Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Soru Cevap: Suriye Krizinde Şu Anda Neler Oluyor?

September 25, 2016
5344
استمع للمقال

Soru:

ABD ve Rusya’nın üzerinde çalışmak için uzun toplantılar yaptığı ateşkes çöktü; öyle ki Kerry ve Lavrov arasındaki bazı görüşmeler on saate kadar sürüyordu! ABD ve Rusya, bu ateşkesin önceki ateşkeslerden farklı olduğunu, ABD’nin kendi tarafındaki muhalefetin, Rusya’nın ise kendi tarafındaki rejimin uygulamasını garanti edeceğini müjdelemişti... Derken bu ateşkes çöktü ve ABD ile Rusya, birbirlerini başarısızlığın arkasında olmakla suçlamaya başladı! Bu durum, adı kötüye çıkmış ateşkes serüveninin sona erdiği anlamına mı geliyor? Eğer bitmediyse, Suriye krizinde şu anda neler oluyor? Allah sizi hayırla mükâfatlandırsın.

Cevap:

Adı kötüye çıkmış ateşkes serüveni ABD nezdinde bitmiş değildir. Aksine mevcut gerçekler, ABD’yi bu süreci gözden geçirmeye, üzerinde değişiklikler yapmaya ve "mütareke molası" diyebileceğimiz bir yola başvurmaya zorlamıştır. Bu mola, grupları ve halkı etkileyip, onları ABD’nin bu ara dönemde hazırladığı "modifiye edilmiş ateşkes anlaşması" uyarınca rejim ile muhalefet arasındaki yeni görüşmeye boyun eğdirmek amacıyla düzenlenen yoğun bombardıman operasyonları içindir! Bunun sebebi, Obama’nın görev süresini Suriye meselesine dair bir çözümle ya da en azından rejim ile muhalefeti, kendi dönemine küçük de olsa bir başarı atfedecek bir görüşmede bir araya getirerek kapatmak istemesidir. Bu, kendisinden önceki Demokrat Başkan Clinton’ın Filistin davası için denediği şeye benzer. Clinton istediğini elde edememiş olsa da Obama bundan ders çıkarmamış, öncekilerin yapamadığını yapabileceğini sanmıştır. Ancak başarısızlığının selefininkini kat kat aşacağını fark edememiştir!... Meselenin netleşmesi için şu hususların gözden geçirilmesi gerekmektedir:

1- ABD, Rusya ve rejimin Castello yolunun ana kısımlarını kontrol altına alarak Halep’i tamamen kuşatmayı başardığı bir dönemde, ateşkesi dayatma konusuna ciddi bir önem vermeye başladı. Bu süreçte Rusya ve rejimin yoğun hava saldırıları devam etti. Al Jazeera muhabirinin 07.07.2016 tarihli haberine göre: (... Rus ve rejim uçaklarının Halep’e düzenlediği hava saldırısı sayısı yüzü geçti...) Muhaliflerin çekilmesinin ardından rejim yolu kontrol altına almayı başardı. (Al Jazeera muhabiri, askeri kaynaklara dayanarak Suriyeli silahlı muhaliflerin Halep’in kuzeyindeki Castello yolu çevresinde kontrol ettikleri mevzilerden askeri nedenlerle çekildiklerini bildirdi.) (Al Jazeera, 10.07.2016). Ardından gelen yoğun saldırılar, Rusya, İran, milisler ve yandaşların desteğiyle rejim güçlerinin 26.07.2016 tarihinde Halep’i kuşatmasını sağladı. (Suriye rejimi güçleri, Salı günü şehrin kuzeyindeki Castello kompleksini ele geçirdikten sonra Halep’in doğu mahallelerindeki kuşatmayı sıkılaştırdı...) (Al Jazeera, 27.07.2016 Çarşamba). Bu atmosferde, ABD Dışişleri Bakanı ile Rus mevkidaşının 26.07.2016 tarihinde Laos’un başkenti Vientiane’deki görüşmesi sırasında Kerry, rejim ilerleyişinden ve Halep kuşatmasından emin olduktan sonra gazetecilere, Ağustos 2016’nın başlarında Suriye’deki savaş durumunu değiştirecek olumlu adımlar hakkında bilgi vereceğini vaat etmişti. Zira Kerry, bu kuşatma gerçekleştikten sonra ateşkese onay vermek istiyordu.

2- Ancak bu durum, devrimcilerin Halep’in güneyinde yürüttüğü ciddi askeri operasyonlar nedeniyle gerçekleşmedi. Devrimciler, Halep’in güneyindeki askeri kolejler bölgesinde kuşatmanın en sert noktasını kırmayı başardılar. Bu, devrimcilerin Halep’in güneyindeki Ramuse mahallesini ele geçirip oraya giden yolu açmaları, yani kuşatmayı yarmalarıyla oldu. Halep üzerindeki kuşatmanın kırılması operasyonları, Suriye devrimini en güçlü ve en sıcak merkezi olan Halep’te vurmayı planlayan Amerikan planlarına ağır bir darbe vurdu. ABD ve Rusya çılgına döndü. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov aracılığıyla devrimcilerin bu operasyonlarını "küstahça eylemler" olarak nitelendirdi. Bu, Rusya ve ABD’nin Suriye’deki devrimi dize getirdiklerini ve sönümlenme yoluna soktuklarını sandıklarını göstermektedir.

3- Halep üzerine odaklanan Amerikan planlarını başarıya ulaştırmak için kuşatmanın yeniden kurulması gerekiyordu. Burada ABD, Halep’e yönelik kuşatmayı geri getirmek için iki eksen üzerinde çalıştı:

Birincisi: Türk ordusunun Suriye’nin kuzeyine, Türkiye’nin "Fırat Kalkanı" olarak ilan ettiği operasyonlarla Cerablus bölgesinden başlatılarak sokulması ve Halep’in güneyindeki "Türkiye yanlısı" devrimcilerin IŞİD ile savaşmak üzere oraya çağrılmasıydı. Bu, Halep’teki gerçek savaş cephelerini zayıflatmak, yeni iç çatışma cepheleri oluşturmak ve mümkün olduğunca çok devrimciyi Halep cephesinden uzaklaştırmak anlamına geliyordu!

İkincisi ise: İran’ın binlerce yandaşını seferber edip Halep’in güneyine göndermesi, Lübnan’daki partisinin seçkin güçlerini Halep’in güneyine göndereceğini ilan etmesi ve aynı şekilde Iraklı Nuceba Hareketi’nin hamleleriydi. Aynı zamanda Rusya, Ramuse bölgesine yönelik hava saldırılarını büyük ölçüde yoğunlaştırdı...

Bu iki eksen üzerinden ABD, rejim ve müttefiklerinin Halep kuşatmasını yeniden kurmasını sağladı. Şehrin doğu mahalleleri, "teröristleri vurmak" ve "Halep’teki sivillere insani yardım" başlıkları altında Amerikan tuzakları masasına yatırıldı. İşte o zaman ABD için Rusya ile anlaşmasını ilan etmek ve "çatışmaların durdurulmasını" dayatmak için uygun vakit gelmişti. Bu, ABD ve Rusya Dışişleri Bakanlarının Cenevre’de on saatten fazla süren toplantısında gerçekleşti. Bu süre zarfında ABD Dışişleri Bakanı Kerry, ateşkesi ihlal eden gruplara karşı ortak ve aleni ABD-Rus operasyonlarının yürütülmesi yönündeki Rus talebinin karşılanmasını garanti altına almak için Washington’daki güvenlik birimleriyle, özellikle de Pentagon ile irtibat halindeydi.

4- ABD ve Rusya, rejim ordusu ile İran ve Rus müttefiklerinin Halep kuşatmasını yeniden sağladığından emin olduktan sonra, 12.09.2016 tarihini Suriye’de "çatışmaların durdurulması" tarihi olarak ilan etti. Ayrıca bu tarih, Kurban Bayramı’nın ilk günü akşamına denk getirildi; böylece Suriye’de ateşkesin kabul edilme şansını artırmak için "Bayram" fikrinden yararlanılmak istendi.

5- ABD bu anlaşmayı hayata geçirme ve uygulama konusunda ciddiydi. (ABD Dışişleri Bakanı Kerry, bu Rus-Amerikan anlaşmasını laik ve birleşik bir Suriye’yi korumak için son şans olabileceğini belirtti...) (Al Jazeera kanalı, Kerry’nin konuşmasının canlı yayını, 12.09.2016). Çünkü bu anlaşma, Suriye meselesini Cenevre müzakereleri giyotinine yatırmak üzere çatışmaların durdurulmasını sağlama hedefini gerçekleştiriyordu. Diğer yandan bu plan, ABD seçimleriyle eş zamanlı olarak Demokrat Parti’ye siyasi kazanımlar sağlıyordu ki ABD’nin görev süresinin sonunda Obama yönetimi için bir başarı elde etme acelesinin sebebi de buydu. Aynı zamanda Rusya da ABD ile ortak ve aleni askeri operasyonlar dalgasının başlamasına yaklaşıldığı için buna sevindi. Bu, Rusya’nın Suriye’de ABD’nin hedeflerine hizmet etmeye devam etmesinin temeli olarak gördüğü eski bir talebiydi; aynı zamanda Obama yönetiminden sonra gelecek olan yeni ABD yönetiminin belirsiz politikalarına karşı bir önlemdi.

6- Ancak işler ABD’nin istediğinin aksine gelişti ve karşısına hesaba katmadığı iki durum çıktı:

Birincisi: ABD’nin Suriye’de doğrudan ittifakıyla veya Rusya, İran, Irak ve Lübnan’daki milisleri ile yandaşları aracılığıyla işlediği tüm cinayetlere rağmen ve ateşkes anlaşmasının -başta Halep olmak üzere- boğucu bir kuşatma altında yapılmasına rağmen, ABD ve müttefikleri Suriye halkının ateşkese razı olacağını sandılar; ancak tam tersi oldu... Kuşatma altında, gıda yardımlarının engellenmesine, hatta bombalanmasına rağmen, halk ateşkes anlaşmasını şiddetle kınayan gösteriler düzenledi. Bu durum birçok grubu, "bekleyip görsek de bu anlaşma bizi ilgilendirmiyor" demeye cesaretlendirdi. Bazı gruplar, ABD’nin anlaşma uyarınca Rusya ile birlikte "terörist" dediği gruplara yönelik ortak saldırı düzenleme eğilimine karşı çıktı; diğer bazı gruplar ise anlaşmayı tamamen reddetti... Sadece bu da değil; halkın baskıcı hareketleri, ABD uşaklarına bağlı grupların bile anlaşmaya destek pozisyonlarını göstermelerini engelledi ve onları bunu gizlemek zorunda bıraktı. Bu durum ABD’ye, reddedilen bir gerçeklik karşısında ateşkes anlaşmasının istediği gibi bir sonuç vermeyeceğini fark ettirdi. Ancak ateşkesi uygulama girişimi sırasında onu asıl çileden çıkaran olay, Erdoğan’ın Amerikan güçlerinin katılımıyla "Fırat Kalkanı"nın üçüncü aşamasının başladığını müjdelemesinin ardından, Suriye’nin kuzeyindeki bazı muhalif unsurların Amerikan Özel Kuvvetleri’ni kabul etmeyi reddetmesi oldu. Amerikan kuvvetleri Suriye’nin kuzeyine girmişti ama sadece radikal dediklerinin değil, ılımlı dediklerinin de sert reddiyle karşılaştılar. Özel kuvvetlerin yanında savaşmayı reddedenlerin bu tepkisine, o güçleri "Haçlı" olarak niteleyen sloganlar eşlik etti. Medyanın 16.09.2016 tarihinde aktardığına göre: (Twitter'daki aktivist ve gazeteci hesaplarının paylaştığı video görüntüleri, Halep’in el-Rai kasabasında "Özgür Suriye Ordusu"na bağlı olduğu sanılan savaşçıların hakaretlerine maruz kalan Amerikan Özel Kuvvetleri askerlerinin kasabadan ayrılışını gösteriyor. Bu video, The Wall Street Journal gazetesinin Amerikalı yetkililere dayandırarak, Başkan Barack Obama’nın Suriye’nin kuzeyindeki Türk kuvvetleriyle çalışmak üzere yaklaşık kırk özel operasyon gücü gönderilmesini onayladığını bildirdiği sırada geldi... Görüntülerde el-Rai kasabasındaki savaşçıların, Amerikan askerlerini taşıyan kamyon konvoyu geçerken Amerika karşıtı sloganlar attığı görülüyor. Videoda bir adamın şunları söylediği duyuluyor: "Amerikalıların aramızda yeri yok... Suriye’yi işgal etmek için Haçlı savaşı başlatmak istiyorlar"...) (el-Bavaba sitesi, 16.09.2016). Daily Telegraph gazetesi de 16.09.2016 tarihinde benzer bir haber geçti...

Bu birinci husus, ABD’nin bir "mütareke molasına" ihtiyacı olduğunu görmesine neden oldu! Amerika’nın cinayetlerine ve planlarına karşı duran Suriye halkından intikam almak için bombardımanı artırmak istediler; bombardıman arttıkça halkın boyun eğeceğini sandılar. Ancak bu zannı Allah’ın izniyle onları helake sürükleyecektir.

İkincisi ise, ateşkes anlaşması sadece askeri veya insani yardım amaçlı değil, aynı zamanda siyasi bir çözümdü. Obama, görev süresini Suriye’de Amerikan nüfuzunu koruyan bir çözümle bitirmeyi, böylece adından söz ettirmeyi ve seçimlerde Demokrat adaya yardımcı olmayı umuyordu... Haberlerde anlaşmanın yaklaşık beş belgeden oluştuğu belirtildi: İkisi çatışmaların durdurulması ve gıda yardımları hakkındaydı ve bunlar açıklandı... ABD, diğer üç belgeyi açıklamayı reddetti; çünkü görünüşe göre bunlar siyasi çözümle ilgiliydi ve muhtemelen ABD’nin ılımlı muhalefete karşı "seninleyim" şeklindeki aldatmacasını ifşa ediyordu. Bu belgelerde zalim Beşar’ın geçiş hükümetinin başkanı olarak kalması ve sonrasındaki seçimlere kadar yer almasının yazılı olması uzak bir ihtimal değildir! Bu nedenle ABD, askeri ve insani "evcilleştirme" sürecini bitirene kadar bunu açıklamak istemedi. Rusya ile bu konuda anlaşmışlardı ve başlangıçta işler sessizce yürüyordu. Öyle görünüyor ki ABD, kendisi tarafından Suriye olaylarından dışlanan Avrupa’nın, eline geçen her fırsatta kendisine karşı "sorun çıkaracağını" hesaba katmadı. Avrupa’nın Suriye krizinde etkili bir rolü olmasa bile, ABD’yi zor durumda bırakabilirdi... Ve öyle de oldu! Avrupa bu noktayı kullanmaya çalıştı; Fransa yüksek sesle ABD’den anlaşmanın maddelerini müttefiklerine açıklamasını talep etti. Fransa Dışişleri Bakanı, sahadaki hedefin kim olduğu konusunda bir karışıklık yaşanmaması için Suriye’deki ateşkes anlaşmasının detaylarını görmek istediklerini belirtti... (Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Marc Ayrault bugün 15 Eylül Perşembe günü yaptığı açıklamada, Fransa’nın ABD ve Rusya tarafından varılan Suriye ateşkes anlaşmasının metnini görmek istediğini, böylece sahada kimin hedef alındığı konusunda bir belirsizlik yaşanmamasını istediklerini söyledi...) (DW Arapça sitesi, 15.09.2016).

Görünen o ki Avrupalılar, anlaşmanın tehlikeli maddeler içerdiğini ima ederek hem ABD’yi hem de Rusya’yı kasten zor durumda bıraktılar...! Öyle ki Rusya bundan etkilendi ve kendini kurtarmaya çalıştı! Amerikan-Rus anlaşmasına uluslararası bir kılıf sağlamak için Güvenlik Konseyi’ni acil toplantıya çağırdı. (Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Zaharova, Moskova’nın bu önemli talebinin amacını açıklayarak; anlaşmanın müzakere sürecinde kabul edilen ve üzerinde anlaşılan "birkaç belgeden" oluştuğunu... Rus tarafının müzakerelerin başında, sürecinde ve nihai anlaşmaya varıldıktan sonra ABD tarafına bu belgelerin yayınlanmasını teklif ettiğini, hatta bu anlaşmaların spekülasyon konusu olmaması için bunun yapılması gerektiği konusunda ısrar ettiğini belirtti...) (Arabi21, 16.09.2016). Ancak 16.09.2016 gecesi yapılması planlanan acil Güvenlik Konseyi oturumu, ABD’nin anlaşma maddelerini açıklamama konusundaki ısrarı nedeniyle iptal edildi. Doğal olarak Rusya, Suriye’de ABD’nin onayıyla faaliyet gösterdiği için bu maddeleri tek başına açıklayamazdı!

