Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Soru Cevap: "Kaderi Ancak Dua Geri Çevirir" Hadisi Nasıl Anlaşılmalıdır?

November 14, 2019
8510

Soru:

(İslami Düşünce -El-Fikr el-İslami- kitabında -ki o bizim benimsenen kitaplarımızdan biridir- duanın kaderi geri çevirmeyeceği, kazayı ve Allah Sübhanehu ve Teâlâ’nın ilmini değiştirmeyeceği belirtilmektedir...) Oysa Kur’an ve Sünnet’ten bazı metinler bana bu anlayışa aykırı gibi göründü. Rasulullah ﷺ’den şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Kaza’yı ancak dua geri çevirir." Bu anlamda daha birçok hadis bulunmaktadır ve bu hadisler duanın kaderi değiştirdiğini kanıtlamaktadır... Peki, kitaptaki ifade ile bu metinler arasındaki bu çelişki nasıl ele alınmalıdır? Allah sizi hayırla mükâfatlandırsın.

Cevap:

Görünen o ki soruda yanlışlıkla ifade edildiği gibi İslami Düşünme (et-Tefkîr el-İslâmî) kitabına değil, İslami Düşünce (el-Fikr el-İslâmî) kitabına atıfta bulunuyorsunuz. Sorudaki bir diğer hata ise "benimsenen kitaplarımızdan biridir" ifadenizdir; bu kitap benimsenmiş (mutabanna) değildir. Nitekim İdari Dosya’da "Parti tarafından çıkarılan, üzerine Emir’in adı veya belirli mülahazalarla başka bir üyenin adı zikredilen ancak halkalarda ders olarak okutulmayan benimsenmemiş kitaplar" bölümünde zikredilmektedir. Bu kitaplar arasında (...İslami Düşünce...) de sayılmaktadır. Her halükarda, belirttiğiniz üzere kitapta geçen şu bölüme atıfta bulunuyorsunuz: "Fakat şu net olmalıdır ki dua; Allah’ın ilmindekini değiştirmez, bir kazayı geri çevirmez, bir kaderi ortadan kaldırmaz ve bir şeyi sebebi dışında var etmez. Çünkü Allah’ın ilmi kesinlikle tahakkuk edicidir ve Allah’ın kazası mutlak olarak vuku bulacaktır. Zira eğer dua onu geri çevirseydi, o kaza olmazdı. Kaderi de Allah var etmiştir, dua onu ortadan kaldırmaz..." Siz ise bunun şu hadisle çeliştiğini söylüyorsunuz: "Şüphesiz dua kazayı geri çevirir." Diğer bir rivayette ise "Kaderi ancak dua geri çevirir" şeklindedir. Bu çelişkinin nasıl giderileceğini soruyorsunuz.

Cevap vermeden önce, cevaba giriş mahiyetinde konuyla ilgili bazı hususları zikredeyim:

1- İslam’da Duanın Konumu ve Allah’ın İzniyle Kabul Edilmesi:

Bu konuda ayetler ve hadisler varit olmuştur, bunlardan bazıları şunlardır:

وَقَالَ رَبُّكُمُ ادْعُونِي أَسْتَجِبْ لَكُمْ إِنَّ الَّذِينَ يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتِي سَيَدْخُلُونَ جَهَنَّمَ دَاخِرِينَ

"Rabbiniz şöyle buyurdu: Bana dua edin, duanıza icabet edeyim. Bana ibadet etmeyi kibirlerine yediremeyenler, alçaltılmış olarak cehenneme gireceklerdir." (Mü’min [40]: 60)

Hâkim Müstedrek’inde Ebu Hureyre (ra)’dan Rasulullah ﷺ’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

لَيْسَ شَيْءٌ أَكْرEMَ عَلَى اللَّهِ مِنْ الدُّعَاءِ

"Allah katında duadan daha kıymetli hiçbir şey yoktur."

Ahmed b. Hanbel Müsned’inde Ebu Said’den Rasulullah ﷺ’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

مَا مِنْ مُسْلِمٍ يَدْعُو بِدَعْوَةٍ لَيْسَ فِيهَا إِثْمٌ وَلَا قَطِيعَةُ رَحِمٍ إِلَّا أَعْطَاهُ اللَّهُ بِهَا إِحْدَى ثَلَاثٍ إِمَّا أَنْ تُعَجَّل لَهُ دَعْوَتُهُ وَإِمَّا أَنْ يَدَّخِرَهَا لَهُ فِي الْآخِرَةِ وَإِمَّا أَنْ يَصْرِفَ عَنْهُ مِنْ السُّوءِ مِثْلَهَا قَالُوا إِذاً نُكْثِرُ قَالَ اللَّهُ أَكْثَرُ

"Bir Müslüman, içinde günah veya akrabalık bağını koparma bulunmayan bir dua ile dua ederse, Allah ona üç şeyden birini mutlaka verir: Ya duasını hemen kabul eder, ya onu ahiret için saklar ya da duası nispetinde bir kötülüğü ondan uzaklaştırır. Dediler ki: 'Öyleyse biz çok dua ederiz.' Buyurdu ki: 'Allah’ın (lütfu) daha çoktur.'" (Hâkim de Müstedrek’inde bunu Ebu Said’den rivayet etmiştir).

Bu deliller, Allah’ın mümin kulunun kendisine dua etmesini ve çokça istemesini sevdiğini, duaya Ahmed’in Müsned’inde geçtiği üzere üç yoldan biriyle icabet edildiğini göstermektedir... Bu icabet Levh-i Mahfuz’da kayıtlıdır; kaderle ilgili aşağıda yer alan delillerde açıklandığı üzere, ezelden beri kayıtlı olanın dışında hiçbir şey vuku bulmaz.

2- Eğer bir mesele hakkında belirli bir hüküm ifade eden kat'i bir delil varsa ve aynı mesele hakkında başka bir hüküm ifade eden, kat'i delille çelişki şüphesi taşıyan senedi sahih zanni bir delil bulunuyorsa; bu durumda iki delilin arasını cem etmek (birleştirmek) yoluna gidilir. Çünkü iki delili de işletmek, birini ihmal etmekten daha evladır. Eğer cem etmek mümkün olmazsa, kat'i delil alınır ve zanni delil -senedi sahih olsa bile- dirayet (anlam) yönünden reddedilir. Senedi zayıf ise zaten zayıflığından dolayı reddedilir.

3- Kader Hakkındaki Bazı Deliller:

وَكَانَ أَمْرُ اللَّهِ قَدَراً مَقْدُوراً

"Allah’ın emri, mutlaka yerine gelecek yazılmış bir kaderdir." (Ahzâb [33]: 38). Buradaki "kaderen" ifadesi ezelde takdir edilmiş olan, "makdûran" ifadesi ise vuku bulması kaçınılmaz olan anlamındadır. Yani bu, kesin bir hükümdür ve mutlaka gerçekleşecektir.

وَمَا يَعْزُبُ عَنْ رَبِّكَ مِنْ مِثْقَالِ ذَرَّةٍ فِي الْأَرْضِ وَلَا فِي السَّمَاءِ وَلَا أَصْغَرَ مِنْ ذَلِكَ وَلَا أَكْبَرَ إِلَّا فِي كِتَابٍ مُبِينٍ

"Ne yerde ne de gökte zerre ağırlığınca bir şey Rabbinden gizli kalmaz. Bundan daha küçüğü de daha büyüğü de yoktur ki apaçık bir kitapta (Levh-i Mahfuz'da) bulunmasın." (Yunus [10]: 61)

عَالِمِ الْغَيْبِ لَا يَعْزُبُ عَنْهُ مِثْقَالُ ذَرَّةٍ فِي السَّمَاوَاتِ وَلَا فِي الْأَرْضِ وَلَا أَصْغَرُ مِنْ ذَلِكَ وَلَا أَكْبَرُ إِلَّا فِي كِتَابٍ مُبِينٍ

"O, gaybı bilendir. Göklerde ve yerde zerre miktarı bir şey O’ndan gizli kalmaz. Bundan daha küçük ve daha büyük ne varsa, hepsi apaçık bir kitaptadır." (Sebe [34]: 3)

مَا أَصَابَ مِنْ مُصِيبَةٍ فِي الْأَرْضِ وَلَا فِي أَنْفُسِكُمْ إِلَّا فِي كِتَابٍ مِنْ قَبْلِ أَنْ نَبْرَأَهَا إِنَّ ذَلِكَ عَلَى اللَّهِ يَسِيرٌ

"Yeryüzünde vuku bulan veya sizin başınıza gelen hiçbir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce bir kitapta yazılı olmasın. Şüphesiz bu, Allah’a göre çok kolaydır." (Hadîd [57]: 22)

Kader veya Levh-i Mahfuz’daki yazı hakkında varit olan hadislerden bazıları:

Ebu Hureyre’den rivayet edildiğine göre Nebi ﷺ bana şöyle dedi:

جَفَّ الْقَلَمُ بِمَا أَنْتَ لاَقٍ

"Kalem, senin karşılaşacağın şeyler hakkında (yazacağını yazmış ve) kurumuştur." (Buhari). Yani karşılaşacağın her şey ezelde yazılmıştır. Cebrail’in gelip İslam ve iman hakkında sorular sorduğu Ömer (ra) hadisinde ise şöyle geçmektedir: İman hakkında haber ver dediğinde;

أَنْ تُؤْمِنَ بِاللَّهِ وَمَلائِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ وَتُؤْمِنَ بِالْقَدَرِ خَيْرِهِ وَشَرِّهِ

"Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, hayrı ve şerriyle kadere inanmandır." buyurdu (Müslim). Yani Allah Teâlâ’nın mahlukatı yaratmadan önce hayrı ve şerri takdir ettiğine inanmandır. Cabir’den rivayetle Rasulullah ﷺ şöyle buyurdu:

لاَ يُؤْمِنُ عَبْدٌ حَتَّى يُؤْمِنَ بِالْقَدَرِ خَيْرِهِ وَشَرِّهِ حَتَّى يَعْلَمَ أَنَّ مَا أَصَابَهُ لَمْ يَكُنْ لِيُخْطِئَهُ وَأَنَّ مَا أَخْطَأَهُ لَمْ يَكُنْ لِيُصِيبَهُ

"Bir kul; hayrı ve şerriyle kadere inanmadıkça, başına gelenin kendisinden sapmayacağını ve başına gelmeyenin de kendisine isabet etmeyeceğini bilmedikçe (gerçek manada) iman etmiş olmaz." (Tirmizi). İbn Abbas’tan rivayetle: "Bir gün Nebi ﷺ’in arkasındaydım, şöyle buyurdu:

يَا غُلَامُ، إِنِّي أُعَلِّمُكَ كَلِمَاتٍ، احْفَظْ اللَّهَ يَحْفَظْكَ، احْفَظْ اللَّهَ تَجِدْهُ تُجَاهَكَ، إِذَا سَأَلْتَ فَاسْأَلِ اللَّهَ، وَإِذَا اسْتَعَنْتَ فَاسْتَعِنْ بِاللَّهِ، وَاعْلَمْ أَنَّ الأُمَّةَ لَوْ اجْتَمَعَتْ عَلَى أَنْ يَنْفَعُوكَ بِشَيْءٍ لَمْ يَنْفَعُوكَ إِلاَّ بِشَيْءٍ قَدْ كَتَبَهُ اللَّهُ لَكَ، وَلَوْ اجْتَمَعُوا عَلَى أَنْ يَضُرُّوكَ بِشَيْءٍ لَمْ يَضُرُّوكَ إِلاَّ بِشَيْءٍ قَدْ كَتَبَهُ اللَّهُ عَلَيْكَ، رُفِعَتْ الأَقْلامُ وَجَفَّتْ الصُّحُفُ

"Ey oğul! Sana bazı kelimeler öğreteceğim: Allah'ı gözet ki O da seni gözetsin. Allah'ı gözet ki O'nu (yardımıyla) karşında bulasın. Bir şey istediğinde Allah’tan iste, yardım dilediğinde Allah’tan dile. Bil ki, bütün bir ümmet sana fayda vermek için toplansa, Allah’ın senin için yazdığından başka bir fayda veremezler. Eğer sana zarar vermek için toplansalar, yine Allah’ın senin aleyhine yazdığından başka bir zarar veremezler. Kalemler kaldırılmış, sayfalar kurumuştur." (Tirmizi).

4- Şimdi duanın kazayı/kaderi geri çevireceğine dair iki hadise gelelim:

Hâkim Müstedrek’inde İbn Abbas’tan, o da Sevban’dan Rasulullah ﷺ’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

إِنَّ الدُّعَاءَ يَرُدُّ الْقَضَاءَ

"Şüphesiz dua kazayı geri çevirir." Sevban (ra)’dan gelen bir diğer rivayette ise:

لَا يَرُدُّ الْقَدَرَ إِلَّا الدُّعَاءُ

"Kaderi ancak dua geri çevirir." Hâkim; "Bu hadisin isnadı sahihtir ancak (Buhari ve Müslim) tahric etmemiştir" demiştir.

5- Kader hakkında varit olan deliller, özellikle de delaleti kat'i olan ayetler incelendiğinde; gökte ve yerde Allah’ın takdir edip katında kaydetmediği hiçbir şeyin olmadığı anlaşılır. Bu varlık aleminde, Allah’ın önceden takdir edip kaydetmediği hiçbir şey vuku bulmaz. Allah’ın önceden takdir edip kaydettiği her şey ise mutlaka vuku bulacaktır ve ondan kaçış yoktur. Yani hiçbir şey kaderi geri çevirip vuku bulmasına engel olamaz.

Yukarıdaki iki hadisten ise duanın kaderi veya kazayı geri çevirdiği anlaşılmaktadır (burada her ikisi de aynı anlamdadır). Dolayısıyla burada kader hakkında varit olan kat'i delillerle bir çelişki şüphesi doğmaktadır. Daha önce belirttiğimiz gibi, öncelikle hadislerle kat'i delillerin arasını cem etme yoluna gidilir; eğer bu mümkünse yapılır, değilse hadis dirayet yönünden reddedilir.

6- Bu doğrultuda meseleyi tefekkür ederek derim ki (başarı Allah’tandır):

a- "Kaderi ancak dua geri çevirir" hadisi, "kaderi geri çevirmek" ifadesinin hakiki anlamıyla, yani onu Levh-i Mahfuz’dan silmek anlamında anlaşılırsa; bu hadis dirayet yönünden reddedilir. Çünkü takdir edilmiş veya hükme bağlanmış olan iş Levh-i Mahfuz’da kayıtlıdır, mutlaka vuku bulacaktır ve ondan kaçış yoktur. Dolayısıyla kader Levh-i Mahfuz’dan silinmez. Bu durumda eğer cem etmek mümkün olmazsa hadis dirayet yönünden reddedilir ve kaderin mutlaka vuku bulacağı, geri çevrilemeyeceği yönündeki kat'i deliller esas alınır... Ancak dirayet yönünden reddetmeden önce, kat'i ve zanni delilleri cem etmek için tüm çaba sarf edilmelidir; zira iki delili de işletmek birini ihmal etmekten daha evladır.

b- Usulde, hakiki anlamı engelleyen bir karine (burada kader hakkındaki kat'i deliller) olduğunda, dil kuralları çerçevesinde mümkünse mecazi anlama başvurulur. Burada da bu mümkündür. Hadisteki kader veya kaza kelimesi, mecazi anlamda ona terettüp eden şey, yani etkisi olarak anlaşılır. Başka bir ifadeyle, sebeplilik ilişkisi bağlamında sebep zikredilip müsebbeb (sonuç) kastedilir. Tıpkı "Yer yağmur bitirdi" denildiğinde sebebin (yağmur) zikredilip müsebbebin (bitki) kastedilmesi gibi. Burada da (kader) zikredilmiş ancak mecazi anlamı olan etkisi kastedilmiştir. Bu durumda geri çevrilen şey kaderin veya kazanın kendisi değil, onun etkisidir.

Örneğin bir müminin başına bir kader veya kaza (hastalık, evlat kaybı, mal kaybı veya ticari zarar gibi) geldiğinde; dua bunun kendisi üzerindeki etkisini geri çevirir. Hasan b. Ali (ra)’nın rivayet ettiği, Rasulullah ﷺ’in vitir kunutunda okuması için ona öğrettiği şu hadiste geçtiği gibi: "...Beni kaza ettiğin şeyin şerrinden koru..." Mümin Allah’a dua eder ve kazanın şerrinden korunmak için çokça yalvarırsa, Allah o kazanın etkisini ondan hafifletir, ona tahammül etmesi ve sabretmesi için yardım eder. Böylece üzerine kaza vuku bulsa da yaşamı huzurla devam eder. Yani kazanın ağırlığı hafifler ve etkisi azalır; sanki duası o kazayı mecazi olarak geri çevirmiş gibi olur... Nice insan vardır ki başına küçük bir diken batsa gücü tükenir, nizamı bozulur. Nice insan da vardır ki başına büyük bir musibet gelir de dili Allah’ın zikriyle ıslaktır; Allah’a o musibetin şerrinden ve etkisinden koruması için dua eder, o da buna sabreder ve işleri yolunda gider. Sanki duası o musibeti mecazi olarak geri çevirmiştir.

Hadis işte böyle anlaşılır; yani kader mutlaka vuku bulur ancak müminin sadakat ve ihlasla yaptığı duası, kaderin etkisini geri çevirir. Yani etkisi hafifler, kul tahammül ve sabır için yardım görür, musibetin ağırlığı ona kolay gelir ve sanki musibet hiç yaşanmamış gibi yaşamı güzelleşir. Tüm bunlar da Levh-i Mahfuz’da kayıtlıdır; Allah bunu ezelden beri takdir etmiş ve bilmektedir... Yani bu kulun başına belirli bir musibetin geleceği... ve bu kulun onun şerrinden korunmak için Allah’a dua edeceği, Allah’ın da ona icabet edip sabır ve tahammül vereceği, böylece musibetin sanki hiç yaşanmamış gibi olacağı Levh-i Mahfuz’da mecazi olarak kayıtlıdır.

Tercih ettiğim üzere hadis bu şekilde anlaşılır. Allah en iyi bilendir ve hüküm sahibidir.

7- Bilgi ve ek fayda sağlamak amacıyla şunları da zikretmeliyim:

a- Tefsir Usulünde Kolaylık (et-Teysîr fî Usûl et-Tefsîr) kitabımdan:

[Duanın kabul edilmesi; kaderde, Levh-i Mahfuz’daki yazıda veya Allah’ın ilminde bir değişiklik olması demek değildir. Yani icabet, Allah’ın kulunun duasını ve ona vereceği cevabı önceden bilmediği ve dolayısıyla bunun Levh-i Mahfuz’da kayıtlı olmadığı anlamına gelmez. Bilakis Allah bunu ezelden beri bilir ve kaydetmiştir... Kader Allah’ın ilmidir, yani Levh-i Mahfuz’daki yazıdır; olacak her şey orada ezelden beri yazılıdır. Allah, filan kişinin kendisine dua edeceğini bilir; eğer Allah ona icabet etmeyi takdir etmişse, filan kişinin şöyle şöyle dua edeceği ve bunun da şu şekilde gerçekleşeceği yazılır... Dua, Allah’ın ilminde olmayan veya Levh-i Mahfuz’da yazılı olmayan yeni bir başlangıç (inşa) değildir, icabet de öyledir. Bilakis olacak her şey Levh-i Mahfuz’da kayıtlıdır. Allah gaybı bilir, kulun söz veya eylem olarak ne yapacağını bilir; her şey ezelden önceden yazılmıştır. Kulun yapacağı dua Allah tarafından bilinmekte ve olduğu gibi kayıtlı durmaktadır; aynı şekilde Allah’ın dilediği icabet de ezelden beri kayıtlıdır. Dolayısıyla dua ve icabet Allah’ın ilminin dışında değildir; her ikisi de aynen gerçekleşecekleri şekilde Levh-i Mahfuz’da kayıtlıdırlar. Allah gaybı ve görüneni bilendir.]

لَا يَعْزُبُ عَنْهُ مِثْقَالُ ذَرَّةٍ فِي السَّمَاوَاتِ وَلَا فِي الْأَرْضِ

"Göklerde ve yerde zerre miktarı bir şey O’ndan gizli kalmaz." (Sebe [34]: 3)

b- Ebu Muhammed el-Hüseyin el-Begavi eş-Şafii’nin (v. 516 h.) Şerhu’s-Sünne adlı eserinde geçer:

[(Bize Abdülvahid b. Ahmed el-Melihi haber verdi... Abdullah b. Ebi'l-Ca'd'dan, o da Sevban'dan rivayetle Rasulullah ﷺ şöyle buyurdu: "Kaderi ancak dua geri çevirir"...) Derim ki: Ebu Hatim es-Sicistani şöyle demiştir: (Kişinin duaya devam etmesi, kazanın gelişini ona hoş kılar, böylece sanki onu geri çevirmiş gibi olur...)]

c- Ebu’l-Hasan Nuruddin el-Molla el-Hirevi el-Kari’nin (v. 1014 h.) Mişkâtü’l-Mesâbih şerhi olan Mirkâtü’l-Mefâtîh adlı eserinde geçer:

["Kaza’yı ancak dua geri çevirir" sözü: Kaza, takdir edilmiş olan iştir... Veya kaza’nın geri çevrilmesinden maksat -eğer hakiki anlamı kastediliyorsa- onun hafifletilmesi ve işin kolaylaştırılmasıdır, öyle ki sanki hiç inmemiş gibi olur...]

Umarım bu açıklamalar yeterli olmuştur. Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun.

16 Rebiülevvel 1441 H. 13/11/2019 M.

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın