Hizb ut-Tahrir Emiri Değerli Âlim Ata bin Halil Ebu er-Raşta’nın Facebook Sayfası Takipçilerinin Sorularına Verdiği Cevaplar Serisi
“Fıkhî”
Soru Cevap
Ghaith Ghaith’e
Soru:
Selamun Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuhu,
Şeyhimiz, izninizle bir sorum olacak. Malumdur ki Nebi ﷺ kabilelerden nusret talep etmiştir. Peki, Kureyş, Nebi ﷺ'in nusret talep ettiği kabileler arasında mıydı?
Allah sizi hayırla mükafatlandırsın.
Cevap:
Ve Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu,
Nusret talebi, İslam’a icabet edip Müslüman olan ve İslam’a nusret verip Allah’ın indirdikleriyle yönetimi ikame edebilecek kuvvet ve men’et (güç ve himaye) sahibi kimselerden olur... Bu iki şartın, kendisinden nusret talep edilen kimsede bulunması gerekir... Eğer İslam’a icabet edip Müslüman olmazsa veya tek başına kabilesiyle birlikte ya da başkalarıyla değişimi gerçekleştirebilecek bir kuvvet ve men’et sahibi değilse, o kimse nusret ehlinden sayılmaz... Fetihten önce Kureyş’te bu durum mevcut değildi; o dönemde Kureyş içerisinde değişimi gerçekleştirebilecek güç ve himaye sahibi kimseler Müslüman olmamıştı. Bu nedenle Resulullah ﷺ onlardan nusret talep etmedi. Bilakis Mekke’de İslam’a davet ediyordu; zayıf olanlar ve Ömer ile Hamza gibi kendi kabileleri olmaksızın ferdi olarak güçlü olan bazı kimseler Müslüman oluyordu ancak bunlar (tek başlarına) değişimi gerçekleştirmeye muktedir değillerdi... Dolayısıyla bu iki şartın bulunmaması sebebiyle Mekke halkından bir nusret talebi olmamıştır. Aksine Mekke’de sadece İslam’a davet vardı ve Mekke’de değişimi gerçekleştirebilecek güç ve himaye sahibi olanlardan İslam’a bir icabet gelmemişti. Bu yüzden Mekke’de bir nusret talebi olmamış, bilakis Mekke fethedilerek açılmıştır...
Bu sebeple Resulullah ﷺ kendisini kuvvet ve men’et sahibi kabilelere arz ediyor, onları önce İslam’a davet ediyor, Müslüman oldukları takdirde ise onlardan nusret talep ediyordu... Bu konuda Siyer’de geçen bazı rivayetler şöyledir:
Birincisi: İbn Hişam’ın Siyer’inden:
1- Sakif’ten Nusret Talebi:
[İbn İshak dedi ki: Ebu Talib vefat edince Kureyş, Resulullah ﷺ'e amcası Ebu Talib’in sağlığında yapamadığı eziyetleri yapmaya başladı. Bunun üzerine Resulullah ﷺ, Sakif’ten nusret ve kendi kavmine karşı onlardan himaye bulmak, ayrıca Allah Azze ve Celle’den getirdiği şeyi kabul edecekleri ümidiyle Taif’e çıktı. Oraya tek başına gitti.
İbn İshak dedi ki: Yezid bin Ziyad, Muhammed bin Ka’b el-Kurazi’den bana şöyle nakletti: Resulullah ﷺ Taif’e vardığında, o gün Sakif’in liderleri ve eşrafı olan üç kardeşin yanına gitti. Bunlar: Abdüyalil bin Amr bin Umeyr, Mes’ud bin Amr bin Umeyr ve Habib bin Amr bin Umeyr idi. Yanlarında Kureyş’in Cumahoğulları kolundan bir kadın vardı. Resulullah ﷺ yanlarına oturdu, onları Allah’a davet etti ve İslam’a nusret vermeleri ve kavminden kendisine muhalefet edenlere karşı yanında durmaları için onlarla konuştu. Onlardan biri, "Eğer Allah seni gönderdiyse, o Kâbe’nin örtüsünü yırtıyor demektir" dedi. Diğeri, "Allah senden başka gönderecek kimse bulamadı mı?" dedi. Üçüncüsü ise, "Vallahi seninle asla konuşmam! Eğer iddia ettiğin gibi Allah’ın elçisiysen, senin sözünü reddetmeyecek kadar büyüksün; yok eğer Allah adına yalan söylüyorsan, seninle konuşmam bana yakışmaz" dedi. Bunun üzerine Resulullah ﷺ, Sakif’in hayrından ümidini keserek yanlarından kalktı...]
2- Resulullah’ın Kendisini Âmirlere Arz Etmesi:
[İbn İshak dedi ki: Zühri bana anlattı ki; Nebi ﷺ Banu Âmir bin Sa’sa’nın yanına gitti, onları Allah Azze ve Celle’ye davet etti ve kendisini onlara arz etti. Onlardan Beyhara bin Firas adında bir adam –İbn Hişam dedi ki: Firas bin Abdullah bin Seleme el-Hayr– dedi ki: "Vallahi, eğer Kureyş’ten şu genci alsam, onunla Arapları yerim (hükmederim)." Sonra şöyle dedi: "Bak şimdi, eğer biz senin işin üzerine sana biat edersek, sonra Allah seni muhaliflerine karşı üstün kılarsa, senden sonra yönetim bizim mi olacak?" Nebi ﷺ, "Emir (yönetim) Allah’ındır, onu dilediği yere koyar" buyurdu. Bunun üzerine adam, "Biz senin için boyunlarımızı Araplara hedef mi edelim, Allah seni üstün kıldığında ise yönetim başkasının mı olsun? Senin işine ihtiyacımız yok" dedi ve reddettiler...]
İkincisi: İbn Kesir ed-Dımeşki’nin el-Bidaye ve’n-Nihaye Kitabından:
[Dedi ki: Sonra üzerlerinde sekine ve vakar bulunan bir meclise vardık. Orada saygın ve heybetli şeyhler vardı. Ebu Bekir öne çıkıp selam verdi –Ali dedi ki: Ebu Bekir her hayırda öncüydü– Ebu Bekir onlara, "Siz kimlerdensiniz?" diye sordu. "Şeyban bin Sa’lebe oğullarındanız" dediler.
Bunun üzerine Ebu Bekir, Resulullah ﷺ'e dönerek, "Anam babam sana feda olsun, kavimleri içinde bunlardan daha izzetlisi yoktur" dedi.
Başka bir rivayette ise: "Bu kavmin arkasında başka bir mazeret yoktur, bunlar kavimlerinin seçkinleridir, insanların ileri gelenleridir" dedi.
Topluluğun içinde Mafruk bin Amr, Hani bin Kabisa, Müsenna bin Harise ve Nu’man bin Şerik vardı. Ebu Bekir’e en yakın olan Mafruk bin Amr idi. Mafruk bin Amr hitabet ve dil bakımından onlara üstün gelmişti; göğsüne dökülen iki örgülü saçı vardı ve mecliste Ebu Bekir’e en yakın oturan oydu.
Ebu Bekir ona, "Aranızdaki sayı nasıldır?" diye sordu. Mafruk, "Bin kişiden fazlayız, bin kişi sayı azlığından dolayı asla mağlup olmaz" dedi. Ebu Bekir, "Peki, aranızdaki men’et (koruma/güç) nasıldır?" dedi.
Mafruk, "Çaba bizden, nasip ise her kavim içindir" dedi. Ebu Bekir, "Düşmanınızla aranızdaki savaş nasıldır?" diye sordu. Mafruk dedi ki: "En öfkeli olduğumuz an, düşmanla karşılaştığımız andır. Biz kısrakları çocuklara, silahı da sağmal develere tercih ederiz. Nusret (zafer) Allah katındandır; bazen biz kazanırız, bazen onlar. Galiba sen Kureyş’in kardeşisin?" Ebu Bekir, "Eğer onun Allah’ın Resulü olduğu haberi size ulaştıysa, işte O budur" dedi...
Mafruk, "Bize böyle dediği ulaştı. Peki, neye davet ediyorsun ey Kureyşli kardeş?" dedi. Sonra Resulullah ﷺ'e yöneldi. Resulullah ﷺ oturdu, Ebu Bekir ise elbisesiyle O’na gölge yaptı. Resulullah ﷺ şöyle buyurdu:
أَدْعُوكُمْ إِلَى شَهَادَةِ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ وَحْدَهُ لَا شريك لَهُ، وَأَنِّي رَسُولُ اللَّهِ، وَأَنْ تؤوونى وَتَنْصُرُونِي حَتَّى أُؤَدِّيَ عَنِ اللَّهِ الَّذِي أَمَرَنِي بِهِ، فَإِنَّ قُرَيْشًا قَدْ تَظَاهَرَتْ عَلَى أَمْرِ اللَّهِ، وَكَذَّبَتْ رَسُولَهُ، وَاسْتَغْنَتْ بِالْبَاطِلِ عَنِ الْحَقِّ، وَاللَّهُ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَمِيدُ
"Sizi, Allah’tan başka ilah olmadığına, O’nun bir olduğuna ve ortağının bulunmadığına, benim de Allah’ın Resulü olduğuma şehadet etmeye; Allah’ın bana emrettiği şeyi tebliğ edinceye kadar beni barındırmaya ve bana yardım etmeye (nusret vermeye) davet ediyorum. Zira Kureyş, Allah’ın emrine karşı yardımlaşmış, O’nun Resulü’nü yalanlamış ve batıl ile Hakk’a karşı müstağni davranmıştır. Allah ise el-Gani (hiçbir şeye muhtaç olmayan) ve el-Hamid (hamda layık olan)’dir."...
Mafruk dedi ki: "İşte bu Müsenna, bizim şeyhimiz ve savaş sorumlumuzdur." Müsenna dedi ki: "Sözlerini dinledim ey Kureyşli kardeş, sözlerin hoşuma gitti ve beni etkiledi. Cevabım, Hani bin Kabisa’nın cevabıdır. Ancak biz iki su (sınır) arasında konaklamış durumdayız; biri Yemâme, diğeri Semâve."
Resulullah ﷺ ona sordu:
وَمَا هَذَانِ الصَّرَيَانِ؟
"Bu iki su (sınır) nedir?"
Müsenna dedi ki: "Biri Arap diyarı ve çöl tarafı, diğeri ise Fars diyarı ve Kisra’nın nehirleri tarafıdır. Biz Kisra’dan, bir olay çıkarmayacağımıza ve olay çıkarana sığınak olmayacağımıza dair bir ahit almış durumdayız. Senin bizi davet ettiğin bu iş, meliklerin hoşuna gitmeyecek bir iştir. Arap diyarı tarafında olanlar için hatamız affedilir ve mazeretimiz kabul edilir. Ancak Fars diyarı tarafında olanlar için hata affedilmez ve mazeret kabul edilmez. Eğer seni Arap diyarı tarafında savunmamızı ve korumamızı istersen bunu yaparız."
Bunun üzerine Resulullah ﷺ şöyle buyurdu:
مَا أَسَأْتُمُ الرَّدَّ إِذْ أَفْصَحْتُمْ بِالصِّدْقِ، إِنَّهُ لَا يَقُومُ بِدِينِ اللَّهِ إِلَّا مَنْ حَاطَهُ مِنْ جَمِيعِ جَوَانِبِهِ
"Sıdk ile (gerçeği) açıkça beyan ettiğiniz için cevabınızda bir kötülük yoktur. Şüphesiz ki Allah’ın dinini, ancak onu her yönüyle kuşatan/koruyan kimse ayakta tutabilir."]
Daha sonra birinci ve ikinci Akabe biatları gerçekleşmiş, ardından hicret ve devletin ikamesi süreci gelmiştir... Özetle, Resulullah ﷺ'in Mekke’deki ilk yıllarında Mekke’deki güç ve himaye sahipleri (nusret için) gerekli vasıfları taşımıyordu. Yani önce İslam’a girmeleri, ardından Resulullah ﷺ'e nusret vermeye hazır olmaları durumu gerçekleşmemişti. Bu yüzden Resulullah ﷺ, Mekke’de nusret yoluyla bir devlet kurmak için onlardan nusret talep etmedi. Aksine bu şartları taşıyan; yani İslam’a icabet eden ve değişimi gerçekleştirmeye muktedir kuvvet ve men’et sahibi kimselerden bunu talep etti... Ensar, dünyada ve ahirette bu büyük şerefe ve o muazzam kurtuluşa erdiler. Daha sonra ise İslam Devleti Mekke’yi bir fetihle açmıştır...
Umarım bu açıklama yeterli olmuştur. Allah en iyi bilen ve en doğru hüküm verendir.
Kardeşiniz Ata bin Halil Ebu er-Raşta
06 Safer 1443 H. 13/09/2021 M.
Emir’in (Allah onu korusun) Facebook sayfasındaki cevap linki: Facebook
Emir’in (Allah onu korusun) web sayfasındaki cevap linki: Web