Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Soru-Cevap: Şerî Hükümleri Benimseme Yetkisi Sadece Halifeye Aittir

February 20, 2021
3378

Hizb-ut Tahrir Emiri Şeyh Atâ b. Halîl Ebû er-Raşta’nın Sosyal Medya Sayfası "Fıkhî" Takipçilerinin Sorularına Verdiği Cevaplar Serisi

Soru-Cevap

Şerî Hükümleri Benimseme Yetkisi Sadece Halifeye Aittir Ahmed el-Kayrevan

Soru:

Es-Selamu Aleykum, "Şerî hükümleri benimseme yetkisi sadece Halifeye aittir" ne demektir?

Cevap:

Ve Aleykumus Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuh,

Sorunuzun cevabı Anayasa Mukaddimesi kitabında ve Hizbin diğer kitaplarında ayrıntılı olarak yer almaktadır. Anayasa Mukaddimesi'nin birinci cildinde bu konuyla ilgili geçen bazı kısımları size aktarıyorum:

  • Word dosyasının 110. sayfasında şu ifadeler yer almaktadır:

[Dördüncü kaide olan "Şerî hükümleri benimseme yetkisi sadece Halifeye aittir" kaidesine gelince; bu, şerî hükümleri benimseme hakkının sadece Halifeye ait olduğu konusunda Sahabenin İcması ile sabittir. Şu meşhur şerî kaideler de bu icmadan alınmıştır: (İmamın emri ihtilafı kaldırır), (İmamın emri nafizdir/geçerlidir), (Sultanın, meydana gelen problemler kadar yeni kazaî/hukuki hükümler ortaya koyma yetkisi vardır).] Sonu.

  • Madde 36'nın şerhinde (Word dosyası sayfa 146-153) şu ifadeler yer almaktadır:

[ (a) fıkrasının delili Sahabenin İcmasıdır. Kanun ıstılahî bir lafızdır ve anlamı şudur: Sultanın, insanların uyması için çıkardığı emir. Kanun şu şekilde tarif edilmiştir: (Sultanın, insanları ilişkilerinde uymaya zorladığı kurallar bütünüdür). Yani, Sultan belirli hükümler emrederse, bu hükümler kanun olur ve insanlar buna uymakla yükümlü olur; Sultan bunları emretmezse kanun olmazlar ve dolayısıyla insanlar bunlara uymakla yükümlü olmazlar. Müslümanlar şerî hükümlere göre hareket ederler, yani Sultanın emir ve yasaklarına değil, Allah'ın emir ve yasaklarına uyarlar. Dolayısıyla uydukları şeyler Sultanın emirleri değil, şerî hükümlerdir. Ancak bu şerî hükümlerde Sahabe ihtilaf etmiştir; bazısı şerî nasslardan diğerinin anladığından farklı bir şey anlamıştır. Her biri kendi anlayışına göre hareket ediyordu ve onun anlayışı kendisi hakkında Allah'ın hükmü oluyordu. Fakat ümmetin işlerinin gözetilmesinin, Müslümanların tamamının tek bir görüş üzere hareket etmesini ve herkesin kendi içtihadına göre hareket etmemesini gerektirdiği bazı şerî hükümler vardır. Nitekim bu durum fiilen gerçekleşmiştir. Şöyle ki; Ebû Bekir, malın (devlet gelirlerinin) Müslümanlar arasında eşit olarak dağıtılması görüşündeydi; çünkü bu hepsinin eşit hakkıydı. Ömer ise, Rasulullah ile savaşan ile O'nun yanında savaşanın, ya da fakir ile zenginin bir tutulmasının doğru olmayacağı görüşündeydi. Ancak Ebû Bekir Halife idi ve kendi görüşüyle amel edilmesini emretti, yani malın eşit dağıtılmasını benimsedi (tabenni etti). Müslümanlar bu konuda ona uydular, kadılar ve valiler buna göre hareket ettiler. Ömer de buna boyun eğdi, Ebû Bekir'in görüşüyle amel etti ve onu uyguladı. Ömer Halife olduğunda ise Ebû Bekir'in görüşüne muhalif bir görüşü benimsedi; yani malın eşit değil, üstünlük derecesine göre dağıtılmasını emretti. Böylece kıdem ve ihtiyaca göre dağıtım yapıldı. Müslümanlar ona uydular, valiler ve kadılar bununla amel ettiler. Böylece İmamın (Halifenin), şeriatten sahih bir içtihatla alınmış belirli hükümleri benimseyebileceği (tabenni edebileceği) ve bunlarla amel edilmesini emredebileceği, Müslümanların da kendi içtihatlarına muhalif olsa bile bu hükümlere itaat etmeleri ve kendi görüş ve içtihatlarını terk etmeleri gerektiği konusunda Sahabenin İcması oluşmuş oldu. İşte bu benimsenen (tabenni edilen) hükümler kanunlardır. Bu nedenle, kanun koymak sadece Halifeye aittir ve ondan başkası buna kesinlikle malik değildir.] Sonu.

Umarım konu şimdi netleşmiştir.

Kardeşiniz Atâ b. Halîl Ebû er-Raşta

07 Receb 1442 H. M. 19/02/2021

Emir’in (Allah onu korusun) Facebook sayfasındaki cevabın linki

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın