Soru:
Amerika, Mısır'da yaşananları "darbe" olarak nitelendirmekte hâlâ tereddüt ediyor; aksine, geçici yönetimin ilan ettiği yol haritasını teşvik ediyor. Nitekim ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, Al-Jazeera Net'in 11.07.2013 tarihinde aktardığına göre: "Geçici otoritenin gelecek aşama için bir yol haritası çizmesi teşvik edicidir" açıklamasında bulundu. Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Jen Psaki de 12.07.2013 tarihinde Mısır'ın Youm7 gazetesinde yer aldığı üzere, görevden alınan Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi'nin yönetiminin "demokratik olmadığını" belirtti. Benzer şekilde Beyaz Saray Sözcüsü Jay Carney dün (11.07.2013) gazetecilere verdiği demeçte; Savunma Bakanı ve Ordu Komutanı Abdulfettah es-Sisi'nin 03.07.2013 tarihinde Muhammed Mursi'yi görevden alıp Anayasa Mahkemesi Başkanı Adli Mansur'u geçici başkan olarak atamasına atıfta bulunarak: "Yetkililerin nasıl davrandığını ve mevcut durumla nasıl başa çıktıklarını değerlendiriyoruz" dedi. Peki, başlangıcından beri desteklediği halde Amerika’yı Mursi’ye karşı çeviren ne oldu? Amerika neden yaşananlara hâlâ "darbe" demiyor ve bugün bile "değerlendirmeye" devam ediyor? Tüm bunlardan ne sonuç çıkabilir?
Cevap:
Cevap, aşağıdaki noktaların incelenmesiyle netleşmektedir:
1- Geçen yıl yapılan başkanlık seçimlerinin 23-24 Mayıs 2012 tarihindeki ilk turunda Mursi galip gelemedi ve oylar birkaç aday arasında bölündü. 16-17 Haziran 2012 tarihlerinde yapılan ikinci turda ise Mursi'nin yaklaşık 13 milyon oyla %51,73, Ahmed Şefik'in ise yaklaşık 12 milyon oyla %48,27 aldığı açıklandı. Bu durum, oy kullananların yaklaşık yarısının Mursi’yi cumhurbaşkanı olarak istemediğini ve uğruna devrim yaptıkları eski rejimin adamlarından birini tercih ettiklerini göstermektedir. Seçim sonuçlarının açıklanmasının gecikmesi, perde arkasında bir şeylerin döndüğüne işaret ediyordu. Sonunda Mursi, Amerikalılara eski rejimin yaptığı anlaşmalara, özellikle de Camp David Anlaşması’na bağlı kalacağına dair güvence verdikten sonra Ahmed Şefik’e karşı galip ilan edildi. Amerika için bu konu hayati önemdedir. Nitekim ABD'nin Kuveyt merkezli Er-Rai gazetesinde 30.11.2012'de yayınlanan açıklamasında ABD Büyükelçisi şöyle demişti: "Amerika Birleşik Devletleri, Mısır ile İsrail arasındaki barış antlaşmasına bağlıdır ve bunu bölgedeki barış, istikrar ve öncelikle Mısır ve İsrail halkının refahı için kritik görmektedir. Bu antlaşmayı tüm bölgede barış ve istikrar çabalarının temeli olarak görüyoruz. Elbette Mısır hükümetinin, Mısır'ın tüm uluslararası yükümlülüklerine saygı duyacağını defalarca ifade etmesinden memnuniyet duyduk." Ayrıca, "Mısır ve İsrail'i Sina'daki güvenlik durumu ve diğer ortak ilgi alanları konusundaki doğrudan görüşmelerini sürdürmeye teşvik ediyoruz; Sina'daki güvenliğin her şeyden önce en önemli konu olduğunu vurguluyoruz" diye ekledi. Bu durum, Mısır rejiminin aylardır düşmana karşı cihat ilan eden silahlı gruplara yönelik yürüttüğü harekatın arkasında Amerika ve Yahudi varlığının olduğunu göstermektedir.
2- Bu nedenle Amerika onu destekledi ve koltuğunu korumaya çalıştı. Mursi'nin Amerikan çıkarları ve Yahudi varlığının güvenliği için gerçekleştirdiği ilk icraatlarından biri, Yahudi varlığı ile Gazze'deki Hamas hükümeti arasında ateşkes sağlamak oldu. Bu ateşkes o kadar fiiliydi ki Hamas, herhangi bir ihlali veya Yahudi varlığına ateş açılmasını önlemek için sınır hattına kendi unsurlarını yerleştirdi! Amerika, Mursi’nin Gazze konusundaki politikasını uygulamasından ötürü ona övgüler yağdırdı. Ayrıca yargıya karşı dokunulmazlık zırhı sağlayan anayasal kararname hadisesinde de onu destekledi. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Victoria Nuland, 27.11.2012'de (Ortadoğu Haber Ajansı) Mısır Cumhurbaşkanı'nı savunarak şunları söyledi: "Cumhurbaşkanı yargı ve diğer paydaşlarla görüşmeler başlattı; sonuçların ne olacağını henüz bilmiyoruz ama buradaki durum 'ya benim yolum ya hiç' diyen bir müstebit tablosundan tamamen uzaktır." Yani Nuland, protestocuların Mursi'yi diktatör veya "yeni firavun" olarak nitelendiren iddialarını reddederek onu ve aldığı kararları savundu. Amerika ayrıca ülkedeki liderlik değişiminde de onu destekledi; Savunma Bakanı ve Ordu Komutanı Hüseyin Tantavi ile Genelkurmay Başkanı Sami Anan gibi ordu liderlerinin görevden alınmasına yönelik Mursi'nin çıkardığı kararnameye ciddi bir muhalefet göstermedi. Ardından anayasa konusunda da destek verdi. Nuland, "Bayan Clinton, Kahire ziyareti sırasında Mursi ile görüşürken tüm Mısırlıların haklarını koruyan bir anayasa çıkarılmasının öneminden bahsetti" dedi (Şarku’l Evsat, 27.11.2012). Amerikan politikasının Mursi yönetimi ve muhalifleri üzerindeki etkisi açıktır. Böylece Amerikan onayıyla, eski rejimin 1971 anayasasının "gözden geçirilmiş" bir versiyonu olan yeni anayasa kabul edildi. Seçmenlerin sadece %32,9'unun katıldığı (üçte ikisinin boykot ettiği) referandumda, katılanların %63,8'i anayasaya evet dedi. Yani halkın çoğunluğu ne anayasadan ne Cumhurbaşkanı'ndan ne de kararlarından memnundu.
3- Amerika, devrimden sonra elinde tutmayı başardığı yönetim sisteminde istikrar sağlamak amacıyla ortamı sakinleştirmeye, halkı Cumhurbaşkanı’na, kararlarına ve anayasaya ikna etmeye çalıştı. Buna rağmen, Mursi ve İhvan'dan beklediği istikrar gerçekleşmedi. Amerika, Milli Parti’nin (Hizbu’l Vatani) feshedilmesinden sonra en büyük örgütlü parti olan İhvan'ın, devrik liderle 30 yıl boyunca yaptığı gibi durumu istikrara kavuşturmasını bekliyordu. Amerika için önemli olan Mısır'ın Amerikan nüfuzu için bir istikrar merkezi olmasıdır. Buradaki istikrar Mısır'ın kara kaşı kara gözü için değil, Amerika'nın Mısır'ı nüfuzu ve projeleri için güvenli bir üs olarak kullanabilmesi içindir. Ancak işler istikrarsız bir hal aldı. Cumhurbaşkanlığının karar alma konusundaki bocalamaları, baskı altında geri adım atması, müttefiklerine danışmadan ve halkın nabzını tutmadan tek taraflı kararlar alması durumu daha da kötüleştirdi. Görevde kaldığı bir yıl boyunca kaos ve cumhurbaşkanına karşı devrim girişimleri devam etti.
Durum, 26.06.2013 tarihindeki uzun konuşmasıyla iyice sarsıldı. Dr. Mursi zor bir durumda görünüyordu ve hatalar yaptığını itiraf etti. Bu hataları tanımlamadı ama halkı galeyana getiren 22.11.2012 tarihli anayasal kararnameye işaret ediyordu. 02.07.2013'teki son konuşmasında ise hatalar yaptığını, bazı eksikliklerin olduğunu ve her şeyi düzeltmeye hazır olduğunu tekrarladı. Bu durum, ordunun kendisine 48 saat süre tanıyan tehdidinin ardından her türlü orta yola razı olduğunu gösteriyordu. Bu da Mursi'nin düşürülme kararının ordu ve ordunun arkasındakiler, yani Amerika tarafından çoktan verildiği anlamına geliyordu. Bilindiği üzere Mursi, bu kararları alırken Amerika tarafından desteklenmişti; ancak sonuçlar ters teptiğinde Amerika onu terk etti ve düşmesine izin verdi, hatta ona karşı komplo kurdu. Amerika, ibret almayan tüm uşaklarına yaptığı gibi ona da aynısını yaptı!
4- Böylece Amerika'nın onu terk ettiğini ve kararlarından sıyrıldığını gördük. Amerikan CNN kanalı 02.07.2013 tarihinde üst düzey yetkililere dayandırarak, "ABD'nin Mısır Büyükelçisi Anne Patterson ve Beyaz Saray'daki diğer yetkililer, Mısırlıların protestolarda dile getirdiği taleplerin Washington ve müttefiklerinin haftalardır talep ettiği reformlarla büyük ölçüde örtüştüğünü söylediler" dedi. Reuters'ın 02.07.2013'teki Beyaz Saray bildirisinden aktardığı şu ifade bunu doğrulamaktadır: "Başkan Obama, Cumhurbaşkanı Mursi'yi protestocuların taleplerine yanıt verdiğini netleştirecek adımlar atmaya teşvik etti." Obama ayrıca "mevcut krizin ancak siyasi bir süreçle çözülebileceğini" vurguladı. Bu, Amerika'nın Mursi'den vazgeçip yeni bir siyasi süreç aradığı anlamına geliyordu. Bildiride seçilmiş cumhurbaşkanına destek verildiğine dair bir ifade yer almazken, aksine cumhurbaşkanının devrilmesini isteyen protestocuların taleplerine yanıt vermesi isteniyordu! Darbe gerçekleştiğinde, Obama'nın üst düzey danışmanlarıyla Beyaz Saray'da yaptığı toplantıdan sonra şunlar söylendi: "Mısır silahlı kuvvetleri, tüm yetkiyi mümkün olan en kısa sürede sivil bir hükümete geri vermek için hızlı ve sorumlu bir şekilde hareket etmelidir" (Reuters, 03.07.2013). Obama darbeyi kınamadı, "askeri darbe" olarak adlandırmadı, Mursi'nin görevine iadesini istemedi, Mursi'nin başbakanına verilen hapis ve görevden alma cezasına karşı çıkmadı! Aksine yetkinin mevcut olandan "başka" bir sivil hükümete devredilmesini istedi. Bu da Amerika'nın darbeye, Mursi ve hükümetinin düşürülmesine onay verdiğini göstermektedir. Hatta ABD yönetimi açıkça; "Mursi halkın sesine kulak vermedi ve onlara yanıt vermedi" demiştir (Aynı kaynak). Bu, Mısır ordu komutanlığının "Muhammed Mursi halkın taleplerini karşılamadı" sözüyle birebir aynıdır. Bilindiği üzere Mısır ordusunun komutası Amerika'nın elindedir ve yıllık yaklaşık 1,5 milyar dolarlık Amerikan yardımının büyük çoğunluğu orduya gitmektedir.
5- Mursi ve İhvan bu gerçekleri kavrayamadı. Dr. Mursi, Amerikan politikalarını izlemeyi, çıkarlarını ve başta Camp David olmak üzere rejimin anlaşmalarını korumayı kabul ettikten sonra Amerikan desteğine aldandı. Amerika, eski ordu liderlerini tasfiye edip yerlerine başkalarını getirdi ve onları Mursi ile uyumlu hale getirdi. Mursi, Amerika'nın kendisini terk etmeyeceğini sandı. Amerika'nın "ılımlı İslamcılar" veya "ortayolcular" denilen kesimleri iktidara getirmek ve Türkiye'de olduğu gibi onları desteklemek istediğine inanıyordu. Oysa Amerika'nın, yıpranan ve işlevini yitiren, ülkede istikrarı sağlayamayan her uşağı terk edip kendi nüfuzunu korumak için başkasını getirebileceğini idrak edemedi. Selefi Hüsnü Mübarek'e de aynısı yapılmıştı. Mübarek, Amerika'ya en sadık olanlardan biriydi ve Amerika oğlu Cemal'i onun yerine hazırlıyordu. Ancak halk hareketleri Amerika'yı şaşırttığında ve Mübarek'in bu hareketleri bastırıp Amerika'nın çıkarları için Mısır'ı uygun bir ortam haline getiremeyecek kadar zayıf olduğunu gördüğünde, onu bir kenara atıp halk hareketlerinin dalgasına bindi ve Mursi'yi getirdi... Aynı durum Mursi ile tekrarlandı; Amerika onun istikrarı sağlayamadığını görünce onu da bir kenara attı. Bu durum bir anda gelişmedi; nitekim laik bir site olan "Mısır Sivil Hareketi" yaklaşık iki ay önce (22.04.2013) "Amerika'nın Ordunun Müdahalesine 'Askeri Darbe' Gibi Görünmeyecek Şekilde Onay Vermesi İçin Şartları" başlığıyla bir haber yayınlamıştı. Site, ismini gizli tuttuğu bir şahsiyetin ABD'yi ziyaret ederek Pentagon ve Ulusal Güvenlik yetkilileriyle İhvan yönetimi hakkında görüştüğünü belirtti. Habere göre John Kerry, Mısır ordusunun halkın meydanlara indiği anda olayları kontrol altına alma ve iç savaşı önlemedeki rolünden bahsetmiş; İhvan'ın yeteneklerinin zayıflığı karşısında şoke olduğunu ve ordunun doğru zamanda görevini yapacağına güvendiğini söylemiştir. Pentagon'dan etkili bir isim de İhvan yönetiminin alternatifi ve geçiş sürecinde ordunun durumu üzerine konuşulduğunu, Mursi gitmeyi kabul etmese bile destekçilerinin bunu kabul etmeyeceğini, bu noktada Mısırlıların büyük kalabalıklar halinde ordunun arkasında durarak Mursi'nin gidişini talep etmeleri gerektiğini ifade etmiştir. Bu konuşmaların darbeden iki ay önce (22.04.2013) yayınlanmış olması, Amerika'nın darbeyi o zamandan planladığını ve işi bu şekilde bitirmek istediğini göstermektedir. 03.07.2013'te iş bitirilmiş; Amerika "darbe" ifadesinden kaçınmış, bulanık açıklamalarla durumu "değerlendirdiğini" söylemiş, Mursi'nin "demokratik olmadığını" ve yol haritasının "teşvik edici" olduğunu belirterek süreci yönetmiştir.
6- Görevden alınan cumhurbaşkanının destekçileri protesto için meydanlara indi. Eğer protestolarını sürdürür, kapsamını genişletir ve halkın genelini kazanırlarsa bu durum askeri yönetimi ve Amerika'yı zora sokar; böylece İhvan hareketiyle uzlaşmak zorunda kalabilirler. Özellikle ellerinde güçlü kartlar var: Cumhurbaşkanı halk tarafından seçilmişti, Anayasa Mahkemesi, askeri kurum, uluslararası kuruluşlar ve Amerika tarafından tanınmıştı ve onların ölçülerine göre görevden alınmayı gerektirecek bir şey yapmamıştı... Seçimle gelmiş ve askerin gücüyle uzaklaştırılmıştı. Bu durum onlara meşruiyet ve güç kazandırıyor. Darbeyi destekleyenler ise bir çelişki içindedir; hem askeri yönetime karşı olduklarını ve seçim sürecinde ısrarcı olduklarını söylüyorlar hem de askeri müdahale yoluyla değişimi destekliyorlar! Bu nedenle İhvan, darbeyi boşa çıkarıp iktidara dönebilir veya en azından yeni durumda etkili bir pay sahibi olabilir. Ancak eğer müzakerelere ve tavizlere razı olurlarsa, sonradan pişman olacakları büyük bir kayıp yaşayacaklar ve çabaları siyasetin dehlizlerinde ve bilinçsizlik içinde heba olup gidecektir.
7- Bu cevabı şu gerçekle bitiriyoruz: Kim Allah’ı gazaplandırarak insanları razı etmeye çalışırsa, Allah onu insanlara terk eder. İşleri bozulur ve insanlarla ilişkisi kötüleşir. Bu durum gözle görülür bir gerçektir. Mursi ve İhvan, Amerika’yı razı etmeye çalıştılar; onun projelerine ve Filistin’i zayi eden, Sina’yı zayıflatan, gaspçı Yahudi varlığını tanıyan Camp David Anlaşması’na onay verdiler... Mursi birçok sloganından vazgeçti, laik demokratik sivil devlet sistemini kabul ettiğini ilan etti ve göreve başlarken buna yemin etti. İslam’ı ve İslam’ın hükmünü arkasına attı. Tüm bunları, ayakları eğri bir koltukta kalabilmek için Amerika’yı razı etmek adına yaptı. Sonuçta, tövbe edip durumunu düzeltmedikçe dünyasını da ahiretini de kaybetmiş oldu. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem doğru söylemiştir:
مَنْ أَرْضَى النَّاسَ بِسَخَطِ اللَّهِ وَكَلَهُ اللَّهُ إِلَى النَّاسِ وَمَنْ أَسْخَطَ النَّاسَ بِرِضَا اللَّهِ كَفَاهُ اللَّهُ مُؤْنَةَ النَّاسِ
"Kim Allah’ın gazabı pahasına insanları razı ederse, Allah onu insanlara bırakır. Kim de insanların kızması pahasına Allah’ı razı ederse, Allah onu insanların sıkıntısından kurtarır." (Tirmizi)
8- Sonuç olarak, Dr. Mursi'ye daha önce iki kez yaptığımız nasihati hatırlatıyoruz. Birincisi 25.06.2012, ikincisi ise 13.08.2012 tarihindeydi. İlkinde şöyle demiştik:
"...Sonra Mısır'ın yeni cumhurbaşkanına Allah rızası için halis bir nasihatte bulunuyoruz: Allah'tan kork ve laik düşünceli, sivil-demokratik devlet çağrısından vazgeç. Hakka dönmek bir fazilettir. Askeri Konsey kanatlarını kırıp yetkilerini kısıtladıktan sonra tüm dünyanı kaybetmemek için... Ve sivil-demokratik devlet açıklamalarınla Amerika ve Batı'yı razı edip, Hilafeti kurmayarak ve Allah'ın şeriatını uygulamayarak Amerika ve Batı'nın Rabbini gazaplandırıp ahiretini kaybetmemek için... Şüphesiz Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şu hadisini okumuşsundur: 'Kim Allah’ı gazaplandırarak insanları razı ederse, Allah onu insanlara terk eder...'"
"Bu, Allah rızası için halis bir nasihattir. Sizden bir karşılık veya teşekkür beklemiyoruz. Tek isteğimiz; Müslümanların, İhvan-ı Müslimin’in, kâfirlerin sivil-demokratik devlet projesini savunduğunu duyduklarında ağız dolusu gülecek olan kâfirlerin, onların uşaklarının ve İslam düşmanlarının alaylarına maruz kalmamanızdır. Şüphesiz biz Allah'a aidiz ve O'na döneceğiz."
İkincisinde ise şöyle demiştik: "Beyanı, ilk nasihatimizi almamış olsa bile Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi'ye nasihatimizi tekrarlayarak bitiriyoruz... Herhangi bir Müslüman’a, özellikle de yönetimin başındaysa, nasihat etmekten asla ümit kesmeyeceğiz. İlk nasihatimize bir yenisini ekleyerek diyoruz ki: Amerikan kolları eski ve yeni siyasi çevrelere uzanmış olsa bile onları kesip atmak kolaydır. Onları bir kez kabul etme hatasından dönmek, bu hatada ısrar etmekten daha hayırlıdır. Amerikan kollarına yaltaklanmak ve yakınlaşmak fayda vermez... Aksine bu kolları kesip atmak gerekir, aksi takdirde pişmanlık fayda vermez! Allah’ın yeryüzündeki kınası (Mısır) güçlü ve korunaklıdır; tarihi buna şahittir. Kim gerçekten Allah ile beraber olursa galip gelir. Nitekim Kur'an-ı Kerim şöyle buyurur (ki Mısır Cumhurbaşkanı son konuşmasında bunu tekrarlamıştır):
وَاللَّهُ غَالِبٌ عَلَى أَمْرِهِ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
"Allah, işinde galiptir, fakat insanların çoğu bilmezler." (Yusuf 21)
Evet, Allah doğru söylemiştir. 'Allah’tan daha doğru sözlü kim olabilir?'
Allah’ım tebliğ ettik mi, şahit ol... Allah’ım tebliğ ettik mi, şahit ol... Allah’ım tebliğ ettik mi, şahit ol." Sonu.