Bu ikinci husus, ABD’nin bu mahcubiyetten kaçınmak için ganimetten vazgeçip dönmesine neden oldu! Ateşkes anlaşmasını yeniden formüle etmeyi uygun gördü; böylece Obama bir çözümden ziyade, belki de sadece rejim ile muhalefet arasında bir görüşmeye yol açacak bir ateşkesle yetinecek ve böylece yeni anlaşma mahcup edici belgelerden arındırılacaktı!

7- ABD, karşısına çıkan bu iki durumun ışığında, bir "mütareke molası" almayı uygun gördü. Bu mola, grupları ve halkı etkileyerek onları ABD’nin hazırladığı modifiye edilmiş ateşkes uyarınca rejim ve muhalefet arasındaki yeni görüşmeye boyun eğdirmek amacıyla düzenlenecek yoğun bombardımanlar içindi! Ateşkesin bir süreliğine bu şekilde durdurulmasını meşrulaştırmak ve ateşkesin durdurulmasının ve bombardımanın Rusya ve rejimle koordineli şekilde artırılmasının arkasında ABD’nin olduğu şüphesini dağıtmak için şu adımları attı:

a- Rusya’ya: (Suriye’de ılımlı muhalefet ile "teröristler" arasında ayrım yapmanın zor olduğunu...) bildirdi. (el-Hades kanalı, 19.09.2016).

b- Rejimin ateşkesin bittiğini ilan etmesini ve bombardımana başlamasını sağladı, Rusya da arkasındaydı... Çeşitli medya organlarının aktardığına göre: (Suriye rejim güçleri bugün Pazartesi günü, ABD ve Rusya arabuluculuğunda yedi gün süren ateşkesin, yenilenme ihtimaline dair herhangi bir işaret olmaksızın sona erdiğini duyurdu...) (Al Jazeera, 19.09.2016).

c- Rusya ile bir anlaşmazlık kurguladı ve her iki taraf birbirini ateşkesi başarısızlığa uğratmakla suçlamaya başladı:

(ABD Dışişleri Bakanlığı, Rusya ile yapılan son anlaşmada öngörülen ateşkes anlaşmalarının bu ağır ihlalleri ışığında, ABD’nin Suriye meselesinde Rusya ile gelecekteki tüm ilişkilerini yeniden değerlendireceğini belirtti...) (Al Jazeera Net, 20.09.2016)... (... Rusya ve ABD günlerdir anlaşmanın uygulanmasının engellenmesi konusunda karşılıklı suçlamalarda bulunuyor; zira Moskova, Washington’ın özellikle muhalif grupların ve Şam’ın Fethi Cephesi unsurlarının bulunduğu bölgelerin belirlenmesi konusundaki yükümlülüklerini yerine getirmediğini savunurken, Washington ise kuşatılmış bölgelere yardım girişi sağlanmaması durumunda Rusya ile askeri koordinasyonu durdurmakla tehdit etti...) (el-Halic Online, 24.09.2016).

d- ABD, Pentagon ile Dışişleri Bakanlığı arasında bir ihtilaf varmış ve Pentagon ateşkes şartlarına itiraz ediyormuş gibi bir hava estirdi; sanki ateşkes Pentagon’un haberi olmadan bir gecede yapılmış gibi! Oysa müzakereler onların gözü önünde cereyan ediyordu; eğer itirazları olsaydı ateşkes bitince değil, daha önce itiraz ederlerdi. Kaldı ki 12.09.2016’da dayatılan ateşkes, 14.09.2016’da Pentagon’un onayıyla uzatılmıştı! (... Suriye’deki ateşkesin 48 saat daha uzatılması kararının ardından, el-Arabiya’nın Washington muhabiri, Pentagon’un Çarşamba akşamı bu uzatmayı memnuniyetle karşıladığını bildirdi... Rusya ve ABD Dışişleri Bakanları, Çarşamba günü Suriye’de ateşkesin, Pazartesi gecesinden bu yana meydana gelen ihlallere rağmen 48 saat daha uzatıldığını duyurmuşlardı...) (el-Arabiya, 15.09.2016).

8- Böylece Suriye’deki ateşkes, ABD ve Rusya tarafından dayatılmasından bir hafta bile geçmeden, altı gün sonra 19.09.2016 Pazartesi günü resmen çöktü. Anlaşmanın yedi gün dayanması durumunda ABD ve Rusya’nın "terörle mücadele" adı altında Suriye’deki devrimcilere ortak saldırı düzenlemesi gerekiyordu; ancak ABD’nin bariz bir kasıtlı tutumuyla bu gerçekleşmedi! ABD, Obama’nın dönemi kapanmadan önce rejim ile muhalefet arasında bir görüşme zemini bulabileceği zannıyla önceki ateşkesi bir sonrakine modifiye ederken, bir yandan da "mütareke molası"na ve daha fazla bombardımana başladı...

Şu anda olup biten ve ABD ile müttefiklerinin ve uşaklarının gerçekleştirmeye çalıştığı şey budur... Onların iddiaları böyle olsa da gerçek şudur ki Suriye krizi Obama’nın ve yandaşlarının boğazında bir dikendir, hatta bir dikenler ağacıdır. O, şu anki halinden daha güçlü olduğu ve daha geniş vakti olduğu bir zamanda bile, Beyaz Saray’da karşılaştığı zorluklar hakkında yaptığı bir konuşmada; (Suriye savaşının ve Suriye krizi hakkında yapılan toplantıların kendisini "ihtiyarlattığını" söylemişti... Obama 4 Ağustos Perşembe günü, Milli Güvenlik Konseyi ve Pentagon’daki askeri liderlerle yaptığı toplantının ardından düzenlediği basın toplantısında; "Eminim ki başımdaki saçların çoğunun ağarmasının sebebi, Suriye üzerine yaptığım toplantılardır" dedi...) (Russia Today, 05.08.2016). Eğer bunu daha önce söylediyse, şimdi şüphesiz kendisi için çok daha ağır olanı söyleyecektir ve Siyah Evi’ni terk ederken "Beni Suriye öldürdü" diyecektir... Bunu söylemeye de hakkı vardır; çünkü Suriye’de uluslararası bir çatışma olmamasına, Rusya’yı kullanıp Avrupa’yı dışlayarak uluslararası düzeyde, Türkiye, Suudi Arabistan ve İran gibi aktif devletlerin sadakatiyle bölgesel düzeyde, ayrıca rejimi ve bazı grupları kontrol ederek yerel düzeyde dizginleri elinde tutmasına rağmen, ABD, müttefikleri ve uşaklarıyla birlikte beş yılı aşkın bir süredir Suriye’deki planlarını hâlâ hayata geçirememiştir. O sadece Suriye halkıyla mücadele etmektedir... Bu yüzden Obama’nın amaçlarına ulaşamaması nedeniyle "histeriye" kapılması şaşırtıcı değildir; hatta Türk askerleriyle birlikte Suriye’ye soktuğu özel birlikleri bile Suriye topraklarında ayakta duramamış, kendilerini kınayan sloganlar eşliğinde kaçmışlardır. Peki kimden kaçtılar? ABD’nin eğittiği ve kendisine teslim olduklarını sandığı gruplardan!

Tüm bunlar, Suriye ve halkının damarlarında İslami duyguların akması ve onları bilinçlendiren, sömürgeci devletlerin ve Müslüman topraklarına göz dikmiş olanların uşaklarına ve efendilerine karşı durmaya sevk eden ihlaslı güçlerin onlara tesir etmesi sayesindedir. Peki ya damarlarında İslami fikirler aktığında ve onları, Taberani’nin el-Mu’cemu’l-Kebir’de Seleme bin Nufeyl’den rivayet ettiği şu hadis-i şerifi üzerlerinde gerçekleştiren ihlaslı bir İslami liderlik yönlendirip yönettiğinde durum ne olur? Rasulullah ﷺ şöyle buyurmuştur:

عُقْرُ دَارِ الْإِسْلَامِ بِالشَّامِ

"İslam yurdunun merkezi Şam’dır."

İşte o zaman onlarda İslam devleti, Râşidî Hilafet, hak ve adalet hilafeti doğacak; onları yeniden dünyanın efendileri yapacak, İslam’ı ve ehlini aziz, küfrü ve ehlini zelil kılacaktır. Bu ise Allah’a hiç de güç değildir.

وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ * بِنَصْرِ اللَّهِ يَنْصُرُ مَنْ يَشَاءُ وَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ

"O gün müminler Allah’ın yardımıyla sevineceklerdir. Allah dilediğine yardım eder. O, Azizdir (mutlak güç sahibidir), Rahimdir (çok merhametlidir)." (Rum Suresi, 4-5)

23 Zilhicce 1437 H. 25/09/2016 M.

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın