(Hizb-ut Tahrir Emiri Âlim Ata bin Halil Ebu el-Raşta’nın Facebook Sayfasındaki Takipçilerinin Sorularına Verdiği Cevaplar Serisi)
Dua el-Furqan’a
Soru:
Değerli Emirimiz, Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun. Allah zaferi sizin ellerinizle nasip etsin.
Amval (Mallar) kitabında, para cezaları (garameler) bahsinde, sayfa 123-124’te şu ifadeler yer almaktadır: "(Aynı şekilde, zekâtını vermeyen kimseden, vacip olan zekâta ek olarak malının yarısının alınması da ona yönelik bir tazir cezasıdır. Nitekim Ebu Davud ve Ahmed, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’den şunu rivayet etmiştir: '...Kim onu vermezse, şüphesiz biz onu ve malının yarısını alırız')".
Buradan anlaşılan o ki; zekât vermeyen kimseden tazir cezası olarak para cezası alınmasının caizliği, fakihler arasında meşruiyeti konusunda çokça ihtilaf olmasına rağmen benimsenen görüştür. Ancak açıklığa kavuşturulmasını istediğim hususlar şunlardır:
1- Delil getirilen hadisin senet ve metin bakımından tam hali nedir? Zira araştırdığımda sadece şu hadisi bulabildim: Behiz b. Hakîm’den, o babasından, o da dedesinden merfu olarak: "Her otlayan deve sürüsünde, her kırk devede bir 'bintu lebûn' (üç yaşına basmış dişi deve) vardır. Develer (zekât) hesabından (kaçırmak için) birbirinden ayrılmaz. Kim sevabını umarak zekâtını verirse onun için ecri vardır. Kim de onu vermezse, şüphesiz biz onu ve develerinin yarısını ondan alırız. Bu, Rabbimiz Celle ve Azze’nin kesin emirlerinden (azimetlerinden) biridir. Muhammed ailesine ondan bir şey helal değildir." (Ahmed rivayet etmiştir).
Ebu Davud’un Sünen’inde ise: Behiz b. Hakîm’den, o babasından, o da dedesinden Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
"Her otlayan deve sürüsünde; kırk devede bir 'bintu lebûn' vardır. Develer hesabından ayrılmaz. Kim sevabını umarak -İbnü'l-Alâ, 'ecrini Allah'tan bekleyerek' demiştir- zekâtını verirse, onun için ecri vardır. Kim de onu vermezse, şüphesiz biz onu (zekâtı) ve malının yarısını alırız. Bu, Rabbimiz Azze ve Celle'nin kesin emirlerinden biridir. Muhammed ailesine ondan bir şey helal değildir."
Ancak "fakat ben onu ve malının yarısını alırım" (فأنا آخذها وشطر ماله) lafzını bulamadım.
2- "Malının yarısı" (شطر ماله) ifadesinden kasıt nedir? Bu, tüm malının yarısı mı? Yoksa sadece zekâtını vermediği malın yarısı mı? Ya da malından zekât olarak ödemesi gereken miktarın yarısı mı? Yoksa bazılarının rivayet ettiği gibi; malı ikiye bölünür, zekât memuru (müsaddık) bu iki kısımdan birini seçer ve zekâtı vermediği için ceza olarak bu iki kısımdan en iyi olanından mı zekâtı alır? Allah sizi mübarek kılsın ve bizden yana sizi hayırla mükafatlandırsın.
Cevap:
Ve aleykümselam ve rahmetullahi ve berakâtuh.
Zikretmiş olduğun "Şüphesiz biz onu ve malının yarısını alırız" hadisi ile ilgili olarak:
1- Ebu Davud, Behiz b. Hakîm’den, o babasından, o da dedesinden Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğunu tahric etmiştir:
فِي كُلِّ سَائِمَةِ إِبِلٍ فِي أَرْبَعِينَ بِنْتُ لَبُونٍ، وَلَا يُفَرَّقُ إِبِلٌ عَنْ حِسَابِهَا مَنْ أَعْطَاهَا مُؤْتَجِرًا - قَالَ ابْنُ الْعَلَاءِ مُؤْتَجِرًا بِهَا - فَلَهُ أَجْرُهَا، وَمَنْ مَنَعَهَا فَإِنَّا آخِذُوهَا وَشَطْرَ مَالِهِ، عَزْمَةً مِنْ عَزَمَاتِ رَبِّنَا عَزَّ وَجَلَّ، لَيْسَ لِآلِ مُحَمَّدٍ مِنْهَا شَيْءٌ
"Her kırk otlayan devede bir 'bintu lebûn' vardır. Develer hesabından ayrılmaz. Kim sevabını umarak -İbnü'l-Alâ, 'ecrini Allah'tan bekleyerek' demiştir- zekâtını verirse, onun için ecri vardır. Kim de onu vermezse, şüphesiz biz onu ve malının yarısını alırız. Bu, Rabbimiz Azze ve Celle'nin kesin emirlerinden biridir. Muhammed ailesine ondan bir şey helal değildir." (Ebu Davud)
2- Ahmed ve Nesâî de tahric etmiştir, lafız Ahmed’e aittir. Behiz b. Hakîm’den, o babasından, o da dedesinden şöyle dediğini işitmiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğunu işittim:
فِي كُلِّ إِبِلٍ سَائِمَةٍ. فِي كُلِّ أَرْبَعِينَ ابْنَةُ لَبُونٍ. لَا تُفَرَّقُ إِبِلٌ عَنْ حِسَابِهَا. مَنْ أَعْطَاهَا مُؤْتَجِرًا فَلَهُ أَجْرُهَا، وَمَنْ مَنَعَهَا فَإِنَّا آخِذُوهَا مِنْهُ وَشَطْرَ إِبِلِهِ عَزْمَةً مِنْ عَزَمَاتِ رَبِّنَا لَا يَحِلُّ لِآلِ مُحَمَّدٍ مِنْهَا شَيْءٌ
"Her otlayan deve sürüsünde; her kırk devede bir 'bintu lebûn' vardır. Develer hesabından ayrılmaz. Kim sevabını umarak zekâtını verirse onun için ecri vardır. Kim de onu vermezse, şüphesiz biz onu ve develerinin yarısını ondan alırız. Bu, Rabbimizin kesin emirlerinden biridir. Muhammed ailesine ondan bir şey helal değildir." (Ahmed)
• Bu hadisin anlaşılmasında fakihler ihtilaf etmişlerdir:
Bazıları nesih iddiasında bulunarak sadece zekâtın alınacağını söyler. Bazıları "şatr" (yarısı) rivayetinin bu şekilde (t harfinin sükunu ile) olmadığını, aksine meçhul fiil olarak "şuttira" (ikiye bölündü) şeklinde olduğunu, yani malının ikiye bölünüp zekât memurunun bu iki yarıdan dilediğini seçmesi olduğunu söyler. Bazıları ise ravinin vehme düştüğünü (hata yaptığını), doğrusunun "malının bir kısmından alırız" (من شطر ماله) veya "develerinin bir kısmından alırız" (من شطر إبله) olduğunu söylerler...
• Bu meselede benim katımda tercih edilen (racih) görüş şudur:
a- Meçhul fiil, vehim ve nesih konularına gelince; ben tüm bunları uzak görüyorum:
Meçhul fiil ihtimali uzaktır; çünkü hadisin tüm muteber rivayetlerinde "şatr" kelimesi meçhul formda değil, bu şekilde zikredilmiştir.
Vehim ihtimali de aynı şekilde uzaktır; zira rivayet "biz onu ondan malının yarısı olarak alırız" (فإنا آخذوها منه شطر ماله) şeklinde değildir ki "minhu" (ondan) kelimesindeki "hu" zamiri ravinin bir vehmi denilsin. Kaldı ki burada vehim söz konusu olamaz; çünkü Arapçayı bilen bir ravinin "minhu şatra malihi" demesi uzak bir ihtimaldir. Hele ki "minhu" kelimesini "vav" harfi takip ediyorsa, "min şatr" (yarısından) yerine "minhu ve şatra" (ondan ve yarısını) diyerek lafızda vehme düştüğünü söylemek oldukça uzaktır...
Meçhul fiil ve vehim hakkındaki durum budur. Nesih meselesine gelince; o da uzaktır çünkü tarih bilinmemektedir ve onlara göre nesih delili açık değildir. Ayrıca genel zekât delilleri, zekât vermeyene uygulanacak cezaya dair özel zekât delilini neshetmez.
b- Katımdaki tercih edilen görüş şudur: İlk hadis olan "Şüphesiz biz onu ve malının yarısını alırız" ifadesi, zekât vermeyen kimseden zekâtın zorla alınacağını ve malının yarısı kadar para cezasına çarptırılacağını ifade eder. Buradan malının tamamının yarısı anlaşılabilir; yani zekâtın vacip olduğu malı ve zekât miktarına ulaşmamış olsa bile sahip olduğu altın, gümüş, deve, sığır, koyun, buğday, arpa, hurma, üzüm ve ticaret malları gibi diğer tüm malları...
c- Diğer hadis ise: "Şüphesiz biz onu ve develerinin yarısını ondan alırız" ifadesidir. Bu ifade deve zekâtı zikredildikten ("Her otlayan deve sürüsünde...") sonra gelmiştir. Bu, "yarım" (şatr) ifadesinin sahip olduğu develere muzaaf (ait) olduğu anlamına gelir. Yani develerinin zekâtı ve develerinin yarısı alınır. Daha açık bir ifadeyle; eğer kırk otlayan devesi varsa, zekâtı bir "bintu lebûn"dur; sonra ondan bir başka ceza daha alınır ki o da kırkın yarısıdır.
d- İkinci hadis, kendisinden önceki hadisi tahsis eder (sınırlandırır). Yani tüm malının yarısı değil, zekâtı verilen malın (zekâtlık malın) yarısı ceza olarak alınır.
e- "Şatr" (شطر) kelimesinin manasına gelince; bu yarısı mı yoksa bir parçası mı demektir? Kamusu'l-Muhit'te şöyledir: (الشَّطْرُ: نِصفُ الشيءِ وجُزْؤُهُ - Şatr: Bir şeyin yarısı ve bir parçasıdır). Bu nedenle zekât vermeyen kişi hakkındaki bu uygulama halifenin benimsemesine bırakılır: Ya zekâtı ve zekâtlık malının yarısını alır ya da zekâtı ve zekâtlık malının bir kısmını alır. Bu, zekâtı vermediği için bir para cezasıdır... Ben yarısı olması görüşüne eğilimliyim; çünkü bu bir para cezasıdır ve para cezasında ceza ve şiddet manası vardır. En iyisini ve en doğrusunu Allah bilir.
Bilgi için şunu da belirtelim; biz bu konuyu para cezaları (garameler) delilleri arasında zikrettik. Yani malının yarısının alınması, Amval kitabında ve Ukubat (Cezalar) Sistemi kitabında geçtiği üzere bir para cezasıdır.
Kardeşiniz Ata bin Halil Ebu el-Raşta
Emir'in Facebook sayfasındaki cevap linki