Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Soru-Cevap: Hadislerin Kabulü ve Reddi Hakkında

September 11, 2013
4607

(Hizb-ut Tahrir Emiri Alim Ata bin Halil Ebu el-Raşta'nın Facebook Sayfası Takipçilerinin Sorularına Verdiği Cevaplar Serisi)

Mohamed Mahmoud Sarhan'a

Soru:

"Bu, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in hadislerinin derinliklerini araştıran muhakkiklerin yolu değildir...

Fetvaya veya onun bir yönüne itiraz eden yorumları, edep ve ilim sınırlarını aşmamasına rağmen silip sadece 'filan kişi: yorumunuz ulaştı' ifadesiyle yetinmeniz; ne ilimden, ne faziletten ne de tevazudandır. Bu kimin hidayetidir? Yoksa bu, Şeyh’in şahsına yönelik körü körüne bir taassup ve onun görüşlerini veya söylediklerini ilahlaştırma türü müdür?

Allah’tan korkun ve alimlerin yoluna bağlı kalın; ilme ilimle karşılık verilir, taassup veya üstünlük taslayarak silip yok sayarak değil." (Bitti)

Cevap:

(Soruna selamla değil de husumetle başlamış olsan da, en azından kalbinden selam verdiğini varsayarak cevaba başlıyoruz! Ve cevabımıza başlıyoruz:

Ve Aleykümselam ve Rahmetullahi ve Berakatuh.

1- "Admin" sana cevap verip sayfa ziyaretçilerine yönelik, cevapta gecikirsek bize mazeret bulmaları konusundaki mesajımı hatırlatmasına rağmen, sen yine oklarını fırlatmaya devam ettin. Oradan oraya gidip soruyor, hatta saldırıyor ve saldırıyorsun. Nihayet El-Kinane sayfasına ulaşıp onlara da aynı yöntemle yazdın... Söylüyor da söylüyorsun. Buna rağmen sayfa sahibi sana cevap verdi ve alimlerin sözlerinden sana yetecek kadar nakil yaptı. Fakat sen sanki aramızda bir husumet varmış gibi yine dönüp dolaşıp saldırıyorsun! Oysa hakkı bilmek için soran ve hidayete ermek, doğruya ulaşmak için samimiyetle çaba sarf eden kimse, hayırla ve güzelce sorar... Kendisine soru sorduğu kişiye saygı duyan bir ilim talebesi gibi sorar. Hatta kendisinin alim olduğunu düşünse bile, sorusunda ilim ehlinin yolunu izler...

2- "Ashabım yıldızlar gibidir..." hadisi hakkındaki cevabımıza yönelik bu ısrarlı saldırına hayret ettim! Bir süredir sayfa ile ilgilenemedim... Sonra söz konusu hadis hakkındaki yorumun bana ulaştı ve gördüm ki sağa sola eleştiriler savuruyor, rastgele vuruyorsun. "Hadis metin bakımından münkerdir..." diyorsun ve bunu, bir meselede sahabe arasında ihtilaf varken onlara uymanın (iktidanın) doğru olamayacağı gerekçesiyle açıklıyorsun! Her bir sahabenin müctehid olduğunu ve ihtilaf etseler bile şer’i hükümde onları taklit etmenin caiz olduğunu bilmiyor musun? Müslümanlar, tek lafızla yapılan üç talakın bir talak sayılması konusunda Ebu Bekir’i taklit etmediler mi? Sonra Ömer gelip bunu üç talak (yani beynuneti kübra) sayınca, Müslümanlar bu konuda onu taklit etmediler mi? Bu sadece imamın benimsemesi (tebni) ile ilgili de değildir; imamın benimsediği konular dışında, herhangi bir müctehidi de kendi usulü ve şartları dairesinde taklit etmek caizdir... Ayrıca fıkıh kitaplarını hiç incelemedin mi? Orada müctehidlerin tek bir meselede farklı görüşlere sahip olduklarını, buna rağmen her birinin bu hükmü Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın Kitabı’ndan, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in sünnetinden ve bu ikisinin işaret ettiklerinden zann-ı galibine göre istinbat ettiği için onları taklit etmenin caiz olduğunu görmedin mi?

Bir ilim talebesi ya da -kendin için bunu arzu ediyorsan- bir alim için bu gizli kalabilir mi? Müctehidlerin hepsinin bir meselede aynı görüşte olması mı vaciptir? Yoksa önemli olan, içtihatlarının içtihat usulüne uygun olarak Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın Kitabı’na ve Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in sünnetine dayanması mıdır? Fıkıh kitaplarındaki meselelere bakmadın mı? Eğer baktıysan, delilleri tercih etme metoduna göre birine göre sahih olan ancak diğerine göre sahih olmayan delillerden hükümlerin nasıl istinbat edildiğini görmedin mi? Bahsettiğin müzaraa hükmü gibi; fakihlerden kimisi elindeki güçlü şer’i delillere göre onu helal sayarken, kimisi haram saymıştır. Bu hüküm bile, müctehidlerin görüşlerinin meselelerde farklılık gösterebileceğini ve senin de bulunduğun konum itibariyle şer’i hükmü alabileceğini göstermeye yeterlidir: Eğer mukallid veya müttebi iseniz, delilini öğrendikten sonra ilmine güvendiğiniz bir müctehidi taklit edersiniz. Yok eğer kendinizde içtihat ehliyetini ve usulüne göre buna güç yetirebileceğinizi görüyorsanız, o zaman içtihat edin...

3- Yukarıdakilerle başlamayı tercih ettim çünkü deliller ve istidlal ilmini iyice tefekkür etmeden delilleri düzeltme konusundaki hırsın beni şaşırttı. Zannettin ki bir hadis birine göre zayıfsa, bir başkasına göre sahih veya hasan olamaz. Ve zihninde canlandırdın ki hasan hadis tanımı birine göre bu ise, başka bir tanımı olamaz! Oysa sayfamızda bize verdiğin cevaplarda bizzat sen diyorsun ki: "Alimler Hasan hadisi ondan fazla şekilde tanımlamışlardır." Ve ekliyorsun: "Hattabi'nin tanımı alimler tarafından eleştirilmiştir," ve "Tirmizi'nin tanımı üzerinde yapılan sorgulamalar ve nakiller, onu açıklama çabalarını aşmaktadır." Yani senin gözünde ne Hattabi (ki o kimdir malum), ne de hadis ilminin dev ismi Tirmizi makbuldür. Bizim hasan hadis tanımımız ise sadece hoşuna gitmemekle kalmıyor, bir de ona saldırıyorsun. Bu kadarla da kalmıyor; Hanefilerin, Malikilerin, Şafiilerin ve Hanbelilerin aldığı ve bizim hasan tanımımıza uyan bir hadis, Muhammed Mahmoud Sarhan nezdinde hiçbir şey ifade etmiyor! İtirazın daha da şiddetleniyor çünkü sana göre hadis sahih olsa bile bu, sahabenin taklit edilebileceği anlamına gelir; bu ise senin için büyük bir meseledir, çünkü bir sahabe başka bir sahabe ile bir meselede ihtilaf etmektedir! Subhanallah, Allah'ın yarattıkları üzerindeki takdiri ne kadar çeşitlidir!

Böylece ne Hattabi'nin tanımı seni razı ediyor, ne Tirmizi seni tatmin ediyor, ne bizim tanımımız işine yarıyor, hatta sahabeyi taklit etmek bile seni ikna etmiyor!

Bu arada, sanki sen Sahih-i Müslim'de yaklaşık otuz hadisi, Sahih-i Buhari'de ise yaklaşık on beş hadisi zayıf sayan o kişinin talebesi gibisin... Onun talebelerinden biriyle konuşmuş ve "Bu nasıl olur? Buhari hadis ilminde büyük bir alimdir, Müslim de hadis ilminde büyüktür?" diye sormuştum. Bana "Bunda ne var ki, hepimiz beşeriz, önemli olan senettir!" diye cevap vermişti. Bu seni memnun eder mi? Hadisleri zayıf saymak ve reddetmek böyle mi olur... Ey güzel isimli "Muhammed"?

4- Hadislerin kabulü ve reddi, bu ilmi hakkıyla kavramayan kimsenin kapısından girmemesi gereken bir ilimdir. Burada sana bu ilmin bazı yönlerini hatırlatmamda fayda var, Allah seni doğru yola iletsin:

a- Bazı muhaddislerin katında sika (güvenilir) kabul edilen raviler, bazılarının katında sika kabul edilmeyebilir veya bazılarının katında meçhul sayılanlar, başkaları tarafından bilinen raviler olabilir. Bir yolla sahih olmayan, ancak başka bir yolla sahih olan hadisler vardır. Bazıları nezdinde sahih olmayan ancak başkaları nezdinde sahih olan yollar (senetler) vardır. Bazı muhaddislerin itibar etmeyip eleştirdiği, ancak diğer muhaddislerin itibar edip delil getirdiği hadisler vardır. Bazı hadis ehlinin eleştirdiği, ancak fakihlerin genelinin kabul edip delil getirdiği hadisler vardır. Dolayısıyla insanları, hadisin sahih veya hasan olduğu konusunda belli bir görüşe zorlamak doğru değildir ve hadislerin gerçeğine aykırıdır... Muteber fakihlerin içtihatlarını inceleyenler görürler ki; biri bir hadisi delil olarak kullanırken diğeri onu almaz. Çünkü birincisine göre sahihtir, ikincisine göre değildir. Bunu Hanefilerde, Malikilerde, Şafiilerde, Hanbelilerde ve diğerlerinde görürsünüz... Bu yüzden bir hadisi eleştirmeye veya reddetmeye kalkışmadan önce temkinli olmak ve düşünmek gerekir. Ravileri ve hadisleri takip edenler, muhaddisler arasındaki bu ihtilafın çok fazla olduğunu görürler; bunun örnekleri pek çoktur:

b- Örneğin: Ebu Davud, Amr bin Şuayb'dan, o babasından, o da dedesinden Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

الْمُسْلِمُونَ تَتَكاَفَأُ دِمَاؤُهُمْ. يَسْعَى بِذِمَّتِهِمْ أَدْنَاهُمْ، وَيُجِيرُ عَلَيْهِمْ أَقْصَاهُمْ، وَهُمْ يَدٌ عَلَى مَنْ سِوَاهُمْ يَرُدُّ مُشِدُّهُمْ عَلَى مُضْعِفِهِمْ، وَمُتَسَرِّيهِمْ عَلَى قَاعِدِهِمْ...

"Müslümanların kanları eşittir. En aşağıdakileri bile onların zimmetini (verdiği sözü) yürütmeye çalışır. En uzaktakileri bile onlar adına himaye verebilir. Onlar kendilerinden başkalarına karşı bir eldirler. Güçlü olanları zayıf olanlarına, (seriyyeye) çıkanları oturanlarına (ganimeti) geri verir..."

Bu hadisin ravilerinden olan Amr bin Şuayb, Amr bin Şuayb'ın babasından, onun da dedesinden yaptığı rivayetler hakkında meşhur bir tartışma vardır. Buna rağmen pek çok kişi onun hadisiyle delil getirmiş, başkaları ise reddetmiştir...

c- Örneğin Darakutni'de Hasan'dan, o da Ubade ve Enes bin Malik'ten Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:

مَا وُزِنَ مِثْلٌ بِمِثْلٍ إِذَا كَانَ نَوْعًا وَاحِدًا وَمَا كيلَ فَمِثْلُ ذَلِكَ، فَإِذَا اخْتَلَفَ النَّوْعَانِ فَلَا بَأْسَ بِهِ

"Tartılan bir şey aynı türden ise misli misline (eşit) tartılır, ölçülen de aynı şekildedir. Eğer türler farklı ise bunda bir beis yoktur."

Bu hadisin senedinde er-Rabi' bin Sabih vardır; Ebu Zür'a onu sika kabul etmiş, bir grup ise zayıf saymıştır... Eğer biri bu hadisle veya senedinde er-Rabi' bin Sabih bulunan bir hadisle delil getirirse, şer'i bir delille istidlal etmiş olur...

d- Örneğin: Ahmed rivayet ederek dedi ki: Bize İbn Nümeyr anlattı, bize Malik bin Enes anlattı, bana el-Esved bin Süfyan'ın azatlısı Abdullah bin Yezid, Ebu Ayyaş'tan, o da Sa'd bin Ebi Vakkas'tan anlattı: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e kuru hurma karşılığında yaş hurma (satılması) soruldu. O da: "Yaş hurma kuruyunca azalmaz mı?" buyurdu. "Evet" dediler. Bunun üzerine "onu kerih gördü." Ebu Davud ise şu lafızla rivayet etti: Bize Abdullah bin Mesleme, Malik'ten, o Abdullah bin Yezid'den, o Zeyd Ebu Ayyaş'tan, o da Sa'd bin Ebi Vakkas'tan bildirdiğine göre: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yaş hurma karşılığında kuru hurma satın alınması hakkında sorulduğunu işittim. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem:

أَيَنْقُصُ الرُّطَبُ إِذَا يَبِسَ؟ قَالُوا نَعَمْ، فَنَهَاهُ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ عَنْ ذَلِكَ

"Yaş hurma kuruyunca azalmaz mı? dediler ki evet, bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bunu yasakladı."

Bu hadisi Tirmizi sahih kabul etmiş, aralarında Tahavi, Taberi, İbn Hazm ve Abdülhak'ın bulunduğu bir grup ise senedinde meçhul olan Zeyd Ebu Ayyaş olduğu gerekçesiyle illetli saymıştır. Et-Telhis'te cevap olarak Darakutni'nin onun (Zeyd Ebu Ayyaş'ın) "sika ve sebt" (güvenilir ve sağlam) olduğunu söylediği ifade edilir. Münziri ise şöyle demiştir: "Ondan iki sika ravi rivayette bulunmuştur ve Malik, titiz eleştirilerine rağmen ona dayanmıştır." Dolayısıyla biri bu hadisi şer'i bir delil kabul ederse veya içinde Zeyd Ebu Ayyaş bulunan bir hadisle istidlal ederse, şer'i bir delille istidlal etmiş olur.

Dolayısıyla, hadislerin kabulü veya reddi, ancak bu işin ehli olanların girebileceği bir ilimdir...

5- Ayrıca sana bir hususu daha belirteyim; belki de bu meselede yaşadığın kafa karışıklığının sebebi, "Hangisine uyarsanız hidayete erersiniz" hadisindeki "uymanın" (iktida), Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem için geçerli olduğu gibi söz, fiil veya takrirle delil getirmek anlamına geldiğini zannetmendir. Bu zannınla sahabeye yönelik genel bir "uyma" ifadesini ağır buldun ve belki de bu zan seni "Hadis metin bakımından münkerdir!" demeye sevk etti.

Oysa durum böyle değildir. İktida (uyma) kelimesinin lügatte farklı anlamları vardır ve sözün bağlamı kastedilen manayı açıklar. Istılahi manadaki iktida yani söz, fiil ve takrirle delil getirme sadece Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e mahsustur; bu anlamda uyulacak kişi sadece odur. Ancak bu ıstılahi manadan uzak olan diğer anlamlar başkaları için de kullanılabilir; birine uymak, onun gibi olmak, onun fiilinden ilham almak (istinas), onu taklit etmek, ona tabi olmak veya onun razı olduğundan razı olmak gibi... Bu, ilim ve basiret sahipleri, hak ve takva yolunda güçlü olanlar, bilinçli ve feraset sahipleri veya namaz imamları hakkında sözün bağlamına göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem dışındakiler için de kullanılabilir. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ashabı gibisi var mıdır? Onlar Resulullah'tan sonra yaratılmışların en hayırlısıdır ve onların asrı, Resulullah'tan sonraki en hayırlı asırdır.

Lisanü’l Arab'da şöyle geçer: "Cevheri dedi ki: İmam, kendisine uyulan (yuktedâ bih) kişidir, çoğulu eimmedir..."

"Kur’an Müslümanların imamıdır, Efendimiz Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem imamların imamıdır, halife halkın imamıdır ve ordu imamı onların komutanıdır..."

"Cemaate namazda imamlık ettim (ememtü). Ona tabi oldu (i'temme bihi), yani ona uydu (iktedâ bihi)."

"Esve ve isve: Örnek (kudve). Ona uy (i'tesi bihi), yani ona iktida et ve onun gibi ol denir. Leys dedi ki: Filan kişi falanı örnek alıyor (ye'tesi bi-fulan), yani onun razı olduğuna kendisi için de razı oluyor, ona uyuyor ve onun gibi davranıyor."

"Herevî dedi ki: Onu örnek aldı (te'assâ bihi), fiiline tabi oldu ve ona uydu."

"Tehzib'de şöyle denir: Filan kişi falanın örneğini takip ediyor (yehtezî alâ misâli fulan), işinde ona uyuyor."

"Kudve ve kidve: Örnek (üsve). Filan kişi kendisine uyulan bir örnektir (kudvetun yuktedâ bih) denir. İbnü’l-A’râbî dedi ki: Kadve öne geçmektir. Bir kişi tüm güzel vasıflarda öne çıktığında; ona kimse yetişemez, kimse ona denk olamaz, kimse onunla yarışamaz denir."

Gördüğün gibi, ıstılah dışındaki iktida lafızı, takva ve safiyet sahibi kişiler hakkında; onlara benzemek, görüşlerinden yararlanmak, içtihatlarında onları taklit etmek, namazda onlara tabi olmak veya cihat ve ribat saflarında onlara uymak anlamında kullanılabilir.

6- Bizim hasan hadis tanımımız –ki bizce doğru olan budur– söz konusu hadis-i şerife uymaktadır... Onu rivayet eden Razin'in kim olduğu soruna gelince; o, Razin bin Muaviye bin Ammar'dır. Siyeru A'lâmi'n-Nübelâ'da (20/204) geçtiği üzere, onu Tecridü's-Sıhah adlı kitabında rivayet etmiştir. Hicri 748 yılında vefat eden Siyeru A'lâmi'n-Nübelâ müellifi Hafız Şemseddin Muhammed bin Ahmed bin Osman ez-Zehebî, onun hakkında şunları zikretmiştir: "129- Razin bin Muaviye bin Ammar, meşhur muhaddis imam, Ebu’l-Hasan el-Abderî el-Endelüsî es-Sarakustî, Tecridü’s-Sıhah kitabının sahibi. Uzun süre Mekke’de ikamet etti. Orada İsa bin Ebi Zer’den Buhari'nin Sahih'ini, Müslim bin Ebi Abdullah et-Taberi'den de Müslim'in Sahih'ini dinledi... Ondan Harem kadısı Ebu’l-Muzaffer Muhammed bin Ali et-Taberi, Hafız Ebu Musa el-Medini ve Hafız İbn Asakir rivayette bulunmuştur. İbn Asakir onun için: 'Harem'deki Malikilerin imamıydı' demiştir... Hicri 535 yılının Muharrem ayında Mekke’de vefat etti..." Zikrettiklerimizin bir kısmı bile hadisin hasan sayılması için yeterliyken, ya tamamı nasıldır? Dolayısıyla, yukarıda açıkladığımız üzere, başkaları zayıf saymış olsa bile bu hadis bizim nezdimizde hasandır. Bir hadisin bazıları nezdinde muteber, bazıları nezdinde zayıf olması şaşılacak bir durum değildir. Bu ilme kapısından giren, manalarını tefekkür eden ve delaletlerini kavrayan kimsenin kalbine Allah hidayet verir ve o kişi hakkı açık ve net bir şekilde görür. Allah doğru yola iletendir.

7- Sonuç olarak, senin için müphem kalan ve yanlış olduğunu düşündüğün hususlarda sana cevap verdik. Bu cevabın ve öncekilerin yeterli ve tatmin edici olmasını umuyorum... Eğer Allah göğsünü buna açar, bununla hidayet bulur ve üzerindeki perde kalkarsa... İşte bizim istediğimiz ve arzuladığımız budur. Ancak konu eğer hakkı bulmak için değil de, laf yetiştirmek ve çekişmek yani boş tartışma (mirâ) ve cedel ise... Bunu sevmeyiz. Zira vaktimiz sınırlıdır ve ondan hesaba çekileceğiz. Onu hiçbir faydası olmayan boş tartışmalarla ziyan etmemiz doğru olmaz. Allah Teâlâ’nın şu ayetini okuyan bir mümin:

مَا يَلْفِظُ مِنْ قَوْلٍ إِلَّا لَدَيْهِ رَقِيبٌ عَتِيدٌ

"O, hiçbir söz söylemez ki, yanında (onu gözetleyen, dediklerini zapteden) hazır bir gözcü bulunmasın." (Kâf [50]: 18)

Boş tartışmalardan uzak durmak için elinden geleni yapar. Lisanü’l Arab'da mirâ (boş tartışma) hakkında şöyle geçer: "Aslı lügatte cedeldir ve kişinin muhatabından husumet içeren söz ve manalar çıkarmaya çalışmasıdır..." Yine orada şöyle geçer: "Onunla mârertü ve mâreytü dediğinde, ona muhalefet ettin ve ona zorluk çıkardın demektir." Dolayısıyla boş tartışmada hedef hakkı bilmek ve ona ulaşmak değil, sadece rahatsızlık vermek ve "dalaşmak" amacıyla laf yetiştirmektir; bizim ise buna ihtiyacımız yok! Taberani, el-Kebir'de Abdullah bin Yezid bin Adem ed-Dımaşkî’den rivayet ettiğine göre; Ebu’d Derdâ, Ebu Ümâme, Vâsıle bin el-Eska' ve Enes bin Mâlik dediler ki: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir gün biz din işinden bir konuda boş tartışma (temârâ) halindeyken yanımıza çıktı. Daha önce hiç olmadığı kadar şiddetli bir şekilde gazaplandı. Sonra bizi azarlayarak şöyle buyurdu:

مَهْلًا يَا أُمَّةَ مُحَمَّدٍ، إِنَّمَا هَلَكَ مَنْ كَانَ قَبْلَكُمْ بِهَذَا، أَخَذُوا الْمِرَاءَ لِقِلَّةِ خَيْرِهِ

"Sakin olun ey Muhammed ümmeti! Sizden öncekiler ancak bu yüzden helak oldular; hayrı az olduğu için boş tartışmaya (mirâya) daldılar."

Ayrıca bir kişide boş tartışmanın bulunması, o kişinin salih amele gömülmediğinin, onunla hemhal olmadığının ve onunla meşgul olmadığının delilidir... Eğer işinde ciddi, azimli ve gayretli olsaydı, gece gündüz kendisine hayır getirecek şeylerle faydalansa idi, boş tartışmaya vakit bulamazdı. Hadisü’z-Zühri kitabında müellifi Ebu’l Fadl el-Bağdadi (v. 381 h.) şöyle anlatır: "Ebu’l Fadl ez-Zühri size haber verdi... Malik bin Dinar'dan dedi ki: Hasan (el-Basri) ile birlikte oturuyordum. Mescitte boş tartışma yapan bir grubun sesini işitti ve dedi ki: 'Ey Malik! Bunlar ibadetten bıkmış, takvadan nefret etmiş ve konuşmayı amelden daha hafif bulmuş bir topluluktur.'" Evet, eğer samimiyetle ve ihlasla çalışıyor olsalardı, boş tartışma için vakit bulamazlardı...

8- Son söz olarak; Allah Subhanehu ve Teâlâ'dan bizim için, senin için, bu sayfanın takipçileri ve misafirleri için ve tüm Müslümanlar için işlerin en doğrusuna hidayet etmesini, şerre götüren boş tartışmalardan korumasını ve Müslümanların kalplerinden birbirlerine karşı olan kini söküp atmasını dilerim. Böylece karşılıklı tahtlar üzerinde oturan kardeşler olurlar:

وَنَزَعْنَا مَا فِي صُدُورِهِمْ مِنْ غِلٍّ إِخْوَانًا عَلَى سُرُرٍ مُتَقَابِلِينَ

"Biz, onların kalplerindeki kinleri söküp attık; artık onlar tahtlar üzerinde karşı karşıya oturan kardeşlerdir." (Hicr [15]: 47)

Allah Subhanehu'nun dünyada bizi Ukab Sancağı'nın, "Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resulullah" sancağının gölgesinde gölgelendirmesini; ahirette ise Kendi gölgesinden başka hiçbir gölgenin olmadığı o günde bizi gölgesiyle gölgelendirmesini niyaz ederim. İşte büyük kurtuluş budur.

Kardeşiniz Ata bin Halil Ebu el-Raşta

Emir'in Facebook sayfasındaki cevabın bağlantısı

Emir'in web sitesindeki cevabın bağlantısı

Emir'in Google Plus sayfasındaki cevabın bağlantısı

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın