمِنَ الْغَابِرِينَ
“Ancak karısı müstesna; biz onun geride kalanlardan (helak edilenlerden) olmasını takdir ettik.” (Hicr Suresi, 60)
Bu ayetteki "kaderunâ" (takdir ettik) ifadesi, ezeldeki takdir anlamındadır. Allah Sübhanehu ve Teala’nın şu kavli:
وَمَنْ يَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ فَهُوَ حَسْبُهُ إِنَّ اللَّهَ بَالِغُ أَمْرِهِ قَدْ جَعَلَ اللَّهُ لِكُلِّ شَيْءٍ قَدْرًا
“Kim Allah’a tevekkül ederse, O ona yeter. Şüphesiz Allah, emrini yerine getirendir. Allah her şey için bir ölçü (kader) koymuştur.” (Talak Suresi, 3)
"Her şey için bir kader"in anlamı, her şey için bir takdir ve bir vakit belirlenmiştir demektir ve murad edilen ezeldeki takdirdir. Allah Sübhanehu ve Teala’nın şu kavli:
قُلْ لَنْ يُصِيبَنَا إِلَّا مَا كَتَبَ اللَّهُ لَنَا هُوَ مَوْلَانَا وَعَلَى اللَّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ
“De ki: Allah’ın bizim için yazdığından başkası bize asla erişmez. O, bizim Mevla’mızdır. Müminler yalnız Allah’a tevekkül etsinler.” (Tevbe Suresi, 51)
Bunun manası; bize ancak Allah’ın ezelde bizim için yazdığı ve üzerimize takdir ettiği şey isabet eder, biz de Allah’a tevekkül ederiz demektir. Allah Teala’nın şu kavli:
وَمَا مِنْ دَابَّةٍ فِي الْأَرْضِ وَلَا طَائِرٍ يَطِيرُ بِجَنَاحَيْهِ إِلَّا أُمَمٌ أَمْثَالُكُمْ مَا فَرَّطْنَا فِي الْكِتَابِ مِنْ شَيْءٍ
“Yeryüzünde yürüyen hiçbir hayvan ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki, sizin gibi birer ümmet olmasınlar. Biz Kitap’ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık.” (En’am Suresi, 38)
Manası; onlar da tıpkı sizin gibi rızıkları, ecelleri ve amelleri yazılmış ümmetlerdir. Biz Levh-i Mahfuz’da hiçbir şeyi bırakmadık ve ihmal etmedik demektir. Burada "Kitap" lafzı Levh-i Mahfuz için kullanılmıştır; yani her şey Levh-i Mahfuz’da yazılıdır. Bu da Allah’ın ilmi için bir kinayedir; yani Allah’ın bilmediği hiçbir şey yoktur. Allah Teala’nın şu kavli:
عَالِمِ الْغَيْبِ لَا يَعْزُبُ عَنْهُ مِثْقَالُ ذَرَّةٍ فِي السَّمَاوَاتِ وَلَا فِي الْأَرْضِ وَلَا أَصْغَرُ مِنْ ذَلِكَ وَلَا أَكْبَرُ إِلَّا فِي كِتَابٍ مُبِينٍ
“Göklerde ve yerde zerre miktarı bir şey O’ndan gizli kalmaz. Bundan daha küçüğü de daha büyüğü de şüphesiz apaçık bir kitapta (yazılı)dır.” (Sebe Suresi, 3)
Yani Levh-i Mahfuz’da yazılıdır ki bu da bizzat ayetin delaletiyle O’nun (Sübhanehu) ilmine kinayedir.
3- Şunu da belirtmek gerekir ki; bu anlamdaki Kader, yani ezeldeki takdir, Levh-i Mahfuz’da yazılı olması veya Allah Sübhanehu’nun falan işin olacağını bilmesi; işin gerçekleşmesi için Allah’ın ilmine güvenip dayanmak, onu gerçekleştirmek için araçlara başvurmamak veya sebep-müsebbep ilişkisini terk etmek anlamına gelmez. Çünkü Allah’ın ilmi hiç kimseye açılmamıştır ki o şeyin vaki olup olmayacağını bilsin. Bu yüzden, bir şeyin yapılma araçlarına başvurmadan ve ona başlamadan önce o şeyin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini bilmek mümkün değildir. Bundan sonra, işin varlığı veya yokluğu noktasında gerçeklik ortaya çıkar. Buradan hareketle, hiç kimsenin Allah’ın ilmine güvenip ameli terk etmesi doğru değildir. Sahabeler bu konuda müşkül yaşadıklarında, Rasulullah ﷺ onları dayanıp güvenmemeleri konusunda uyarmış ve onlara çalışmalarını emretmiştir. Buhari, Ali (kerremallahu vecheh)’den şöyle rivayet etmiştir:
فَقَالَ رَجُلٌ مِنْ الْقَوْمِ: أَلاَ نَتَّكِلُ يَا رَسُولَ اللَّهِ؟ قَالَ: لاَ، اعْمَلُوا فَكُلٌّ مُيَسَّرٌ، ثُمَّ قَرَأَ: فَأَمَّا مَنْ أَعْطَى وَاتَّقَى الآيَةَ
“Topluluktan bir adam dedi ki: ‘Ey Allah’ın Rasulü, biz (yazımıza) güvenip dayanmayalım mı?’ Buyurdu ki: ‘Hayır, çalışın! Çünkü herkese (ne için yaratıldıysa o) kolaylaştırılır.’ Sonra şu ayeti okudu: ‘Kim verir ve sakınırsa...’” (Buhari)
Bu, Kader’e imanın tevekkül/dayanıp bırakma anlamına gelmediğinin açık bir kanıtıdır. Çünkü Kader ve yazgı, yani Allah’ın ilmi, mahlukattan hiçbir kimseye açılmaz; öyleyse neye güvenip dayanacak?
Bu sebeple Rasulullah ﷺ kendisine “dayanıp güvenmeyelim mi?” diye soran kimseye: “Hayır” demiştir. Yani onu dayanıp bırakmaktan nehyetmiş ve bununla da yetinmeyip: “Çalışın” demiştir; yani ona çalışmayı emretmiştir. Dolayısıyla Kader’e iman, amel etmemek demek değildir.
Kader hakkındaki sorunuzun cevabının netleşmiş olmasını umuyorum.
Kardeşiniz Ata bin Halil Ebu Reşte
Amir’in Facebook sayfasındaki cevap linki: https://www.facebook.com/Ata.abualrashtah/photos/a.154439224724163.1073741827.154433208058098/472909809543768/?type=1&theater