Soru:
Tamamı Müslüman olan, 132 yıl süren Fransız işgaline karşı verdiği cihatla bir milyon şehit veren bir ülkede; Cezayir'in tağutlarına karşı korku duvarını yıkan halk protestoları 22/02/2019'dan bugüne kadar devam ediyor, ancak İslam lehine sloganlar atılmıyor! Bunun nedenleri nelerdir? Ayrıca Cezayir'deki nüfuz üzerindeki uluslararası çatışmanın gerçeği nedir? Yaşananlarda bunun bir rolü var mı? Özellikle seçimler konusunda beklentiler nelerdir?
Cevap:
Cevabın netleşmesi için şu hususları gözden geçirelim:
Birincisi: Hareketlilikte (Hiraak) İslam lehine slogan atılmamasının nedeni:
1- Evet, Cezayir köklü bir İslam ülkesidir ve bu durum, 90'lı yılların başında devletin özgür ve dürüst seçimlere yol açıyor gibi göründüğü dönemde kanıtlanmıştır. O dönemde Allah'ın şeriatıyla hükmedilmesi çağrısı her yeri sarmış ve Cezayir sokaklarında milyonlarca kişi tarafından taşınmıştı. Avrupa çalkalanmış, Fransa askeri müdahale tehdidinde bulunmuştu. Ardından Fransa ve Avrupa, 1992 başlarında Cezayir yöneticilerini 1991 seçim sonuçlarından vazgeçmeye itmiş, ordu müdahale ederek ülkenin kontrolünü ele geçirdiğini ilan etmişti. Cezayir yöneticilerine en büyük destek, sahte bir şekilde "Işık Başkenti" olarak adlandırılan karanlığın başkenti Paris'ten gelmişti... Ardından Fransız istihbaratı, kendisine bağlı yerel güvenlik birimleriyle iş birliği yaparak vahşi katliamların fitilini ateşledi ve 90'lı yıllarda, yüz binlerce Müslüman'ın hayatını kaybettiği son derece korkunç bir katliamlar dönemini başlattı... Sonra hiç utanmadan Cezayir rejimi ve arkasındaki Fransa ile İngiltere, tüm bu katliamları İslamcılara mal etti. Rejimin her bir damla kanı ve katliamı İslamcılarla ilişkilendirmesiyle bela yayıldı. Bu dönem yaklaşık on yıl sürdü ve bu yüzden "Kara On Yıl" olarak adlandırıldı. Rejim, insanların zihinlerine İslam çağrısı yapmaktan korku saldı ve İslam'ın hükmünü isteyen herkesin Kara On Yıl'ı geri getirmek istediği algısını yaydı! Fransız basını bu korkutma sancağını taşıdı ve İslam korkusu Paris'teki siyasilerde bir saplantı haline geldi. Fransız ve Avrupa'nın bu korkusu ve saplantısı, Cezayir'deki hareketliliğin İslam demesi durumunda hemen Cezayir rejimine geçti. Öyle ki ("Ülkedeki karar alma çevrelerine yakın taraflar, 'İslamcıların' laiklere darbe yapacağını ve laiklerin yıkıntıları, hatta gerekirse cesetleri üzerine inşa edilecek İslami devleti kurmayı planladıklarını yaydılar..." Independent 21/03/2019). Böylece rejim, halkı her sabah ve akşam kan dökmeye hazır "aşırı İslam heyulası" ile uyarıyor! Oysa Müslümanların peşine düşen ve kan döken rejimin kendisidir. (Cezayir güvenlik güçleri, İslami Selamet Cephesi'nin kurucularından biri olan tanınmış muhalif Ali Belhac'a saldırdı ve onu sokaklarda sürükledi. Arabi21, 23/02/2019), yani Cezayir'deki protestoların başlamasının ikinci gününde...!
2- Buna ek olarak, "İslami Terör"ü kendine geniş bir başlık edinen ABD'nin İslam'a karşı savaşı da etkili oldu. İslam dünyasındaki tüm ihlaslı hareketler, partiler, dernekler ve şahsiyetler hedef alındı, terörle damgalandı. Ardından sancaklar gibi İslami semboller suç sayıldı... Şer'i hükümlere bağlı kalanlar aşırılıkçı ve terörist olarak nitelendirildi... vb. Tüm bunlar da Cezayir'deki halk hareketinde İslam'ın dile getirilmesi üzerine gölgesini düşürdü.
3- Cezayir'deki hareketlilikte İslami taleplerin öne çıkmasını engelleyen nedenlerden biri de, insanların zihninde "ılımlı" olarak adlandırılan bazı İslami kimlikli hareketler hakkında yerleşen algıdır. İnsanlar onları bazen kendilerini muhalif hareketler olarak adlandırırken, bazen de iktidara katılarak bakanlık koltukları ve parlamento sandalyeleri alırken gördüler... Bu katılım, özellikle bu hareketlerin İslam için çalıştığına güvenen geniş bir halk kesimini etkiledi; çünkü sonradan onların rejimle çalıştıklarını gördüler... Parlamentolardaki beşerî yasama haramlığı ve İslam ile hiçbir ilgisi olmayan sistemlere katılma haramlığı gibi uymadıkları şer'i hükümler de cabası... Bu durum, azımsanmayacak bir Cezayirli kesimin hareketlilikte İslam'ı zikretmemesine neden oldu.
4- Son olarak, Cezayir üzerindeki nüfuz kurma amaçlı uluslararası çatışma ve Batı'nın, "özellikle Fransa'nın", laik kültürü yaymak ve hareketlilik içerisinde kendisine bağlı laik liderleri öne çıkarmak için gösterdiği yoğun çabadır. Bu yolla Cezayir'deki siyasi nüfuzlarını gerçekleştirmek istemektedirler. Şunu bilmek gerekir ki, Cezayir'deki uluslararası çatışmanın tarafları, Cezayir'in İslami kimliğini silmek ve devletin laik karakterini ön plana çıkarmak konusunda tamamen müttefiktirler.
İşte Cezayir'deki halk hareketinde laik niteliğin ortaya çıkmasını kolaylaştıran derin nedenler bunlardır. Hepsinin arkasında Batı'nın ve ajanlarının hilesi, saptırması ve siyasi habisliği yatmaktadır... Her ne kadar zahiren İslam'ın hareketlilikte öne çıkmasını engellemekte başarılı olmuş görünseler de İslam, bir milyon şehit veren Cezayir halkının kalplerinin derinliklerinde yerleşiktir ve Allah'ın izniyle ortaya çıkması gecikmeyecektir. Yarın, onu bekleyen için yakındır.
إِنَّ اللَّهَ بَالِغُ أَمْرِهِ قَدْ جَعَلَ اللَّهُ لِكُلِّ شَيْءٍ قَدْراً
"Şüphesiz Allah, emrini yerine getirendir. Allah her şey için bir ölçü koymuştur." (Talâk [65]: 3)
İkincisi: Cezayir'deki uluslararası çatışmaya gelince:
1- İngiltere ve Fransa açısından:
a- Boumediene'in 1965'teki darbesinden bu yana İngiliz nüfuzu Cezayir'de hakim durumdadır ve buna bazı Fransız kalıntıları eşlik etmektedir... Ancak 1993'te Fransa'nın ajanı Halid Nezzar'ın Savunma Bakanlığı'ndan alınmasından sonra, Fransa'nın ordu içindeki nüfuzu yavaş yavaş zayıflamaya başladı; ta ki siyasi bağlılıktan ziyade "askeri kültür" bağlılığına yakın bir duruma gelene kadar. İngiltere'ye sadakatiyle bilinen Buteflika, 1999'dan bu yana süren uzun iktidarı boyunca bu Fransız kalıntılarını kademeli olarak ve gürültü çıkarmadan temizlemeye çalıştı. Devlet kurumlarından Fransız nüfuzunu uzaklaştırma meselesi bir spor müsabakası rekabetine yakındı, yani nüfuz meselesinde taraflardan herhangi bir kızışma emaresi görülmedi. Ancak Buteflika'nın 13/09/2015 tarihinde, ("General Tevfik") olarak bilinen Genel İstihbarat Müdürü Muhammed Medyen'i görevden alması, Cezayir'deki Fransız nüfuzuna vurulan acı bir darbe oldu. Çünkü Fransız nüfuzu ordudan büyük ölçüde çıkarılmıştı ve Cezayir'deki Fransız nüfuzunun neredeyse tek güvenlik ayağı olarak istihbarata güveniyordu. Bu acı darbe, Cezayir'deki iki nüfuz arasındaki ilişkinin görünürdeki sakinliğinin altındaki ateşi körükledi...
b- Cezayir'de İngiliz ve Fransız nüfuzları arasındaki rekabeti spor müsabakası durumundan çıkarıp, "kemik kırma" noktasına varmasa da "bilek güreşi"ne yaklaştıran iki durum yaşandı. Bu iki devlet arasındaki rekabeti kızıştıran durumlar şunlardır:
Birincisi: İngiltere'nin 2016'daki Avrupa Birliği'nden ayrılma referandumu (Brexit) ile İngiltere ve Fransa arasındaki görüş ayrılığı genişledi. Bu durum, Fransa'nın (Avrupa Birliği) İngiliz Başbakanı May ile yaptığı müzakerelerdeki sertliğinde ve ayrıca yeni Başbakan Johnson'ın anlaşmasız da olsa birlikten ayrılma planlarında görüldü ki bu Fransa için büyük bir zarardır. Bu anlaşmazlık, ABD'nin nükleer anlaşmadan çekilmesinden sonra İran ile krizi tırmandırması meselesinde de ortaya çıktı; Fransa ABD'nin tutumundan farklı bir tutum sergilerken, İngiltere ona daha yakındı. Bu İngiliz-Fransız anlaşmazlıkları büyümeye devam etti ve bu yeni durum Cezayir gibi diğer yerlerdeki tutumlarına da yansıdı...
İkincisi: 22/02/2019'da Cezayir'deki halk hareketinin patlak vermesiyle Fransa, Cezayir'deki istikrarsızlık durumunu ve İngiliz nüfuzunun sarsılmasını, ülkede daha büyük bir nüfuz elde etmek için bir fırsat olarak gördü. Yani kendiliğinden gelişen halk hareketi, 2015'ten beri gizli kalan Fransız ateşini açığa çıkardı!
c- Bunun sonucu olarak aralarındaki rekabet "bilek güreşi" seviyesine geçti. Güvenlik birimleri, Gaid Salah'ı Genelkurmay Başkanlığı'ndan uzaklaştırmak için yapılan askeri darbe benzeri bir planı deşifre etti. Bunun üzerine güvenlik birimleri, Fransa'nın Cezayir'deki en güçlü ve en tehlikeli adamlarını tutukladı: 05/05/2019'da tutuklanan istihbaratın eski müdürleri Muhammed Medyen (General Tevfik) ve Beşir Tartag, ardından 09/05/2019'da tutuklanan İşçi Partisi lideri Luiza Hanun. Bunlara, özellikle kardeşi Cumhurbaşkanı Buteflika'nın istifasından sonra Fransa'nın adamları tarafından kendi saflarına çekildiği anlaşılan Said Buteflika da eklendi... Yargılandılar (Blida'daki bir Cezayir askeri mahkemesi, devlet otoritesine ve orduya karşı komplo kurmakla suçlanan dört sanığı 15 yıl hapis cezasına çarptırdı. Kararlar Said Buteflika, Luiza Hanun ve emekli Korgeneral Muhammed Medyen'in gıyabında verildi... Blida'daki askeri mahkeme ayrıca eski Savunma Bakanı Halid Nezzar hakkında gıyaben 20 yıl hapis cezası verdi. Sky News Arabic, 25/09/2019). Fransa, tutuklamalar nedeniyle Cezayir'deki askeri liderliğe karşı tepki gösterdi. İngiliz The Independent gazetesinin 18/05/2019 tarihli haberine göre, Luiza Hanun tutuklandığında, aralarında eski Başbakan Jean-Marc Ayrault'un da bulunduğu 1000 Fransız şahsiyet onun serbest bırakılmasını talep eden bir bildiri imzaladı. Gazete şunu ekledi: ("Fransız Parlamentosu'ndaki Cumhuriyetçi Parti Milletvekili Jean Lassalle, olayların ülkesinin çıkarları üzerindeki yansımalarından duyduğu endişeyi dile getirdi ve 'Cezayir askeri kurumunda yoğun bir milliyetçi eğitim ve kadrolaşma ile yeni nesil subay ve generallerin yükselişinin, özellikle kültürel, ekonomik ve siyasi yönlerden Cezayir'deki Fransız çıkarlarını tehdit ettiğini' söyledi.") Bu durum, Fransa'nın olan bitenden duyduğu rahatsızlığı göstermektedir. Yani bu çatışma, her ne kadar genelkurmay başkanı tarafından desteklenen rejimde İngiltere'nin eli daha güçlü olsa da, bir miktar kızışma eğilimi göstermektedir.
2- ABD'nin Cezayir sahnesine sızma girişimleri:
Amerikan medyası, halk hareketinde öne çıkan Karim Tabbou (Sosyalist Kuvvetler Cephesi eski genel sekreteri) gibi bazı şahsiyetleri parlatmaya çalıştı. Amerikan Al-Hurra kanalı 12/09/2019'da onu ("Halk hareketinin en belirgin yüzü") olarak nitelendirdi ve Karim Tabbou'nun ("Başkent Cezayir'deki halk hareketi yürüyüşlerine liderlik ederken") videolarını yayınlayarak, ("Diğer partiler gibi değil, otoriteye karşı gerçek muhalefet") olduğunu iddia etti. Belki de bu, halk hareketindeki bu tür aktivistlerle Amerikan temaslarının olduğuna dair bir işarettir. Cezayir güvenlik birimleri bu aktivisti ve diğerlerini tutukladı ve ona "ordunun moralini zayıflatma" suçlamasını yöneltti. Cezayir'deki halk hareketi sembolleriyle Amerikan temaslarının olduğu varsayılsa bile –ki bu beklenir– bu tür kişilerin Cezayir'in siyasi hayatında, şimdiye kadar ordu veya devlet kurumları içine sızmayı başaramayan ABD'nin arzuladığı etkiyi yaratacak güce ulaşamadıkları görülmektedir...
Tüm bunlardan dolayı, Cezayir sahnesi neredeyse ABD-Avrupa çatışmasından uzaktır; aksine İngiltere ile Fransa arasındadır. İngiltere ve askeri sistemi, sahadaki Fransız kanatlarını budamak için ciddi bir çaba içindedir... Amerikan girişimleri ise Cezayir'deki Avrupa rolüne sızmakta başarılı olamamıştır. Ancak Cezayir'deki yönetici çete, krizin (halk hareketinin) uzamasının, ABD'nin yıllardır peşinde olduğu bir sızmayı gerçekleştirmesine imkan vermesinden endişe etmektedir. Hatta Fransa da hareketliliğin uzamasını takipçilerini canlandırmak ve onlara fırsatlar yaratmak için kullanabilir.
Üçüncüsü: Seçimlerle ilgili beklentiler ise şöyle anlaşılabilir:
1- İngiltere, mevcut yönetim ve ordu liderliği; Fransa'nın adamlarını devlet kurumlarından büyük ölçüde uzaklaştırmayı başarmıştır. Bu nedenle, özellikle halk hareketi devam ederken bu koşulların değişmemesi için mevcut yapı seçimleri hızlandırmaya başlamıştır. Gaid Salah şöyle demiştir: ("Daha önce cumhurbaşkanlığı seçimlerinin bir an önce yapılması gerekliliğinden bahsediyorduk. Bugün ise bu seçimlerin belirlenen tarihlerde yapılacağından tamamen eminiz." Independent 14/09/2019). Ayrıca, ("Mevcut dönemin net bir duruş gerektirdiğini, 'sopayı ortasından tutmaya yer olmadığını... ya Cezayir ile ya da düşmanlarıyla birlikte olunacağını'" ilan etmesi - Independent 14/09/2019), İngilizlere bağlı yönetim yapısının bugün meseleyi sonuçlandırmak için acele ettiğinin bir göstergesidir; çünkü işler nispeten kendi lehine görünmektedir. Fransa ve ona bağlı güçler ise bu seçimlerin yapılmasına karşı çıkıyor veya kendilerine uygun bir ortam için ertelenmesini istiyorlar; ancak bunu açıkça beyan etmek yerine, diplomatik bir dille "kendi işlerine Cezayir halkının karar vereceğini" söylüyorlar!
2- Yönetim yapısı, kendi adamlarını renk değiştirerek cumhurbaşkanlığı seçimlerine sürmeye çalışıyor. (Eski Başbakanlar Ali Binflis ve Abdülmecid Tebbun, Perşembe günü 12 Aralık'ta yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olduklarını açıkladılar. Reuters 28/09/2019). Bunlar ve benzerleri yönetim yapısının güvendiği yüzlerdir ve bazıları bugün muhalefet rolü oynamaktadır. Örneğin, Özgürlüklerin Öncüleri Partisi lideri Ali Binflis kendisini muhalif bir parti olarak sunmakta ve değişim çağrısı yapmaktadır. Oysa liderleri Binflis, 2000-2003 yılları arasında Buteflika'nın başbakanıydı. Yani bu yapı, belki Cezayir halkını kandırır da hareketi bitirir umuduyla rejimi nispeten yeni yüzlerle yenilemek istiyor!
3- Buna rağmen, halk hareketinde seçimleri mevcut rejim altında reddeden geniş kesimler, rejimi destekleyen seslerden veya seçimleri destekleyebilecek sözde muhalif taraflardan çok daha güçlüdür. Bu durum ülkeyi iki ihtimalden birine götürmektedir:
Ya mevcut yönetim yapısı, 18/04/2019 seçim tarihinde olduğu gibi, son anda seçimleri ertelemek zorunda kalacaktır...
Ya da halk hareketinin bazı güçleri hareketten kopsa bile, halk hareketinin seçimler hiç olmamış gibi devam edeceği, büyük ölçüde eksik bir seçim yapılacaktır. Ancak o zaman rejim, "meşru bir başkan seçildiğini ve kararlarına uyulması gerektiğini" söyleyerek harekete son vermek için şiddete başvurabileceği uygun koşulların oluştuğunu düşünebilir! Böylece işler bir çekişme içinde çalkantılı bir şekilde devam eder!!
4- Dolayısıyla, mevcut hareketlilik gerçek bir değişim veya etkili bir kalkınma yaratmayacaktır. Çünkü bu hareketlilik kendiliğinden doğmuş olsa da, İngiltere ve Fransa'nın, onların taraftarlarının ve takipçilerinin müdahaleleri hareketliliğin etkinliğini kaybettirmektedir. Özellikle ordu liderliğinin rejimle saf tuttuğu, hatta rejimin asli bir parçası olduğu, emir verip yasakladığı gerçeği ortaya çıkmıştır. Bu da Cezayir'de değişimin ancak ordunun sadakatinin bu halkın asil İslam'ına çevrilmesiyle mümkün olabileceği anlamına gelir. Bu da İngiltere ve Batı ajanı olan üst düzey generallerin uzaklaştırılması, ihlaslı subayların orduda kontrolü ele geçirmesinin sağlanması ve ardından ümmetin İslam temelinde arzuladığı gerçek değişime nusret verilmesiyle gerçekleştirilebilir... Bu, askerlerin yönetimi ele alması demek değildir; aksine onların hak ile nusret ehli olması demektir. Böylece ümmetin kapsamlı değişimi gerçekleştirmek için beklediği gerçek liderlik gelir. Bu da İslami hayatı yeniden başlatmak ve ümmeti kalkındıracak, tarımı ve hayvancılığı (ekonomiyi ve nesli) canlandıracak olan Raşidi Hilafet'i kurmakla olur. Böylece Allah'ın bizim için dilediği konuma geri döneriz:
كُنْتُمْ خَيْرَ أُمَّةٍ أُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَتُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ
"Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a iman edersiniz." (Âl-i İmrân [3]: 110)
وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ * بِنَصْرِ اللَّهِ يَنْصُرُ مَنْ يَشَاءُ وَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ
"O gün müminler, Allah'ın yardımıyla sevineceklerdir. O, dilediğine yardım eder. O, mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir." (Rûm [30]: 4-5)
4 Safer 1441 H. 03/10/2019 M.