Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Soru Cevabı: Rasulullah (sav)’in Medine’ye Hicret Etmeyi Düşünmesi Hakkında

March 05, 2014
3922

(Hizb-ut Tahrir Emiri Âlim Ata b. Halil Ebu’r Raşta’nın Facebook Sayfası Takipçilerinden Gelen Sorulara Verdiği Cevaplar Serisi)

Ayman Alfjjary’ye

Soru:

Selamun Aleykum, Emirimize ve inşallah yakında halifemize bir sorum var:

İslam Devleti kitabında, İkinci Akabe Biatı ve sonrası konusunda Rasulullah (sav) hakkında, hicretin Allah’tan bir vahiy olmasına rağmen "hicreti düşündü" ifadesi gibi, daha fazla noktada "düşündü" ifadesi geçmektedir.

Buradaki "düşünme" ile ne kastedildiğinin açıklanmasını rica ediyorum, Allah sizi mübarek kılsın?

Cevap:

Ve Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuh,

Rasulullah (sav)’in hicreti düşünmesi konusundaki soruna doğrudan cevap vermeden önce, cevabın inşallah daha net anlaşılması için seni nusret talebinin başlangıcından İkinci Akabe Biatı’na ve ardından hicrete kadar olan sürece geri götüreceğim:

1- Hatice (ra) hicretten üç yıl önce vefat etmiştir. Aynı yıl içerisinde, Eyunu’l-Eser’de geçtiği üzere Ebu Talib de vefat etmiştir. Orada şöyle denmektedir:

(...Katâde’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Hatice, hicretten üç yıl önce Mekke’de vefat etti. O, Peygamber (sav)’e iman edenlerin ilkiydi. Dedi ki... Sonra Huveylid’in kızı Hatice ve Ebu Talib aynı yıl içinde öldüler. Böylece Rasulullah (sav) için iki musibet peş peşe geldi: Hatice ve Ebu Talib’in vefatı. Hatice, İslam hususunda doğru bir vezirdi ve Rasulullah (sav) onun yanında huzur bulurdu. Dedi ki: Ziyâd el-Bekkâî, İbn İshak’tan naklen demiştir ki: Hatice ve Ebu Talib aynı yıl içinde vefat ettiler. Bu, Rasulullah (sav)’in peygamberliğinden on yıl sonra, Medine’ye hicretinden üç yıl önceydi. İbn Kuteybe, Hatice’nin Ebu Talib’den üç gün sonra vefat ettiğini zikretmiştir. Beyhakî de buna benzer bir rivayette bulunmuştur.) Bitti.

2- Vakidî’den rivayet edildiğine göre: (Hatice, Ebu Talib’den otuz beş gece önce vefat etti, başka şeyler de söylendi. Ebu Talib öldüğünde, Kureyş Rasulullah (sav)’e, Ebu Talib’in hayatında cüret edemedikleri eziyetlerde bulundu. Öyle ki Kureyş’in sefihlerinden biri karşısına çıkıp başına toprak saçtı. Rasulullah (sav) başında toprak olduğu halde evine girdi. Kızlarından biri kalkıp ağlayarak başındaki toprağı yıkamaya başladı. Rasulullah (sav) ise şöyle buyuruyordu: "Ağlama kızım, çünkü Allah babanı koruyacaktır." Bu esnada şöyle de diyordu:

مَا نَالَتْ مِنِّي قُرَيْشٌ شَيْئًا أَكْرَهُهُ حَتَّى مَاتَ أَبُو طَالِبٍ

"Ebu Talib ölene kadar Kureyş bana hoşlanmadığım bir şey yapamadı.")

3- Bu zor şartlar altında Allah, Rasulü (sav)’i iki büyük ve muazzam olayla onurlandırdı: İsra ve Miraç; ve davanın korunması ile devletin kurulması için kabilelerin güç ehlinden nusret (yardım) talep etmesi hususunda Rasulullah (sav)’e izin verilmesi... İsra ve Miraç konusunun yeri burası değildir. Nusret talebi konusunda ise Eyunu’l-Eser sahibi ve diğer siyer âlimleri şöyle demiştir:

(Rasulullah (sav), peygamberliğin onuncu yılı Şevval ayı sonlarında Taif’e çıktı. Taif’e tek başına çıktı -İbn Sa’d ise yanında Zeyd b. Harise’nin olduğunu söylemiştir- Sakif kabilesinden nusret ve kendi kavmine karşı korunma talep etmek, Allah’tan getirdiklerini onların kabul etmesini ummak için gitti. Taif’e vardığında, o gün Sakif’in efendileri ve eşrafı olan üç kardeşe gitti: Abduyâlil, Mes’ud ve Habîb, Amr b. Umeyr b. Avf b. Ukde b. Gıyere b. Avf b. Sakif’in oğulları... İcabet etmediler... Aksine sefihlerini ona kışkırttılar...) Bitti.

4- Bundan sonra nusret talebi devam etti. Rasulullah (sav) Arap kabilelerinin toplandığı hac mevsimlerinde kendisini onlara sunuyor, onları Allah’a davet ediyor, kendisinin gönderilmiş bir peygamber olduğunu haber veriyor ve Allah’ın kendisiyle gönderdiği şeyi onlara açıklayana kadar kendisini tasdik etmelerini ve korumalarını istiyordu... Bu kapsamda Kinde kabilesine konaklarında gitti; içlerinde Mulayh denilen bir liderleri vardı, onları Allah Azze ve Celle’ye davet etti ve kendisini sundu ama reddettiler... Kelb kabilesine, onların bir kolu olan Banu Abdillah’a konaklarında gitti, onları Allah’a davet etti ve kendisini sundu. Hatta onlara: "Ey Abdillah oğulları, şüphesiz Allah babanızın ismini güzel kılmıştır" buyurdu ama ona sunduğu şeyi kabul etmediler... Banu Hanife’ye konaklarında gitti, onları Allah’a davet etti ve kendisini sundu. Araplar arasında onlardan daha çirkin bir şekilde reddeden olmamıştı... Banu Âmir b. Sa’sa’a’ya gitti, onları Allah’a davet etti ve kendisini sundu. Onlar, Rasulullah (sav)’den sonra yönetimin kendilerinde olması şartını koştular. Rasulullah (sav) ise:

«الأمر لله يضعه حيث يشاء»

"İş (yönetim) Allah'a aittir, onu dilediği yere koyar" buyurdu. Onlar ise reddederek "Senin işine ihtiyacımız yok" dediler... Sonra Rasulullah (sav), Ebu Bekir ve Ali b. Ebu Talib (ra) ile birlikte çıktı... Ali şöyle dedi: Ebu Bekir her hayırda öndeydi ve "Siz kimsiniz?" dedi. Onlar "Şeyban b. Sa’lebe’deniz" dediler. Ebu Bekir, Rasulullah (sav)’e dönerek: "Anam babam sana feda olsun, bunlar kavimleri içinde seçkin kimselerdir, aralarında Mefrûk b. Amr da var" dedi... Mefrûk: "Belki de sen Kureyş’in kardeşisin?" dedi. Ebu Bekir: "Onun Allah’ın Rasulü olduğu haberi size ulaşmadı mı? İşte o budur" dedi. Mefrûk: "Bize onun bunu zikrettiği haberi ulaştı. Peki, ey Kureyş’in kardeşi, neye davet ediyorsun?" dedi. Bunun üzerine Rasulullah (sav) öne çıkarak şöyle buyurdu:

«أدعو إلى شهادة أن لا إله إلا الله وحده لا شريك له وأني رسول الله وأن تؤووني وتنصروني فإن قريشا قد تظاهرت على أمر الله وكذبت رسله واستغنت بالباطل عن الحق والله هو الغنى الحميد...»

"Allah’tan başka ilah olmadığına, O’nun bir olduğuna ve ortağı bulunmadığına, benim de Allah’ın Rasulü olduğuma şehadet etmeye davet ediyorum. Ayrıca beni barındırmanızı ve bana yardım etmenizi (nusret) istiyorum; çünkü Kureyş, Allah’ın emrine karşı birleşti, O’nun rasullerini yalanladı ve batıl ile haktan yüz çevirdi. Allah ise her bakımdan zengindir, övülmeye layıktır..." Topluluk şöyle dedi: "...Biz Kisra (Pers Kralı) ile bir ahit yaptık; yeni bir iş çıkarmayacağımıza ve yeni bir iş çıkaranı barındırmayacağımıza dair söz verdik. Görüyorum ki senin bizi davet ettiğin bu şey hükümdarların hoşlanmayacağı bir şeydir. Eğer seni Arap sularına yakın yerlerde barındırmamızı ve sana yardım etmemizi istersen bunu yaparız." Rasulullah (sav) ise şöyle buyurdu:

«ما أسأتم في الرد إذ فصحتم في الصدق وإن دين الله لن ينصره إلا من حاطه من جميع جوانبه»

"Dürüstlükle açıkça konuştuğunuzda cevabınızda kötülük etmediniz. Şüphesiz ki Allah’ın dinine ancak onu her yönden kuşatan kimse yardım edebilir."

5- Sonra Eyunu’l-Eser ve diğer siyer kitaplarında şöyle geçmektedir:

(İbn İshak dedi ki: Allah dinini üstün kılmayı, Peygamberini aziz etmeyi ve ona olan vaadini gerçekleştirmeyi murat ettiğinde, Rasulullah (sav) Ensar’dan bir grup Hazreçli ile karşılaştığı mevsimde çıktı. Rasulullah (sav) onlara şöyle dedi:

«أَفَلا تَجْلِسُونَ أُكَلِّمُكُمْ؟»

"Oturup sizinle konuşayım mı?" Onlar: "Evet" dediler ve onunla oturdular. Onları Allah’a davet etti ve onlara İslam’ı sundu... Rasulullah (sav) o gruba hitap edip onları Allah’a davet ettiğinde, birbirlerine şöyle dediler: "Bilin ki, vallahi bu, Yahudilerin sizi kendisiyle tehdit ettiği peygamberdir. Sakın onlar sizden önce ona ulaşmasınlar." Böylece onu davet ettiği hususta tasdik ederek icabet ettiler ve ona sunduğu İslam’ı kabul ettiler. Ona dediler ki: "Biz kavmimizi öyle bir halde bıraktık ki, aralarında başka hiçbir kavim arasında olmayan bir düşmanlık ve kötülük vardır. Eğer Allah onları senin sayende birleştirirse, senden daha aziz bir adam olamaz." Sonra iman etmiş ve tasdik etmiş olarak ülkelerine döndüler...) Bitti.

Yıl dönüp haram aylar geldiğinde ve Mekke’ye hac zamanı ulaştığında, on ikinci yılın mevsiminde Yesrib halkından on iki adam geldi ve Akabe’de Peygamberle buluştular. Ona Birinci Akabe Biatı’nı verdiler. Hadâiku’l-Envâr ve Matâliu’l-Esrâr fî Sîreti’n-Nebiyyi’l-Muhtâr kitabında şöyle geçer: (On ikinci yılın mevsiminde: Ensar’dan on iki adam ona ulaştı ve Akabe’de ona kadınlar biatı üzere biat ettiler...)

Ahmed Müsned’inde Ubade b. Sâmit’ten rivayet ettiğine göre şöyle demiştir: "Ben Birinci Akabe’de hazır bulunanlardan biriydim. On iki adamdık. Savaş farz kılınmadan önce Rasulullah (sav)’e kadınlar biatı üzere biat ettik: Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarımızı öldürmemek, ellerimiz ve ayaklarımız arasında uydurduğumuz bir iftira ile gelmemek ve marufta ona isyan etmemek üzere. 'Eğer vefa gösterirseniz cennet sizindir, bunlardan birini yaparsanız işiniz Allah’a kalmıştır; dilerse azap eder, dilerse affeder' buyurdu."

6- Onlar dönüp gittiklerinde Rasulullah (sav) onlarla birlikte Mus’ab b. Umeyr’i gönderdi. İbn Hişam’ın siyerinde ve diğerlerinde şöyle geçer:

(İbn İshak dedi ki: Kavim onun yanından ayrılınca, Rasulullah (sav) onlarla birlikte Mus’ab b. Umeyr’i gönderdi. O, Es’ad b. Zurâre b. Ades, Ebu Umâme’nin yanında kaldı... İbn İshak dedi ki: Ubeydullah b. Mugîre b. Muaykîb ve Abdullah b. Ebu Bekir b. Muhammed b. Amr b. Hazm bana şöyle anlattılar: Es’ad b. Zurâre, Mus’ab b. Umeyr ile birlikte Banu Abdu’l-Eşhel ve Banu Zafer mahallelerine gitmek üzere çıktı. Sa’d b. Muaz, Es’ad b. Zurâre’nin teyzesinin oğluydu. Onu Banu Zafer’in bahçelerinden birine götürdü... Bahçede oturdular, Müslüman olanlardan bazı adamlar yanlarına toplandı. O gün Sa’d b. Muaz ve Useyd b. Hudayr, Banu Abdu’l-Eşhel kavminin liderleriydiler... Ancak Allah her ikisinin de göğsünü İslam’a açtı... Müslüman oldular. Sa’d, yanında Useyd b. Hudayr ile birlikte kavminin meclisine yöneldi... Başlarında durunca şöyle dedi: "Ey Banu Abdu’l-Eşhel! Aranızda benim yerimi nasıl bilirsiniz?" Dediler ki: "Efendimizsin, en hayırlımızsın, fikri en üstün olanımız ve en güvenilir olanımızsın." Dedi ki: "Öyleyse siz Allah’a ve Rasulü’ne iman edene kadar erkeklerinizin ve kadınlarınızın sözü bana haramdır." Vallahi, o gün akşam olduğunda Banu Abdu’l-Eşhel mahallesinde Müslüman olmayan tek bir erkek ve kadın kalmadı. Es’ad ve Mus’ab, Es’ad b. Zurâre’nin evine döndüler ve orada kalarak insanları İslam’a davet etmeye devam ettiler...)

7- İbn Hişam’ın siyerinde, Hadâiku’l-Envâr’da ve diğer siyer kitaplarında şöyle geçer: (Sonra Mus’ab b. Umeyr Mekke’ye döndü. Peygamberliğin on üçüncü yılında mevsiminde Ensar’dan Müslüman olanlar, müşrik kavimleriyle birlikte hacca çıktılar ve Mekke’ye geldiler. Teşrik günlerinin ortasında Akabe’de Rasulullah (sav) ile sözleştiler. Allah onlar için keremini, Peygamberi için zaferi, İslam ve ehli için izzeti, şirk ve ehli için zilleti murat etmişti... Ka’b dedi ki: Sonra hacca çıktık ve Teşrik günlerinin ortasında Akabe’de Rasulullah (sav) ile sözleştik. Haccı bitirdiğimizde ve Rasulullah (sav) ile sözleştiğimiz gece geldiğinde... Dedi ki: O gece kavmimizle birlikte konak yerlerimizde uyuduk. Gecenin üçte biri geçince, Rasulullah (sav) ile sözleştiğimiz yer için konaklarımızdan çıktık. Gizlenerek, ürkek kuşların süzülmesi gibi süzülerek çıktık ve Akabe yanındaki vadide toplandık. Biz yetmiş üç erkek ve yanımızda kadınlarımızdan iki kadın vardı... Dedi ki: Vadide toplanıp Rasulullah (sav)’i beklemeye başladık... Rasulullah (sav) konuştu, Kur’an okudu, Allah’a davet etti, İslam’a teşvik etti. Sonra şöyle buyurdu: "Kadınlarınızı ve çocuklarınızı koruduğunuz şeylerden beni de korumanız üzere size biat ediyorum." Bunun üzerine Berâ b. Ma’rûr onun elini tuttu ve dedi ki: "Evet, seni hak ile peygamber olarak gönderene yemin olsun ki, canlarımızı (kendi kendimizi) koruduğumuz şeylerden seni de koruyacağız. Bize biat et ya Rasulullah! Biz vallahi savaşın çocuklarıyız ve silah ehliz, bu bize atalarımızdan miras kalmıştır." Berâ, Rasulullah (sav) ile konuşurken Ebu’l Heysem b. Teyyihân araya girdi ve şöyle dedi: "Ya Rasulullah! Şüphesiz bizimle diğer insanlar (Yahudiler) arasında bağlar vardır ve biz onları koparacağız. Eğer biz bunu yaparsak ve Allah seni üstün kılarsa, kavmine dönüp bizi bırakır mısın?" Bunun üzerine Rasulullah (sav) gülümsedi ve şöyle buyurdu: "Bilakis, kan kandır, yıkım yıkımdır. Ben sizdenim, siz de bendensiniz. Sizin savaştığınızla savaşırım, barış yaptığınızla barış yaparım..." İbn İshak dedi ki: Ubade b. Velid b. Ubade b. Sâmit, babası Velid’den, o da Birinci Akabe’de kadınlar biatı üzere biat eden on iki nakibden biri olan dedesi Ubade b. Sâmit’ten rivayet ettiğine göre şöyle demiştir: "Rasulullah (sav)’e savaş biatı üzere; zorlukta ve kolaylıkta, sevinçte ve kederde, aleyhimize olan durumlarda dinleyip itaat etmek, işi ehline bırakmak, nerede olursak olalım hakkı söylemek ve Allah yolunda kınayanın kınamasından korkmamak üzere biat ettik...") Bitti.

8- Böylece İslam’ın Medine’de yayılmasından sonra nusret biatı olan İkinci Akabe Biatı gerçekleşti; ardından hicret ve devletin kurulması geldi. Tüm bunlardan anlaşılmaktadır ki, Rasulullah (sav) peygamberliğin onuncu yılından itibaren, yani Akabe Biatı’ndan yaklaşık üç yıl önce nusret talep etmekle emrolunmuştu. İkinci Akabe Biatı peygamberliğin on üçüncü yılının mevsimindeydi. Yani Rasulullah (sav) nusret talebi amelleri konusunda vahyolunuyordu; kabilelerin güç ehlini araştırıyor ve onlardan nusret istiyordu. Mus’ab b. Umeyr’den Medine’nin haberleri geldiğinde, ardından yetmiş üç erkek ve iki kadın gelip Rasulullah (sav)’e İkinci Akabe Biatı’nı verdiklerinde, Rasulullah (sav) Medine’nin devleti kurmak, İslam’ı ve Müslümanları aziz kılmak için kendisine nusret vermeye ehil olduğunu gördü. Oraya hicret etmeyi düşündü çünkü o (sav), kendisine nusret verecek güç ehlini arıyor, onlara gitmek ve İslam’ın hükmünü ikame etmek istiyordu. Dolayısıyla hicreti düşünmek, nusret talebinin bizzat kendisinin gerektirdiği bir şeydi. Nasıl ki Rasulullah (sav) bir kabileye gidip ondan nusret talep ediyorduysa, aynı şekilde Medine-i Münevvere’nin nusret vermeye ve orada devletin kurulmasına ehil hale geldiğini öğrendiğinde de orayı düşündü. Bu nedenle, Rasulullah (sav)’in Medine’ye hicret etmeyi düşünmesi, İkinci Akabe Biatı’ndan üç yıl önce Allah’ın kendisine vahyettiği nusret talebinin gereklerinin dışına çıkmış değildir. Bununla birlikte Rasulullah (sav), ancak Allah Sübhanehu kendisine hicret yurdunu gösterdikten ve hicret için izin verdikten sonra Medine’ye hicret etmiştir. Buhari’de geçtiği üzere: (İbn Şihab dedi ki: Urve b. Zubeyr bana haber verdi ki, Peygamber (sav)’in eşi Aişe (ra) şöyle demiştir: "Ben kendimi bildim bileli ebeveynim dindardılar. Rasulullah (sav) günün iki ucunda, sabah ve akşam bize uğramadığı tek bir gün bile geçmezdi... Peygamber (sav) Müslümanlara şöyle buyurdu:

«إِنِّي أُرِيتُ دَارَ هِجْرَتِكُمْ، ذَاتَ نَخْلٍ بَيْنَ لاَبَتَيْنِ»

'Sizin hicret yurdunuz bana gösterildi; o, iki kara taşlık arasında hurmalık bir yerdir.' Böylece hicret edenler Medine tarafına hicret ettiler. Habeşistan toprağına hicret etmiş olanların çoğu da Medine’ye döndüler. Ebu Bekir de Medine tarafına gitmek için hazırlandı. Rasulullah (sav) ona: 'Acele etme, çünkü bana da izin verileceğini umuyorum' dedi. Ebu Bekir: 'Anam babam sana feda olsun, bunu gerçekten umuyor musun?' dedi. O da 'Evet' buyurdu... İbn Şihab dedi ki: Urve dedi ki: Aişe (ra) şöyle anlattı: Biz bir gün öğle sıcağında Ebu Bekir’in evinde otururken, biri Ebu Bekir’e şöyle dedi: 'İşte Rasulullah (sav) başını örtmüş bir halde, bize gelmediği bir saatte geliyor.' Ebu Bekir: 'Anam babam ona feda olsun, vallahi onu bu saatte ancak önemli bir iş getirmiştir' dedi. Aişe dedi ki: Rasulullah (sav) gelip izin istedi, kendisine izin verildi ve içeri girdi. Peygamber (sav) Ebu Bekir’e: 'Yanındakileri dışarı çıkar' buyurdu. Ebu Bekir: 'Onlar senin ehlin (ailen) sayılır ya Rasulullah, anam babam sana feda olsun' dedi. Rasulullah (sav): 'Şüphesiz bana çıkış için izin verildi' buyurdu. Ebu Bekir: 'Anam babam sana feda olsun ya Rasulullah, yol arkadaşlığı mı?' dedi. Rasulullah (sav): 'Evet' buyurdu...")

9- Özetle; Medine’nin haberleri kendisine ulaştıktan sonra oraya hicret etmeyi düşünmesi, peygamberliğin onuncu yılından itibaren Allah’ın kendisine izin verdiği nusret talebinin gereklerindendir. Bu durum, Rasulullah (sav)’in Taif’e, Banu Şeyban’a veya Banu Âmir’e gitmesi gibidir... Ancak Rasulullah (sav) bu düşünceyi, ancak Allah Sübhanehu kendisine hicret yurdunu gösterip çıkış izni verdikten sonra amele dönüştürmüştür: "Sizin hicret yurdunuz bana gösterildi; o, iki kara taşlık arasında hurmalık bir yerdir" ve "Şüphesiz bana çıkış için izin verildi." Müminlerin annesi Aişe (ra)’dan Buhari’de rivayet edildiği üzere.

Konunun senin için netleşmiş olmasını umuyorum. Tevfik Allah Sübhanehu’nun elindedir.

Kardeşiniz Ata b. Halil Ebu’r Raşta

Emir’in Facebook sayfasından cevabın linki.

Emir’in Web sitesinden cevabın linki.

Emir’in Google Plus sayfasından cevabın linki.

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın