Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Soru Cevabı: Bidat Nedir ve Sınırı Nedir? Bidat ile "Kim Güzel Bir Çığır Açarsa" Hadisi Arasındaki Fark Nedir?

September 23, 2015
8581

(Hizb-ut Tahrir Emiri Celil Âlim Atâ bin Halil Ebû’r Raşta’nın Facebook sayfasındaki takipçilerinin fıkhi sorularına verdiği cevaplar serisi)

Soru Cevabı

Radwan Yusuf’a

Soru:

Selamun Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuh. Sorumun Sayın Emir tarafından cevaplanmasını rica ediyorum, bu konu oldukça zaruridir. Bidat nedir ve sınırı nedir? Bidat ile "kim güzel bir çığır (sünnet) açarsa" hadisi arasındaki fark nedir? Resulullah ﷺ’in bir şeyi yapmamış olması, kendisiyle istidlalde bulunmanın sahih olduğu şer’î bir delil sayılır mı? Zira bazı gruplarla tartıştığımızda bize, "Resulullah ﷺ bunu yapmadı, o halde bidattir" diyorlar. Soru önemlidir, Allah sizi mübarek kılsın. Anlamamızı kolaylaştırmak için cevapta örnekler verilmesini rica ediyorum.

Cevap:

Ve Aleykumselam ve Rahmetullahi ve Berakatuh,

Bidat konusuyla ilgili olarak daha önce 18/09/2009 tarihinde bir soru cevabı, ardından 06/06/2015 tarihinde Facebook’taki bir kardeşimizin sorusuna bir cevap yayınlamıştık; onlara bakabilirsin... Ancak soruna cevap olması açısından yeterli olacak hususları sana şöyle özetleyeceğim:

1- Bidat; Şâri’nin (Allah ve Resulü’nün), hakkında uygulama yöntemi (keyfiyet) belirttiği bir emrine aykırı davranmaktır. Bu mana şu hadisin delaletidir:

وَمَنْ عَمِلَ عَمَلًا لَيْسَ عَلَيْهِ أَمْرُنَا فَهُوَ رَدٌّ

"Kim bizim emrimize uygun olmayan bir iş yaparsa, o reddolunmuştur." (Buhari ve Müslim)

Dolayısıyla eğer Resulullah ﷺ, Kitap veya Sünnetteki bir emrin nasıl yerine getirileceğine dair bir uygulama yöntemini fiiliyle beyan etmişse ve sen o emri Resulullah ﷺ’in fiiline aykırı bir şekilde yerine getirirsen, bir bidat getirmiş olursun ki bu bir sapıklıktır ve onda büyük bir günah vardır:

  • Örneğin: Allah Sübhânehu ﴿وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ﴾ "Namazı ikame edin" buyurmaktadır. Bu bir emir sıygasıdır. Ancak bu, insana dilediği gibi namaz kılması için bırakılmamıştır. Aksine Resulullah ﷺ; ihram (başlangıç tekbiri), kıyam, kıraat, rükû ve secde gibi uygulama yöntemini fiiliyle beyan etmiştir... Ebu Davud, Ali bin Yahya bin Hallâd’dan, o da amcasından rivayet ettiğine göre Nebi ﷺ şöyle buyurmuştur:

إِنَّهُ لَا تَتِمُّ صَلَاةٌ لِأَحَدٍ مِنَ النَّاسِ حَتَّى يَتَوَضَّأَ، فَيَضَعَ الْوُضُوءَ - يَعْنِي مَوَاضِعَهُ - ثُمَّ يُكَبِّرُ، وَيَحْمَدُ اللَّهَ جَلَّ وَعَزَّ، وَيُثْنِي عَلَيْهِ، وَيَقْرَأُ بِمَا تَيَسَّرَ مِنَ الْقُرْآنِ، ثُمَّ يَقُولُ: اللَّهُ أَكْبَرُ، ثُمَّ يَرْكَعُ حَتَّى تَطْمَئِنَّ مَفَاصِلُهُ، ثُمَّ يَقُولُ: سَمِعَ اللَّهُ لِمَنْ حَمِدَهُ حَتَّى يَسْتَوِيَ قَائِمًا، ثُمَّ يَقُولُ: اللَّهُ أَكْبَرُ، ثُمَّ يَسْجُدُ حَتَّى تَطْمَئِنَّ مَفَاصِلُهُ، ثُمَّ يَقُولُ: اللَّهُ أَكْبَرُ، وَيَرْفَعُ رَأْسَهُ حَتَّى يَسْتَوِيَ قَاعِدًا، ثُمَّ يَقُولُ: اللَّهُ أَكْبَرُ، ثُمَّ يَسْجُدُ حَتَّى تَطْمَئِنَّ مَفَاصِلُهُ، ثُمَّ يَرْفَعُ رَأْسَهُ فَيُكَبِّرُ...

"İnsanlardan hiçbirinin namazı, abdest alıp abdestin yerlerine ulaştırarak tamamlamadıkça, sonra tekbir getirip Allah Azze ve Celle’ye hamd edip O’nu sena etmedikçe ve Kur’an’dan kolayına geleni okumadıkça, sonra 'Allahu Ekber' deyip eklemleri yatışıncaya kadar rükû etmedikçe, sonra 'Semiallahu limen hamideh' deyip dik duruncaya kadar ayağa kalkmadıkça, sonra 'Allahu Ekber' deyip eklemleri yatışıncaya kadar secde etmedikçe, sonra 'Allahu Ekber' deyip dik oturuncaya kadar başını kaldırmadıkça, sonra 'Allahu Ekber' deyip eklemleri yatışıncaya kadar secde etmedikçe, sonra başını kaldırıp tekbir getirmedikçe tamam olmaz..."

Dolayısıyla kim bu uygulama yöntemine aykırı davranırsa bir bidat getirmiş olur. Kim iki secde yerine üç secde yaparsa bir bidat getirmiş olur ve bu bir sapıklıktır.

  • Diğer bir örnek; Allah Sübhânehu ﴿وَلِلَّهِ عَلَى النَّاسِ حِجُّ الْبَيْتِ﴾ "Beyt’i haccetmek insanlar üzerinde Allah’ın bir hakkıdır" buyurmuştur. Bu, hac için bir emir sıygasıdır (talep anlamında haberdir). Aynı şekilde Resulullah ﷺ hac ibadetinin nasıl yapılacağını fiiliyle beyan etmiştir... Buhari, Zührî’den şöyle rivayet etmiştir:

أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ﷺ كَانَ إِذَا رَمَى الجَمْرَةَ الَّتِي تَلِي مَسْجِدَ مِنًى يَرْمِيهَا بِسَبْعِ حَصَيَاتٍ، يُكَبِّرُ كُلَّمَا رَمَى بِحَصَاةٍ، ثُمَّ تَقَدَّمَ أَمَامَهَا، فَوَقَفَ مُسْتَقْبِلَ القِبْلَةِ، رَافِعًا يَدَيْهِ يَدْعُو، وَكَانَ يُطِيلُ الوُقُوفَ، ثُمَّ يَأْتِي الجَمْرَةَ ثَانِيَةَ، فَيَرْمِيهَا بِسَبْعِ حَصَيَاتٍ، يُكَبِّرُ كُلَّمَا رَمَى بِحَصَاةٍ، ثُمَّ يَنْحَدِرُ ذَاتَ اليَسَارِ، مِمَّا يَلِي الوَادِيَ، فَيَقِفُ مُسْتَقْبِلَ القِبْلَةِ رَافِعًا يَدَيْهِ يَدْعُو، ثُمَّ يَأْتِي الجَمْرَةَ الَّتِي عِنْدَ العَقَبَةِ، فَيَرْمِيهَا بِسَبْعِ حَصَيَاتٍ، يُكَبِّرُ عِنْدَ كُلِّ حَصَاةٍ، ثُمَّ يَنْصَرِفُ وَلاَ يَقِفُ عِنْدَهَا

"Resulullah ﷺ, Mina Mescidi’ne yakın olan cemreyi taşladığında yedi çakıl taşı atar, her taşı attığında tekbir getirirdi. Sonra onun önüne geçer, ellerini kaldırıp dua ederek kıbleye yönelip dururdu ve orada duruşunu uzun tutardı. Sonra ikinci cemreye gelir, onu da yedi çakıl taşıyla taşlar, her taşı attığında tekbir getirirdi. Sonra vadi tarafına doğru sol tarafa iner, ellerini kaldırıp dua ederek kıbleye yönelip dururdu. Sonra Akabe yanındaki cemreye gelir, onu da yedi çakıl taşıyla taşlar, her taşla beraber tekbir getirir, sonra dönüp gider, orada durmazdı."

Dolayısıyla kim yedi taş yerine sekiz taş atarak bu uygulama yöntemine aykırı davranırsa bir bidat getirmiş olur.

İşte böylece; ibadetlerin çoğunun nasıl yerine getirileceğini Resulullah ﷺ fiiliyle beyan etmiştir. Kim uygulama konusunda Resulullah’ın fiiline aykırı davranırsa bir bidat getirmiş olur ki bu bir sapıklıktır ve onda büyük bir günah vardır.

  • Bu demektir ki bidat, Resulullah ﷺ’in beyan ettiği fiile aykırılık durumunda söz konusu olur. Resulullah ﷺ’in yapmadığı ve nasıl yapılacağına dair bir uygulama yöntemi belirlemediği bir fiilin yapılması ise, teklifî hitap veya vaz’î hitap kapsamındaki şer’î hükümler babına girer. Resulullah ﷺ iki secde yapmışken senin üç secde yapman bir bidattir, çünkü Resulullah ﷺ’in fiiline aykırı olarak üç secde yapmışsındır. Ancak Resulullah ﷺ’in yapmadığı bir fiili yaparsan, örneğin Resulullah ﷺ arabaya binmediği halde sen arabaya binersen, senin bir bidat getirdiğin söylenmez. Aksine bu fiil şer’î hükümlere göre incelenir; "arabaya binmek mubahtır" denilir ve bu böyle devam eder...

2- Şâri’nin uygulama yöntemi belirlemediği, aksine genel veya mutlak olarak gelen bir emrine aykırı davranmak bidat kapsamına girmez. Aksine bu şer’î hükümler babına girer; eğer teklifî hitap ise "haram veya mekruh" denilir, vaz’î hitap ise yanındaki karineye göre "batıl veya fasid" denilir:

  • Örneğin Resulullah ﷺ’in şu sözü:

مَنْ أَسْلَفَ فِي شَيْءٍ فَفِي كَيْلٍ مَعْلُومٍ وَوَزْنٍ مَعْلُومٍ إِلَى أَجَلٍ مَعْلُومٍ

"Kim bir şeyde selem (peşin para verip malı sonradan almak) yaparsa, malum bir ölçü, malum bir tartı ve malum bir süre ile yapsın." (Buhari)

Burada şart cümlesi kalıbıyla selem emredilmiştir. Selemin malum bir ölçü, malum bir tartı ve malum bir süre ile olmasını emretmiş, ancak uygulama prosedürlerini beyan etmemiştir. Yani iki akit yapan tarafın birbirinin önünde durması, Kur’an’dan bir şeyler okuması, sonra öne bir adım atıp kucaklaşması ve sonra selem konusunu konuşması gibi bir yöntem belirlenmemiştir... Durum böyle değildir. Şeriat uygulama prosedürlerini beyan etmemiş, aksine bunu tarafların anlaşmasına göre genel bırakmıştır. Bu nedenle, Şâri’nin emrine aykırı olarak yani malum bir ölçü, tartı ve süre olmadan selem akdi yapan birinin bidat getirdiği söylenmez. Aksine Şâri’nin emrine aykırı olan bu akdin, aykırılığın türüne göre batıl veya fasid olduğu söylenir.

  • Diğer bir örnek; Müslim, Ubade bin Sâmit’ten Resulullah ﷺ’i şöyle buyururken işittiğini rivayet etmiştir:

يَنْهَى عَنْ بَيْعِ الذَّهَبِ بِالذَّهَبِ، وَالْفِضَّةِ بِالْفِضَّةِ، وَالْبُرِّ بِالْبُرِّ، وَالشَّعِيرِ بِالشَّعِيرِ، وَالتَّمْرِ بِالتَّمْرِ، وَالْمِلْحِ بِالْمِلْحِ، إِلَّا سَوَاءً بِسَوَاءٍ، عَيْنًا بِعَيْنٍ، فَمَنْ زَادَ، أَوِ ازْدَادَ، فَقَدْ أَرْبَى

"Altının altınla, gümüşün gümüşle, buğdayın buğdayla, arpanın arpayla, hurmanın hurmayla, tuzun tuzla peşin ve birbirine eşit olmaksızın satılmasını yasakladı. Kim artırır veya artırılmasını isterse faiz yemiş olur."

Eğer bir Müslüman bu hadise aykırı davranıp altını altınla eşit ağırlıkta değil de fazlalıkla satarsa, bidat getirdiği söylenmez; aksine haram işlediği yani faiz yediği söylenir... Çünkü açıkladığımız üzere bu konuda bir uygulama prosedürü beyan edilmemiş, tarafların anlaşmasına göre genel bırakılmıştır.

  • Örneğin Resulullah ﷺ şöyle buyurmaktadır:

فَاظْفَرْ بِذَاتِ الدِّينِ تَرِبَتْ يَدَاكَ

"Sen dindar olanı seç ki elin bereket görsün." (Buhari)

Dindar olmayan biriyle evlenen kişi için bidat getirdiği söylenmez. Aksine dindar olmayanla evlenmeye ilişkin şer’î hüküm incelenir. Çünkü Şeriat, seçim konusunda pratik prosedürler belirlememiştir; mesela dünürün kadının önünde durup Ayetü’l Kürsi okuması, sonra bir adım atıp Felak ve Nas surelerini okuması, sonra bir adım daha atıp besmele çekmesi ve sonra sağ elini uzatıp evlenme teklif etmesi gibi bir yöntem yoktur... Aksine konu, in’ikad (kurulma) ve sıhhat şartlarına bırakılmıştır. Böylece aykırılığın incelenmesi bidat babında değil, şer’î hüküm babında olur.

  • Hadis-i şeriflerde bu tür aykırılıkların bidat olarak değil, şer’î hükümle nitelenmiş olması da bunu teyit etmektedir:
  • Müminlerin annesi Aişe (r.anha)’dan rivayet edildiğine göre Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur:

أَيُّمَا امْرَأَةٍ لَمْ يُنْكِحْهَا الْوَلِيُّ فَنِكاَحُهَا بَاطِلٌ فَنِكاَحُهَا بَاطِلٌ فَنِكاَحُهَا بَاطِلٌ...

"Hangi kadın velisinin izni olmadan nikahlanırsa, onun nikahı batıldır, onun nikahı batıldır, onun nikahı batıldır..." (İbn Mace). Burada velisiz evlilik bidat olarak değil, batıl olarak nitelenmiştir.

  • Kurban hadisinde Ebu Said el-Hudri’den:

... وَكُلُّ مُسْكِرٍ حَرَامٌ ...

"...Ve her sarhoşluk veren haramdır..." (Malik). Burada sarhoşluk verenin haram olduğu zikredilmiş, bidat olduğu zikredilmemiştir.

  • Ebu Sa’lebe el-Huşenî’den Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur:

أَكْلُ كُلِّ ذِي نَابٍ مِنْ السِّبَاعِ حَرَامٌ

"Yırtıcı hayvanlardan her parçalayıcı dişi olanı yemek haramdır." (Malik). Burada da bidat değil, haram olduğu zikredilmiştir.

  • Abdullah bin Züreyir el-Gâfıkî’den Ali bin Ebi Talib (r.a)’ın şöyle dediğini işitmiştir: Resulullah ﷺ:

أَخَذَ حَرِيرًا فَجَعَلَهُ فِي يَمِينِهِ وَأَخَذَ ذَهَبًا فَجَعَلَهُ فِي شِمَالِهِ ثُمَّ قَالَ إِنَّ هَذَيْنِ حَرَامٌ عَلَى ذُكُورِ أُمَّتِي

"Bir ipek alıp sağ eline, bir altın alıp sol eline koydu ve sonra şöyle buyurdu: 'Şüphesiz bu ikisi ümmetimin erkeklerine haramdır'." (Ebu Davud). Burada da aykırılık haram olarak nitelenmiştir.

İşte böylece; hemen hemen tüm muameleler ve akitler, Şeriatta gelen sıhhat ve in’ikad şartlarına göre genel veya mutlaktır. İbadetlerin çoğunda olduğu gibi yerine getirilmesine dair icrai prosedürler yoktur. Bu nedenle buralardaki aykırılıklar çoğunlukla şer’î hükümler babında olur, bidat babında olmaz.

3- Özetle:

  • Resulullah ﷺ’in Kitap ve Sünnetten bir emri yerine getirirken yaptığı uygulama yöntemine (keyfiyet) aykırı davranmak bidattir ve bunda büyük bir günah vardır. Emir, Resulullah ﷺ’in fiiliyle yerine getirdiği şekilde yerine getirilmelidir.

  • Eğer Resulullah ﷺ bir fiili yapmamışsa ve sen onu yapmışsan, bunun incelemesi teklifî hitap veya vaz’î hitap açısından şer’î hükümler babında yapılır. Buna göre onun şer’î hükmü; farz mı, mendup mu, mubah mı, mekruh mu, haram mı... yoksa batıl mı, fasid mi olduğu ortaya çıkar.

  • Şâri’nin bir uygulama yöntemi belirlemediği mutlak veya genel emrine aykırı davranmak, şer’î hükümler (Teklifî: haram, mekruh... veya Vaz’î: butlan, fesat...) kapsamında yer alır.

4- "Kim güzel bir çığır (sünnet) açarsa..." soruna gelince; bu başka bir konudur. Bunun anlamı; kim Şeriatın emrettiği bir şeyi yapmada öncülük eder de başkalarını teşvik eder ve onlar da ona uyarsa, onların ecirlerinden bir şey eksilmeksizin ona da onların ecrinin bir misli vardır... Kim de Şeriatın nehyettiği bir şeyi yapmada öncülük eder de başkalarını teşvik eder ve onlar da ona uyarsa, onların günahlarından bir şey eksilmeksizin ona da onların günahının bir misli vardır. Bunun delili şudur:

  • Müslim Sahih’inde Cerir bin Abdullah’tan şöyle rivayet etmiştir: "Resulullah ﷺ’e üzerlerinde yün (elbiseler) olan bedevilerden bir grup geldi. Resulullah onların kötü halini ve ihtiyaç içinde olduklarını görünce insanları sadaka vermeye teşvik etti. İnsanlar ise ağır davrandılar, hatta bu durum Resulullah’ın yüzünden okundu. Derken Ensar’dan bir adam bir gümüş kesesi getirdi, sonra bir başkası geldi, sonra birbirlerini takip ettiler, nihayet Resulullah ﷺ’in yüzünde sevinç görüldü. Bunun üzerine Resulullah ﷺ şöyle buyurdu:

مَنْ سَنَّ فِي الْإِسْلَامِ سُنَّةً حَسَنَةً، فَعُمِلَ بِهَا بَعْدَهُ، كُتِبَ لَهُ مِثْلُ أَجْرِ مَنْ عَمِلَ بِهَا، وَلَا يَنْقُصُ مِنْ أُجُورِهِمْ شَيْءٌ، وَمَنْ سَنَّ فِي الْإِسْلَامِ سُنَّةً سَيِّئَةً، فَعُمِلَ بِهَا بَعْدَهُ، كُتِبَ عَلَيْهِ مِثْلُ وِزْرِ مَنْ عَمِلَ بِهَا، وَلَا يَنْقُصُ مِنْ أَوْزَارِهِمْ شَيْءٌ

'Kim İslam’da güzel bir çığır (sünnet-i hasene) açarsa ve kendisinden sonra onunla amel edilirse, o ameli işleyenlerin ecri kadar ona da ecir yazılır ve onların ecirlerinden bir şey eksilmez. Kim de İslam’da kötü bir çığır açarsa ve kendisinden sonra onunla amel edilirse, o ameli işleyenlerin günahı kadar ona da günah yazılır ve onların günahlarından bir şey eksilmez.' Hadisten açıkça anlaşıldığı üzere, onlar sadaka verme konusunda ağır davranmışlardı, sonra Ensar’dan bir adam sadaka vermekte acele etti ve diğerleri de ona uydular, nihayet Resulullah ﷺ’in yüzünde sevinç belirdi."

Allah’ın izniyle bu cevabın yeterli olacağını umuyorum.

Selamun Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuh.

Kardeşiniz Atâ bin Halil Ebû’r Raşta

Emir'in Facebook Sayfasındaki Cevap Linki

Emir'in Web Sitesindeki Cevap Linki

Emir'in Google Plus Sayfasındaki Cevap Linki

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın