Hizb-ut Tahrir Emiri Celil Âlim Atâ b. Halil Ebû’r Raşte’nin Facebook Sayfası Takipçilerinin Sorularına Verdiği Cevaplar Serisi "Fıkhî"
Eşref Abdülhalim Tîti’ye
Soru:
Selamun Aleykum. Murabaha kavramının şer'en caiz olduğunu biliyoruz, ancak mevcut İslami bankalardaki murabaha uygulamalarının, özellikle Filistin'deki uygulamaların Şeriat’a aykırı olduğuna inanıyorum. Müşteri malı tüccarın yanında belirliyor, fiyat üzerinde onunla anlaşıyor, banka ile sözleşme yapıyor, banka malı satın alıp müşteriye teslim ediyor ve banka -ister daire ister araba olsun- mala rehin koyuyor. Ardından, malın bedeline ödeme süresine göre belirlenen bir miktar veya oran eklenerek, bu miktar ödendikten sonra mülkiyeti devrediyor. Banka bu eklenen miktarları işlem masrafları olarak kabul ediyor... Bu tür işlemlerin Şer’î hükmünü açıklar mısınız? Allah sizden razı olsun.
Cevap:
Ve Aleykumselam ve Rahmetullahi ve Berakatuh,
Sorunuz üç konuyu kapsamaktadır:
- Murabaha ve hükmü...
- İslami bankaların murabaha olarak adlandırdığı işlem...
- Satın alınan malın rehin edilmesi konusu...
İşte açıklaması:
- Murabaha’nın gerçekliği ve hükmü hakkında; bunu 19 Recep 1434 H. - 29 Mayıs 2013 M. tarihli soru-cevapta açıklamıştık. Söz konusu cevaptan bir kısım şöyledir:
[... Murabaha sözlükte; kâr elde etmek anlamına gelir. Bir malı murabaha yoluyla sattım veya murabaha yoluyla satın aldım denir.
Istılahta ise: Satıcının malını, kendisine olan maliyeti ve bilinen bir kâr payı üzerinden satışa sunmasıdır. Bu, emanet satışlarındandır çünkü satıcının malın maliyeti hakkında verdiği bilginin doğruluğuna dayanır.
Bu işlem şer'en caizdir çünkü satıcının satın aldığı fiyat üzerine bir kâr ekleyerek yaptığı bir satıştır. Eğer satıcı, "Bu malı sana, satın aldığım fiyat üzerine şu kadar kâr ekleyerek satıyorum" derse, alıcı da bu fiyatı bilip kabul ederse, bu caizdir; çünkü bu, bilinen bir satıştır.] Bitti.
- İslami bankalarda murabaha satışı olarak adlandırılan işleme gelince; bu konuyu 24 Recep 1434 H. - 03 Haziran 2013 M. tarihinde ayrıntılı olarak cevaplamıştık. O cevaptan bir kısmı tekrar aktarıyorum:
[... İslami bankaların murabaha satışı olarak adlandırdığı işlemler Şeriat’a aykırı işlemlerdir. Bunun en belirgin nedenleri şunlardır:
Birincisi: Bankanın arabayı veya buzdolabını satın almadan önce alıcı ile satış sözleşmesi yapmasıdır... Rasulullah ﷺ kişinin sahip olmadığı şeyi satmasını yasaklamıştır. Hakîm b. Hizâm’dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: "Ey Allah'ın Rasulü! Bir adam bana geliyor ve bende olmayan bir malı kendisine satmamı istiyor. Ben de (anlaştıktan sonra) gidip o malı çarşıdan alıp ona satıyorum (bu caiz mi?)" dedim. Bunun üzerine Rasulullah ﷺ şöyle buyurdu:
لَا تَبِعْ مَا لَيْسَ عِنْدَكَ
"Yanında bulunmayan şeyi satma." (Ahmed rivayet etmiştir).
Burada kişi, Rasulullah ﷺ'e, yanındaki olmayan bir malı satın almak için kendisine gelen bir müşteri hakkında sormaktadır; o da gidip çarşıdan alıp müşteriye satacaktır. Rasulullah ﷺ, mal yanında olup da müşteriye sunmadıkça ve müşteri de dilerse alıp dilerse almayacak durumda olmadıkça bunu yasaklamıştır.
Bunu netleştirmek için şöyle diyoruz: Bankaya gidip nakit kredi isteyen kişiye banka neden kredi istediğini sorar. Kişi; buzdolabı, araba veya çamaşır makinesi almak istediğini söyler... Banka o kişiyle, ona buzdolabını satın alıp taksitle şu fiyata satacağına dair bir anlaşma yapar ve banka buzdolabını satın almadan önce bu anlaşma bağlayıcı hale gelir. Daha sonra banka gider ve o kişi için buzdolabını satın alır. Artık kişi o buzdolabını bankadan almaktan vazgeçemez; çünkü banka ile yapılan anlaşma, buzdolabı bankanın mülkiyetine geçmeden önce tamamlanmıştır. Yani akit, banka buzdolabına sahip olmadan önce gerçekleşmiştir.
"Banka malı satın aldıktan sonra müşteriye satıyor" denilemez. Zira bankanın alıcı ile yaptığı anlaşma, banka malı satın almadan önce bağlayıcı bir şekilde gerçekleşmiştir. Bunun kanıtı, banka malı satın aldıktan sonra müşterinin onu reddetme hakkının olmamasıdır. Dolayısıyla akit, banka malı satın almadan önce bağlayıcı bir şekilde tamamlanmıştır.
Eğer bankanın içinde buzdolapları olan bir deposu olsaydı ve bunları herhangi bir satıcı gibi müşteriye sunsaydı, müşteri de dilerse alsaydı dilerse almasaydı, o zaman peşin veya taksitli satış sahih olurdu.
İkincisi: Alıcı taksitlerden birini ödemekte geciktiğinde, borcun üzerine ekleme yapılması caiz değildir; çünkü bu faizdir (Riba). Bu, cahiliye döneminde uygulanan Nesi’e Ribası’dır. Borcun ödeme vakti geldiğinde, borçlu ödeyemezse süre uzatılır ve borç artırılırdı. İslam gelmiş ve bunu kesin olarak haram kılmış, darda olan borçluya borcu artırmadan mühlet tanımıştır:
وَإِنْ كَانَ ذُو عُسْرَةٍ فَنَظِرَةٌ إِلَى مَيْسَرَةٍ وَأَنْ تَصَدَّقُوا خَيْرٌ لَكُمْ إِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ
"Eğer (borçlu) darlık içinde ise eli genişleyinceye kadar ona mühlet vermek gerekir. Eğer bilirseniz, (borcu) sadaka olarak bağışlamanız sizin için daha hayırlıdır." (Bakara Suresi [2]: 280)
Bu nedenle yukarıda belirtilen şekilde banka ile işlem yapmak caiz değildir.] Bitti.
- Tüm taksitler ödenene kadar satın alınan malın rehin edilmesi konusuna gelince; buna 06 Şaban 1436 H. - 24/05/2015 M. tarihinde verdiğimiz ayrıntılı cevapta şöyle denilmiştir:
[... Bu mesele fıkıhta "satılan malın bedeli karşılığında rehin edilmesi" (rehnü'l mebi' ala semenihi) olarak bilinir. Yani alıcı bedeli ödeyene kadar satılan malın satıcının yanında rehin kalmasıdır. Bu mesele, satıcı ve alıcının Rasulullah ﷺ'in şu hadisinde buyurduğu gibi olduğu durumlarda ortaya çıkmaz: Buhari’nin Câbir b. Abdullah’tan rivayet ettiğine göre Rasulullah ﷺ şöyle buyurmuştur:
رَحِمَ اللَّهُ رَجُلاً سَمْحاً إِذَا بَاعَ، وَإِذَا اشتَرَى، وَإِذَا اقتَضَى
"Sattığı zaman, aldığı zaman ve hakkını istediği zaman kolaylık gösteren adama Allah rahmet etsin."
Ancak bazen önce malın mı teslim edileceği yoksa bedelin mi ödeneceği konusunda ihtilaf ederler. Satıcı, satış akdinden sonra bedel ödenene kadar malı elinde tutabilir yani rehin alabilir. İşte bu mesele buradan doğar ve fakihler arasında tartışmalıdır; bazıları şartlarla caiz görür, bazıları görmez, bazıları ise bir durumda caiz görüp diğerinde görmez...
Bu meseleyi inceledikten sonra tercih ettiğim görüş şöyledir:
Birincisi: Satılan malın türü:
- Ölçülen (mekil), tartılan (mevzun) veya arşınlanan vb. mallar olması; pirinç, pamuk veya kumaş satışı gibi.
- Ölçülmeyen veya tartılmayan mallar olması; araba, ev veya hayvan satışı gibi.
İkincisi: Satılan malın bedeli:
- Peşin olması; malı peşin on bin liraya satın alman gibi.
- Vadeli olması; malı bir yıl sonra ödemek üzere on bin liraya satın alman gibi.
- Bir kısmının peşin, bir kısmının vadeli olması; malı satın alıp beş bin lira peşinat vermen ve kalan beş bin lirayı bir yıl sonra ödemen veya aylık taksitlere bölmen gibi.
Üçüncüsü: Şer’î hüküm yukarıdaki hususlara göre değişir:
Birinci Durum: Satılan malın ölçülmeyen ve tartılmayan bir mal olması... ev, araba veya hayvan satışı gibi:
1- Bedelin peşin olması; yani bir arabayı on bin liraya peşin satın alman ve bunun akitte belirtilmesi.
Bu durumda satıcının, akit gereği peşin olan bedel ödenene kadar malı elinde tutması, yani malın yanında rehin kalması caizdir. Bunun delili Tirmizi’nin rivayet ettiği ve "hasen" dediği Ebu Umame’den nakledilen şu hadis-i şeriftir: Rasulullah ﷺ’i Veda Haccı yılındaki hutbesinde şöyle buyururken işittim:
العَارِيَةُ مُؤَدَّاةٌ، وَالزَّعِيمُ غَارِمٌ، وَالدَّيْنُ مَقْضِيٌّ
"Ödünç alınan mal geri verilir, kefil borcu yüklenir ve borç ödenir." Ez-Zaim: Kefil demektir. Garim: Garanti eden demektir. Hadisteki delil yönü ﷺ’in "Borç ödenir" sözüdür. Alıcı bedeli ödemeden malı teslim alırsa, onu borçla satın almış olur. "Borç ise ödenir." Yani satın alma işlemi peşin olduğu sürece öncelik borcun ödenmesindedir. Diğer bir ifadeyle, akitteki bedel peşin olduğu sürece önce bedel ödenir... El-Kasani, Bedaiu’s-Sanai’de bu hadis hakkında şöyle der: (Rasulullah ﷺ’in "Borç ödenir" sözü, borcu genel veya mutlak olarak ödenmesi gereken bir şey olarak nitelemiştir. Eğer bedelin teslimi malın tesliminden sonraya kalırsa, bu borç ödenmiş olmaz; bu ise nassa aykırıdır.)
Buna göre satıcının, alıcı bedeli ödeyene kadar malı yanında tutması caizdir. Böylece ortada bir borç kalmaz ve bu akde de uygundur çünkü satış borçla değil peşin bedelle yapılmıştır.
2- Bedelin vadeli olması; bir arabayı bir yıl sonra ödemek üzere on bin liraya satın alman gibi. Bu durumda, bedel akit gereği satıcının onayıyla vadeli olduğundan, bedel ödenene kadar malın elinde tutulması caiz değildir. Satıcı bedeli garantilemek için malı elinde tutamaz çünkü onu vadeli satmış ve malı elinde tutma hakkından kendisi vazgeçmiştir. Bu yüzden malı elinde tutamaz, bilakis alıcıya teslim etmelidir.
3- Bedelin bir kısmının peşin, bir kısmının vadeli olması; arabayı beş bin lira peşinatla alıp kalan beş bin lirayı bir yıl sonra tek seferde veya vadeli taksitlerle ödemek gibi.
Bu durumda satıcının, peşin olan kısım ödenene kadar malı elinde tutması caizdir. Ancak peşin kısım ödendikten sonra, vadeli kısımları tahsil etmek için malı elinde tutması caiz değildir; bunun sebebi 1. ve 2. maddelerde zikrettiğimiz hususlardır.
Özetle; satıcı, malı peşin bedeli karşılığında rehin alabilir. Yani satış akdi peşin ödeme üzerine yapılmışsa, satıcı, alıcı bedeli ödeyene kadar malı elinde tutabilir.
Aynı şekilde satıcı, satış akdindeki peşinat ödenene kadar malı elinde tutabilir.
Burada "Alıcı malı teslim almadan, yani ona henüz tam malik olmadan nasıl rehin verebilir?" denilemez. Çünkü rehin ancak satışı caiz olan şeylerde caizdir. Satın alınan mal ise, Beyhaki’nin İbn Abbas’tan rivayet ettiği şu hadise dayanarak ancak teslim alındıktan (kabz) sonra satılabilir: Rasulullah ﷺ İttab b. Esîd’e şöyle buyurmuştur:
إِنِّي قَدْ بَعَثْتُكَ إِلَى أَهْلِ اللَّهِ، وَأَهْلِ مَكَّةَ، فَانْهَهُمْ عَنْ بَيْعِ مَا لَمْ يَقْبِضُوا
"Seni Allah'ın ehline ve Mekke ehline gönderdim; onları teslim almadıkları şeyi satmaktan men et." Taberani’nin Hakîm b. Hizâm’dan rivayet ettiği hadiste de şöyle geçer: "Ey Allah'ın Rasulü! Ben çokça alışveriş yapıyorum. Bunlardan hangisi bana helal hangisi haramdır?" Rasulullah ﷺ şöyle buyurdu:
لَا تَبِيعَنَّ مَا لَمْ تَقْبِضْ
"Teslim almadığın şeyi satma." Bu hadisler teslim alınmayan şeyin satışını yasaklamada gayet açıktır. Öyleyse teslim almadan önce mal nasıl rehin edilir?
Böyle denilemez çünkü bu iki hadis ölçülen ve tartılan mallar hakkındadır. Ancak mal; ev, araba ve hayvan gibi bunlardan başkası ise, Buhari’nin İbn Ömer’den rivayet ettiği şu hadise dayanarak teslim almadan önce satılması caizdir: İbn Ömer şöyle demiştir: "Bir yolculukta Rasulullah ﷺ ile beraberdik. Ben Ömer’in (babamın) zorlu bir devesinin üzerindeydim. Deve bana galip geliyor ve kafilenin önüne geçiyordu. Ömer onu azarlıyor ve geri çeviriyordu. Sonra yine ileri atılıyor, Ömer yine azarlayıp geri çeviriyordu. Bunun üzerine Rasulullah ﷺ Ömer’e:
بِعْنِيهِ
"Onu bana sat" buyurdu. Ömer: "O senindir ey Allah'ın Rasulü" dedi. Rasulullah ﷺ: "Onu bana sat" buyurdu. Ömer de deveyi Rasulullah ﷺ'e sattı. Bunun üzerine Rasulullah ﷺ şöyle buyurdu:
هُوَ لَكَ يَا عَبْدَ اللَّهِ بْنَ عُمَرَ، تَصَنَعُ بِهِ مَا شِئْتَ
"O senindir ey Abdullah bin Ömer, onunla dilediğini yap." Bu, teslim almadan önce mal üzerinde hibe yoluyla tasarrufta bulunmaktır ki bu da malın mülkiyetinin teslim almadan önce tamamlandığını gösterir. Ayrıca satıcının mülkiyeti tamamlandığı için satılmasının caiz olduğuna da delalet eder.
Buna göre; teslim almadan önce satılması caiz olduğu sürece malın rehin edilmesi de caizdir. Ancak bu sadece malın ölçülen ve tartılan mallardan olmadığı (ev, araba, hayvan vb.) durumlarda ve satışın peşin bedelle yapılması veya akitte peşinat bulunması halinde geçerlidir. Bu durumda peşin bedel veya peşinat ödenene kadar mal teslim alınmadan önce rehin edilebilir.
İkinci Durum: Satılan malın ölçülen ve tartılan mallardan olması... pirinç, pamuk veya kumaş gibi. Bu durumda bedelin durumu ne olursa olsun (peşin, vadeli veya taksitli) satılan malın bedel karşılığında elde tutulması caiz değildir:
Eğer bedel vadeli ise yukarıda açıkladığımız gibi malı elinde tutamaz.
Eğer bedel peşin ise, yukarıda zikrettiğimiz Rasulullah ﷺ’in hadisi gereği ölçülen ve tartılan malın teslim alınmadan önce rehin edilmesi caiz olmadığından yine elinde tutamaz. Bu durumda peşin satış yapan satıcı iki seçenek arasındadır:
Ya malı peşin bedelle satar ve malı rehin almadan teslim eder ve bedelin ödenmesini bekler... Ya da malı hiç rehin almadan satış yapmaz.
Dolayısıyla, satılan mal ölçülen veya tartılan bir mal ise, bedel peşin veya vadeli olsun satıcının bedel ödenene kadar malı rehin alması caiz değildir.
Tercih ettiğim görüş budur, Allah en iyi bilen ve en doğru hüküm verendir.] Bitti.
Bununla sorunuzun cevabı tamamlanmış oldu. Tevfik Allah’tandır.
Kardeşiniz Atâ b. Halil Ebû’r Raşte
12 Muharrem el-Haram 1442 H. Muvafık 31/08/2020 M.
Emir’in (Allah onu korusun) Facebook sayfasındaki cevap linki: Facebook
Emir’in (Allah onu korusun) web sayfasındaki cevap linki: Web