Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Soru Cevap: Hâkimiyet Sevgisi Kavramı Hakkında

January 07, 2012
5758

Soru:

(Hizbu’t Tahrir’in Siyasi Mefhumlar kitabının 54. sayfasında "Devletler Arasındaki Çatışmanın Saikleri" başlığı altında şu ifadeler yer almaktadır): "Uluslararası çatışma tarihin şafağından beri iki saikten birinin dışına çıkmaz: Ya hâkimiyet ve gurur sevgisi ya da maddi çıkarlar peşinde koşmak. Hâkimiyet sevgisi ise ya Nazi Almanyası ve Faşist İtalya örneğinde olduğu gibi milletin ve halkın hâkimiyeti sevgisidir; ya da yaklaşık bin üç yüz yıl boyunca İslam Devleti'nde ve kurulduktan yetmiş yıl sonra, geçen yüzyılın doksanlı yıllarının başlarında çökmeden önceki otuz yıllık ömründe Komünist Devlette olduğu gibi, mebdenin (ideolojinin) hâkimiyeti ve yayılması sevgisidir."

İslam Devleti'nin diğer devletlerle olan çatışmasının mebde hâkimiyeti sevgisinden kaynaklanmadığını biliyoruz; çünkü hâkimiyet sevgisi beka içgüdüsünün bir tezahürüdür. İslam mebdesini yaymak ve ona olan sevgimiz ise beka içgüdüsünden değil, Allah'ın emir ve nehiylerinden, yani tedeyyün içgüdüsünden kaynaklanmaktadır. Öyleyse, İslam Devleti açısından uluslararası çatışma İslam'ı yaymak için olduğu halde, neden tedeyyün içgüdüsü yerine beka içgüdüsü saikiyle hareket edildiğini söyledik? Mefhumlar kitabında geçen bu hususun açıklanmasını rica ediyorum. Allah hayrınızı artırsın.

Cevap:

Görünüşe göre soruyu soran kişi içgüdüsel tezahür konusunda bir karışıklık yaşamış ve bunun devlet için de geçerli olduğunu sanmıştır. Bu nedenle "mebde hâkimiyeti sevgisi..." cümlesinin beka içgüdüsünün bir tezahürüne delalet ettiğini düşünmüştür.

İçgüdü tezahürlerinin devletlerle değil, bireylerle ilgili olduğu fark edildiğinde bu karışıklık ortadan kalkacaktır. Eğer "Bu birey hâkimiyeti seviyor" dersek, evet, burada hâkimiyet beka içgüdüsünün bir tezahürüdür. Bireyin hâkimiyet sevgisi uğruna başkalarıyla çatıştığını söylememiz, beka içgüdüsünün bir tezahürünü tatmin etmek içindir... Bu nedenle, "Bu birey hâkimiyet sevgisi için cihad ediyor" veya "Onun cihadındaki saik hâkimiyet sevgisidir" denilmesi caiz değildir; bilakis onun saiki Allah Sübhânehu ve Teâlâ'ya itaat ve O'nun emrine icabet olmalıdır... Ancak bu durum devletler için geçerli değildir. Devletin tatmin etmek istediği bir tedeyyün içgüdüsü, beka içgüdüsü veya nev içgüdüsü olduğu söylenemez!

Soruyu soran kişinin kendisine nev içgüdüsü ve onun tezahürlerini sorması bu sorunu çözebilir; zira devletin tatmin edilecek bir nev içgüdüsüne sahip olduğunu söyleyemeyeceği kuşkusuzdur! Aynı durum, bireylerle bağlantılı olan tüm içgüdüler için de geçerlidir.

Bu husus soruyu soran kişi için netleştiğinde, sorusu zaten cevabını da içinde barındırmış olur. Çünkü kitapta geçen ifade şudur:

"Uluslararası çatışma tarihin şafağından beri ve Kıyamet saatine kadar iki saikten birinin dışına çıkmaz: Ya hâkimiyet ve gurur sevgisi ya da maddi çıkarlar peşinde koşmak. Hâkimiyet sevgisi ise ya milletin ve halkın hâkimiyeti sevgisidir... ya da İslam Devleti örneğinde olduğu gibi mebdenin hâkimiyeti ve yayılması sevgisidir..." (Alıntı bitti).

Bu, İslam Devleti açısından uluslararası çatışmanın, İslami mebdenin hâkimiyeti sevgisi olduğu anlamına gelir. Yani İslam'ı uygulayan ve yayan bir devlete sahip olunmasıyla mebdenin hâkim kılınmasına dair şer'i hükme icabet edilmesidir. Burada, bunun devlet için bir tedeyyün içgüdüsü tezahürü olduğu söylenmediği gibi, devlet için bir beka içgüdüsü tezahürü olduğu da söylenmez. Aksine bu, devletin yerine getirmesi gereken şer'i bir hükümdür. Çünkü devletin içgüdüleri yoktur, içgüdüler bireylere aittir.

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın