Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Soru-Cevap: Kürdistan Bölgesi’nin Ayrılmasına İlişkin Referandumun Arkasındaki Gerçekler

September 09, 2017
5634

Soru: Uluslararası ve bölgesel düzeyde bu referanduma onay verilmemesine rağmen, Barzani Kürdistan bölgesinin ayrılması için referandum yapmakta neden ısrar ediyor? Mevcut koşullarda referandum Kürtlerin kendi çıkarlarına aykırı değil mi? Referandumun yapılması bekleniyor mu? Eğer yapılır ve çoğunluğun onayı alınırsa, bölgede bir Kürt devletinin kurulması mümkün mü? Allah sizi hayırla mükafatlandırsın.

Cevap: Şöyle bir söz vardır: "Eğer bir yönetici ülkesinin çıkarları aleyhine bir karar alıyorsa, bu o yöneticinin bir ajan olduğu ve bu kararın başka bir devlet tarafından kendi çıkarları için ona dikte ettirildiği anlamına gelir..." Bu söz, Kürdistan bölgesindeki Kürtler için büyük ölçüde geçerlidir ve bunun açıklaması şu şekildedir:

1- Bilinçli her siyasetçi, Kürtlerin bir devlete sahip olmasının ne kadar zor olduğunu fark eder. Hatta mevcut uluslararası koşullarda Kürtler için bir devlet kurmaya çalışmak, Kürdistan bölgesine sadece siyasi ve manevi değil, maddi bir zarar da verir. Mesele sadece Irak'ta Kürtler için bir devlet kurulması meselesi değildir; eğer öyle olsaydı bu mümkün olabilirdi. Zira Amerikalıların Irak'ı işgalinden sonra kurdukları ve Bremer Anayasası olarak bilinen sistem, Irak'ı merkezle zayıf bağları olan federal bölgelere ayırmıştır. Öyle ki Kürdistan bölgesinin yönetim ve tasarruf yetkisi, Bağdat'taki merkezi hükümetten daha güçlü hale gelmiştir! Sömürgeci kâfir devletler, işgal ettikleri herhangi bir Müslüman ülkeyi bölüp parçalama tohumlarını zihinlerinde taşırlar. Sadece İslam ve Müslümanlara olan kinlerinden dolayı uygun fırsatı beklerler. 12/08/2014 tarihli bir soru-cevabımızda şu ifadelere yer vermiştik: ("Amerika, 2003 yılında Irak'ı işgalinden bu yana Irak'ı parçalanmaya hazırlamaya devam etmektedir. Bremer tarafından hazırlanan anayasa; mezhepsel ve etnik temele dayalı, gruplara kontenjan ayıran bir temel üzerine kurulmuştur. Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı ve Başbakanlık makamlarını buna göre şekillendirmiştir. Başbakanlık yürütme gücüne sahip olduğu ve Bremer bu makamı mezhepsel bir konuma getirdiği için, diğer unsurlar için bir kışkırtma ve tahrik unsuru olmaya müsaitti. Yazılı anayasanın kendisi, bölgelerden oluşan federal bir yönetimden bahsetmekte ve bölgelerin yetkilerini çok güçlü kılmaktadır. Bu nedenle Amerika, Irak'ı bölgelere ayırarak parçalamak için gerekli koşulları hazırlamada başarılı olmuştur.") (Alıntı sonu). Dolayısıyla bu bölge, pratik açıdan sadece büyükelçilikler, Birleşmiş Milletler üyeliği gibi resmi formaliteleri eksik olan bir devlettir. Pratik açıdan ise Kürdistan bölgesi, devlet içinde bir devlettir ve merkezi devletten fiilen kopuktur. Bir bütün olarak Irak devleti ise devre dışı bırakılmıştır! Bu nedenle Kürdistan bölgesinin Irak içinde bir devlete ihtiyacı yoktur, çünkü zaten pratik olarak bir devlettir. Dediğimiz gibi mesele sadece Irak'taki Kürt bölgesi sınırları içinde, Irak dışındaki diğer Kürt bölgeleriyle ilgisi olmayan bir Kürt devleti kurulması değildir. Aksine, kurulacak herhangi bir Kürt devleti, bölgedeki diğer Kürtler arasında otomatik olarak şiddetli hareketlenmeleri tetikleyecektir. Yani Kürt devleti Kürdistan bölgesiyle sınırlı kalmayacaktır. Bu nedenle böyle bir oluşum, özellikle Amerika ve onun Türkiye, İran ve Suriye'deki ajanları için ağır bir darbe olacaktır. Dolayısıyla herhangi bir siyasetçi bilir ki; ister Türkiye'de, ister Irak'ta, isterse Suriye'de olsun, Kürtler için bir devlet kurulmasına mevcut uluslararası ve bölgesel koşullar izin vermemektedir. Kürt siyasetçilerin ve onların başında gelen Barzani'nin bunu fark etmediğini düşünmek zordur. Bilakis, yukarıda zikrettiğimiz gibi mevcut şartlarda bir Kürt devleti kurma fikri, kartların karışmasına ve bölgede, özellikle de Kürt bölgesinde kontrolden çıkan hareketlenmelere yol açabilir. Bu da onlara sadece manevi ve siyasi değil, maddi olarak da zarar verir. Bu yüzden Barzani'nin kararı, mevcut şartlarda kendi bölgesinin çıkarlarına aykırıdır. Bu, sözün ilk kısmıdır.

2- Barzani'nin bu kararının arkasında hangi devletin olduğu ve bu kararın o devletin çıkarına hizmet ettiği meselesine gelince; buna dair kanıtlar oldukça açıktır ve bu devleti parmakla göstermek zor değildir. Irak'tan ayrı bir devlet kurmak için referandum ilan edilmesini Barzani, Amerikan muhalefetine ve Kürdistan bölgesini çevreleyen Amerika yanlısı bölge devletlerinin muhalefetine rağmen tek başına yapamaz. Bu uluslararası ve bölgesel muhalif güçlere karşı durabilmesi ancak Barzani'yi destekleyen ve bu kararı alması için onu teşvik eden başka bir büyük devletin varlığıyla mümkündür. Zira Kürdistan bölgesi, tüm imkânlarıyla bu devletlere, özellikle de Irak'ın tamamını kontrol eden Amerika'ya karşı duramayacak kadar zayıftır. Yukarıda da belirttiğimiz gibi, onun arkasında duran ve ona bu tür kararları alması için talimat veren büyük devletin İngiltere olduğunu anlamak zor değildir. Barzani ailesi, Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinden beri İngiltere ile bağlantılıdır. Barzani bu bağlantıyı babası Mustafa Molla Barzani'den, ondan önce amcası Ahmed Barzani'den ve onlardan önce, 1909'dan 1914'e kadar İngiltere'nin açık desteğiyle Osmanlı Devleti'ne karşı silahlı bir Kürt isyanı yürüten Abdüsselam Barzani'den miras almıştır. Bu aile, İngiltere ile olan bağları açısından köklüdür. Referandum konusundaki tutumları takip edersek, İngiltere'nin pozisyonunun -her ne kadar İngiltere'ye has o sinsi ve aldatıcı üslupla olsa da- referandum kararını destekleyici nitelikte olduğunu görürüz:

Örneğin; Barzani, 24/08/2017 tarihinde İngiltere'nin Irak Büyükelçisi Frank Baker ile İngiltere'nin desteğini belirtmek üzere bir araya gelmiştir. Kürt haber sitesi "Rudaw", 24/08/2017 tarihinde bu görüşmeleri aktarırken şöyle demiştir: "Barzani'nin İngiliz Büyükelçisi ile görüşmesinde misafir büyükelçi, ülkesinin Kürdistan halkının haklarını anlayışla karşıladığını belirtmiş ve Kürdistan Bölgesi Başkanı'na referandum konusundaki İngiliz tutumu hakkında bilgi vermiştir." Diplomatik dilde "anlayışla karşılamak" desteklemek demektir ve İngiliz tutumunun ayrıntı verilmeden iletilmesi de destek anlamına gelir. Yani İngiltere'nin tutumu Barzani'nin kararına karşı olumludur, hatta onu desteklemektedir ve Amerikan muhalefetine ve bölgedeki Amerika yanlısı devletlere rağmen ona devam etmesini söylemektedir.

Başka bir örnek; (Kürdistan Bölgesi Dış İlişkiler Sorumlusu Falah Mustafa, Kurdistan24'e yaptığı açıklamada "İngiltere'nin referandum yapılmasına karşı olmadığını ve Kürtlerin hedeflerine muhalefet etmediğini" söyledi. Mustafa'nın bu sözleri, İngiltere'nin Orta Doğu ve Kuzey Afrika'dan Sorumlu Devlet Bakanı Alistair Burt'un Erbil'de Kürt yetkililerle görüşmesinin ardından geldi... Kürtler, bağımsız bir devlet kurmanın ilk adımı olarak 25 Eylül'de Irak'tan bağımsızlık referandumu yapmayı planlıyor...) (Kurdistan24 Erbil, 05/09/2017)

Böylece Barzani'nin aldığı referandum kararının arkasındaki devletin İngiltere olduğu açıktır.

3- İngiltere'nin bu kararın arkasındaki çıkarı ise Trump'ın seçimleri kazanmasından ve İngiltere Başbakanı May'in 26/01/2017'de Washington'da Trump'ı ziyarete koşup tebrik etmesinden bu yana gelişen bir süreçtir. O dönemde Trump, May'e övgüler yağdırmış, May de aynı şekilde karşılık vermişti; ancak her birinin amacı diğerinden farklıydı! Trump, İngiltere'nin Avrupa Birliği'ni parçalamak için azami çaba göstermesini, Avrupa ile bağlarını oyalanmadan koparmasını ve aynı zamanda özellikle seçimlerin yaklaştığı Fransa ve Hollanda'da AB'nin dağılması için uygun bir atmosfer oluşturmasını istiyordu. May ise Trump'tan, AB'den ayrılırken ayrıcalıklar kazanmak amacıyla AB ülkelerine baskı yapmak için kullanabileceği ticari anlaşmalar istiyordu. Ziyaret sırasında hem Trump hem de May kendi amaçlarına odaklanmıştı. May, tipik İngiliz tarzıyla ticari amacını dolaylı yollarla gizlemeye çalışsa da, Trump'ın diplomasiden yoksun ve açık sözlü beyanatları May'in niyetlerini gizlemesine izin vermedi.

Fransa ve Hollanda'da AB yanlıları kazandığında ve Almanya AB'ye güçlü bir destek verip ona büyük önem atfettiğinde, Trump, İngiltere'nin sadece Amerika ile ticari anlaşmalar yapmaya önem verdiğini ve AB'nin parçalanması konusuna Trump'ın istediği kadar güçlü bir önem vermediğini fark etti. Bütün bunlar Trump'ın öfkelenmesine yol açtı ve sonuç olarak İngiltere'yi en hassas noktasından, yani "Katar"dan o kuşatma ve boykotla vurdu! Bunu 23/07/2017 tarihli bir soru-cevabımızda şu şekilde açıklamıştık: ("İngiltere Başbakanı Theresa May'in 26/01/2017 tarihinde Washington'a yaptığı erken ziyaret ve Washington ile diğer AB ülkelerinin ayrılmasını teşvik edecek örnek bir ticari anlaşma imzalama çabası... Böylece İngiltere, Amerika'ya yeniden yapışmış ve Trump yönetiminden büyük umutlar beslemişti. Ancak Amerika'nın AB'nin parçalanmasına yönelik umutlarının Hollanda ve Fransa seçimlerinde AB yanlılarının kazanmasıyla sönmesi üzerine, Trump'ın İngiltere'ye olan olumlu bakışı geriledi. Zira o, İngiltere'nin Avrupa'nın parçalanma sürecine liderlik etmesini istiyordu. Londra'daki Brexit'in Paris ve Amsterdam'da tekrarlanmaması üzerine Amerika, İngiltere'nin uluslararası çıkarlarını kemirmeye başladı ve bu Londra'da bir şok etkisi yarattı. Amerika, ajanı Sisi'yi, Libya'daki İngiliz çıkarlarını hiçe sayarak Hafter'i daha fazla desteklemeye itti ve ajanlarını, İngiltere'nin Arap ve İslam dünyasındaki kalesi olan Katar'a baskı yapmaları için neredeyse sarsıcı bir şekilde harekete geçirdi...") (Alıntı sonu). Tüm bunlar Trump'ın kontrolünü kaybetmesine neden oldu; apar topar Suudi Arabistan'ı ziyaret edip o zirveyi gerçekleştirdi ve ardından Katar'a uygulanan kuşatma ve boykotla İngiltere'yi can evinden vurdu.

4- Bu noktada İngiltere'nin, Amerika'nın bölgedeki çıkarlarını bir şekilde bulandırması gerekiyordu. Bu yüzden Barzani'yi referanduma çağırarak Amerika ve ajanlarını rahatsız etme yoluna başvurdu. Tabii ki İngiltere, Amerika ile açıkça yüzleşecek güce sahip olmadığı için ancak onu rahatsız edebilir ve planlarını bulandırabilir; özellikle de Kürdistan referandumunda olduğu gibi uygun bir zaman ve etkili bir eylem seçerse bunu yapabilir. İngiltere, Barzani'nin bu yolda sonuna kadar gitmesini istedi; çünkü mevcut durum, süregelen silahlı çatışmalar nedeniyle hem Amerika hem de ajanları olan Türkiye, İran ve Suriye için oldukça gergin bir zamandı. Bu nedenle Barzani referandumda ısrar etmeye devam etti. İngiltere ise referandumu, Kürtler için Kürdistan bölgesinde bağımsız bir devlet kuracakmış gibi pazarlıyordu. O, her zamanki aldatma ve yanıltma taktiğiyle, Kürtlerin çıkarlarını değil, kendi çıkarlarını gerçekleştirmeyi önemsiyordu. İngiltere'nin Kürtlerle olan tarihi bu tür olaylarla doludur!

01/04/2009 tarihli bir soru-cevabımızda şunları söylemiştik: ("...İngiltere, 1919'da Mahmud Hafid'e, bir Kürt devleti karşılığında Süleymaniye'deki Osmanlı birliğine saldırması sözünü verdi. Onlar da saldırıp Osmanlı kardeşlerini öldürdüler ve kurtulanları sürdüler. Sonra İngiltere sözünden döndü, hatta Mahmud Hafid'i sömürgesi olan Hindistan'a sürgün etti. Aynı şekilde İngiltere, 1920'deki Sevr Antlaşması'nda Halife Muhammed Vahidüddin'i rahatsız etmek için bir Kürt devleti kurulmasına dair bir madde konulmasında ısrar etti; çünkü müzakereleri yürüten Halife'nin heyetiydi. İngiltere daha sonra Mustafa Kemal'i Cumhurbaşkanı yapıp hilafeti sona erdirmeyi başarınca, 1924'te Lozan'da Mustafa Kemal Cumhuriyeti ile yapılan antlaşmada Kürt devleti maddesini koymayı reddetti; çünkü hedefine, yani hilafeti yıkmaya ulaşmıştı ve artık böyle bir şeyi kullanmasına gerek kalmamıştı. İngiltere, amaçlarına ulaşana kadar bölgedeki Kürt milliyetçiliğini ve diğer tüm milliyetçilikleri körüklüyor, kışkırttığı ve İslam devletine karşı isyana teşvik ettiği kişileri kullanıyordu. Ardından ise iş birliği yaptığı kişileri kapı dışarı ediyor ya da onları yönetici ve lider sıfatıyla kendisine köle olarak atıyordu...") İşte İngiltere'nin aldatma ve yanıltma tarzı böyledir.

5- Böylece Barzani, kendisine bir devlet kurmak için 25/09/2017'de referandum yapmakta ısrar etti! Uluslararası ve bölgesel düzeyde, hatta bizzat bazı Kürtler tarafından gelen referandum karşıtı tutumlara aldırış etmedi. Hatta şöyle dedi: (Kürdistan bölgesi Çarşamba günü, Erbil'i bu adımdan vazgeçirmek için harcanan uluslararası ve bölgesel çabalara ve Bağdat'taki merkezi hükümetin bu referandumu ve sonuçlarını reddetmesine rağmen, 25 Eylül'de yapılması planlanan ayrılık referandumunun ertelenmesini veya iptal edilmesini reddettiğini yineledi.

Kürdistan Bölgesi Yüksek Referandum Konseyi, dün Bölge Başkanı Mesut Barzani başkanlığında yaptığı toplantıda, Kürt heyetinin Bağdat'a yaptığı son ziyaretin sonuçlarını ve ayrıca Barzani'nin önceki gün Erbil'de Mattis ile yaptığı görüşmeleri ele aldı. Barzani'nin danışmanı şunları söyledi: "Başkan Mesut Barzani, referandumun bir dakika bile ertelenmeyeceğini ve belirlenen tarihte, yani 25 Eylül'de yapılacağını teyit etmektedir." Perşembe 2 Zilhicce 1438 - 24 Ağustos 2017 - Dubai - Al Arabiya.net). Bununla birlikte, referanduma yönelik uluslararası ve bölgesel muhalefetin son derece net olduğunu belirtmek gerekir:

a- Amerika, Barzani'nin referandum yapılacağını ilan ettiği ilk gün olan 07/06/2017 tarihinden itibaren referandumu reddetti. Amerika, IŞİD Karşıtı Uluslararası Koalisyon Özel Temsilcisi Brett McGurk aracılığıyla şu yanıtı verdi: "Şu anda referandum yapılması istikrarsızlığa yol açacaktır. Referandumun Eylül ayında yapılması gerektiğini düşünmüyoruz; çünkü bu hızlı takvime göre, özellikle de tartışmalı bölgelerde yapılması, istikrarı ciddi şekilde bozacaktır." (AFP, 08/06/2017).

Son olarak ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, 11/08/2017 tarihinde Kürdistan Bölgesi Başkanı Mesut Barzani ile yaptığı telefon görüşmesinde "Washington'ın referandumun ertelenmesi yönündeki arzusunu dile getirmiş ve Bağdat ile diyalog ve müzakereye verdiği desteği teyit etmiştir..." Amerika, Savunma Bakanı James Mattis'i 22/08/2017'de Bağdat'a göndererek Irak Başbakanı İbadi ile görüşmesini sağlamış, ardından Erbil'e giderek Barzani ile görüşmesini ve 23/08/2017'de Ankara'ya giderek bölgedeki etkili kolu olan Erdoğan Türkiyesi'ni harekete geçirmesini istemiştir.

b- Aynı şekilde Amerika yanlısı bölge ülkeleri de reddetti... Başbakanlık Sözcüsü Saad el-Hadithi şöyle dedi: "Irak'taki herhangi bir tarafın alacağı herhangi bir pozisyon veya adım anayasaya dayanmalıdır. Anayasal olarak tam ulusal egemenliğe sahip tek bir federal demokratik ülke olarak tanımlanan Irak'ın geleceğine ilişkin her türlü kararda ilgili anayasal hükümler gözetilmelidir... Hiçbir taraf tek başına, diğer taraflardan bağımsız olarak Irak'ın kaderini belirleyemez." (Alhurra, 09/06/2017).

Türkiye de ilk günden itibaren referanduma ve Kürdistan bağımsızlık ilanına karşı olduğunu açıkladı. Türkiye Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, bölge yönetiminin kararını "vahim bir hata" ve "Irak'ın toprak bütünlüğü ve birliğine yönelik bir tehdit" olarak nitelendirdi (Alhurra, 09/06/2017). Erdoğan, ABD Savunma Bakanı Mattis ile görüşmesinin ardından şunları söyledi: "Referandum kararı yanlış bir karardır." (Al Jazeera, 24/08/2017).

İran da referandum ilanından kısa bir süre sonra, 11 Haziran 2017 Cumartesi günü, Eylül ayında yapılması planlanan referanduma şiddetle karşı olduğunu duyurdu. Tahran'ın "Irak'ın toprak bütünlüğü konusunda net bir tutumu" olduğunu vurguladı. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Bahram Kasımi şunları söyledi: "Ulusal ve meşru çerçevelerden uzak, tek taraflı kararlar Irak'ta yeni sorunlara ve güvenlik durumunun kötüleşmesine yol açacaktır." (afkarhura.com, 15/06/2017). Afkar Hura sitesi 7 Eylül 2017'de İran Meclis Başkanı'nın uluslararası ilişkiler konusundaki özel yardımcısı Hüseyin Emir Abdullahiyan'ın şu açıklamasını yayınladı: "Irak Kürdistanı'nda referandum yapılması yeni bir kriz yaratacaktır."

Ayrıca Amerika'nın Kürdistan içinde takipçileri vardır; bunların arasında Kürt Goran (Değişim) Hareketi ve Talabani'nin partisi olan Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) bulunmaktadır. Goran Hareketi, Barzani'nin referandum ilanına karşı çıkarak; hareketin Kürdistan parlamentosundaki üyesi Hoşyar Abdullah aracılığıyla şu açıklamayı yaptı: "Değişim Hareketi hala bu referandum zamanlamasının yanlış olduğu, bunun tamamen Mesut Barzani'nin şahsi ve partisel gündemi olduğu görüşündedir. Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) bir oyuncu değil, sadece bir piyondur." (Elaph, 05/08/2017). Aynı şekilde Irak Cumhurbaşkanı Fuad Masum da referandumu reddetti. KDP ise yaptığı açıklamada Masum'un açıklamasını "tehlikeli ve dünya ülkelerine referandum sonuçlarını engelleyen ve küçümseyen kötü bir mesaj" olarak nitelendirdi. (Aynı kaynak).

Tüm bu uluslararası ve bölgesel muhalefete rağmen Barzani, referandumu yapmakta ısrar ediyor ve yukarıda belirttiğimiz gibi olayların gidişatını analiz ederken açıkladığımız İngiliz kışkırtması nedeniyle referandumu bir dakika bile geciktirmeyeceğini beyan ediyor.

6- Etki eden farklı faktörlerle birlikte referandum olaylarını inceledikten sonra, referandum konusuyla ilgili beklentilere şu şekilde cevap verebiliriz:

a- Her durumda, devletlerin hukuki anlamında bir Kürt devleti kurulması beklenmemektedir. Çünkü Amerika'nın Irak projesi, Irak'ın merkezle bölgeler arasında gevşek bir bağın olduğu federal bölgelerden oluşan bir devlet olmasıdır. Yani Irak'ın yönetiminde pratik bir bölünme olması, ancak resmi olarak "Irak" adında federal bir bölgeler devletinin kalmasıdır... Bu, Amerika'nın 2003 işgalinden bu yana Irak projesidir. İşgali sırasında Irak'ı bölme ve parçalama tohumlarını taşımış ancak bunu resmi devletler olarak ilan etmek yerine uygun zamanı beklemiştir. O dönemde Irak'ın Amerikalı yöneticisi Bremer, Irak'ın güçlü bir merkezi otoriteye sahip tek bir devlet olma durumuna son veren ve bunun yerine bölge yetkilerinin merkezden daha güçlü olduğu zayıf bir federal devleti getiren federal bölgeler anayasasını hazırlamıştır! Öyle ki Irak, Amerika'nın gücünün yettiği ve çıkarına gördüğü bir zamanda Irak'ı resmi olarak devletlere bölmeye hazır hale getirilmiştir. Şu an ise Amerika'nın projesi, merkezle gevşek bağı olan federal bölgeler devletidir. 12/08/2014 tarihli önceki bir soru-cevabımızda belirttiğimiz gibi: ("Amerika, 2003'teki işgalinden bu yana Irak'ı parçalanmaya hazırlamaya devam etmektedir... Bremer anayasayı federal bir yönetim olarak kurgulamış ve bölgelerin yetkilerini güçlü kılmıştır... Dolayısıyla Amerika, Irak'ın bölgelere bölünmesi için gereken koşulları hazırlamada başarılı olmuştur.") (Alıntı sonu). Dolayısıyla Amerika'nın mevcut politikası Irak'ta ayrı devletler değil, fiilen bölünmüş ancak şeklen bir devlet olarak kalan geniş bir federal devlet istemektedir. Bu nedenle mevcut şartlarda Irak'ın hukuki olarak devletlere bölünmesi uzak bir ihtimaldir. Irak, en azından yakın gelecekte, Bremer projesine göre fiilen bölünmüş ve bölgeleri merkezinden daha güçlü bir halde kalacaktır!

b- Referandum ilanı, Katar'ın başına gelenler sonucunda İngiltere'nin içine düştüğü çıkmazdan kurtulmak için bir "nefes alma" girişimi olarak İngiliz emriyle yapıldığına göre; eğer Amerika Katar üzerindeki boykotun kaldırılmasına veya en azından İngiltere'nin itibarını koruyacak şekilde hafifletilmesine yardımcı olursa referandum iptal edilecektir.

c- Amerika isterse referandumu iptal edebilir; çünkü Irak'ta tek hakim güç odur. Bu iptal, ya doğrudan Amerika tarafından ya Kürdistan'daki kendisine sadık Kürt hareketlerini harekete geçirerek ya da maddi baskı uygulamak gerekse bile Türkiye ve İran'ı bölgeye, daha doğrusu Barzani'ye karşı harekete geçirerek yapılabilir. Nitekim İran Genelkurmay Başkanı Muhammed Bakıri, 1979 İran İslam Cumhuriyeti'nin kuruluşundan bu yana ilk kez 15/08/2017 tarihinde Türkiye'ye 3 günlük bir ziyaret gerçekleştirmiştir. Anadolu Ajansı'nın bildirdiğine göre Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından kabul edilen Bakıri ile yapılan görüşmenin 50 dakika sürmesi meselenin önemini göstermektedir. İran resmi ajansı IRNA'nın bildirdiğine göre Bakıri'ye Kara Kuvvetleri Komutanı ve Sınır Birlikleri Komutanı ile çok sayıda üst düzey askeri yetkili eşlik etmiştir. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Bahram Kasımi bu ziyareti "bir sıçrama" ve "iki ülke arasındaki ilişkilerde tamamlayıcı bir adım" olarak nitelendirmiştir. (Mehr Haber Ajansı, 21/08/2017). Bu ziyaretin, referandumu iptal etmek veya herhangi bir somut sonucu ortadan kaldırmak için gerekirse bölgedeki maddi eylemler konusunda koordinasyon sağlamak amacıyla yapılmış olması ihtimal dışı değildir. ABD Savunma Bakanı'nın İran Genelkurmay Başkanı'nın ziyaretinden hemen sonra, 23/08/2017'de Ankara'yı ziyaret etmesi de bu ihtimali güçlendirmektedir.

d- Eğer Amerika, (c) maddesindeki eylemler sonucunda sıcak bir kargaşa çıkmasından çekinirse, referandumun yapılmasına engel olmayabilir; ancak referandumun herhangi bir etkisi veya faydası olmaz ve bağımsızlık niteliğinde herhangi bir işlemin yapılmasına izin verilmez.

7- Son olarak, Müslümanların -Arap olsun, acem olsun- izzet bulduğu İslami bağın, sömürgeci kâfirler tarafından Müslümanların hayatından koparılması ve yerine kokuşmuş bağların, Müslümanları darmadağın eden yıkım araçlarının getirilmiş olması gerçekten üzücüdür: Kendi aralarındaki savaşlar şiddetlenmiş, kardeşlik ise unutturulmuştur!

Milliyetçilik, ümmet binasını yıkan bir araçtır. Dün İslam Devleti'nde bir yıkım aracı olduğu gibi, bugün de sömürgeci kâfirler ümmetin elinde kalan son yapıları da yıkmak için bu aracı kullanmaya devam etmektedir. Böylece Müslüman topraklarını büyük devletler arasında bir çatışma sahası haline getiriyor ve Müslümanların kanının dökülmesine, kardeşlerin birbirinin boynunu vurmasına neden oluyor! İslam tüm bunları haram kılmış ve Müslümanların birliğini ve kardeşliğini vurgulamıştır. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللَّهِ جَمِيعًا وَلَا تَفَرَّقُوا وَاذْكُرُوا نِعْمَتَ اللَّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ كُنتُمْ أَعْدَاءً فَأَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ فَأَصْبَحْتُم بِنِعْمَتِهِ إِخْوَانًا وَكُنتُمْ عَلَىٰ شَفَا حُفْرَةٍ مِّنَ النَّارِ فَأَنقَذَكُم مِّنْهَا كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمْ آيَاتِهِ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ

"Hep birlikte Allah'ın ipine (İslam'a) sımsıkı sarılın; parçalanıp bölünmeyin. Allah'ın size olan nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman idiniz de O, gönüllerinizi birleştirmişti ve O'nun nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken O, sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah, doğru yolu bulasınız diye ayetlerini size böyle açıklıyor." (Âl-i İmrân [3]: 103)

Allah Teâlâ şöyle buyurur:

إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوةٌ

"Müminler ancak kardeştirler." (Hucurât [49]: 10)

Aynı şekilde İslam, milliyetçilik, vatanseverlik, kabilecilik gibi her türlü asabiyeti haram kılmıştır. Amr b. Dinar'dan, o da Cabir b. Abdullah'tan şöyle dediğini nakletmiştir: Bir gazvede idik. Muhacirlerden biri, ensardan birine bir darbe vurdu. Ensarî: "Yetişin ey ensar!" dedi. Muhacir de: "Yetişin ey muhacirler!" dedi. Bunu Allah'ın Rasulü ﷺ işitince: "Bu nedir?" dedi. Dediler ki: "Muhacirlerden bir adam ensardan birine bir darbe vurdu, o da 'Yetişin ey ensar!' diye bağırdı. Diğeri de 'Yetişin ey muhacirler!' diye bağırdı." Bunun üzerine Nebi ﷺ şöyle buyurdu:

دَعُوهَا، فَإِنَّهَا مُنْتِنَةٌ

"Onu bırakın; çünkü o kokuşmuştur!" (Buhârî).

Cündeb b. Abdullah el-Becelî'den rivayet edildiğine göre Rasulullah ﷺ şöyle buyurmuştur:

مَنْ قُتِلَ تَحْتَ رَايَةٍ عُمِّيَّةٍ، يَدْعُو عَصَبِيَّةً، أَوْ يَنْصُرُ عَصَبِيَّةً، فَقِتْلَةٌ جَاهِلِيَّةٌ

"Kim körü körüne çekilmiş bir bayrak altında, bir asabiyete (ırkçılığa) çağırarak veya bir asabiyete yardım ederek öldürülürse, onun ölümü bir cahiliye ölümüdür." (Müslim).

Müslümanlar yüzlerce yıl dinleriyle aziz, Rableriyle güçlü olarak İslami kardeşlik içinde yaşadılar. Rasulullah ﷺ'in ashabı arasında Ebubekir, Ömer, Osman, Ali'nin yanında Selman-ı Farisî ve Bilal-i Habeşî de vardı... Onlar Allah'ın kardeş kullarıydı, Allah yolunda cihad ediyorlardı. Arap olan Ömer Kudüs'e fatih olarak giriyor, Kürt olan Selahaddin Kudüs'ü Haçlılardan kurtarıyor ve Türk olan Abdülhamid Kudüs'ü Yahudilerin pisliğinden koruyordu... İşte Müslümanlar böyle izzet bulur. Kalbi olan ve buna şahitlik eden kimseler için durum böyle olmalıdır:

إِنَّ فِي هَٰذَا لَبَلَاغًا لِّقَوْمٍ عَابِدِينَ

"Şüphesiz bunda, Allah’a kulluk eden bir topluluk için yeterli bir mesaj vardır." (Enbiyâ [21]: 106)

18 Zilhicce 1438 H. 9 Eylül 2017 M.

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın