Soru:
İran'ın uranyum zenginleştirme işleminin kendi toprakları dışında, Türkiye'de yapılmasına yeniden razı olmasının ve bu konuda Brezilya ve Türkiye ile bir anlaşma imzalamasının arkasında ne yatmaktadır?
Cevap:
Son zamanlarda, nükleer programı nedeniyle İran'a ağır yaptırımlar uygulanması yönündeki Avrupa baskıları yoğunlaştı. Bu baskılar, yeni İngiliz hükümetinin başa gelmesiyle daha da arttı; hatta hükümet askeri harekat tehdidinde bile bulundu. Doğal olarak İngiltere bunu tek başına yapamaz, aksine Amerika'yı İran ile gerilimi tırmandırmaya sürüklemeyi amaçlıyor. Nitekim İngiltere Dışişleri Bakanı William Hague, göreve gelmesinden üç gün sonra ilk dış ziyaretini Amerika Birleşik Devletleri'ne gerçekleştirdi ve burada "Amerika Birleşik Devletleri ile olan özel ilişkiyi vurgulamak için ilk ziyaretini Washington'a yapmayı seçtiğini" teyit etti (Şarku'l Avsat, 15/05/2010). Bu, İngiliz Avam Kamarası üyelerinden oluşan bir grubun daha önce yayınladığı ve iki taraf arasındaki özel ilişkileri sorgulayan rapora bir atıf niteliğindeydi. Böylece William Hague bu ilişkinin önemini ve İngiltere'nin buna olan ihtiyacını teyit etmiş oldu.
Hague, İran'a baskı yapma sözü verdi ve Amerikan tutumuyla mutabık olduğunu ifade ederek şunları söyledi: "Hükümetimiz, Avrupa Birliği'ni İran'a karşı sert kararlar ve önlemler almaya ikna etmek için çalışacaktır." Ayrıca şunları ekledi: "İran'ın nükleer programı konusunda güçlü ve birleşik bir mesaj gönderilmesi, Güvenlik Konseyi kararının geçirilmesi gerektiği konusunda hemfikiriz. Bundan sonra Birleşik Krallık, Avrupa Birliği'nin böyle bir kararı takip etmek üzere kararlı bir şekilde hareket etmesini sağlamada kilit bir rol oynayacaktır" (Şarku'l Avsat, 15/05/2010). Hague'in İran'a yönelik yaptırımların sıkılaştırılması talebi, askeri bir operasyon için uluslararası meşruiyet oluşturmaya yönelik ilk aşamadır. Nitekim "Gelecekte askeri harekat desteğini dışlamadık ancak buna çağrı da yapmıyoruz" (Aynı kaynak) demiştir. Bu sadece İran üzerinde müzakere amaçlı bir baskı değil, İngiltere'nin bizzat tutumudur. İran'daki cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından patlak veren karışıklıklar sırasında İngiltere'nin İran rejimini sarsmak ve onu ortadan kaldırmak için canla başla çalıştığı açıktı. İngiltere; Fransa ve Almanya ile işbirliği yaparak baskıcı bir Avrupa kamuoyu oluşturmaya çalışıyor, buna ek olarak "İsrail" de bu yönde baskı yapıyordu.
Bunun üzerine Amerika; Avrupa'nın, özellikle de İngiltere ve arkasındaki Fransa'nın yükselttiği tehdit ve yaptırım ivmesini durdurmak için Brezilya Devlet Başkanı ve Türkiye Başbakanı'nı İran'a gitmek ve bir uranyum takas anlaşması imzalamakla görevlendirmek üzere İran ile anlaştı. Nitekim öyle de oldu; İran, Brezilya ve Türkiye'nin himayesinde son anlaşmayı imzaladı. Anlaşma, İran'ın Tahran'daki barışçıl araştırma reaktörü için gerekli olan %20 oranında zenginleştirilmiş 120 kg uranyum ile takas edilmek üzere, %3,5 oranında düşük zenginleştirilmiş 1200 kg uranyumu Türkiye'ye göndermeyi kabul etmesini öngörüyor. Bu anlaşmanın özü, yaklaşık bir yıl önce İran ile Güvenlik Konseyi'nin beş daimi üyesi ve Almanya arasındaki müzakerelerde tıkanıklığı aşmak için Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı tarafından önerilmiş, ancak o dönemde garanti ve güven sorunları nedeniyle başarısız olmuştu.
Bu yeni anlaşmaya, garanti ve güvenle ilgili iki ana madde eklenmiştir:
- Zenginleştirme işleminin orta bir yer olarak Türkiye'de yapılması.
- Amerika, Fransa ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'ndan oluşan Viyana Grubu ile bu anlaşmanın uygulanmasına ilişkin müzakereler başarısız olursa, Türkiye'nin İran'ın düşük zenginleştirilmiş uranyumunu İran'a iade etmekle yükümlü olması.
Bu anlaşmayı incelediğimizde, Amerika'nın Brezilya ve Türkiye'yi buna hamilik etmeleri için teşvik ettiğini görüyoruz. France24 sitesinde şu ifadeler yer almıştır: "Amerika Birleşik Devletleri, Rusya ve Fransa; Brezilya Devlet Başkanı Lula'nın Tahran ziyaretini resmen teşvik etti ve bunu yaptırımlardan kaçınmak için son şans olarak değerlendirdi." El-Masri gazetesi de 18/05/2010 tarihinde, kaynağını belirtmediği haber ajanslarına dayanarak aynı haberi aktarmıştır.
Bu anlaşmanın hikayesi, İran Dışişleri Bakanı Menuçehr Muttaki'nin, Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması'nın gözden geçirilmesi konferansı marjında, beş büyük devlet ile BM Güvenlik Konseyi'nin geçici üyeleri olan Türkiye ve Brezilya da dahil olmak üzere Güvenlik Konseyi'nin 15 üyesinin tamamını davet ettiği akşam yemeği ile başladı.
Bu akşam yemeğine Amerika'nın BM misyonundaki ikinci ismi Alejandro Wolff katıldı. Yemeğe Güvenlik Konseyi'nin 15 üyesinin tamamı büyükelçi veya daha alt düzeydeki temsilcilerle iştirak etti.
Haberlerde, bir Amerikan yetkilinin akşam yemeğinden önce şu sözleri aktarıldı: "Amerika Birleşik Devletleri bu yemeği, İran'ın yükümlülüklerini yerine getirebileceğini Güvenlik Konseyi'ne kanıtlaması için yeni bir fırsat olarak görmektedir."
Bu anlaşmanın başarıyla hayata geçirilmesi, İran'ın Avrupa'nın Amerika, Çin, Rusya ve Almanya ile birlikte hazırladığı kesin yaptırımlardan son anda kurtarılması ve gelecekte herhangi bir anlaşmazlık çıkması durumunda yaptırımların uygulanmasından önce İran'a en az üç ay daha süre tanınması anlamına gelmektedir.
Kuşkusuz Türkiye ve Brezilya'nın bu davranışı Amerika'nın yönlendirmesiyle olmuştur. Bunun kanıtı, dünyanın sekizinci büyük ekonomik gücü olan Brezilya'nın ekonomik büyümesini sürdürmek için Amerika'ya ihtiyaç duyması ve birkaç ay önce Amerika ile bir askeri savunma anlaşması imzalamış olmasıdır.
Türkiye'ye gelince; Başbakan Erdoğan, anlaşma maddelerinin uygulanması meselesini doğrudan Amerika ile koordine edeceğini bizzat beyan etmiştir. Daha sonra yapılanların Washington ile koordinasyon içinde olduğunu açıklamıştır... Benzer açıklamalar Brezilya tarafından da yapılmıştır!
Amerika'nın ihtiyaç duyduğunda Türkiye ve Brezilya'ya güvenmesi; bir yandan Avrupa ve Yahudi varlığının istediği şekilde İran'a yaptırım uygulama konusunda manevra yapmasına yardımcı olmakta, diğer yandan Amerika'nın Güvenlik Konseyi'ndeki geçici üyeleri daimi üyeler aleyhine kullanması anlamına gelmektedir.
Özetle; Türkiye ve Brezilya'nın İran nükleer dosyasına yeni taraflar olarak dahil olması, Amerika'nın İran'ı kendisine yönelik pusuda bekleyen her türlü askeri darbeden veya ağır yaptırımlardan korumasına yardımcı olmaktadır. Çünkü Brezilya ve Türkiye'nin anlaşmaya imza atması, bu dosyada İran'a karşı sözde "uluslararası toplumun" birliğinin açıkça bozulması demektir.
Ayrıca anlaşma, uygulanması için müzakereler gerektiren genel bir dille formüle edilmiştir. Bu durum İran'a, uluslararası toplumun ve özellikle Avrupa'nın baskısı karşısında nefes alma fırsatı vermektedir. Anlaşma ister erken ister geç uygulansın, İran üzerindeki baskı dalgası kademeli olarak yatışmakta; aynı şekilde Avrupa ve Yahudi varlığının Amerika'yı askeri bir eyleme veya fiilen etkili yaptırımlara zorlamasıyla oluşan bu sıkışıklık da ortadan kalkmış olmaktadır.