Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Soru Cevap: Dil Bilimcilere Göre "Ümmet" Kelimesi

September 03, 2019
4966

Soru:

Anayasa Mukaddimesi'nin 21. Maddesinde şöyle dedik: "Buradaki cemaat, cins isimdir; yani herhangi bir cemaati ifade eder, dolayısıyla ondan cins kastedilir..." Bununla ilgili iki sorum var:

1- "Buradaki cemaat..." yerine "Buradaki ümmet cins isimdir" denilmesi daha evla değil midir? Çünkü konu ayetteki lafzın delaletiyle ilgilidir ve lafzın olduğu gibi getirilmesi gerekmez mi? 2- Birçok dilsel kaynakta ümmet kelimesinin (cemaat, kavim, reht, taife kelimeleri gibi) topluluk ismi (ism-i cem) olduğu, cins isim (ism-i cins) olmadığı zikredilmektedir. Öyleyse neden ümmet ve cemaat kelimelerini topluluk ismi değil de cins isim olarak kabul ettik?

Cevap:

• Birinci soruya gelince, cevap şöyledir:

1- "Ümmet" kelimesi ortak bir lafızdır (lafz-ı müşterek), birçok anlamı vardır. Bunlardan bazıları şunlardır:

a- Cemaat anlamında:

تِلْكَ أُمَّةٌ قَدْ خَلَتْ

"Onlar bir ümmetti (cemaatti), gelip geçti." (Bakara [2]: 134)

أُمَّةٌ يَدْعُونَ إِلَى الْخَيْر

"(İçinizden) hayra çağıran bir ümmet (cemaat) bulunsun." (Âl-i İmrân [3]: 104)

b- İman veya dalalet üzere olan tek bir sınıf/tür anlamında:

كَانَ النَّاسُ أُمَّةً وَاحِدَةً

"İnsanlar tek bir ümmet (dalalet üzere tek bir sınıf) idi." (Bakara [2]: 213)

وَمَا كَانَ النَّاسُ إِلَّا أُمَّةً وَاحِدَةً

"İnsanlar ancak tek bir ümmet (Allah'ı birleyen tek bir sınıf) idiler." (Yunus [10]: 19)

c- Millet veya şeriat anlamında:

وَإِنَّ هَذِهِ أُمَّتُكُمْ أُمَّةً وَاحِدَةً

"Şüphesiz bu sizin ümmetiniz (milletiniz ve şeriatınız) tek bir ümmettir." (Mü'minun [23]: 52)

d- Zaman veya süre anlamında:

وَادَّكَرَ بَعْدَ أُمَّةٍ

"Uzun bir süre (ümmet) sonra hatırladı." (Yusuf [12]: 45)

e- Hayır işlerinde cemaatin yerini tutan fert anlamında:

إِنَّ إِبْرَاهِيمَ كَانَ أُمَّةً

"Şüphesiz İbrahim (tek başına) bir ümmetti (örnek bir imam veya Allah'a ibadette cemaat makamındaydı)." (Nahl [16]: 120)

2- Görüldüğü üzere "ümmet" ortak bir lafızdır. Ayet şerh edilirken, o ayetteki anlamı (yani cemaat) kullanılır. Bu nedenle şerhte bu anlamı kullandık. Bu, "ümmet" kelimesini kullanmaktan daha açıktır; çünkü bu kelimenin birçok anlamı vardır. Ayeti şerh ettiğimiz sürece anlamı kullanmak en açık olanıdır. İşte bu yüzden "Buradaki cemaat cins isimdir" dedik. Eğer "Buradaki ümmet cins isimdir" deseydik, anlamlar birbirine karışırdı; ümmetten kasıt önder/imam olan fert mi, yoksa cemaat anlamındaki ümmet mi, zaman anlamındaki ümmet mi, yoksa İslam ümmeti mi? "Cemaat" lafzıyla ifade etmek daha açıktır, çünkü ayette kastedilen anlam budur:

وَلْتَكُنْ مِنْكُمْ أُمَّةٌ

• İkinci soruya gelince, cevap şöyledir:

Görünüşe göre bazı dil kitaplarında ismin; cins ismi ve topluluk ismi şeklinde bölümlere ayrıldığını okumuşsunuz... Bir topluluğa delalet eden ve kendi lafzından tekili olmayan lafzın topluluk ismi (ism-i cem) olarak adlandırıldığını (kavim, reht gibi) görmüşsünüz. Sanki bu taksimin, ismin tek taksimi olduğunu ve topluluk ismi tanımında ihtilaf olmadığını anlamışsınız. Bu yüzden, kendi lafzından tekili olmayan bir topluluğa delalet etmelerine rağmen neden ümmet ve cemaat için "cins isim" dediğimizi sordunuz.

Kardeşim, cins isim ve topluluk ismi meselesinde çok kapsamlı araştırmalar ve taksimler üzerinde ihtilaflar mevcuttur. Hatta dil bilimcilerin isim taksimindeki metoduna göre cins isim ve topluluk ismi tanımlarının uygulanmasında bile ihtilaflar vardır. Bunlardan bazıları şunlardır:

Birincisi: İsmi; topluluk ismi ve cins isim olarak ayıranlar vardır...

1- Topluluk ismini (ism-i cem) şöyle kısımlara ayırırlar:

a- Topluluk anlamı içeren ancak kendi lafzından tekili olmayıp anlamca tekili olanlar; kavim, reht, ordu gibi.

b- Çoğul vezinlerine muhalif olanlar; yani kendi lafzından tekili olan ancak bilinen kırık çoğul (cem-i teksir) vezinlerine uymayanlar. رَكْب lafzının راكب'in çoğulu olması gibi.

c- Kendisine nispet yapılması caiz olanlar; kendi lafzından tekili olan ve kırık çoğul kalıplarına uygun olan ancak nispet ekinde tekille eşit olanlar. رِكاب kelimesinin (فِعال) vezninde olması gibi. ركوبة kelimesinin çoğuludur ancak tekil gibi رِكابي şeklinde nispet edilir, bu yüzden topluluk ismidir.

2- Cins ismini (ism-i cins) şöyle kısımlara ayırırlar:

a- Topluluk bildiren cins isim (ism-i cins-i cem'î); topluluk anlamı içeren, cinse delalet eden ve tekili kendisinden şu iki alametten biriyle ayrılan isimdir:

  • Yuvarlak ta (ة) ile ayrılanlar: نَحل- نحْلة, كلِم- كلِمة, تُفاح- تُفاحة, شَجَر- شَجَرة, تمر- تمرة gibi.

  • Nispet ya'sı (ي) ile ayrılanlar: عَرَب- عَرَبي, تُرك- تركي, زِنج- زِنجي gibi.

b- Tekil cins isim (ism-i cins-i ifrâdî); azı da çoğu da kapsayacak şekilde cinse delalet edendir. Su ve süt gibi.

c- Üniter cins isim (ism-i cins-i ahadî); aslan, kurt, adam gibi.

3- Başta belirttiğim gibi, topluluk ismi ve cins ismini belirlemek için yukarıdaki kuralların uygulanmasında bazı ihtilaflar vardır, örneğin:

a- el-Bahrü'l-Muhît fî Usûli'l-Fıkh (4/115) eserinde şöyle geçer: "Üçüncüsü: Tekili ile arasında 'ta' (ة) ile fark bulunan ve masdar ya da ondan müştak olmayan cins ismidir; تمر ve شجرة gibi. Meşhur olan görüş bunun cins ismi olduğudur. Gazali bunu çoğul olarak adlandırır, İbn Malik ise topluluk ismi (ism-i cem) olarak adlandırır..." Gördüğünüz üzere تمر ve شجر kelimelerinin tekili تمرة ve شجرة'dir, yani bunlar topluluk bildiren cins ismidir. Ancak burada ihtilaf vardır; meşhur görüşe göre "cins isim", Gazali'ye göre "çoğul", İbn Malik'e göre ise "topluluk ismi"dir.

b- eş-Şerhu'l-Kebîr li Muhtasari'l-Usûl (s. 155) eserinde şöyle geçer: [Şeyh burada kelimenin, kelamın teki olduğunu zikretmiştir. Çoğu nahivciye göre الكلم lafzı kelamın değil الكلمة lafzının çoğuludur. Alimler الكلم lafzının topluluk bildiren cins isim mi yoksa sadece cins isim mi olduğu konusunda ihtilaf etmişlerdir. Suyuti Hem'u'l-Hevâmi' (1/55) eserinde şöyle der: ...Nahivciler الكلم konusunda ihtilaf ettiler; Cürcani'nin de içinde bulunduğu bir grup bunun الكلمة için bir çoğul olduğunu savunurken, Farisi ve diğer muhakkikler bunun onun için bir cins ismi olduğunu savunmuşlardır.] (a) maddesinde dediğimizi burada da diyoruz; mesele tekili 'ta' (ة) ile ayrılan الكلم kelimesiyle ilgilidir ve buna rağmen ihtilaf vardır. Yukarıdaki taksime göre "topluluk bildiren cins isim" olması gerekirken, Cürcani'ye göre "çoğul", Farisi'ye göre ise "cins ismi"dir.

Görüldüğü üzere, dil bilimciler arasında kendi metodolojilerine göre ismin ilk taksimi hakkında ihtilaflar mevcuttur.

İkincisi: İsmi; cins ismi ve müştak (türetilmiş) olarak ayıranlar da vardır:

1- Fahreddin er-Râzî olarak bilinen Ebu Abdullah et-Teymî er-Râzî'nin (H. 606 vefatlı) el-Mahsûl kitabında şöyle geçer:

"İsim ya alem (özel isim), ya müştak (türetilmiş) ya da cins ismidir. Aleme gelince, o mecaz olmaz... Müştaka gelince, kendisinden türetilen kelimeye mecaz girmediği sürece ona da girmez. Öyleyse mecaz hakikatte ancak cins isimlerine girer, Allahu Teâlâ en iyisini bilir."

2- Bedreddin ez-Zerkeşî'nin (H. 794 vefatlı) el-Bahrü'l-Muhît fî Usûli'l-Fıkh eserinde şöyle geçer:

[İkinci Uyarı] [Küllî (tümel), lafzı itibarıyla müştak ve gayr-ı müştak olarak ayrılır.]

"Lafzı itibarıyla müştak ve gayr-ı müştak olarak ayrılır. Çünkü ya bir sıfatla mahiyete delalet eder ki o müştaktır; siyah gibi (nahivcilerin ıstılahında buna sıfat denir). Ya da buna delalet etmez; o zaman eğer sadece mahiyetin kendisine delalet ediyorsa o cins ismidir... İsfehani şöyle demiştir: Cinse delalet eden; أسد gibi cins ismine ve أسامة gibi cins alemine ayrılır. Bunlar eş anlamlı değildir çünkü cins ismi küllî mahiyet için vazedilmiştir, cins alemi ise o mahiyetin zihindeki teşahhus (belirginleşme) kaydıyla vazedilmiştir..."

3- Abdülkerim bin Ali en-Nemle'nin el-Mühezzeb fî İlmi Usûli'l-Fıkh el-Mukâran eserinde şöyle geçer:

Küllî (tümel) aynı zamanda "cins ismi" ve "müştak" olarak ikiye ayrılır:

  • Cins ismi: İsmin "at" ve "insan" gibi belirli bir zata delalet etmesidir.

  • Müştak ise: İsmin mahiyetin hususiyetine girmeksizin belirli bir sıfata sahip olana delalet etmesidir; "atlı" ve "alim" gibi. Bu, binicilik ve ilim sıfatıyla vasıflanmış bir zata delalet eder.

Cüz'î (tikel) ise "müstakil" ve "gayr-ı müstakil" olarak ayrılır. Müstakil cüz'î isim; "Zeyd" gibi açıklamaya ihtiyaç duymayan alemdir (özel isim). Gayr-ı müstakil cüz'î isim ise; "ben", "sen", "o" gibi zamirlerdir.

Üçüncüsü: Biz de Şahsiyet kitabının 3. cildinde "Dil Lafızları ve Kısımları - İsim" bölümünde ismi bu şekilde taksim ettik ve şöyle dedik:

"İsim ya küllî olur ya da cüz'î olur. Çünkü eğer mefhumunda birçoklarının ortaklığına müsaitse küllîdir, değilse cüz'îdir...

Küllî de iki nevidir: Cins ve Müştak. Şöyle ki:

- Eğer mahiyetin kendisine delalet edip at, insan, siyahlık gibi belirli olmayan bir zata delalet ediyorsa o cinstir, yani cins ismidir...

- Eğer küllî, belirli bir sıfata sahip olana delalet ediyorsa o müştaktır; siyah, atlı ve benzerleri gibi...

Cüz'î ise iki nevidir; alem ve zamir. Şöyle ki:

- Eğer lafız delalette müstakilse, yani kendisini açıklayacak bir şeye muhtaç değilse, Zeyd ve Ali gibi alemdir.

- Eğer müstakil değilse, yani kendisini açıklayacak bir şeye muhtaçsa o zamirdir; o (erkek) ve o (kadın) gibi..." (Bitti)

Buna binaen, topluluk anlamı taşıyan yani küllî olan lafız iki kısımdır:

Eğer belirli olmayan bir zata delalet edip at, insan, siyahlık gibi mahiyetin kendisine delalet ediyorsa o cins ismidir. Eğer küllî, belirli bir sıfat sahibine delalet ediyorsa o müştaktır; siyah, atlı ve alim gibi. Siyah olan siyahlıkla, atlı olan binicilikle, alim olan ilimle vasıflanmıştır.

Buna binaen; ümmet ve cemaat lafızları (bu anlamda) belirli olmayan bir zata delalet ederler; herhangi bir ümmet, herhangi bir cemaat... Bunların hiçbiri belirli bir sıfat sahibi değildir. Dolayısıyla zikredilen tanıma göre bunlar cins ismidir, müştak isim değildir. Bizim isim taksiminde benimsediğimiz budur ve bu yüzden Mukaddime'nin 21. maddesinin şerhinde cemaat ve ümmetin cins ismi olduğunu söyledik:

[Bunun delili Allah Teâlâ'nın şu kavlidir:

وَلْتَكُن مِّنكُمْ أُمَّةٌ يَدْعُونَ إِلَى الْخَيْرِ وَيَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنكَرِ وَأُوْلَـئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

"İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten men eden bir ümmet (topluluk) bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir." (Âl-i İmrân [3]: 104)

Bu ayetten siyasi partiler kurmanın delillendirilme yönü şöyledir: Allah Sübhânehu ve Teâlâ Müslümanlara, içlerinden hayra yani İslam'a davet eden, iyiliği emredip kötülükten sakındıran bir topluluğun bulunmasını emretmiştir... Allah Teâlâ'nın "İçinizden bir ümmet bulunsun" sözü, Müslüman topluluğun içinden cemaat vasfına sahip teşkilatlı bir grubun var edilmesine yönelik bir emirdir. Çünkü "İçinizden" buyurmuştur. Dolayısıyla "İçinizden bulunsun" sözünden kasat Müslümanların bir cemaat olması değil, Müslümanların içinden bir cemaat olmasıdır. Çünkü ayetteki "min" (den/dan) edatı teb'îz (bir kısmını ayırma) içindir, cins beyanı için değildir. Bunun kuralı, yerine "bazı" kelimesinin konulabilmesidir; yani "Bazınız bir ümmet olsun" diyebiliriz. Oysa şu ayette "bazı" kelimesini koymak mümkün değildir:

وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنكُمْ

"Allah içinizden iman edenlere vaat etti." (Nûr [24]: 55)

Burada "Allah sizden bazı iman edenlere vaat etti" denilemez; bu yüzden buradaki 'min' cinsi beyan içindir, yani vaat sadece sahabe nesline münhasır olmayıp iman edip salih amel işleyen her nesil içindir...

Ayette "ümmet" denilmesi yani tek bir parti denilmesi, birden fazla partinin kurulamayacağı anlamına gelmez. Çünkü ayette "tek bir ümmet" denilmemiş, "tek bir cemaat" denilmemiş; aksine herhangi bir vasıf olmaksızın nekire (belirsiz) formda "ümmet" denilmiştir. Bu, bir cemaat kurmanın farz olduğu, bir cemaat kurulduğunda farzın yerine gelmiş olacağı ancak birden fazla cemaat yani kitleler kurulmasına engel olmayacağı anlamına gelir. Bir kişinin bir farz-ı kifayeyi yerine getirmesi, başkasının o farzı yerine getirmesine engel değildir. Buradaki cemaat cins isimdir; yani herhangi bir cemaati ifade eder, dolayısıyla ondan cins kastedilir, tek bir fert değil. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

كُنتُمْ خَيْرَ أُمَّةٍ

"Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmet oldunuz." (Âl-i İmrân [3]: 110)

Burada da kastedilen cinstir. Bunun bir benzeri Resulullah ﷺ'in şu sözüdür:

مَنْ رَأَى مِنْكُمْ مُنْكراً فَلْيُغَيِّرْهُ

"İçinizden kim bir münker görürse onu değiştirsin." (Müslim, Ebû Saîd el-Hudrî'den rivayet etmiştir.)

Burada kastedilen tek bir münker değil, münker cinsidir. Bunun örnekleri çoktur. Cinsin yapılması istenir ve cinsin yapılmasından nehyedilir; bundan kastedilen tek bir fert değil, cinstir. Bu, o cinsten olan tek bir ferde de birden fazla ferde de sadık gelir... Bu nedenle birden fazla siyasi parti kurulmasının yasaklanması caiz değildir. Ancak bu, ayetin nassına dayanan; hayra davet eden, iyiliği emredip kötülüğü yasaklayan, buna yöneticilere iyiliği emredip kötülükten sakındırmak ve onları muhasebe etmek de dahil olan İslami partiler içindir.] (Bitti)

Bilgi için belirtelim ki, dil bilimciler arasında "ümmet" kelimesinin cins ismi olduğunu, dolayısıyla "cemaat"in de cins ismi olduğunu açıkça ifade edenler vardır:

İbn Atiyye el-Endelüsî (H. 542 vefatlı) el-Muharraru'l-Vecîz fî Tefsîri'l-Kitâbi'l-Azîz (1/488) eserinde şöyle der: ("Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmet oldunuz..." kavlinin anlamı hakkında müfessirler ihtilaf etmiştir... Hasan-ı Basri ve bir grup alim şöyle demiştir: Ayetin anlamı, ümmete hitaben onların insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmet olduğudur. Bu tefsire göre ümmet lafzı cins ismidir, sanki onlara 'Siz ümmetlerin en hayırlısı oldunuz' denilmiştir. İnsanlara şahit olmaları da bu tefsiri destekler... Kadı Ebu Muhammed şöyle demiştir: Ümmet kelimesi bu tefsire göre cins ismidir...] (Bitti)

Mesele umarım açıklığa kavuşmuştur. Allah en iyisini bilendir ve hüküm sahibidir.

2 Muharrem 1441 H. 01/09/2019 M.

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın