Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Soru-Cevap: Müşerref'in İktidardan Uzaklaştırılması

August 19, 2008
1459

Soru: Amerikalı yetkililer daha önce Müşerref'in, ABD'nin bölgedeki çıkarlarını korumada ve nüfuzunu güçlendirmede bir "hazine" olduğunu, Afganistan'ın işgalinde kendileri için belirleyici bir faktör olduğunu defalarca dile getirmişlerdi. Ancak dün, 18.08.2008 tarihinde Amerika, onun iktidardan uzaklaştırılmasına (istifa etmesine) göz yumdu. Bu nasıl oldu? Yoksa İngiltere ile siyasi bir çatışma mı var ve bu durum İngiltere'nin Müşerref'i devirmedeki başarısıyla mı sonuçlandı? Ayrıca Müşerref'in yerine cumhurbaşkanlığı koltuğuna kimin geçmesi bekleniyor?

Cevap: Evet, Müşerref Amerika Birleşik Devletleri için gerçekten bir "hazine" idi. Afganistan'da ve bölgede Amerika'ya büyük hizmetler sundu. Amerika'nın Afganistan'ı Müşerref'in yardımı olmadan işgal edemeyeceğini söylersek mübalağa etmiş olmayız. Buna ek olarak, "terörle mücadele" bahanesiyle işgale direnen Müslümanlara karşı durması, Amerika'nın işgal karşıtı birçok Müslümanı tutuklamasını kolaylaştırdı.

Tüm bunlar doğrudur ancak Müşerref, son yıllarda ve özellikle son bir yıldır Amerika'nın planlarını uygulama kabiliyetini yitirmiştir. Gerek halk nezdinde gerekse ordu ve parlamento içinde sarsılan konumu nedeniyle buna aciz kalmıştır. Bu durum, Müslümanlara karşı işlediği suçların çokluğundan, özellikle kabile bölgelerindeki ve Swat Vadisi'ndeki katliamlarından, Lal Mescid (Kızıl Cami) katliamından, Amerika'nın kucağına atılmadaki bariz düşkünlüğünden ve Müslümanların sadece fikir ve kavramlarına değil, duygularına bile meydan okuyarak Amerika'ya elinden gelen her türlü hizmeti sunmasından kaynaklanmaktadır.

Bazı Amerikalı yetkililerin açıklamaları da Müşerref'in; iktidar, ordu ve ümmet nezdindeki sarsılan konumu sonucunda görevlerini Amerika'nın istediği şekilde yerine getiremediğini ifşa etmiştir. Bu açıklamalardan biri, Afganistan'daki Amerikan kuvvetleri komutanı General David McKiernan'ın 07.08.2008 tarihinde Amerikan televizyon kanalı CNN'e verdiği demeçtir: "Pakistan istihbarat teşkilatı kanadında bir tür suç ortaklığı olduğunu düşünüyor muyum? Evet, düşünüyorum." McKiernan ayrıca şunları ekledi: "Bu yıl Afganistan'ın güneyinde ve doğusunda artan sayıda yabancı savaşçı gördük ve Pakistan makamlarından onların güvenli sığınaklarına karşı harekete geçmelerini bekliyoruz."

New York Times gazetesi de Amerikan Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) Başkan Yardımcısı Steve Kappes'in, Pakistanlı yetkililerden açıklama istemek ve Pakistan istihbaratının Celaleddin Hakkani liderliğindeki direniş ağıyla suç ortaklığı yaptığına dair kanıtlar sunmak üzere İslamabad'a gittiğini belirtmişti.

Gazete ayrıca şunu teyit etti: "Amerikalılar, bazı Pakistanlı istihbarat unsurlarının Kabil'deki Hindistan Büyükelçiliği'ne yapılan ve altmış kişinin ölümüyle sonuçlanan saldırıya karıştığını kanıtlayan iletişimleri tespit etti."

Böylece Amerika için şu gerçek netleşti: Müşerref, Amerika'ya hizmet uğruna sergilediği tüm fedakarlık ve özveriye rağmen, ordu, hükümet ve halk ile olan ilişkisindeki sarsılan konumu nedeniyle görevini Amerika'nın istediği gibi yerine getirememektedir.

Bunun üzerine Amerika, Müşerref'in rolünü tamamladığını ve halkın gözünde onları Müşerref'in diktatörlüğünden kurtaracak bir "kurtarıcı" gibi görünecek, ardından Amerika'nın çıkarlarını gerçekleştirecek, nüfuzunu koruyacak ve terörle mücadele bahanesiyle Müslümanlarla savaşmaya devam edecek bir alternatife ihtiyaç olduğuna karar verdi. Yani Müşerref'in iktidarı güçlü bir şekilde elinde tuttuğu, yıldızı sönmeden ve istifa etmeden önceki Amerika'ya hizmet serüvenini devam ettirecek birini aradı.

Şunu belirtmek gerekir ki; Müşerref'in dün gerçekleşen uzaklaştırılması (istifası) bir günlük bir iş değildi. Aksine, Müşerref'in yıldızı dört aşamada kademeli olarak sönmeye başlamıştı. Her aşamada yıldızı biraz daha karardı ve nihayet 18.08.2008 tarihinde istifasını açıklamasıyla tamamen söndü.

Bu aşamalar şunlardır:

Birinci Aşama: Amerika'nın İngiltere ile yaptığı ve Halk Partisi lideri Benazir Butto'nun İngiltere'deki sürgününden Pakistan'a dönmesine izin veren anlaşmayla başladı. Bu anlaşmanın en belirgin iki maddesi şuydu:

  1. Halk Partisi'nin Müşerref'in yeniden cumhurbaşkanı seçilmesine itiraz etmemesi.
  2. Yetkili bir başbakan olarak Müşerref ile iktidarı paylaşması.

Yani Amerika, Müşerref'in Müslümanlara karşı işlediği katliamlar ve halkın ondan nefret etmesi nedeniyle, iktidarının ancak Butto'nun laik Halk Partisi'nin desteğiyle sürebileceğini anlamıştı. Böylece Amerika, bu anlaşmayla Müşerref'in yetkilerinden bir kısmını feda etse de kalanını kurtarmayı amaçladı.

Burada belirtmek gerekir ki Halk Partisi ideolojik bir parti değil, "toplama" bir partidir. Yani üyelerinin inandığı ve etrafında toplandığı belirli fikirleri yoktur; aksine belirli çıkarlar ve şartlar doğrultusunda bir araya gelmiş kişilerin toplamıdır. Bu yüzden sızılması kolaydır. Nitekim baba Butto döneminde Halk Partisi'nin arkasında Amerika vardı; ancak İngiltere, Benazir Butto'nun sürgün yıllarında hem onun hem de parti içindeki etkili liderlerin sadakatini kazanmayı başardı. Böylece parti, baba Butto döneminde Amerika'ya uşaklık ederken, İngiltere'nin de üzerinde nüfuz sahibi olduğu bir yapıya dönüştü.

Dolayısıyla ilk aşama, Müşerref'in yetkilerini kısıtlayan ve Benazir Butto'yu Pakistan'a döndüren bu anlaşmaydı.

İkinci Aşama: Amerika'nın Navaz Şerif'in Pakistan'a dönmesine izin verdiği gündü. Navaz Şerif aslında Amerika'nın adamlarından biridir. Ancak eski Hindistan Başbakanı Vajpayee liderliğindeki Janata Partisi döneminde, Pakistan ordusunun Hindistan'daki Kargil tepelerini işgal etmesine engel olmadığı için Amerika ona öfkelenmişti.

Bilindiği üzere Amerika, İngiliz yanlısı Kongre Partisi'nin Hindistan'daki uzun yönetiminden sonra, yıllar süren çabalarla Janata Partisi'nin sadakatini kazanmıştı. Amerika, Vajpayee dönemini uzatmak için onu ekonomik, siyasi ve askeri olarak destekliyordu; dolayısıyla Kargil tepelerinin işgali Janata Partisi'nin popülaritesine indirilmiş bir darbe gibiydi.

Bu yüzden Amerika, Müşerref'in Navaz Şerif'e karşı darbe yapmasının ve onu ülkeden kovmasının arkasındaydı. Amerika ona öfkeli kalmaya devam etti ve dönmesine izin vermedi.

Ancak Halk Partisi'nin oylarının -özellikle Butto suikastından sonra- tavan yapması, Amerika'da bir endişe yarattı. Halk Partisi'nin oyları silip süpürmesinden, anlaşma maddelerine uymayarak iktidarı tek başına ele geçirmesinden ve dolayısıyla İngiliz nüfuzunun geri dönmesinden korktu.

Bu sebeple Navaz Şerif'in dönüşüne izin verdi ki; halkın Müşerref'e olan öfkesi iki parti arasında bölünsün, tüm oylar Halk Partisi'ne gitmesin, çoğunluk Butto'nun partisi ile Navaz Şerif'in partisi arasında paylaşılsın. Navaz Şerif'in dönüşüyle birlikte, Müşerref sonrası dönemin hazırlıklarının başladığı netleşmişti.

Üçüncü Aşama: Amerika'nın Müşerref'e, seçilmesini kolaylaştırmak için ordu komutanlığından ayrılmasını telkin etmesiydi. Oysa Müşerref, karşılaştığı her halk veya parlamento krizinde bu gücü bir koz olarak kullanıyordu.

Dördüncü ve Belirleyici Aşama: Pakistan Başbakanı Rıza Gilani'nin Amerika ziyareti, Bush ile uzun görüşmesi ve ardından Pakistan'a dönerek Müşerref'i azletme prosedürlerini başlatmasıdır.

Ziyareti takip edenler, Rıza Gilani'nin Amerika'ya boyun eğdiğini ve Amerika'nın, kendi önereceği cumhurbaşkanı adayına Halk Partisi'nin desteğini garanti altına aldığını görebilirler. Navaz Şerif'in partisi zaten cepteydi.

Bu ziyaretin sonucu olarak Amerika, Rıza Gilani'nin ve dolayısıyla Halk Partisi'nin, Amerika'nın istediği ismin cumhurbaşkanı olmasına engel çıkarmayacağına dair onayını aldıktan sonra koalisyon hükümetine Müşerref'i görevden alma işlemleri için yeşil ışık yaktı.

İngiliz yanlısı bir adam olarak Rıza Gilani, İngilizlerin Amerika ile doğrudan çatışmama siyasetine uygun olarak Bush'a engel çıkarmayacağı yönünde onay vermiş olabilir. Ancak daha güçlü ihtimal, Amerika'nın ona yeni yönetimde önemli bir makam vadederek onu ayartmış olması ve onun artık Amerika'ya yakınlaşmış olmasıdır.

Buna rağmen İngiltere'nin, bahsi geçen anlaşmadan bu yana Pakistan'da yakaladığı iktidara ortak olma fırsatının elinden gitmesine sessiz kalması beklenemez. Bu nedenle, iktidarda etkin bir ortaklık garantisi almadıkça, Halk Partisi içindeki sadık liderleri aracılığıyla bir sonraki cumhurbaşkanlığı seçimini engellemeye çalışacaktır.

İngiltere Pakistan'da tam nüfuz peşinde değil ama eline geçen fırsatı da bırakmak istemez. Bu yüzden Amerika'nın istediği cumhurbaşkanının seçilmesinin engellenmesi, yeni bir pazarlık süreci başlamadığı takdirde kuvvetle muhtemeldir.

Gelecek cumhurbaşkanının kim olacağına gelince; isimlerden bağımsız olarak, adayın belirlenmesinde ve seçilmesinde asıl rol Amerika'nın olacaktır. Burada üç ihtimal bulunmaktadır:

Birinci İhtimal: Rıza Gilani olması. Eğer Amerika onun gerçekten kendisine bağlandığına kanaat getirirse -İngilizlerin yaptığı gibi sadece görünüşte değil- en güçlü aday odur. Ancak bu durum, buna kolayca razı olmayacak olan İngiltere'nin yatıştırılmasını gerektirir; aksi takdirde İngiltere, Halk Partisi'ndeki adamları aracılığıyla Gilani'ye sorun çıkarabilir.

İkinci İhtimal: Navaz Şerif'in partisinden birinin, tercihen lider kadrosundan bir başkasının olmasıdır. Navaz Şerif Amerika'nın adamı olsa da halk nezdinde nispeten sevilmemektedir. Ayrıca Kargil krizi Amerika'nın hafızasından silinmiş değildir. Amerika ancak güçlü başka bir aday bulamazsa ona yönelebilir.

Üçüncü İhtimal: Eğer önceki iki ihtimal gerçekleşmezse Amerika yeniden orduya yönelebilir. Özellikle Kayani'nin Müşerref'in önerisi ve Amerika'nın onayıyla ordu komutanı olarak atanmış olması buna zemin hazırlar. Amerika, askerleri kendi garip "demokrasi" anlayışına göre siyasallaştırmanın bir yolunu mutlaka bulacaktır!

Son olarak şunu söyleyelim: Keşke bu uydular (ajanlar) akıllarını başlarına alsalar da, sömürgeci devletlerin, rolleri bittiğinde uydularını bir meyve çekirdeği gibi nasıl fırlatıp attıklarından ibret alsalar. Bu dışlanan uydular, kâfirlere uşaklık edip ümmetlerine ihanet ederek dinlerini kaybettikleri gibi dünyalarını da kaybediyorlar.

Diyoruz ki; eğer bu uyduların aklı olsaydı, sömürgecilere değil de halklarına yakınlaşarak en azından dünyalarını kurtarırlardı. Fakat onlar akletmiyorlar.

18 Şaban 1429 h. 19.08.2008 m.

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın