Home About Articles Ask the Sheikh
Konular

Soru-Cevap: Suudi Arabistan'da Neler Oluyor? Amerika Bunun Neresinde?

November 21, 2017
5865

Soru:

El-Modon internet sitesinin 19/11/2017 tarihinde aktardığına göre, Suudi Arabistan'da yürütülen yolsuzlukla mücadele kampanyası askeri çevreleri de kapsamaya başladı. Haberde, (Suudi Arabistan'daki "yolsuzlukla mücadele" kampanyası hakkında bilgi sahibi olan Suudi bir yetkili, Savunma Bakanlığı'nda görev yapmış 14 emekli subay ile Ulusal Muhafızlar’dan iki subayın, mali sözleşmelerdeki yolsuzluk davalarına karıştıkları şüphesiyle tutuklandığını açıkladı.) (El-Modon: 19/11/2017) ifadelerine yer verildi. Tutuklamalar, Suudi Kralı Salman bin Abdulaziz'in, Veliaht Prens Muhammed bin Salman başkanlığında bir yolsuzlukla mücadele komisyonu kurduğu 04/11/2017 tarihinden beri devam etmektedir. Bu kampanya onlarca eski bakanı ve üst düzey iş adamını kapsamış, onların ve yakınlarının hesapları dondurulmuştur. (Reuters haber ajansı, yolsuzluk soruşturma komisyonunun, görevden alınan veliaht prens ve Suudi yönetici ailesinin en önde gelen üyelerinden biri olan Prens Muhammed bin Nayef’in ve yakın aile üyelerinin banka hesaplarını dondurduğunu bildirdi. İbn Nayef, Suudi Kralı’nın yerine oğlu Muhammed bin Salman'ı atamasından önce ülkede veliaht prens olarak görev yapıyordu. Komisyon ayrıca 11 prensi gözaltına aldı...) (BBC Arabic 08/11/2017). Peki, Suudi Arabistan'da neler oluyor? Amerika bunun neresinde duruyor?

Cevap:

Cevabın netleşmesi için Al Suud ailesi ve bağlantıları hakkında kısa bir özet verip ardından cevaba geçeceğiz:

1- Al Suud, İslami bir devlet olan Osmanlı Devleti'ne karşı giriştikleri ilk isyandan beri sömürgeci kafirlerle bağlantılı olmuştur. Sömürgeci İngilizlerin kışkırtması ve desteğiyle 1788'de Kuveyt'e, 1803-1804 yıllarında Mekke ve Medine'ye saldırarak buraları işgal etmişlerdir. 1810'da Şam'a saldırmışlar, Şam halkı şehri kahramanca savunmuş olsa da Halep ve diğer bölgeleri ele geçirmişlerdir. Eylemlerinde Vehhabi mezhebini kullanmışlar, İngilizler ise onları İslam Devleti'ni vurmak için kullanmıştır. Ancak daha sonra İslam Devleti, Mısır Valisi Muhammed Ali Paşa vasıtasıyla 1818'de Al Suud’un önderlik ettiği bu isyan hareketine son vermeyi başarmıştır. İngiltere onları 19. yüzyılın sonundan itibaren, yani 1891'de tekrar harekete geçirmiş ancak Osmanlı Devleti onlara galip gelmiştir. Ardından İngiltere onları 1901'de tekrar harekete geçirmiş ve İngilizlerle olan temasları ve İngiltere'nin onlara verdiği destek açıkça görülmüştür. İngilizler, Osmanlı Devleti'nin zayıflığından ve ardından I. Dünya Savaşı'na girmesinden yararlanarak Al Suud’un Necid ve Hicaz halkına karşı konumunu güçlendirmişlerdir. Al Suud, bu bölgeleri ele geçirene kadar halkla uzun savaşlar yapmış ve sonunda o dönemin birinci devleti olan İngiltere'nin yardımıyla 1932'de krallıklarını ilan etmişlerdir. Ancak Amerikalılar ülkede petrol keşfedip devasa zenginliklere iştahları kabarınca, ülkede siyasi bir nüfuz kurma arayışına girmişlerdir. Bu durum, kraliyet ailesinden bazı bireylerin, özellikle de kurucu Kral Abdulaziz'in 1953'teki ölümünden sonra tahtın varisleri olan oğullarının kazanılmasıyla kendini göstermiştir. Böylece ülkede İngiliz-Amerikan çatışması başlamıştır.

2- Şimdi ise Amerika'nın ajanı Salman dizginleri ele geçirmiş, İngiliz ajanlarını ve onlara tabi olanları tasfiye etme operasyonuna başlamıştır. Ondan önceki Kral Abdullah İngilizlere bağlıydı ve ölmeden önce İngiliz ajanlarını yönetimde pekiştirmeye çalışmıştı. Ancak görev teslimindeki aile geleneği onu Salman bin Abdulaziz'i veliaht tayin etmeye ve aile içindeki istikrarı korumaya mecbur bıraktı. Oysa kardeşi Salman'ın Amerikalıların ajanı olduğunu biliyordu. Bu yüzden İngiliz nüfuzunu garanti altına almak için "veliahtın veliahdı" (ikinci veliaht) makamını ihdas etti ve kendisi gibi bir ajan olan kardeşi Mukrin bin Abdulaziz'i bu makama atadı. Sanki Salman’ın yaşlı ve hasta olduğunu, Salman ölene kadar Mukrin’in kontrolü elinde tutacağını ve ardından iktidarı sorunsuz bir şekilde devralacağını düşünüyordu. Tıpkı Fahd yaşlanıp hastalandığında Abdullah'ın veliaht olarak söz sahibi olması ve Fahd 2005'te öldüğünde yönetimi devralması gibi. Ancak 2015 başında Abdullah'ın ölümü ve Salman’ın başa geçmesinden sonra yaşananlar Abdullah’ın hesabında yoktu. Salman, Mukrin’i veliahtlıktan azletti, Muhammed bin Nayef’i veliaht, oğlu Muhammed’i ise ikinci veliaht olarak atadı. Abdullah'ın hassas makamlara atadığı pek çok kişiyi görevden uzaklaştırdı ve oğlu Muhammed’in yetkilerini güçlendirmeye başladı. Sonunda 21/06/2017 tarihinde Muhammed bin Nayef’i veliahtlıktan azlederek oğlunu veliaht ilan etti ve yerine başka bir ikinci veliaht atamadı.

3- Kral Abdullah'ın vefatından sonra Salman’ın başa geçmesi üzerine 25/01/2015 tarihli soru-cevap yayınımızda şunları belirtmiştik: (Şu anki Kral "Salman" ise savunma kökenlidir; bu nedenle onun döneminde Amerikan nüfuzunun hakim olması beklenmektedir. Kral Abdullah bunun farkındaydı ve bu sebeple Suudi Arabistan'da yeni bir gelenek başlatarak kralın sadece veliahdını değil, veliahtın veliahdını da atamasını sağladı. Salman bin Abdulaziz'in Amerika ile birlikte hareket ettiğini bildiği için, yeni kralın Amerikan adamlarından birini veliaht tayin etmesinin önünü kesmek amacıyla -ki daha önceki teamül veliahdı kralın ataması yönündeydi- Kral Abdullah, bahsettiğimiz amaçla Mukrin'i Salman bin Abdulaziz'in veliahdı olarak önceden atamıştır.) Aynı soru-cevapta şunu da belirttik: (Mukrin, İngilizlerle olan ilişkileriyle bilinir; orada okumuş ve İngiltere'deki ünlü Cranwell okulundan mezun olmuştur. Eski Kral Abdullah'ın güvenini kazanmış, hatta ona en yakın isimlerden biri olmuştur. Eski Kral’ın "veliahtın veliahdı" atamasını icat etmesi, Salman bin Abdulaziz'den sonra Amerikan zincirinin devam etmesini kesmek içindi. Kral Abdullah, veliahtın veliahdının azledilmesini yasaklayan bir kararname çıkararak bu atamayı pekiştirmişti.) Ancak İngilizlerin hesapları tutmadı; Salman ahdi, kanunu ve teamülü çiğneyerek Mukrin'i azletti, yerine geçici olarak Muhammed bin Nayef’i atadı ve sonra onu da azlederek oğlu Muhammed’i veliaht yaptı; iktidarda tek başına söz sahibi olması için ona çeşitli önemli yetkiler ve makamlar verdi.

4- Kral Salman 04/11/2017 tarihinde oğlu Veliaht Prens Muhammed başkanlığında Yolsuzlukla Mücadele Yüksek Komisyonu kurulduğunu ilan eder etmez, güvenlik güçleri 11 prensi ve dört mevcut bakanı gözaltına alıp derhal görevlerinden uzaklaştırdı. Bu durum meselenin sıradan olmadığını ve yolsuzlukla mücadeleyle ilgisi olmadığını, aksine gözaltıların, görevden almaların ve suçlamaların anında yapıldığı darbe operasyonlarına benzediğini göstermektedir. Gözaltılar ayrıca onlarca eski bakanı ve üst düzey iş adamını kapsamış, onların ve yakınlarının hesapları dondurulmuştur. Hatta dondurulan banka hesabı sayısı 1700'ü aşmış olup bu sayı (Reuters'a göre) "her saat artmaktadır". Banka hesapları dondurulanlar arasında, yakın zamanda veliahtlıktan azledilen Muhammed bin Nayef ve yakın aile üyeleri de bulunmaktadır. Ajans ayrıca, "Suudi yetkililerin, aile üyeleri ve iş adamlarından usulsüzlük yaptıklarından şüphelenilen daha fazla kişinin gözaltına alındığını, bunların arasında daha düşük düzeydeki müdür ve yetkililerin de bulunduğunu belirttiğini" aktardı. Bu da sürecin darbe operasyonlarında yaşananlara benzediğini teyit etmektedir. Kampanya, eski kralın oğullarına kadar uzandı: Orduyla birlikte ikinci ana güç olan Ulusal Muhafızlar Bakanı Müteb bin Abdullah ve kardeşi eski Riyad Emiri Türki bin Abdullah. Müteb bin Abdullah, İngiliz Sandhurst Kraliyet Askeri Akademisi mezunu bir teğmendir; genellikle orada sadece İngiliz ajanları eğitim görür ve mezun olur. Ondan önce de birçok Körfez emiri, Ürdün kralları ve prensleri orada bulunmuştur. Kardeşi Türki bin Abdullah ise İngiltere'deki Wales Üniversitesi'nden askeri ve stratejik bilimler dalında yüksek lisans derecesine sahiptir. Salman başa geçtikten sonra onu Riyad Emirliği görevinden almıştı. Görünen o ki Amerika, yolsuzluk suçlamasıyla İngiliz ajanlarını tasfiye etmenin bir yolunu bulmuş ve Salman ile oğlu Veliaht Muhammed’e bu yöntemi kullanmalarını telkin etmiştir. Tıpkı günümüzde pek çok rejimin muhaliflerini yolsuzlukla suçlayarak tasfiye ettiği gibi. Özellikle de bu rejimlerdeki eski ve yeni yöneticilerin çoğunun elleri rüşvet, zimmet, kamu malını yeme, yakınlarına kayırmacılık, yasaları dolanarak yapılan projeler, başkalarının haklarını gasp etme, halka zulmetme ve makamlarını kendilerinin ve çevrelerindekilerin çıkarları için kullanma gibi yolsuzluk işlerine bulaşmışken. Üstelik Allah’ın şeriatını uygulamayıp sömürgeci kafir devletlerin kanunlarına uymaktan daha büyük bir yolsuzluk olabilir mi?!

5- Amerika'nın bu kampanyayı ve onu yürütenleri desteklediğini gördük. ABD Başkanı 06/11/2017 tarihinde Twitter'da şunları yazdı: "Suudi Kralı ve Veliaht Prens’e güvenim tam, onlar ne yaptıklarını tam olarak biliyorlar." Ardından bir başka tweet atarak: "Onlar tarafından sert muamele gören bu kişilerin bir kısmı yıllardır ülkelerini sömürüyorlardı" dedi. Suudi Haber Ajansı, "Kral’ın 05/11/2017 Pazar günü, Krallığın tanık olduğu siyasi ve güvenlik olaylarının ortasında ABD Başkanı ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini, iki ülke arasındaki çeşitli alanlardaki iş birliğini ve bunları geliştirme yollarını, ayrıca bölgesel ve uluslararası gelişmelerin gözden geçirilmesini tartıştıklarını" aktardı. Reuters 04/11/2017'de "Trump'ın Suudi Kralı ile Suudi petrol şirketi Aramco'nun New York borsasında listelenmesi hakkında konuştuğunu, Riyad şirketin hisselerini New York borsasında arz ederse minnettar olacağını, Kral'ın ise Amerikan borsalarını kullanmayı değerlendirecekleri cevabını verdiğini" aktardı. Reuters 07/11/2017'de ABD Dışişleri Sözcüsü Heather Nauert'in şu sözlerini aktardı: "Suudi yetkilileri yolsuzluk yapan yetkilileri yargılamaya teşvik etmeye devam ediyoruz ve bunu adil ve şeffaf bir şekilde yapmalarını bekliyoruz." Bu, Amerika'nın bu kampanyanın arkasında durduğunu, onu desteklediğini ve Amerika tarafından istenmeyen, sadakatinden şüphe edilen, İngiliz ajanı olan veya ülkede olup bitenlerden ve Kral ile oğlunun ülkeyi hızla Amerikalılara satmasından memnun olmayan kişilere doğru yönlendirdiğini göstermektedir.

6- Kampanyanın tamamen siyasi olduğunu teyit eden bir diğer husus ise komisyonun derhal tutuklamalara ve rejimdeki önemli şahsiyetlerin, aile üyelerinin ve Kral’ın akrabalarının hesaplarını dondurmaya başlamasıdır. Yani bu operasyon tamamen siyasidir; ne yolsuzlukla ne de reformlarla bir ilgisi vardır. Özellikle de Salman ve oğlunun bizzat yolsuzluğa batmış oldukları, kamu malını israf ettikleri ve bu kapsamda Amerika'ya 460 milyar dolar hibe ettikleri gerçeği ortadayken. Suudi Haber Ajansı tarafından yayınlanan bildirinin dili, sanki rejime muhalif nüfuzlu güçleri vurmak için hazırlanmışçasına sertti. Bildiride şu ifadeler yer aldı: "Komisyonun kurulması, dini, vicdanı, ahlakı veya vatanseverliği olmayan, kendi çıkarlarını kamu çıkarının üstünde tutan, kamu malına el uzatan bazı zayıf ruhlu kişilerin varlığı sebebiyle gerçekleşmiştir. Bu kişiler, kendilerine emanet edilen nüfuz ve otoriteyi malı gasp etmek, kullanmak ve zimmetine geçirmek için kullanmış, utanç verici eylemlerini gizlemek için çeşitli yollar izlemişlerdir." Ardından, 04/11/2017 tarihinde komisyonun kurulmasıyla birlikte bu hızlı tutuklamalar gerçekleşti.

7- Bunun hemen ardından, özellikle 05/11/2017 tarihinde Asir bölgesi emir yardımcısı Mansur bin Mukrin ve beraberindeki bazı yetkililerin bir helikopter kazasında hayatını kaybettikleri açıklandı. Bu olayın bir tür tasfiye olduğuna dair şüpheler oluştu. Zira bu prens, Salman başa geçer geçmez azlettiği eski Veliaht Mukrin'in oğluydu. Gözaltına alınanların sayısı yüzleri aştı. Suudi Başsavcısı Suud el-Muaceb şunları söyledi: "Yolsuzluk soruşturmaları kapsamında 208 kişi ifadeye çağrıldı, bunlardan yedisi yeterli delil bulunamadığı için serbest bırakıldı... On yıllardır süren ve zimmete geçirilen veya kötüye kullanılan büyük miktardaki kamu fonlarını içeren bu uygulamaların mali değeri, ön soruşturmalardan anlaşıldığı üzere muhtemelen 100 milyar ABD dolarını aşabilir." (El-Hayat 09/11/2017). On yıllar öncesine gidilerek kraliyet ailesinden ve yönetimde nüfuz sahibi kişilerin dosyaları karıştırılıyor! Bu durum, meselenin yönetim üzerinde etkisi olan ve eğer tasfiye edilmezlerse -özellikle de Veliaht İbn Salman’ın sistemde ve toplumda alışılmadık değişiklikler yaptığı ve aile geleneklerine göre hakkı olmadığı halde veliahtlığı üstlendiği bir dönemde- durumu Veliaht’ın aleyhine çevirebilecek güçlerin tasfiyesi olduğunu göstermektedir.

8- Böylece, Suudi Arabistan'da yolsuzlukla mücadele adı altında yürütülen süreç, İngilizlerin kökünü kazımak, Kral Salman ve oğlu Veliaht Prens'e karşı bir darbe girişimi veya benzeri bir şeyi planlamalarını önlemek ve ayrıca iktidarın kimsenin itirazı olmadan veliahda güvenli bir şekilde devredilmesini sağlamak içindir. Zira bu oğul, en yakın akrabası bile olsa iç bir rakip tanımadan, İngiltere başta olmak üzere dış bir rakip tanımadan, Amerika'nın çıkarlarına hizmet etmeyi ve Yarımada'daki nüfuzun tamamen Amerika'ya kalmasını sağlamayı üstlenmiştir. İşte ihanet böyledir, parçalanamaz:

وَأَنَّ اللَّهَ لَا يهدِي كَيْدَ الْخَائِنِينَ

"Şüphesiz Allah, hainlerin hilesini başarıya ulaştırmaz." (Yusuf 52)

9- Son olarak, geçen her gün teyit etmektedir ki bu rejimlerin hiçbirinde hayır yoktur... Ne Al Suud rejiminde, ne İran rejiminde, ne de İslam beldelerindeki diğer mevcut rejimlerde ve ne de onlara tabi olup emirlerini yerine getirenlerde. Çünkü bunlar, üzerimizdeki hegemonyasını ebedileştirmeye ve bu hegemonya vasıtasıyla zenginliklerimizi yağmalamaya çalışan sömürgeci kafirler tarafından yönlendirilmektedir. Bu nedenle, sömürgeci kafire yaslanan bu rejimlerin şer’î yöntemle değiştirilmesi en öncelikli görevlerden biri olmalıdır:

وَلَا تَرْكَنُوا إِلَى الَّذِينَ ظَلَمُوا فَتَمَسَّكُمُ النَّارُ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللَّهِ مِنْ أَوْلِيَاءَ ثُمَّ لَا تُنْصَرُونَ

"Zulmedenlere meyletmeyin; sonra size ateş dokunur. Sizin Allah’tan başka dostlarınız yoktur, sonra size yardım da edilmez." (Hud 113)

Böylece ister Amerika, ister İngiltere, ister başkası olsun, sömürgeci devletlerin tüm bu kokuşmuşluğundan, yolsuzluğundan ve ifsadından kurtuluruz. Zira küfür, İslam ve Müslümanlara düşmanlıkta tek bir millettir... Bu kin dolu devletlere uyan veya doğrudan ya da dolaylı olarak onlarla ittifak kurup planlarını ve projelerini uygulayan, onlara bağlı laik rejimleri koruyan herkes suçludur ve akıbeti rezilliktir:

سَيُصِيبُ الَّذِينَ أَجْرَمُوا صَغَارٌ عِنْدَ اللَّهِ وَعَذَابٌ شَدِيدٌ بِمَا كَانُوا يَمْكُرُونَ

"Suç işleyenlere, kurdukları tuzaklar sebebiyle Allah katında bir aşağılık ve şiddetli bir azap erişecektir." (En'âm 124)

Sorunlarımızın çözümü budur ve bundan başka bir çözüm yoktur: Bu rejimlerin yıkılması ve Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafet'in kurulması... Fitneciler bunu uzak görse ve korkaklar bunu zor bulsa bile... Ancak amelde Allah Subhânehu'ya ihlas ve Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'e uymadaki sadakat, Allah’ın izniyle uzağı yakın kılacaktır:

وَيَقُولُونَ مَتَى هُوَ قُلْ عَسَى أَنْ يَكُونَ قَرِيبًا

"Onlar, 'O ne zamanmış?' diyecekler. De ki: 'Yakın olması umulur!'" (İsra 51)

Ve sonra El-Kaviyy El-Aziz olan Allah'ın vaadi gerçekleşecektir:

وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ * بِنَصْرِ اللَّهِ يَنْصُرُ مَنْ يَشَاءُ وَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ

"O gün müminler Allah'ın yardımıyla sevineceklerdir. O, dilediğine yardım eder. O, Mutlak Güç Sahibidir, Çok Merhametlidir." (Rum 4-5)

2 Rebiülevvel 1439H 20/11/2017M

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın