Hizb-ut Tahrir Emiri Celil Alim Ata b. Halil Ebu el-Raşte’nin Facebook Sayfası Takipçilerinin Fıkhî Sorularına Verdiği Cevaplar Serisi
Soru:
Selamun Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuhu,
Değerli kardeşim, selam ve hürmetlerimle;
El-Halil şehrinde iki kadın şer’i nikah memuru (ma’zuna) olarak atandı ve kendilerine nikah akdi yapma yetkisi verildi...
Sorum şudur değerli kardeşim: Bir kadının başka bir kadını evlendirmesi ve başka bir kadının evliliği için nikah akdini gerçekleştirmesi caiz midir? Zira hadiste şöyle geçtiğini biliyorum: "Kadın kadını evlendiremez, kadın kendisini de evlendiremez. Zira zina yapan kadın, kendisini evlendiren kadındır." Bunu İbn Mace ve İbn Huzeyme Sahih’inde rivayet etmiştir. Eğer bu caiz değilse, bir kadının eliyle gerçekleştirilen akit geçerli mi yoksa batıl mı olur?
Allah sizi hayırla mükafatlandırsın.
Cevap:
Ve Aleykumselam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu,
Bu sorunun cevabı; kadının kendisini veya başkasını evlendirmesinin caiz olmadığına dair şer’i hükmün vakıasını açıklamayı, nikah memurunun (mezun) yaptığı işin ve belgeleme işleminin mahiyetini bilmeyi, ardından kadının başkasını evlendirmesinin caiz olmadığı hükmünün kadın bir nikah memuru için geçerli olup olmadığını incelemeyi gerektirir...
Birincisi: Kadının Kendisini veya Başkasını Evlendirmesinin Şer’i Hükmü:
Şer’i delillerin işaret ettiği şer’i hüküm şudur: Bir kadının kendi nikah akdini bizzat yapması caiz değildir. Yani akdi bizzat yürütemez; aksine, velisini veya velisinin yokluğunda onun yerine geçecek kişiyi kendisi adına akdi yapması için vekil tayin etmelidir. Aynı şekilde bir kadının, başka kadınlar adına vekaleten nikah akdi yapması da caiz değildir. Yani kadın, nikah akdinde ne veli ne de başka bir kadının vekili olabilir. Aksine, fıkıh kitaplarında nikah velayeti konusundaki fıkhi ayrıntılara göre velinin ve vekilin erkek olması şarttır. Kadının kendisini veya başkasını evlendirme yetkisine sahip olmadığı meselesini delilleriyle birlikte İslam’da Sosyal Nizam (Ed-Düstûrü’l-İctimâî) kitabında şu şekilde zikretmiştik:
(...Nikah akdedildiğinde, nikahın sıhhati için sıhhat şartlarının tamamlanması gerekir ki bunlar üç şarttır:
... İkincisi: Nikah ancak bir veli ile sahih olur. Kadın ne kendisini evlendirebilir ne de başkasını evlendirebilir. Aynı şekilde, kendisini evlendirmesi için velisinden başkasını vekil tayin etme yetkisine de sahip değildir. Eğer bunu yaparsa nikahı sahih olmaz... Nikahın ancak bir veli ile sahih olacağına dair delil, Ebu Musa’nın Nebi ﷺ’den rivayet ettiği şu kavlidir:
لَا نِكاحَ إلا بِوَليّ
"Velisiz nikah olmaz." (İbn Hibban ve Hakim). Kadının ne kendisini ne de başkasını evlendirme yetkisine sahip olmadığına ve kendisini evlendirmek için velisinden başkasını vekil tayin edemeyeceğine dair delil ise, Aişe’den rivayet edilen Nebi ﷺ’in şu kavlidir:
أَيُّمَا امْرَأَةٍ نَكَحَتْ بِغَيْرِ إِذْنِ وَلِيِّهَا فَنِكَاحُهَا بَاطِلٌ فَنِكَاحُهَا بَاطِلٌ فَنِكَاحُهَا بَاطِلٌ
"Hangi kadın velisinin izni olmaksızın nikahlanırsa, onun nikahı batıldır, onun nikahı batıldır, onun nikahı batıldır." (Hakim). Ayrıca Ebu Hureyre’den rivayet edilen Nebi ﷺ’in şu kavli de buna delildir:
لَا تُزَوِّجُ الْمَرْأَةُ الْمَرْأَةَ وَلَا تُزَوِّجُ الْمَرْأَةُ نَفْسَهَا فَإِنَّ الزَّانِيَةَ هِيَ الَّتِي تُزَوِّجُ نَفْسَهَا
"Kadın kadını evlendiremez, kadın kendisini de evlendiremez. Zira zina yapan kadın, kendisini evlendiren kadındır.") Sosyal Nizam kitabından yapılan alıntı burada sona erdi... Darukutni bu hadisi şu şekilde rivayet etmiştir: (...Bize Abdurrahman b. Muhammed el-Muharibi, Abdusselam b. Harb’den, o Hişam’dan, o İbn Sirin’den, o da Ebu Hureyre’den rivayet etti ki Nebi ﷺ şöyle buyurdu:
لاَ تُزَوِّجُ الْمَرْأَةُ الْمَرْأَةَ وَلاَ تُزَوِّجُ الْمَرْأَةُ نَفْسَهَا
"Kadın kadını evlendiremez, kadın kendisini de evlendiremez." Biz derdik ki: Kendisini evlendiren kadın faciredir.) Bitti. Beyhaki’nin rivayetinde ise "Ebu Hureyre (ra) şöyle dedi: Biz kendisini evlendiren kadını zaniye sayardık" şeklinde geçer. El-Albani (ö. 1420 h.), İrvâu'l-Ğalîl fî Tahrîci Ahâdîsi Menâri's-Sebîl (6/248) adlı eserinde bu hadis hakkında şöyle demiştir: "Derim ki: İsnadı Şeyhayn’ın (Buhari ve Müslim) şartlarına göre sahihtir." Dolayısıyla kadının akit sırasında kendisi için icap veya kabulde bulunması ya da başka bir kadının velisi veya vekili olarak nikah akdinde icap veya kabulü üstlenmesi caiz değildir... Bunların tamamı şu hadisin kapsamına girmektedir:
لاَ تُزَوِّجُ الْمَرْأَةُ الْمَرْأَةَ وَلاَ تُزَوِّجُ الْمَرْأَةُ نَفْسَهَا
"Kadın kadını evlendiremez, kadın kendisini de evlendiremez."
İkincisi: Nikah Memurunun (Mezun) İşi ve Nikah Akitlerinin Belgelenmesi:
1- Nikah memuru (mezun), devlet nezdinde çalışan bir görevlidir. Eşler arasındaki icap ve kabul açısından nikah akdini yönetir. Nikahtan önce eşlerin ehliyetini, şer’i şartların mevcudiyetini ve şer’i engellerin bulunmadığını kontrol eder. Aynı şekilde akit sırasında eşlerin, velinin ve şahitlerin kimliklerini doğrular. Eşlere, ilgili şer’i hükümlere göre kızın velisinin ne söyleyeceğini ("Kızımı seninle evlendirdim..." gibi) ve damadın nasıl cevap vereceğini ("Nikahını kabul ettim..." gibi) telkin eder. Gelin adayının rızasını teyit eder... Yapılan akdi yazılı olarak belgeler, böylece akit resmi olarak tanınan bir belge haline gelir. Belgeye taraflarca üzerinde anlaşılan şartları, mehir miktarını (muaccel ve müeccel) vb. bilgileri dahil eder.
2- Nikah akdinin devlet dairelerinde belgelenmesi, nikah akdinin bir rüknü veya sıhhat şartı değildir. Yani nikah, rükünlerini ve şartlarını karşıladığında devlet dairelerinde yazılı olarak belgelenmese dahi kurulmuş ve sahih sayılır. Ancak belgelendirme, hakların korunması ve zararın önlenmesi kabilinden vacip olabilir; zira belgelendirmeme durumu, bir anlaşmazlık anında eşlerin ve çocukların haklarının kaybolmasına ve zarar görmesine yol açabilir. Eğer belgelendirmeme durumu bir hak kaybına veya zarara yol açmıyorsa, o takdirde vacip olmaz. Bu durum, eşler ve çocuklar arasındaki husumet hallerinin tahkiku’l-menat (hükmün vakıaya uygulanması) çalışmasını gerektirir. Günümüzde çoğu devlet, devlet dairelerinde belgelenmediği sürece evliliği ve nesebi resmi olarak tanımamaktadır.
Üçüncüsü: Kadının Nikah Memuru Olarak Çalışmasının Hükmü:
1- Yukarıda nikah memurunun işi hakkında belirtilenlerden açıkça anlaşıldığı üzere, o nikah akdinin bir tarafı değildir. Yani nikah memuru sıfatıyla akit sırasında (icap ve kabulde) gelinin veya damadın vekili olmaz. Nikah memurunun görevi nikah akdini "inşa etmek" (başlatmak) değildir. Nikah akdini inşa edenler akit yapan taraflardır: Velisi veya vekili vasıtasıyla gelin ve bizzat veya vekili vasıtasıyla damat...
2- Bununla birlikte, kadının nikah memuru olarak atanması, onu nikah akdi sürecini yöneten kişi konumuna getirir. Böylece o, gelinin velisine damada ("Kızım veya müvekkilem falancayı seninle evlendirdim veya nikahladım" demesini) emreder ve damada veya vekiline ("Onun nikahını kabul ettim" demesini) söyler. Şahitler ve nikah akdi için gereken diğer hususları da o yönetir. Yani o, sadece akdi belgelemekle kalmaz, bizzat nikah akdi sürecini yönetir. Oysa belgeleme işi, akdin sicillere kaydedilmesi, onay işlemlerinin tamamlanması ve vakıf yetkilileri ile ilgililerin imzalarının alınması gibi devlet dairelerinde yapılan bir işlemdir.
3- Kadının kendisini evlendirmesini veya evlilikte başkasına vekil olmasını yasaklayan hadisler, yani kadının icap ve kabulde bulunmasının caiz olmadığını belirten hadisler, delaletu’l-işâre (işaretin delaleti) yoluyla kadının evlilikteki icap ve kabul sürecini yönetmesinin de caiz olmadığını ifade eder. Bunu açıklamak için şunları söyleriz:
a- İşaretin delaleti, mefhumdandır ve metinde (nassta) bizzat kastedilen değildir. Ancak metinde zikredilenlere dayanarak işaret yoluyla ondan anlaşılır:
- Şahsiyet kitabının (3. Cilt) "Mefhum" babında şu ifadeler yer alır: [...Lafzın delaleti mantuk (söylenen) ve mefhum (anlaşılan) ile sınırlıdır. Eğer mantuktan değilse mefhumdandır, başka bir seçenek yoktur. Buna göre; iktizânın delaleti, tenbih ve imânın delaleti ve işaretin delaleti mefhumdandır. Aynı şekilde muvafakat mefhumu ve muhalefet mefhumu da mefhumdandır...
İşaretin delaleti; bir sözün bir hükmü beyan etmek için sevk edilmesi veya bir hükme delalet etmesidir. Ancak ondan, sevk ediliş amacı olan hükümden başka bir hüküm daha anlaşılır ki bu ikinci hüküm sözden bizzat kastedilmemiştir. Sözün, kendisi için sevk edilmediği ve bizzat delalet etmediği halde ondan anlaşılan bu hükme delaleti, işaretin delaletidir. Örnek olarak:
- Allah Teâlâ’nın şu kavillerinin toplamının delaleti:
حَمْلُهُ وَفِصَالُهُ ثَلَاثُونَ شَهْراً
"Onun (ana karnında) taşınması ile sütten kesilmesi otuz aydır." (Ahkaf [46]: 15) ve
فِصَالُهُ فِي عَامَيْنِ
"Sütten kesilmesi de iki yıl (yirmi dört ay) içindedir." (Lokman [31]: 14). Bu iki ayetten, lafzın bizzat kastı bu olmasa da gebelik süresinin en az altı ay olduğu anlaşılır... Buna işaretin delaleti denir...] (Alıntı bitti).
- Teysîru’l-Vusûl ile’l-Usûl kitabında işaretin delaletine örnek olarak şu ifadeler yer alır:
[- Allah Teâlâ buyurdu ki:
وَٱلۡوَٰلِدَٰتُ يُرۡضِعۡنَ أَوۡلَٰدَهُنَّ حَوۡلَيۡنِ كَامِلَيۡنِ لِمَنۡ أَرَادَ أَن يُتِمَّ ٱلرَّضَاعَةَۚ وَعَلَى ٱلۡمَوۡلُودِ لَهُۥ رِزۡقُهُنَّ وَكِسۡوَتُهُنَّ بِٱلۡمَعۡرُوفِ
"Emzirmeyi tamamlamak isteyenler için anneler çocuklarını tam iki yıl emzirirler. Onların (annelerin) maruf üzere yiyeceği ve giyeceği babaya (çocuk kendisi için doğan kişiye) aittir." (Bakara [2]: 233). Buradan işaretin delaletiyle nesebin babaya ait olduğu anlaşılır.
- Allah Teâlâ buyurdu ki:
لَا يَسۡخَرۡ قَوۡم مِّن قَوۡمٍ عَسَىٰٓ أَن يكونوا خَيۡراً مِّنۡهُمۡ وَلَا نِسَآءٌ مِّن نِّسَآءٍ عَسَىٰٓ أَن يَكُنَّ خَيۡراً مِّنۡهُنَّۖ
"Bir topluluk diğer bir toplulukla alay etmesin; belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da diğer kadınlarla alay etmesinler; belki onlar kendilerinden daha iyidirler." (Hucurat [49]: 11). Buradan işaretin delaletiyle erkekler topluluğunun kadınlar topluluğundan ayrı olduğu, kadınların kadınlarla, erkeklerin de erkeklerle alay ettiği anlaşılır...] (Alıntı bitti).
Başka örnekler de vardır:
Hakim, Müstedrek’te rivayet etmiş ve "Bu hadis Şeyhayn’ın şartlarına göre sahihtir" demiştir: Ebu Musa’dan rivayet edildiğine göre Nebi ﷺ şöyle buyurdu:
الْجُمُعَةُ حَقٌّ وَاجِبٌ عَلَى كُلِّ مُسْلِمٍ فِي جَمَاعَةٍ إِلَّا أَرْبَعَةٌ: عَبْدٌ مَمْلُوكٌ، أَوِ امْرَأَةٌ، أَوْ صَبِيٌّ، أَوْ مَرِيضٌ
"Cuma namazı; köle, kadın, çocuk ve hasta dışındaki her Müslüman üzerine cemaat içinde edası vacip olan bir haktır." Metin, kadına Cuma namazının farz olmadığını beyan etmek için gelmiştir. Ancak işaretin delaletiyle ondan, kadının Cuma namazında erkeklere imamlık yapmasının caiz olmadığı anlaşılır. Çünkü Cuma erkeklere farzdır, kadınlara değil; dolayısıyla kendisine Cuma farz olan bir kimse, kendisine Cuma farz olmayan birine uyamaz.
b- İşte böylece; kadının ne kendisini ne de başkasını evlendiremeyeceğini gösteren hadislerden işaretin delaletiyle şu anlaşılır: Kadının, eşler arasındaki icap ve kabul sürecini yönetmesi caiz değildir. Örneğin kadının velisine "Kızımı veya müvekkilemi nikahladım de", damada veya vekiline ise "Onun nikahını kabul ettim de" demesi gibi işlemleri bir kadının üstlenmesi caiz değildir. Bu durum, akit tamamlandıktan sonra akdin devlet dairelerinde belgelenmesinden farklıdır; akdi sicillere kaydetmesi, ilgili yetkililerin imzalarını alması gibi işlemler, ister bir erkek ister bir kadın tarafından yapılsın, caizdir ve bunda bir sakınca yoktur.
4- Buna ek olarak bir diğer sakınca da şudur: Nikah memurunun işinin çoğu erkeklerle ilişkilidir. Nikah akdinin yapılması iki erkek (damat ve veli) arasındadır, şahitler erkektir, veli erkektir... Ayrıca birçok İslam ülkesinde nikah akdi için törenler düzenlenir, nikah memuru gelinin veya damadın evine davet edilir ve akit erkeklerin ortasında gerçekleştirilir. Yani mesele sadece akdin tarafları ve şahitlerle sınırlı kalmaz, başkalarına da uzanır ve bu yolla akit ilan edilir... Bazı ülkelerde nikah memurunun işi sadece ofisinde akit tarafları ve şahitlerin huzurunda olmaz, aksine birçok erkeğin huzurunda olur... Bu gibi durumlarda, sadece akdin tarafları ve şahitlerle sınırlı kalmadığı için caiz olmayan bir ihtilat (kadın-erkek karışımı) söz konusu olur.
Özetle:
• Kadının kendisini veya başkasını evlendirmesi caiz değildir; yani şer’i nasslar bunu yasakladığı için nikah akdinde icap ve kabulde bulunamaz. • Bu nasslardan işaretin delaletiyle anlaşılır ki; kadının, eşler arasındaki icap ve kabul sürecini yönetmesi caiz değildir. • Kadın, akitlerin belgelenmesi prosedürlerinin gerektirdiği üzere, akit tamamlandıktan sonra onu devlet sicillerine kaydedebilir. • Eşler arasındaki icap ve kabul işleminin bir kadın tarafından yürütülmesi, nikahın kurulma (in’ikad) veya sıhhat şartlarından değildir. Bu nedenle, eşler açısından kurulma ve sıhhat şartları karşılandığı sürece nikah akdi sahihtir.
Özetin Özeti:
• Kadının, eşler arasındaki icap ve kabul sürecini üstlenen ve taraflara icap ve kabulün içeriğini telkin eden bir nikah memuru (ma’zuna) olması caiz değildir. • Nikah memurunun kimliği bu şartlardan biri olmadığı için, kurulma ve sıhhat şartları gerçekleştiği sürece nikah akdi sahihtir.
Bu meselede tercih ettiğim görüş budur. Allah en iyi bilen ve en doğru hüküm verendir.
Kardeşiniz Ata b. Halil Ebu el-Raşte
24 Safer 1441 H. 23/10/2019 M.
Emir'in (Allah onu korusun) Facebook sayfasındaki cevap linki: https://web.facebook.com/AmeerhtAtabinKhalil/photos/a.122855544578192/1171394013057668/?type=3&theater
Emir'in (Allah onu korusun) web sayfasındaki cevap linki: http://archive.hizb-ut-tahrir.info/arabic/index.php/HTAmeer/QAsingle/3997