Home About Articles Ask the Sheikh
Konular

Soru Cevabı: Güney Sudan’daki Olayların Arkasında Ne Var?

January 03, 2014
2380

Soru:

Etiyopya Dışişleri Bakanı Tedros Adhanom, Güney Sudan hükümeti ve Riek Machar yanlılarından oluşan müzakere heyetlerinin barış görüşmeleri yapmak üzere 01/01/2014 tarihinde Addis Ababa'ya varacaklarını duyurdu. Ardından, "Bor'daki çatışmaların devam etmesinin bu görüşmelerin başlamasını engelleyebileceğinden endişe ediyorum" dedi. Bor'da çatışmalar, taraflar arasında karşılıklı hamlelerle devam ediyor; bir taraf kontrolü ele alırken diğeri geri alıyor... Güney Sudan, 15/12/2013 tarihinden bu yana iç savaşa dönüşmesinden korkulan şiddetli çatışmalara sahne oluyor. Bu süreç, Salva Kiir'in yardımcısı Machar'ı kendisine karşı darbe girişimiyle suçlamasının ardından başladı...

Soru şudur: Tüm bunların arkasında ne var? Bunun bölgedeki ABD ve Avrupa arasındaki sömürgeci rekabetle bir ilgisi var mı? Yoksa bu sadece yerel kabilevi bir rekabet mi?

Cevap:

Buna cevap vermek için yerel gerçekliği ve buna bağlı unsurları, ardından uluslararası tutumları ve eklerini gözden geçirmemiz gerekir:

1- Herkesçe bilinmektedir ki, Güney Sudan'ın ayrılmasını ve orada bir devlet kurulmasını bizzat ABD yönetmiştir. Bu, tüm isyancıları ve hareketlerini tek bir çatı altında toplamak amacıyla 1983 yılında ajanı John Garang liderliğinde Sudan Halk Kurtuluş Hareketi adıyla ayrılıkçı bir hareket oluşturulmasından sonra gerçekleşmiştir. Diğer taraftan ABD, ülkedeki nüfuzunu pekiştirmek ve ardından Güney'i ayırma fikrini uygulamak için 1989 yılında Ömer el-Beşir ve zümresini işbaşına getirmiştir. Olan da buydu; Sudan'ın hem kuzeyi hem de güneyi Amerikan nüfuzunun bir karargahı haline geldi... Buna rağmen Avrupa, özellikle de İngilizler, Sudan'daki eski nüfuzları ve oradaki ajanları aracılığıyla, nüfuzlarını yeniden kazanmak veya en azından Amerikan nüfuzuna az da olsa ortak olmak için her fırsatta müdahale etmeye çalışmıştır.

2- İngiltere'nin ayrılma fikrinde ABD'den önce davrandığı ve 1955'ten beri Sudan'da ayrılık notasını çaldığı da bilinmektedir... Daha sonra ABD 1983'te Garang hareketini kurduğunda, İngiltere bu hareket içinde kendi adamlarının bulunmasına çalıştı. O dönemde Riek Machar, endüstri mühendisliği ve stratejik planlama eğitimi almak üzere İngiltere'de bulunuyordu... Daha sonra Sudan'a dönerek kuruluşundan itibaren bu harekete katıldı. O zamanlar lider olan John Garang ile Machar arasında bir çatışma ve savaş yaşandı ve Machar 1991'de hareketten ayrıldı. John Garang, Riek Machar'ı İngiliz ajanı olmakla suçluyordu. Machar'ın eşi Emma McCune bir İngiliz'di ve İngiliz yardım kuruluşu kisvesi altında çalışıyordu; Garang onu İngiliz istihbaratının bir çalışanı olmakla itham etti ve Machar ile arasındaki savaşı "Emma'nın Savaşı" olarak adlandırdı. Emma, 1993 yılında Nairobi'de bir trafik kazasında öldü. Machar, özellikle 1997'de Ömer el-Beşir ile bağımsız bir ayrılıkçı taraf olarak görüşmelere başladığında, Garang hareketinden uzakta kendi ayrılıkçı hareketini kurmaya çalıştı... Ancak bunda başarılı olamadı... Aksine Garang liderliğindeki Halk Hareketi en etkili ve öne çıkan güç olmaya devam etti. Bu yüzden Machar, İngilizlerin teşvikiyle oraya geri dönmeye çalıştı. Kabilesi "Nuer"in ağırlığı nedeniyle ABD, gerçek durumunu bilmesine rağmen geri dönmesini kabul etti ve Garang'a, onu kontrol altında tutması için geri dönüşüne onay vermesi talimatını verdi. Çünkü ABD, arkasında Güney'in en büyük ikinci kabilesinin olması nedeniyle onun ağırlığını biliyordu. Buna rağmen, Garang onu harekette "ikinci adam" olarak atamayıp yerine rütbece daha düşük olan Salva Kiir'i atayınca, hareket içindeki anlaşmazlıklar devam etti...

3- Son çatışmalar başkent dışındaki diğer bölgelere de yayılarak Jonglei'nin başkenti Bor ve Doğu Ekvator eyaletinin başkenti Torit'e kadar uzandı... Reuters, 18/12/2013 tarihinde Güney Sudan ordusundan bir sözcüye dayanarak ordunun Bor şehrinin kontrolünü kaybettiğini doğruladığını aktardı. Daha sonra ordu şehri geri aldı, ancak 01/01/2014 tarihindeki haberlere göre Machar'ın güçleri yeniden büyük bir kısmını ele geçirdi. Hatta kısa bir süre önce Machar'ın güçlerinin, Salva Kiir ordusunun çekilmesinin ardından şehri kontrol ettiği bildirildi...

Güney Sudan hükümeti 26/12/2013 tarihinde, isyancıların bazı petrol kuyularını ele geçirdiğini ve petrol üretiminin ana eyaleti olan Yukarı Nil eyaletinin başkenti Malakal'ın yarısını kontrol ettiklerini itiraf etmişti. Güney Sudan başkanlık sözcüsü ise güçlerinin, Machar'a sadık isyancıların diğer bölümleri ele geçirmesini engellemek için savaştığını söyledi. Çatışmalar, ayrılan ülkenin yarısına, yani on eyaletten beşi olan Jonglei, Birlik, Orta Ekvator, Yukarı Nil ve Doğu Ekvator eyaletlerine ulaşmış durumda. Bu, işlerin isyancı güçlerin şehirleri ve bölgeleri kontrol etmesi, kaybettikten sonra tekrar geri almaya çalışmasıyla çok ileri bir boyuta ulaştığını göstermektedir... Tüm bunlar, olayların kolayca sona ermeyebileceğine işaret ediyor... BM Genel Sekreteri, çatışmaların şiddetlenmesinden üç gün sonra, "Güney Sudan'daki durumdan derin endişe duyduğunu. Bunun siyasi bir kriz olduğunu ve siyasi diyalog yoluyla hızla ele alınması gerektiğini, şiddetin diğer eyaletlere yayılmasından korkulduğunu ve bunun işaretlerini gördüklerini" belirtti (BBC 18/12/2013).

4- Bölgede nüfuz sahibi olan ABD'nin bu olaylar karşısındaki tutumu büyük bir rahatsızlık belirtmek ve durumu kontrol altına almak için hızla harekete geçmek oldu:

a- ABD Başkanı Barack Obama Kongre'ye gönderdiği mektupta şöyle dedi: "Durumu takip ediyorum, vatandaşları ve mülkleri, Güney Sudan'daki büyükelçiliğimiz de dahil olmak üzere desteklemek için harekete geçebilirim" (AFP 23/12/2013). 21/12/2013 tarihinde Bor havaalanı yakınlarında uçaklarına ateş açılması sonucu dört Amerikan askeri yaralanmıştı. ABD Başkanı mektubunda "bu askerlerin, Amerikalıları Güney Sudan'dan tahliye etme operasyonuna katılmak üzere CV-22 tipi uçaklarla gelen yaklaşık 46 kişilik askeri bir grubun parçası olduğunu" açıkladı (Reuters 20/12/2010). Obama ayrıca: "Son çatışmalar, Güney Sudan'ı geçmişteki karanlık günlere geri döndürme tehdidi taşıyor" dedi ve "ülkenin geleceğinin bugün tehlikede" olduğunu vurgulayarak "ABD'nin Juba'nın sarsılmaz ortağı olmaya devam edeceğini" ekledi (BBC 20/12/2013).

b- Beyaz Saray'dan yapılan açıklamada, Obama'nın Ulusal Güvenlik Danışmanı Susan Rice ve diğer üst düzey yardımcılarıyla yaptığı görüşmenin ardından, "Askeri güç kullanarak iktidarı ele geçirmeye yönelik her türlü girişimin, ABD ve uluslararası toplum tarafından uzun süredir sağlanan desteğin kesilmesiyle sonuçlanacağı" belirtildi. Açıklamada ayrıca: "Obama, Güney Sudanlı liderlerin Amerikan personelini ve vatandaşlarını güvence altına alma çabalarımızı destekleme sorumluluğu olduğunu vurguladı ve bu çatışmanın ancak barışçıl yollarla ve müzakerelerle çözülebileceğine işaret etti" denildi (Associated Press 22/12/2013).

c- Kerry, Donald Booth'u Güney Sudan'a özel temsilci olarak gönderirken şunları söyledi: "Güney Sudanlı liderlerin kendilerine bağlı silahlı grupları kontrol altına alma, sivillere yönelik saldırıları derhal durdurma ve farklı etnik ve siyasi gruplar arasındaki şiddet dalgasına son verme zamanı gelmiştir." Ayrıca şunları ekledi: "Başkan Kiir'i aradım ve tüm Güney Sudanlıların başkanı olarak Sudan vatandaşlarını korumasını ve uzlaşı için çalışmasını istedim" (France 24 21/12/2013). ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Jennifer Psaki ise "Dışişleri Bakanı John Kerry'nin, şiddetin devam etmesinin Güney Sudan'ın bağımsızlığı sırasında elde edilen kazanımları yok edeceğini açıkça belirttiğini" söyledi (BBC ve Associated Press 22/12/2013)...

d- ABD temsilcisi Donald Booth, Salva Kiir ile görüşerek "Güney Sudan'daki yıkıcı şiddeti durdurmak için bir dizi önlemi" tartıştı. Booth, "Salva Kiir'in krizin sona ermesi için Riek Machar ile ön koşulsuz olarak, muhatabının belirleyeceği en kısa sürede müzakerelere başlamaya hazır olduğunu" belirtti (Alman Haber Ajansı DPA 24/12/2013). Booth ayrıca Juba'da tutuklu bulunan 11 Halk Hareketi üyesiyle görüştüğünü ve bu kişilerin güvende olduğunu, kendilerine iyi davranıldığını doğruladı.

e- Ajans, ABD Savunma Bakanlığı'ndan naklen "ABD'nin, talep edildiğinde yardım sağlamaya hazır olmak üzere İspanya'daki birliklerini Cibuti'ye kaydırdığını" bildirdi.

f- ABD uydularının Güney Sudan konusundaki tutumları, özellikle Uganda, Etiyopya ve Birleşmiş Milletler nezdinde Salva Kiir'in tarafında olmuştur:

  • Uganda Devlet Başkanı Yoweri Museveni, ülkesinin Güney Sudan'daki krize barışçıl bir çözüm bulmak için "IGAD" mekanizmalarını destekleyeceğini söyledi. Museveni, bu mekanizmaları reddetmesi halinde Başkan Yardımcısı Riek Machar'ı nerede olursa olsun takip etmekle tehdit etti (30/12/2013 Al Jazeera Net). Ugandalı New Vision gazetesi 20/12/2013 Cuma günü, Güney Sudan hükümetinin talebi üzerine başkentte güvenliği yeniden tesis etmek amacıyla Ugandalı askerlerin Juba'ya konuşlandığını bildirdi. Gazete, Ugandalı özel kuvvetlerin ilk birliğinin havaalanında güvenliğin sağlanmasına katkıda bulunduğunu ve son günlerde Güney Sudan ordusundaki rakip birlikler arasındaki çatışmaların ardından Ugandalı vatandaşların tahliyesine yardımcı olduğunu yazdı (Al Jazeera 21/12/2013).

  • Etiyopya'ya gelince; IGAD heyeti başkanı olan Dışişleri Bakanı Adhanom, Salva Kiir'i devlet başkanı, Machar'ı ise isyancı veya ayrılıkçı olarak nitelendirerek müzakerelerin Etiyopya'da yürütülmesi konusunda oldukça istekli göründü...! Tüm bunlar müzakere dengesini Salva Kiir lehine çevirmektedir.

  • ABD tarafından yönlendirilen Birleşmiş Milletler'e gelince; Güvenlik Konseyi, Güney Sudan'daki uluslararası barış gücü sayısını 6 binden 12.500'e çıkarma kararı aldı ki bu, meseleye ne kadar ciddi bakıldığını göstermektedir... BM'nin Juba temsilcisi Hilde Johnson 25/12/2013 tarihinde yaptığı açıklamada, ülkede yaşananların bir iktidar mücadelesi olduğunu ve çatışmaların etnik temellere dayandırılamayacağını belirtti; tarafların kriz için etkili çözümler üretmek üzere müzakere masasına oturması gerektiğini vurguladı (Reuters 25/12/2013). Ayrıca bu temsilci, BM'nin sivilleri korumak için örgüt tüzüğünün Yedinci Bölümü uyarınca güç kullanmaya başvurabileceği tehdidinde bulundu...

Tüm bunlar, bu olayların ABD'nin çıkarına olmadığını, bu bölgedeki nüfuzuna zarar verdiğini ve Amerikan askerlerinin hayatını tehdit ettiğini göstermektedir. Bu nedenle en üst düzeyde harekete geçmiş ve Güney Sudan'a verilen desteğin kesilmesi tehdidinde bulunmuştur. Güney Sudan'ın ayrılması, Obama döneminin en önemli Amerikan başarılarından biriydi; bu yüzden ABD, Güney Sudan'da ve Obama döneminde inşa ettiği şeyi kısa bir süre sonra kaybetmek istememektedir... Görünüşe göre, Ömer el-Beşir rejiminin hayal bile edilemeyecek büyük ihanet niteliğindeki tavizleri sonucu bölgede sağladığı Amerikan nüfuzu ciddi bir tehdit altındadır. ABD, Güney'i Sudan'dan ayırıp kendi nüfuzu ve sömürgesi altına sokarak sömürgeci projesini uygulama imkanı bulmuştu.

Ayrıca, yukarıda bahsettiğimiz ABD uydularının ve BM'nin tutumları da Kiir'e yardım etme eğilimindedir ve Machar'ı müzakereye zorlamak için baskı yaparak veya güç kullanımı ve Yedinci Bölüm ile tehdit ederek yoğun bir şekilde çalışmaktadırlar...

5- Avrupa'nın tutumuna gelince; Avrupa medyasının, özellikle Fransız ve İngiliz basınının Riek Machar'a gösterdiği ilgi, onunla röportaj yapma isteği ve ilk günden itibaren yaptıklarına odaklanması dikkat çekicidir. Çatışmayı körüklemek ve Avrupalıların etkisini büyük ölçüde dışlayan, olayların gidişatında ve anlaşmaların yapılmasında onlara rol vermeyen ABD'ye karşı kullanmak amacıyla, devam eden çatışmaların etnik veya kabilevi olduğu propagandasını yapmaktadırlar:

a- BBC, 18/12/2013 tarihinde Machar ile bir röportaj yaptı. Machar bu röportajda, "başkent Juba'da patlak veren şiddet olaylarının doğrudan sorumluluğunun Salva Kiir'e ait olduğunu" söyledi ve onu "kendi hükümetinin başarısızlığını Machar'ı darbe girişimiyle suçlayarak örtbas etmeye çalışmakla" itham etti. Kiir'i "kabilevi ve etnik şiddeti kışkırtmakla" suçladı. Herhangi bir darbe girişimi olmadığını, çatışmanın Cumhuriyet Muhafızları üyeleri arasındaki bir sürtüşmeden kaynaklandığını ekledi. BBC ayrıca, Salva Kiir'in geçen Temmuz ayında yardımcısı Riek Machar'ı görevden almasından bu yana ülkedeki siyasi gerilimin tırmandığını belirtti. Reuters, 26/12/2013 tarihinde Machar ile yaptığı telefon görüşmesini aktardı: "Ben ormandayım ve müzakere pozisyonumu güçlendirmek için elimden geleni yapıyorum."

b- Radio France Internationale (RFI), 19/12/2013 tarihinde Riek Machar ile yaptığı röportajda şunları aktardı: "İktidardaki Sudan Halk Kurtuluş Hareketi'ne ve onun askeri kanadına (Halk Ordusu), Salva Kiir'i ülke başındaki görevinden indirmeye çağırıyorum." Machar ayrıca: "Eğer görevden çekilme şartlarını müzakere etmek istiyorsa buna varız. Ama gitmeli, çünkü halkımızın birliğini koruyamaz, özellikle de insanları sinek gibi öldürürken ve etnik bir savaşı kışkırtmaya çalışırken" dedi. Bu, Salva Kiir'in bir gün önceki müzakere teklifine bir cevaptı. France International 25/12/2013'te Machar'ın şu sözlerini aktardı: "Evet, görüşmelere hazırız ve heyetimi oluşturdum."

Avrupa medyasının Riek Machar'a gösterdiği bu ilgi, Avrupalıların bu adama ve yaptıklarına olumlu baktığını, Amerikan medyasının ise onu görmezden geldiğini göstermektedir.

c- Avrupa'nın medya üzerinden yürüttüğü hareketliliğin yanı sıra, İngiltere Kenya'daki uşakları vasıtasıyla da hareket etmektedir. Kenya Devlet Başkanı Uhuru Kenyatta, 26/12/2013 tarihinde Salva Kiir ile görüşmek üzere Güney Sudan'a gitti. Arabuluculuk amacıyla Salva Kiir ile bir araya gelen Kenya Devlet Başkanı: "Güney Sudan yeni kurulan bir devlettir; kendisini kalkınma programından uzaklaştıracak her şeyi bırakmalı, sağduyulu davranmalı ve masum canların yitirilmesini durdurmalıdır" dedi (Reuters 26/12/2013). Bu sözleriyle Salva Kiir'e üstü kapalı bir suçlamada bulunarak Kenya'nın Salva Kiir'e karşı ve Riek Machar lehine bir duruş sergilediğini ima etmektedir. Bu, İngiliz tutumunun bir yansımasıdır. Doğu Afrika bakanlar arabuluculuk grubunun bir parçası olan Kenyalı yetkililer, hükümet güçlerini ve Machar'a sadık isyancıları tarafsız bir bölgede müzakerelere başlamaya çağırdıklarını söylediler. Kenyalı sözcü Karanja Kibicho gazetecilere verdiği demeçte: "Çözümün müzakere olduğuna inanıyoruz ve Kenya bu alanı (Nairobi'de) sağlamaya hazırdır" dedi. Ayrıca: "Her iki taraf da müzakereleri kabul etmesine rağmen, ne zaman ve nerede yapılacağı henüz belirsiz. Her iki taraf da oldukça sert tutumlar sergiliyor" diye ekledi (DPA 24/12/2013). Böylece İngilizler, Kenya aracılığıyla etkili bir rol oynayarak Güney Sudan'a geri dönmeyi amaçlamaktadırlar.

6- Bu incelemeden şu sonuçlar çıkmaktadır:

a- Machar ve beraberindekilerin bu hamle için İngiltere tarafından cesaretlendirildiğini ve İngiltere ile bağları olduğunu tahmin ediyoruz. İngiltere, Güney Sudan'da etkili bir rol oynamak ve nüfuzunu geri kazanmak için çalışmaktadır. Machar'ın bu hamlesinin ABD'yi ciddi şekilde rahatsız etmesi ve ABD'nin ilk günden itibaren durumu kontrol altına almak için en üst düzeyde hızla harekete geçmesi de bunu teyit etmektedir. Yönetim değişirse ve darbeciler veya isyancılar kontrolü ele geçirirse desteği kesme tehdidinde bulunmuştur. Haberlere göre Machar'ın kontrolündeki bölgelerde Amerikan uçaklarına ateş açılmış ve askerleri yaralanmıştır... Bu yüzden ABD, durumu kontrol altında tutabilmek için BM güçlerinin sayısını iki katına çıkarmıştır.

b- Meselenin sadece ABD'nin uşakları arasındaki bir iktidar mücadelesi olmadığı, aksine büyük ihtimalle sömürgeciliğin iki farklı tarafına sadık olan uşaklar arasındaki bir çatışma olduğu anlaşılmaktadır. Eğer çatışma tek bir sömürgeciye bağlı uşaklar arasında olsaydı işler bu noktaya varmazdı. Bilindiği gibi ABD, henüz iki buçuk yaşını doldurmamış Güney Sudan devletini inşa etmeye çalışmaktadır. Güney'in ayrılması Obama'nın görev süresindeki en büyük başarılarından biri olarak kabul edilmektedir; bu nedenle sömürgeci projesinin, hem de kendi döneminde başarısızlığa uğramasını istememektedir.

c- Salva Kiir'in ABD'ye sadık bir uşak olduğu gözlemlenmektedir. ABD onu gelecek dönem için de aday göstermek ve otoritesini güçlendirmek istemektedir. Bu yüzden, başta Riek Machar olmak üzere başkanlık makamına göz diken ve ona zorluk çıkaran tüm rakiplerini uzaklaştırmasına onay vermiştir. Bunlar Kiir ile eski bir husumet içindedir. ABD, onları kontrol altında tutmak ve denetlemek amacıyla Sudan Halk Kurtuluş Hareketi içinde yer almalarını kabul etmişti. Çünkü eğer farklı hareketler içinde kalsalardı, kontrol dışındaki bu hareketler başta İngiltere olmak üzere rakip Avrupa ülkeleri için bir giriş kapısı olacak ve projelerini engelleyecekti...

d- İngiltere'nin bu hamleyle Salva Kiir'i devirip ABD'nin yerini alması muhtemel görünmemektedir. Çünkü ABD hızla harekete geçmiş ve bu girişimi boşa çıkarmak için tüm ağırlığını koymuştur. Buna ek olarak Uganda, Etiyopya ve BM gibi uydularının bu konudaki dikkat çekici faaliyetleri de buna eklenebilir... IGAD heyeti başkanı Etiyopya Dışişleri Bakanı'nın tarafların müzakereyi kabul ettiğini açıklaması, hükümetin elinin daha güçlü olduğu anlamına gelir; zira hükümet ile "isyancı" olarak adlandırılan muhalifler arasındaki müzakereler genellikle hükümet lehinedir.

e- Avrupa, özellikle de İngiltere, Machar ve kabilesini iktidardan pay almaları için teşvik etmeye tüm gücüyle devam edecektir... Her ne kadar bunun başarı şansı yüksek olmasa da (çünkü Kiir daha önce Al Jazeera'ye verdiği mülakatta "Machar isyanından dolayı ödüllendirilmemeli, ülkede iktidarı paylaşma hakkı yoktur" diyerek bunu kesin bir dille reddetmiştir), ABD ve uydularının Kiir'e verdiği büyük destek de bu ihtimali zayıflatmaktadır.

Bu nedenle, Güney Sudan hükümetinin Amerikan çizgisinde devam etmesi, ancak Nuer kabilesinin ağırlığı nedeniyle Machar'a bir nevi gönül alma yönteminin uygulanması beklenmektedir... Buna rağmen, sömürgecilerin nüfuz bölgeleri üzerindeki rekabetinde olduğu gibi, ateş kül altında kalmaya devam edecek ve herhangi bir rüzgarla yeniden alevlenmeye müsait olacaktır.

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın