Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Soru-Cevap: İran ile Nükleer Programı Hakkındaki Çerçeve Anlaşmasının Arka Planı

April 07, 2015
3011

Soru:

02.04.2015 akşamı İsviçre’nin Lozan kentinde, İran ile 5+1 ülkeleri arasında nükleer programı hakkında 30.06.2015 tarihinde nihai olarak imzalanmak üzere bir çerçeve anlaşması imzalandı. Taraflar arasındaki ortak bildiri okunur okunmaz, ABD Başkanı Obama'nın Beyaz Saray’da gazetecilerin karşısına geçerek bu anlaşmanın tarihi bir anlaşma olduğunu ilan etmesi dikkat çekiciydi. Peki, bu anlaşmanın arkasında ne var? Allah sizi hayırla mükafatlandırsın.

Cevap:

Cevabın netleşmesi için aşağıdaki hususları gözden geçireceğiz:

1- Anlaşmanın hemen ardından ABD Başkanı, Beyaz Saray’da bu anlaşmaya özel bir konuşma yaparak şunları söyledi: "İran ile nükleer programı konusunda, uygulandığı takdirde Tahran’ın nükleer silah elde etmesini engelleyecek tarihi bir uzlaşmaya vardık." Ayrıca, "İran’ın nükleer programındaki ilerlemesini durduracak bir anlaşmaya ulaştık" dedi ve ekledi: "Tahran yükümlülüklerini yerine getirdi ve bu konunun doğrulanması için alan açtı." Anlaşmayı "temel hedeflerimizi karşılayan iyi bir anlaşma" olarak nitelendirdi ve "İran, benzeri görülmemiş bir denetim sistemini kabul etti. İran’ın uranyum zenginleştirme kapısı kapatılacak, zenginleştirilmiş uranyum stokunun büyük bir kısmı ve santrifüjlerin üçte ikisi azaltılacak" dedi. "İran’ın asla nükleer silah geliştirmesine izin verilmeyecek, buna karşılık biz ve Güvenlik Konseyi tarafından uygulanan yaptırımları kademeli olarak hafifleteceğiz" diyen Obama, "müzakerelerin ince ayrıntılar üzerinde anlaşmak üzere Haziran ayına kadar süreceğini" belirtti ve "nükleer denetçilerin İran’ın nükleer tesisleri üzerinde benzeri görülmemiş bir nüfuza sahip olacağını" vurguladı. Son olarak: "İran halkı için, ortak çıkarlar adına çalışmaya hazırız" dedi (Radio Sawa, 02.04.2015). ABD Başkanı’nın bu açıklamaları, Amerikan yönetiminin bu anlaşmaya varmaya ne kadar istekli olduğunu ve bu anlaşmanın ABD’nin istediğini elde etmesi bakımından kendi çıkarına olduğunu göstermektedir. Ayrıca Kongre’deki Cumhuriyetçilerin ve Yahudi varlığı Başbakanı Netanyahu’nun itirazlarına değinerek, başkalarının bu anlaşmaya itiraz etmesi için bir mazereti olmadığını savunmuştur. Obama, "ortak çıkar" adı altında İran ile çalışmak istediğini eklemiştir; yani İran’ı bölgedeki Amerikan projelerini gerçekleştirmek için kullanmak istemektedir. İran’ın Yahudi varlığının tehditleriyle, Avrupalı üçlü (İngiltere, Fransa ve Almanya) kışkırtmalarıyla ve yeni sorunlarla meşgul kalmasını, yaptırımlar altında ezilmesini istememektedir.

2- İran, "10 bin kilogram olan düşük zenginleştirilmiş uranyum stokunu 15 yıl boyunca %3,67 oranında 300 kilograma indirmeyi kabul etti. 15 yıl boyunca yeni uranyum zenginleştirme tesisi kurmamayı taahhüt etti. Kurulu santrifüj sayısını üçte iki oranında azaltarak 19 binden 6.104’e düşürmeyi kabul etti; bunların sadece 5.060 tanesi 10 yıl boyunca uranyum zenginleştirecek. Natanz, İran’daki tek (düşük oranlı) uranyum zenginleştirme tesisi olacak. İran, Fordo tesisinde 15 yıl boyunca uranyum zenginleştirmeyecek, burayı nükleer ve fiziksel araştırmalara ayıracak. İran, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’na sunacağı zenginleştirme ve araştırma planına bağlı kalarak 10 yıl boyunca nükleer bomba geliştirmesinin engellenmesini garanti edecek. Anlaşma, uluslararası gözlemcilere 25 yıl boyunca uranyum madenlerini ve sarı pasta üretim sahalarını denetleme yetkisi veriyor. Uluslararası gözlemciler, santrifüjleri ve depoları 20 yıl boyunca sürekli denetleme hakkına sahip olacak ve santrifüj üretimi dondurulacak." (Asharq Al-Awsat, 03.04.2015). İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani şu açıklamayı yaptı: "İran, karşı taraf taahhütlerine uyduğu sürece üstlendiği tüm yükümlülükleri yerine getirecektir." (Al-Alam, 03.04.2015). İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif ise şöyle dedi: "Yaptırımların kaldırılması ileriye dönük büyük bir adım olacaktır. Herkes tarafından istenmeyen bir süreci durdurduk. Bu süreç, nükleer yayılmanın önlenmesi süreci veya başka herhangi bir taraf için arzu edilen bir şey değildi." (Radio Sawa, 02.04.2015). Buradan anlaşılan odur ki; İran uranyum zenginleştirmesini artırma faaliyetlerini durdurmayı kabul etmiş ve bunun nükleer silah üretilemeyecek en düşük seviyeye indirilmesine rıza göstermiştir. Santrifüj sayısını üçte bire düşürmüştür ve 25 yıl boyunca uluslararası denetim altında kalacaktır. Cumhurbaşkanının ifade ettiği gibi bu süre boyunca buna bağlı kalacaktır. İran için önemli olan üzerindeki yaptırımların kaldırılmasıdır. Nitekim Cevad Zarif: "İran’a uygulanan yaptırımlar, büyük güçlerle üzerinde anlaşılan önlemler uygulandığında sona erecektir" demiştir. Aynı şekilde, bölgede Amerika tarafından kendisine biçilen rolü oynamak ve ulusal çıkarlarını gerçekleştirmek istemektedir; nitekim bazı İranlı yetkililer "İran İmparatorluğu" hayalinden bahsetmeye başlamışlardır. Bu yüzden nükleer programını feda etmiştir!

3- 5+1 grubundaki diğer devletlere gelince, rollerinin marjinal olduğu açıktı. Zira fiili müzakereler çoğu zaman gizli değil, alenen sadece ABD ile İran arasında dönüyordu. Diğerlerinin rolü oyuncudan ziyade seyirciye yakındı. Deliller, ABD’nin İran ile anlaşmayı zaten pişirdiğini, meselenin sadece diğer grup üyelerinin izlediği adımlarla servis edilmesini beklediğini gösteriyordu. Hoşlarına gitmeyen bir şey gördüklerinde "küstüler", sakinleşmek için dışarı çıktılar sonra imza için geri döndüler veya yerlerine birilerini vekil bıraktılar! Bu durum bu ülkelerin bakanlarının tavırlarında netleşti... Lavrov, Tacikistan ziyareti sırasında "Durum olağandışı, eşi benzeri görülmemiş..." dedi ve "Mevcut aşamanın anlamı, siyasi çerçeve anlaşmasının formüle edilmesidir ve tüm bileşenleri netleşmiştir" dedi. Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Aleksandr Lukaşeviç ise şunları söyledi: "Rusya, Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un Lozan’a dönmesi için acil bir ihtiyaç görmüyor; müzakerelere katılanların şu anda yaptığı şey prensip anlaşmalarını netleştirmektir..." (Russia Today, 02.04.2015). Rusların sözlerinden, meselenin önceden hazırlandığı ve bittiği, sadece imza atılmasının kaldığı anlaşılmaktadır. Bu yüzden Dışişleri Bakanlarının imza için gitmesine gerek görmediler. Lavrov'un bu durumun "olağandışı" olduğunu söylemesi, haftalardır İranlılarla, özellikle de Dışişleri Bakanı Cevad Zarif ile baş başa en çok görüşen ABD Dışişleri Bakanı’na işaret etmektedir... Bu görüşmeler 26.03.2015’ten ay sonundaki imza vaktine kadar kesintisiz yoğunlaştırıldı ve ardından grubun diğer dışişleri bakanları imza törenine katılmak üzere çağrıldı! Ancak imzadan bir gün önce, her şeyin hazır olduğunu ve ABD'nin anlaşmanın olduğu gibi imzalanmasında ısrar ettiğini görünce toplantıları terk ettiler. Fransa Dışişleri Bakanı öfkeyle arka kapıdan çıktı, Alman bakan Baltık cumhuriyetlerine gitmek üzereydi, Rus bakan ise belirttiğimiz gibi geri dönmeyip yerine yardımcısını bıraktı. Çinli bakan sanki konu kendisini ilgilendirmiyormuş gibiydi, İngiliz ise meşhur İngiliz soğukkanlılığıyla ne ayrıldı ne de memnuniyet veya hoşnutsuzluk gösterdi; aksine meşhur İngiliz kurnazlığıyla ne olacağını bekledi... Fakat sonunda hepsi imza töreni oturumuna geri döndü. Ancak yüzlerini kurtarmak için Amerika’nın hazırladığı metni tartışmaya başladılar ve tartışma iki gün uzadı. Sonra anlaşmayı, içinde kayda değer hiçbir şeyi değiştiremeden veya değiştirmelerine izin verilmeden imzaladılar! Rusya Dışişleri Bakanı, anlaşmanın ABD ile İran arasında daha önceden tamamlandığını, şimdi imzalanmasının ise sadece siyasi bir mesele olduğunu düşündüğü için Lozan’a gelme gereği duymadı ve yerine yardımcısı imzaladı. Böylece anlaşmadaki ana rolün İran ile birlikte ABD'ye ait olduğu tescillenmiş oldu...

4- Kongre’yi kontrol eden Cumhuriyetçiler, muhalif parti mülahazaları ve gelecek seçim hesapları nedeniyle anlaşmadan memnuniyetsizliklerini dile getirdiler. Obama yönetimi ise, dış politikada başarı elde etmek ve bölgedeki plan ve projelerini yürütmek için İran’ı kullanabilmek amacıyla muhalefetlerine rağmen bu anlaşmayı imzaladı. ABD Temsilciler Meclisi Başkanı John Boehner şöyle dedi: "Nihai bir anlaşmanın parametreleri, Beyaz Saray tarafından belirlenen temel hedeflerle kıyaslandığında endişe verici bir farkı temsil ediyor. Kongre, yaptırımlar kaldırılmadan önce herhangi bir anlaşmanın ayrıntılarını tam olarak inceleme hakkına sahip olmalıdır. 2 Nisan Perşembe günü açıklanan anlaşma çerçevesi, Obama’nın başlangıçtaki hedeflerinden endişe verici bir sapmayı temsil ediyor" (AFP, 03.04.2015). Kongre Dış İlişkiler Komitesi’nin bu ayın 14’ünde, Obama yönetimini anlaşmayı Kongre’ye sunmaya ve ardından oylamaya zorlayan bir öneriyi oylaması planlanıyor. Ancak Obama yönetimi bunu reddediyor ve böyle bir anlaşma yapmanın münhasıran yürütme organının yetkisinde olduğunu, Kongre’nin müdahalesinin bir emsal teşkil edeceğini söylüyor.

5- Yahudi varlığının tutumuna gelince; Netanyahu, "İran’ın nükleer dosyasına ilişkin çerçeve anlaşması İsrail’in bekasını tehdit ediyor" dedi (AFP, 03.04.2015). Oysa Lozan’daki anlaşma ilan edilmeden kısa süre önce, yapılacak herhangi bir anlaşmanın "İran’ın nükleer kapasitesinde büyük bir azalma" içermesi gerektiğini talep etmiş ve "En iyi anlaşma nükleer altyapıyı küçültecektir. En iyi anlaşma, Tahran’ın nükleer programı nedeniyle uygulanan yaptırımların kaldırılmasını İran’ın davranış değişikliğine bağlayacaktır" demişti (Reuters, 01.04.2015). Lozan anlaşmasında bu talepleri gerçekleşti. Dolayısıyla Netanyahu’nun tutumu, Yahudi varlığını korumak için daha fazla Amerikan yardımı ve taahhüdü almak, bu konudaki önceki tutumunu seçim amaçlı pekiştirmek (ki seçimleri kazandı) ve 2016’daki ABD başkanlık seçimlerinde iktidara geleceğini düşündüğü Cumhuriyetçilerle ilişkilerini güçlendirmek için bir şantajdır. Nitekim Netanyahu, Cumhuriyetçilerin daveti üzerine Kongre’de konuşma yapmak için Amerika’ya gitmiş ve İran ile yapılan anlaşmanın tehlikelerinden bahsetmişti. Oysa o da biliyor ki, bu anlaşma İran’ın nükleer silah üretme kapasitesini çökertmektedir. Yine biliyor ki, İran bölgede Amerika tarafından çizilen ve Yahudi varlığına büyük ölçüde fayda sağlayan bir rol oynamaktadır; zira İran, Golan’da Yahudi varlığının güvenliğini sağlayan Suriye rejimini korumakta, bölgeyi iç savaşlarla meşgul etmekte ve İslam ümmetinin birliğini ve Hilafeti kurma projesini engellemektedir. Obama, Netanyahu ile yaptığı telefon görüşmesinde ABD’nin Yahudi devletini savunma taahhüdünü yinelemiş... ve güvenlik ekibinden "iki ülke arasındaki güvenlik iş birliğini güçlendirmenin yolları konusunda yeni İsrail hükümetiyle müzakereleri yoğunlaştırmasını" istemiştir (AFP, 03.04.2015).

Tüm bunlardan şu sonuçlar çıkmaktadır:

A- Bu anlaşmayı İran ile birlikte hazırlayan ve pişiren Amerika’dır; tıpkı 24.11.2013’teki Cenevre anlaşmasını hazırlayıp pişirdiği gibi. Diğer beş devletin görevi, anlaşmanın hızlıca imzalanması için onu okumaktan ibaretti. Ancak diğer devletlerin "yüzlerini kurtarmaları" için kendilerine tanınan tartışmalar nedeniyle iki gün gecikti... Sonra kabul ettiler ve imzaladılar.

B- Amerika’nın amacı, İran’ı bölgede kullanabilmek ve kendisine biçilen rolü oynatabilmek için üzerindeki baskıları ve yaptırımları hafifletmek veya tamamen kaldırmaktır. Bu nedenle Obama yönetimi, dış politikada bir başarı olarak kaydedilmesi için tüm ağırlığını koymuş ve tüm dikkatini bu anlaşmayı tamamlamaya vermiştir. Bu yüzden ABD Başkanı bunu "tarihi bir uzlaşma" olarak nitelendirmiştir.

C- Obama yönetiminin önünde, seçim mülahazaları nedeniyle Obama’nın Demokrat yönetiminin başarılı görünmemesi için çalışan Kongre’deki Cumhuriyetçiler engeli durmaktadır. Başkanı kendi kontrolleri altına almak istiyorlar. Görünen o ki, iki taraf arasındaki çatışma devam edecektir. Obama yönetiminin İran’a uygulanan bazı yaptırımları kaldırması beklenmektedir, ancak Kongre’nin onayı olmadan kaldırılamayacak bazı yaptırımlar da mevcuttur. Bu nedenle İran’a yönelik bazı yaptırımların başka bir zamana kadar askıda kalması muhtemeldir.

D- Yahudi varlığının Başbakanı Netanyahu’nun tutumu, varlığını korumak için daha fazla Amerikan yardımı ve taahhüdü almak, seçim amaçlı sergilediği tutumunu pekiştirmek ve iktidara geleceklerini düşündüğü Cumhuriyetçilerle ilişkilerini güçlendirmek için yapılan bir şantajdır. Zira Yahudi devleti, Amerika’ya olan sığınmasını kesmeye asla cesaret edemez.

E- İran’a gelince; uranyum zenginleştirmesini artırma programlarından vazgeçmiş ve bunun nükleer silah üretilemeyecek en düşük seviyeye indirilmesini kabul etmiştir. Santrifüj sayısını üçte bire düşürmüştür ve 25 yıl boyunca uluslararası denetim altında kalacaktır. Cumhurbaşkanının ifade ettiği gibi bu süre boyunca buna bağlı kalacaktır. İran için önemli olan yaptırımların kaldırılması ve "ortak çıkarlar" bahanesiyle Amerika ile birlikte hareket ederek bölgede kendisine biçilen rolü oynamaktır. Eğer İran’daki otorite olayları iyice kavrasaydı, dikenden meyve, "Büyük Şeytan"dan ise hiçbir hayır gelmeyeceğini bilirdi; Lozan’daki nükleer anlaşma zaten bunu açıkça söylemektedir.

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın