Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Soru-Cevap: Mısır'da Barış ve Islah Nasıl Olur?

November 20, 2013
3825
استمع للمقال

Rahman ve Rahim Olan Allah'ın Adıyla

Soru:

Aylardır Mısır'da sokaklarda ve meydanlarda öldürme, tutuklama, tahrip ve yıkım gibi şiddet olayları devam ediyor. Bu durum normal hayatı sekteye uğrattı ve insanlar gözle görülür iki tarafa bölündü... Bu atmosferde Amerika, Avrupa ve hatta Rusya'dan arabulucular ortaya çıktı; Rusya Mısır ile temaslara başladı, Çin'in müdahale etmesi de uzak bir ihtimal değil! Aynı şekilde, içerideki bazı pay sahipleri, partili veya partisiz yerel çevreler de arabuluculuk ve ıslah girişimlerinde bulundu... Ancak bir sonuç alınamadı. Dikkatimizi çeken şu ki, tanıyan herkesin güvendiği ve saygı duyduğu Hizb-ut Tahrir ne bir arabuluculuğa ne de bir ıslah veya barış girişimine müdahale etti. Oysa biz, Hizb'in Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şu sözünden gafil olduğunu düşünmüyoruz:

أَلَا أُخْبِرُكُمْ بِأَفْضَلَ مِنْ دَرَجَةِ الصِّيَامِ وَالصَّلَاةِ وَالصَّدَقَةِ؟ قَالُوا: بَلَى، يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ: إِصْلَاحُ ذَاتِ الْبَيْنِ، وَفَسَادُ ذَاتِ الْبَيْنِ الْحَالِقَةُ

"Size namaz, oruç ve sadaka derecesinden daha üstün olan şeyi haber vereyim mi? Dediler ki: Evet, ey Allah'ın Rasulü! Buyurdu ki: Aradaki küskünlüğü düzeltmektir (ara bulmaktır). Aradaki bozukluk ise (dini) kökten kazıyandır."

Peki, Hizb'in bir arabuluculuk, barış veya ıslah girişimine müdahale etmemesinin bir sebebi var mı? Allah sizi hayırla mükafatlandırsın.

Cevap:

Birincisi: Başlangıçta Hizb'e duyduğunuz güvenden ve hüsnüzannınızdan dolayı size teşekkür eder, Allah Subhânehu'dan hepimizi en doğru yola iletmesini niyaz ederiz. Şüphesiz Allah Subhânehu, duaları işiten ve icabet edendir.

Evet, Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Ebu Davud tarafından rivayet edilen şu hadis-i şerifi bizden gafil değildir: Ebu'd Derdâ'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

أَلَا أُخْبِرُكُمْ بِأَفْضَلَ مِنْ دَرَجَةِ الصِّيَامِ وَالصَّلَاةِ وَالصَّدَقَةِ؟ قَالُوا: بَلَى، يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ: إِصْلَاحُ ذَاتِ الْبَيْنِ، وَفَسَادُ ذَاتِ الْبَيْنِ الْحَالِقَةُ

"Size namaz, oruç ve sadaka derecesinden daha üstün olan şeyi haber vereyim mi? Dediler ki: Evet, ey Allah'ın Rasulü! Buyurdu ki: Aradaki küskünlüğü düzeltmektir (ara bulmaktır). Aradaki bozukluk ise (dini) kökten kazıyandır."

Ancak barış ve ıslah, başkasına değil, ancak Şeriat'a başvurarak olmalıdır. Haramı helal kılan veya helali haram kılan bir barış ve ıslah sahih değildir. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem hadis-i şeriflerinde bize bunu tavsiye etmiştir, onlardan bazıları şunlardır:

Ebu Davud Sünen'inde Ebu Hureyre'den şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

الصُّلْحُ جَائِزٌ بَيْنَ الْمُسْلِمِينَ

"Müslümanlar arasında barış caizdir."

Ahmed şu ziyadeyi eklemiştir:

إِلَّا صُلْحًا أَحَلَّ حَرَامًا، أَوْ حَرَّمَ حَلَالًا

"Haramı helal kılan veya helali haram kılan bir barış müstesna."

Süleyman b. Davud ise şunu eklemiştir: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

الْمُسْلِمُونَ عَلَى شُرُوطِهِمْ

"Müslümanlar şartlarına bağlıdırlar."

Tirmizi Sünen'inde Kesir b. Abdullah b. Amr b. Avf el-Müzeni'den, o babasından, o da dedesinden rivayet ettiğine göre Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

الصُّلْحُ جَائِزٌ بَيْنَ المُسْلِمِينَ، إِلَّا صُلْحًا حَرَّمَ حَلَالًا، أَوْ أَحَلَّ حَرَامًا، وَالمُسْلِمُونَ عَلَى شُرُوطِهِمْ، إِلَّا شَرْطًا حَرَّمَ حَلَالًا، أَوْ أَحَلَّ حَرَامًا

"Müslümanlar arasında barış caizdir; ancak bir helali haram kılan veya bir haramı helal kılan barış müstesnadır. Müslümanlar şartlarına bağlıdırlar; ancak bir helali haram kılan veya bir haramı helal kılan şart müstesnadır."

Tirmizi bu hadis için "hasen sahih" demiştir. Aynı şekilde İbn Hibban da Sahih'inde Ebu Hureyre'den şu lafızla rivayet etmiştir: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

الصُّلْحُ جَائِزٌ بَيْنَ الْمُسْلِمِينَ إِلَّا صُلْحًا أَحَلَّ حَرَامًا أَوْ حَرَّمَ حَلَالًا

"Haramı helal kılan veya helali haram kılan barış müstesna, Müslümanlar arasında barış caizdir."

İkincisi: Biz iki tarafın durumunu derinlemesine düşündük ve gördüğümüz şey gerçekten hayret vericiydi:

Onların Allah'ın Şeriatı ile hükmetme konusunda ihtilafa düştüklerini görmedik; yani bir tarafın onunla hükmetmek istediği, diğer tarafın ise istemediği bir durum söz konusu değil. Aksine, her iki taraf da ne önceki ne de sonraki yönetimde onunla hükmetmediler!

Onların Şeriat hükümlerinden oluşan bir anayasa konusunda tartıştıklarını da görmedik. Aksine, önceki yönetimde batıl olan, mevcut yönetimde ise batıllığı daha da artan beşerî bir anayasa söz konusudur.

Aynı şekilde Yahudi varlığına ve önceki yönetimde yürürlükte olan, mevcut yönetimde de hala yürürlükte kalmaya devam eden Camp David Anlaşması'na karşı tutumda da farklılık göstermiyorlar. Yahudi varlığına gaz akışı konusunda da bir ihtilaf içinde değiller; gaz bugün de akıyor, dünden önce de akıyordu.

Fiilen savaş halinde olan devletlerin gemilerinin Süveyş Kanalı'ndan geçişi konusunda da bir önlem alma noktasında farklılık göstermiyorlar; o gemiler bugün de geçiyor, dünden önce de geçiyordu.

Petrol, gaz ve madenler gibi Müslümanların hakkı olan ve onlara dağıtılması gereken kamu mülkiyeti konusunda da tartışmıyorlar... Aksine bunlar, dünden önce olduğu gibi bugün de Mısır'daki "köpek balıklarının" ceplerini şişirmeye devam ediyor.

Dahası, Amerika ile ilişkiler konusunda da bir ihtilafa düşmüyorlar; bu ilişkiler kesilmeden devam ediyor ve Amerika'nın ipi, dünden önce olduğu gibi bugün de onlara güçlü bir şekilde uzanıyor.

Üçüncüsü: Şunun farkındayız ki; Allah'ın yeryüzündeki kınanesi (oku/kalesi) olan Mısır halkı, taraflardan biri orduyu düşman toprağını savaş alanına çevirmek yerine Mısır'ı bir savaş alanına çevirmeye zorladığı sürece... diğer taraf ise Mısır sokaklarını adil Hilafet nizamını haykırma meydanı yapmak yerine batıl bir beşerî yönetim uğruna bir çatışma meydanı haline getirdiği sürece, hiçbir hayır, güvenlik veya barış elde edemeyecektir...

Her iki taraf da İslam'ı bir kenara atan laik cumhuriyeti ve sivil devleti, Allah'ı bırakıp egemenliği halka vererek Allah'ın dışında teşri (yasama) yapan demokrasiyi savunduğu sürece hayır, güvenlik veya barış yüzü görmeyeceklerdir.

Aynı şekilde, her iki taraf da Allah'ın indirmediği bir anayasa koyup, Allah'ın ümmetin salahı ve hayrı için indirdiği Alemlerin Rabbinin anayasasını terk ettiği sürece hayır, güvenlik veya barışa kavuşamayacaklardır:

أَلَا يَعْلَمُ مَنْ خَلَقَ وَهُوَ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ

"Yaratan bilmez mi? O, en ince işleri görüp bilendir ve her şeyden haberdardır." (Mülk 14)

Filistin'i gasp eden Yahudi varlığı ile önceki ve sonraki rejim arasında imzalanan Camp David Anlaşması, derhal iptal edilip çöpe atılmak yerine yürürlükte kaldığı sürece, onlar hayır, güvenlik veya barış elde edemeyeceklerdir.

Dahası, gaz Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına akmaya devam ettiği sürece hayır bulamayacaklardır; oysa gasp edenin, gasp ettiği kimsenin kanıyla beslenmemesi için gazın kesilmesi gerekirdi...!

Kamu mülkiyeti, asıl hak sahipleri olan yüce Mısır halkına dönmek yerine haksız yere rejimin ceplerine aktığı sürece hayır görmeyeceklerdir...

Amerikan ilişkileri sürdüğü ve Washington'dan Kahire'ye uzanan Amerikan ipi kesilmek yerine uzatıldığı sürece de asla hayra ulaşamayacaklardır...

Son olarak, Mısır Allah'ın yeryüzündeki kınanesi olarak Hilafetin sarsılmaz bir rüknü haline gelip eski şanlı tarihine dönmedikçe hayra kavuşamayacaklardır: O Mısır ki, Roma hükmünden kurtulmuş, sonra Haçlıları Filistin topraklarından ve çevresinden kovmuş, Müslüman beldelerini Tatarlardan temizlemişti... Sonra Allah'ın izniyle yolculuğunu tamamlayarak Filistin'i Yahudi varlığından kurtaracak ve onu tarihin tozlu sayfalarına gömecektir...

Dördüncüsü: İki tarafa da baktık ve gördük ki; doğudan ve batıdan, içeriden ve dışarıdan, oradan buradan arabulucularla bir çözüm arıyorlar, ancak bu arayış doğru bir yol üzerinde değildir. Ne onlar çözüm bulmaya ehildirler ne de peşinde koştukları çözüm bir hayır getirir:

Dış arabuluculara gelince, onların ne Mısır ne de halkı umurlarındadır. Akıl ve izan sahibi biri, daha önceki, önceki ve sonraki tüm yönetimlerin arkasında olan Amerika'dan hayırlı bir çözüm bekleyebilir mi? Daha önceki, önceki ve sonraki dönemlerde yaşanan ölümlerin arkasında o vardır; ölenlerin sayısı veya yıkımın boyutu umurunda değildir... Onun tek derdi Mısır'daki nüfuzunun istikrarlı bir şekilde devam etmesidir... Irak ve Afganistan'daki geçmişi, hatta bugünü buna şahittir. Durumu bu olan biri, Mısır ve halkı için sahih ve selametli bir çözüm bulabilir mi? Obama ve temsilcisi Kerry, Mısır ve halkı için hayır mı istiyorlar? Bunlar içinde bulundukları şeyi mahvedenlerdir ve İslam ile Müslümanlar için asla hayır istemezler...

Basiret sahibi hangi bilinçli kişi Avrupa'dan hayırlı bir çözüm bekleyebilir? İngiltere ve ajanları H. 1342 - M. 1924 yılında Hilafetin kaldırılmasının arkasındaydı; dolayısıyla Hilafetin ve onun için çalışanların can düşmanıdır. Uğursuz Balfour Deklarasyonu'nun arkasında o vardır. Amerika, Fransa ve Rusya ile birlikte Yahudilerin Filistin'i gasp etmesinin, halkını sürmesinin ve ardından İsra ve Mirac yurdu, ribat toprağı olan Filistin topraklarında bir Yahudi varlığının kurulmasının baş destekçisidir... Fransa'ya gelince, Yahudi varlığının ilk destekçilerinden olmasının yanı sıra, Müslümanları katletme konusunda kara bir tarihe sahiptir; bu sadece geçmişte Cezayir'de değil, kanı henüz kurumamış olan Mali'de de böyledir... Rusya'nın ise Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra bölgemizdeki hareketleri Amerika ile anlaşmalı ve ona zemin hazırlayıcı mahiyettedir. Buna ek olarak Şam tağutuna verdiği destek herkesin malumudur. Aynı şekilde Kafkasya'da, özellikle Çeçenistan'da Müslümanlara yönelik katliamları, Kazan'da camileri yıkması, Tataristan'da imamları tutuklaması, hatta bazılarını öldürmesi ve İslam davetçilerini hapse atması ortadadır... Ondan hiç hayır beklenir mi? Aynı şekilde Doğu Türkistan'ı işgal eden ve oradaki Müslümanlara saldıran Çin; o müdahale etse veya arabulucu olsa ondan bir hayır umulur mu?

Tüm bu dış arabuluculuklar beraberinde zehirden başka bir şey taşımazlar. Onlar için Mısır halkının kanı, kan emmek ve menfaat inşa etmek kadar önemli değildir. Bunların başında da Mısır'ı bölgedeki ana kalesi sayan Amerika gelmektedir... Dolayısıyla aklı başında olan bir insan, dikenden üzüm bitmesini bekler mi? Avrupa'nın Ashton'ı veya Obama'nın Kerry'si ya da adı geçen tüm dış devletler; onlardan bir hayır, hatta hayrın zerresi umulur mu?

كَيْفَ وَإِنْ يَظْهَرُوا عَلَيْكُمْ لَا يَرْقُبُوا فِيكُمْ إِلًّا وَلَا ذِمَّةً يُرْضُونَكُمْ بِأَفْوَاهِهِمْ وَتَأْبَى قُلُوبُهُمْ وَأَكْثَرُهُمْ فَاسِقُونَ

"Nasıl olabilir ki! Eğer onlar size galip gelselerdi, hakkınızda ne bir ahit ne de bir yükümlülük gözetirlerdi. Ağızlarıyla sizi razı etmeye çalışırlar, fakat kalpleri buna direnir. Onların çoğu fasıktır." (Tevbe 8)

İçerideki arabulucular ise fasit bir daire içinde dönüp duruyorlar. Çözümü, her iki tarafın sunduğu; cumhuriyet nizamını, laik sivil yönetimi, teşri yetkisini Alemlerin Rabbine değil de insanlara veren demokrasiyi, egemenliği halka teslim etmeyi ve tüm bunların getirdiği felaketlerle birlikte kişisel, dini, mülkiyet ve fikir hürriyetlerini korumak üzerinden arıyorlar...! Arabulucular böyle yapıyorlar; bir tarafa biraz ödün vermesini, diğer tarafa biraz ödün vermesini ve belanın, bedbahtlığın asıl sebebi olan aynı nizam üzerinde uzlaşmalarını teklif ediyorlar! Acı olan şu ki, bu arabulucuların bir kısmı Allah'ın Kitabı'nda "Namazı kılın" ayetini okuyup namaz kılan ve namazdan ödün vermeyi asla kabul etmeyen Müslümanlardır. Ancak Allah'ın Kitabı'ndaki başka bir ayeti okuyorlar:

وَأَنِ احْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ

"Aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet." (Maide 49)

Lakin bundan ödün veriyorlar, hadlerin uygulanmasını zikretmekten "utanıyorlar" ve iki taraftan Hilafet nizamını talep ettiklerinde kalplerine korku düşüyor; çünkü Amerika, Avrupa, Rusya ve Çin'in gazabından korkuyorlar! Gerçekten bu çok şaşırtıcı bir durumdur!

Beşincisi: Dolayısıyla, içeriden ve dışarıdan mevcut arabulucular Mısır'ın ve halkının sorunlarına selametli ve doğru bir çözüm getiremeyeceklerdir. Aksine çözüm tektir; o da herkesin kalbiyle ve tüm azalarıyla, Allah Subhânehu'nun Kitabı, Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Sünneti ve Sahabenin Rıdvanullahi Aleyhim icması ile farz kıldığı Hilafet nizamında Allah'ın şeriatını hâkim kılmaya yönelmesidir:

Kitap'tan delil ise, Allah Teâlâ Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e hitaben şöyle buyurmuştur:

فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَاءَهُمْ عَمَّا جَاءَكَ مِنَ الْحَقِّ

"Aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet ve sana gelen haktan sapıp da onların hevalarına uyma." (Maide 48)

Ve şöyle buyurmuştur:

وَأَنِ احْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَاءَهُمْ وَاحْذَرْهُمْ أَنْ يَفْتِنُوكَ عَنْ بَعْضِ مَا أَنْزَلَ اللَّهُ إِلَيْك

"Aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet, onların hevalarına uyma ve Allah'ın sana indirdiklerinin bir kısmından seni saptırmalarından sakın." (Maide 49)

Ve diğer ayetler... Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e hitaben gelen "aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet" emri, aynı zamanda ümmetine de bir hitaptır. Bunun mefhumu, Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den sonra aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmedecek bir yönetici var etmeleridir. Hitaptaki emir "cezm" (kesinlik) ifade eder; çünkü hitabın konusu farzdır ve usul ilminde olduğu gibi bu, kesinliğe karinedir. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den sonra Müslümanlar arasında Allah'ın indirdiğiyle hükmeden yönetici ise Halife'dir. Bu şekildeki yönetim nizamı Hilafet nizamıdır.

Sünnet'ten delile gelince, Nafi'den rivayet edildiğine göre Abdullah b. Ömer bana şöyle dedi: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i şöyle buyururken işittim:

مَنْ خَلَعَ يَدًا مِنْ طَاعَةٍ لَقِيَ اللَّهَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ لَا حُجَّةَ لَهُ وَمَنْ مَاتَ وَلَيْسَ فِي عُنُقِهِ بَيْعَةٌ مَاتَ مِيتَةً جَاهِلِيَّةً

"Kim itaatten elini çekerse, kıyamet günü lehine hiçbir delil bulunmaksızın Allah ile karşılaşır. Kim de boynunda bir beyat olmadan ölürse cahiliye ölümü ile ölür." (Müslim rivayet etmiştir). Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem her Müslümanın boynunda bir beyat olmasını farz kılmış ve boynunda beyat olmadan ölenin ölümünü, günahın büyüklüğüne delalet etmek üzere cahiliye ölümü olarak vasfetmiştir. Beyat ise Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den sonra ancak Halife'ye olur, başkasına değil. Yine Müslim, el-A'rec'den, o da Ebu Hureyre'den Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

إِنَّمَا الْإِمَامُ جُنَّةٌ يُقَاتَلُ مِنْ وَرَائِهِ وَيُتَّقَى بِهِ

"İmam ancak bir kalkandır; onun arkasında savaşılır ve onunla korunulur." Yine Müslim, Ebu Hazim'den şöyle rivayet etmiştir: Ebu Hureyre ile beş yıl birlikte oturdum ve onun Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den şunu rivayet ettiğini işittim:

كَانَتْ بَنُو إِسْرَائِيلَ تَسُوسُهُمُ الْأَنْبِيَاءُ، كُلَّمَا هَلَكَ نَبِيٌّ خَلَفَهُ نَبِيٌّ، وَإِنَّهُ لَا نَبِيَّ بَعْدِي، وَسَتَكُونُ خُلَفَاءُ فَتَكْثُرُ، قَالُوا فَمَا تَأْمُرُنَا؟ قَالَ: فُوا بِبَيْعَةِ الْأَوَّلِ فَالْأَوَّلِ، وَأَعْطُوهُمْ حَقَّهُمْ، فَإِنَّ اللَّهَ سَائِلُهُمْ عَمَّا اسْتَرْعَاهُمْ

"İsrailoğullarını peygamberler yönetiyordu. Bir peygamber vefat edince yerine başka bir peygamber geliyordu. Ancak benden sonra peygamber yoktur. Fakat halifeler olacak ve sayıca çok olacaklardır. Dediler ki: Öyleyse bize ne emredersiniz? Buyurdu ki: İlk beyat edilene vefalı olun ve onların haklarını verin. Zira Allah onlara yönettikleri halkın hesabını soracaktır." Bu hadislerde Halife "cünne" yani koruyucu olarak vasfedilmiştir. Yine bu hadislerde Müslümanları yönetenlerin Halifeler olduğu belirtilmiştir ki bu da onların ikame edilmesinin talebi anlamına gelir.

Sahabenin icmasına gelince; onlar Rıdvanullahi Aleyhim, Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in vefatından sonra bir halife seçilmesinin gerekliliği üzerinde icma etmişlerdir. Sahabenin bu icmasının teyidi, Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in cenazesini defin işlemini erteleyip, halife seçimi ile meşgul olmalarından anlaşılır; oysa cenazenin bir an önce defnedilmesi farzdır. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in teçhiz ve defin işiyle meşgul olması gereken sahabenin bir kısmı halife seçimiyle uğraşmış, bir kısmı ise bu meşguliyete karşı sessiz kalmış ve inkâr etmeye güçleri yetmesine rağmen defnin iki gece geciktirilmesine ortak olmuşlardır. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Pazartesi kuşluk vakti vefat etmiş, Salı gecesi ve Salı günü defnedilmeden kalmış, Salı günü Ebu Bekir Radiyallahu Anh'a beyat edilmiş ve ardından Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Çarşamba gecesi gece yarısı defnedilmiştir. Yani defin iki gece gecikmiş ve Rasulullah defnedilmeden önce Ebu Bekir'e beyat edilmiştir. Bu durum, cenaze defin işine takdimen halife seçimiyle meşguliyet üzerinde bir icma olmuştur ki bu da halife atamanın farziyetinin büyüklüğüne delalet eder...

İşte böylece, İslam ile hükmeden bir yönetici yani "Halife" bulunmadığında Müslümanların üzerine düşen vacip, onu var etmek için tüm güçlerini sarf etmektir. O, Alemlerin Rabbinden vacip olan, ümmetin salahının ve işlerinin düzgünlüğünün içinde olduğu büyük bir farz olan hadleri uygulayacak kişidir. İbn Mace Sünen'inde Ebu Hureyre'den rivayet ettiğine göre Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:

حَدٌّ يُعْمَلُ بِهِ فِي الْأَرْضِ، خَيْرٌ لِأَهْلِ الْأَرْضِ مِنْ أَنْ يُمْطَرُوا أَرْبَعِينَ صَبَاحًا

"Yeryüzünde uygulanan bir had, yeryüzü halkı için kırk sabah yağmur yağmasından daha hayırlıdır."

Mısır'ın ve Müslüman beldelerinin sorunlarının çözümü budur; böylece hayır oraya yerleşir ve bu hayrın etkisi tüm dünyaya yayılır.

Altıncısı: Biz olayları takip ediyorduk ve gördüğümüz kan ve yıkımdan dolayı üzülüyorduk. Bizi daha çok üzen ise, tüm tarafların çözümü; inandıkları, namaz kıldıkları, oruç tuttukları ve Allah Subhânehu'ya ibadet ettikleri İslam dışında her yerde aramalarıydı!

Çözümü ancak tarafların Hilafet nizamını kabul etmesinde gördüğümüz için ve o taraflar kendilerini Hilafet nizamından ve onun için çalışanlardan uzak tuttukları için, Hilafet nizamını teklif ederek taraflar arasında ıslah için öne atılırsak... bunun havaya seslenmek veya küle üflemek olmasından korktuk. Bu yüzden Allah Subhânehu'nun bundan sonra bir kapı açması ümidiyle beklemeyi ve uzak durmayı tercih ettik.

Bizi müdahale etmekten alıkoyan budur. Temaslarımıza rağmen, her iki tarafın liderleri de Hilafete ve onun ehline yönelmiyorlar; kendi ifadeleriyle Batı'yı kışkırtmamak için Hilafeti zikretmekten kalpleri titriyor. Durumları bu olanlar arasında nasıl bir arabuluculuğa veya barışa girebiliriz?

Biz, her iki tarafı Hilafet nizamı üzerinde birleştirmek kaydıyla aralarında barış için her türlü çabayı sarf etmeye hazırız. Eğer her iki taraftan da bunu görürsek, yani Allah'ın şeriatıyla hükmetmeye yöneldiklerini, Hilafeti ilan etmeye ve sancağını -Ukayb sancağını, Lâ İlâhe İllallâh Muhammedun Rasûlullâh sancağını- yükseltmeye hazır olduklarını anlarsak, bu konuda hiçbir çabayı esirgemeyiz. İki taraf arasında onları tek bir nizam, yani Raşidi Hilafet nizamı üzerinde toplamak için koşturmaya hazır oluruz. Allah'ın izniyle, Hilafetin ikamesi, istikrarı, güvenliği ve emniyeti için gereken prosedürler konusunda işi ehline teslim etmeye, Allah'ın yeryüzündeki kınanesi olan Mısır'ı yeniden Rabbiyle güçlü, diniyle aziz kılmaya kadiriz. Öyle ki o, Allah'ın düşmanlarının belini kıracak ve İslam'a, Müslümanlara ve zimmîlere kötülük isteyen herkesi sarsacaktır.

Ne dediğimizi biliyoruz ve neyi kastettiğimizi biliyoruz; Hizb-ut Tahrir'i, onun geçmişini ve bugününü tanıyanlar bunu teyit ederler. Allah ondan sonra en büyük yardımcıdır...

Barış ve ıslah ancak böyle olur ve biz bu yol üzere yürürüz. Umulur ki her iki taraf da karşılaştıkları bu zorluk ve şiddetten sonra, ümmetin sorunlarının doğru çözümünün Hilafet nizamı olduğunu anlarlar. O nizam ki; kulları için dünya ve ahirette neyin iyi olduğunu en iyi bilen ve en hikmetli olan Alemlerin Rabbinin nizamıdır. Umulur ki her iki tarafın buna muvafakati, Allah'ın haklarında şöyle buyurduğu bu ümmetin şanlı tarihinin yeniden inşasına bir sebep olur:

كُنْتُمْ خَيْرَ أُمَّةٍ أُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَتُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ

"Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah'a iman edersiniz." (Âl-i İmrân 110)

Böylece Hilafet yeniden döner, İslam ve ehli aziz olur, küfür ve ehli zelil olur, hayır tüm dünyaya yayılır. Bu ise Allah'a hiç de güç değildir.

Sonuç olarak; biliyoruz ki birileri bizi "hayal kuran insanlar" olarak vasfedecek, bir başkası "dinleri bunları aldattı" diyecek, üçüncüsü "Amerika ve Batı'nın hükmettiği bu dünyanın dışında yaşadığımızı" söyleyecek ve dördüncüsü de "Hilafet bir dönemdi, bitti ve bir daha dönmeyecek" diyerek konuyu kapatacaktır...

Fakat biz aynı zamanda Allah Subhânehu'nun şöyle buyurduğunu biliyoruz:

وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنْكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُمْ فِي الْأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ دِينَهُمُ الَّذِي ارْتَضَى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُمْ مِنْ بَعْدِ خَوْفِهِمْ أَمْنًا يَعْبُدُونَنِي لَا يُشْرِكُونَ بِي شَيْئًا وَمَنْ كَفَرَ بَعْدَ ذَلِكَ فَأُولَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ

"Allah, içinizden iman edip de salih ameller işleyenlere, kendilerinden öncekileri halife kıldığı gibi onları da yeryüzünde halife kılacağını, onlar için beğendiği dinlerini iyice yerleştireceğini ve yaşadıkları korkularının ardından kendilerini güvene kavuşturacağını vaat etti. Onlar bana kulluk ederler ve hiçbir şeyi bana ortak koşmazlar. Artık bundan sonra kim inkâr ederse, işte onlar fasıkların ta kendileridir." (Nûr 55)

Ve Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in, Ahmed ve Ebu Davud et-Tayalisi'nin Huzeyfe b. el-Yeman'dan rivayet ettiğine göre şöyle buyurduğunu biliyoruz:

إِنَّكُمْ فِي النُّبُوَّةِ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ، ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا، ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةٌ عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ، فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ، ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا، ثُمَّ تَكُونُ مُلْكًا عَاضًّا، فَيَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ يَكُونَ، ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا، ثُمَّ تَكُونُ جَبْرِيَّةً، فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ، ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا، ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةٌ عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ

"Allah’ın dilediği kadar aranızda nübüvvet kalacaktır. Sonra Allah onu kaldırmayı dilediğinde kaldıracaktır. Sonra nübüvvet metodu üzere Hilâfet olacaktır ve Allah’ın dilediği kadar kalacaktır. Sonra Allah onu kaldırmayı dilediğinde kaldıracaktır. Sonra ısırıcı mülk olacaktır ve Allah’ın dilediği kadar kalacaktır. Sonra Allah onu kaldırmayı dilediğinde kaldıracaktır. Sonra cebriyye (zorba) yönetim olacaktır ve Allah’ın dilediği kadar kalacaktır. Sonra Allah onu kaldırmayı dilediğinde kaldıracaktır. Sonra nübüvvet metodu üzere Hilâfet olacaktır."

Akıl ve basiret sahibi her kişi bilir ki, o kimselerin sözleri boş ve batıldır, akıllıların nezdinde yeri yoktur. Allah Subhânehu'nun sözü ve Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in sözü ise gerçekleşecek olan haktır:

فَمَاذَا بَعْدَ الْحَقِّ إِلَّا الضَّلَالُ فَأَنَّى تُصْرَفُونَ

"Artık haktan sonra sapıklıktan başka ne vardır? O halde nasıl (haktan) çevriliyorsunuz?" (Yunus 32)

Sonun sonu olarak; biz durumları takip ediyoruz ve mümkün olduğunca her iki tarafla temas kuruyoruz, umulur ki Allah bundan sonra bir kapı açar:

إِنَّ اللَّهَ مَعَ الَّذِينَ اتَّقَوْا وَالَّذِينَ هُمْ مُحْسِنُونَ

"Şüphesiz Allah, takva sahipleri ve iyilik yapanlarla beraberdir." (Nahl 128)

وَنُرِيدُ أَنْ نَمُنَّ عَلَى الَّذِينَ اسْتُضْعِفُوا فِي الْأَرْضِ وَنَجْعَلَهُمْ أَئِمَّةً وَنَجْعَلَهُمُ الْوارِثِينَ

"Biz ise yeryüzünde güçsüz düşürülenlere lütufta bulunmak, onları önderler yapmak ve onları (topraklara) varis kılmak istiyoruz." (Kasas 5)

وَاللَّهُ غالِبٌ عَلى أَمْرِهِ وَلكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لا يَعْلَمُونَ

"Allah, emrini yerine getirmeye kadirdir. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler." (Yusuf 21)

Soru cevabı dinlemek için buraya tıklayın

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın