Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Soru-Cevap: Suudi Arabistan ve Katar Arasındaki Krizin Perde Arkası!

June 12, 2017
9502

Soru:

Trump, 09.06.2017 tarihinde Beyaz Saray'da Romanyalı mevkidaşı ile düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi: "Herkes, ister mali, ister askeri, isterse ahlaki olsun, teröre verilen desteğin durdurulması konusunda mutabık kaldı. Maalesef Katar devletinin çok yüksek düzeyde terörü finanse etme konusunda uzun bir geçmişi var. Zirvenin ardından ülkeler birleşti ve Katar ile yüzleşme hakkında konuştuk. Teröristlerin finansmanını durdurmalıyız. Dışişleri Bakanı ve ABD ordusundaki generallerle birlikte Katar'ı terör finansmanına son vermeye çağırmaya karar verdim..." (El-Yevm Es-Sâbi, 09.06.2017). Peki bu, Suudi Arabistan ile Katar arasındaki krizin itici gücünün Trump olduğu anlamına mı geliyor? Eğer bu doğruysa, Amerika'nın bölgedeki en büyük üssünün Katar'da olduğu bilindiği halde Trump neden böyle bir şey yapıyor? Ayrıca medya, sebebi Suudi Arabistan ile Katar arasındaki siyasi anlaşmazlığa; Katar'ın İran, İhvan veya Hamas'a yönelik tutumuna bağlıyordu... Medyanın iddiaları karşısında Trump'ın açıklamasını nasıl anlamalıyız? Bu kriz nereye evriliyor? Katar'ın Körfez grubundan çekilmesine veya atılmasına yol açar mı? Teşekkürler.

Cevap:

Birincisi: Evet, yaşanan krizin arkasındaki itici güç Amerika’dır; diğer bir ifadeyle ABD Başkanı Trump’tır. Ancak bunun ayrıntılarına girmeden önce, sorunun sonunda yer alan hususlara değineyim. Bazıları, medyada sıkça tekrarlandığı veya servis edildiği üzere Körfez-Katar krizinin nedeninin Katar'ın Müslüman Kardeşler'e (İhvan) verdiği destek veya İran ile olan stratejik ittifakı olduğunu düşündü... Diğerleri ise krizin gerçek nedeninin, Al-i Hamad ve Al-i Zayed aileleri arasında BAE'nin kuruluşu sırasında 1970'lerde başlayan ve Suudi Arabistan'ın müttefiki BAE'nin yanında yer alarak Katar'a saldırmasına neden olan eski anlaşmazlıklara dayandığını ileri sürdü... Ayrıca bazı yazarlar Katar'a yönelik boykot krizinin "İsrail" ile bağlantılı olduğunu söylüyor. Örneğin, Jake Novak CNBC'de şunları söyledi: "Görünüşte Suudi Arabistan ile Katar arasındaki kopuşun nedeninin İran olduğu söylenebilir; zira Suudiler İran’ın Orta Doğu’daki nüfuzunu sınırlama konusunda saplantılı hale geldiler. Ancak biraz daha derine bakıldığında, Katarlıların belirli bir anda hedef alınmasının başka bir devletle, yani 'İsrail' ile ilgisi olduğu görülüyor." (Arabi21, 07.06.2017).

Fakat olaylar üzerinde derinlemesine düşünüldüğünde bu tür iddialar gerçeklikten uzak kalmaktadır. Çünkü bu durumlar yeni değildir; aksine Katar bunları uzun zamandır yapmaktadır. Katar’ın İran ile yakınlığı bilinmektedir, Hamas ile ilişkisi de keza meşhurdur. Katar ile Filistin’i gasp eden Yahudi varlığı arasındaki ilişkiler ve aynı şekilde Yahudi varlığı ile Suudi Arabistan ve BAE arasındaki ilişkiler de gizli saklı değildir. Hatta kabilevi ilişkiler bile olayların bu noktaya varmasına neden olmaz... Tüm bu hususlar krizden önce de vardı, krizden sonra da var olmaya devam ediyor. Dolayısıyla bunlar asıl nedenler değildir.

İkincisi: Asıl nedene gelince, başlangıçta belirttiğim gibi bu Amerika veya Trump’tır. Bunu anlamak için şu hususları gözden geçirmeliyiz:

1- Bu yüzyılın başından itibaren küçük bir devlet olan Katar, bölgedeki İngiliz politikalarının ana mutfağı haline gelmiştir. Böylece Al Jazeera televizyon kanalı, Amerikan politikalarını karıştırmak ve Amerika’nın bölgedeki ajanlarını yermek için büyük bir medya platformu olmuştur... Buna bir de siyasi güçleri kendine çeken büyük bir siyasi mıknatıs haline gelen "siyasi para" faktörü eklenmiştir. Katar bu iki aracı kullanarak, özellikle Filistin, Mısır, Libya, Tunus ve diğer yerlerde "ılımlı" olarak nitelendirilen İslami hareketler nezdinde büyük bir başarı elde etmiştir. Doha, bu hareketlerin liderleri için bir sığınak ve Amerikan politikası ile ajanlarını sabote etme planlarının merkezi haline gelmiştir... İngilizlerin, Amerika ile beraber görünürken aslında işlerini baltalama geleneğine uygun olarak Katar da bu İngiliz oyununu ustalıkla oynamıştır. Stratejik bir hava üssü olmasının yanı sıra ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı'nın (CENTCOM) merkezi sayılan El-Udeid Üssü’ne 1991 yılından itibaren ev sahipliği yapmıştır. Amerikan uçakları bu üsten kalkarak Irak, Afganistan, Suriye ve Yemen’de Müslümanları katledip evlerini başlarına yıkmaktadır. İngiltere ise Katar’daki siyasi mutfağını inşa etmeye devam etmiş ve bu süreç yüzyılın başında tamamlanarak gün yüzüne çıkmıştır. Ardından Katar’ın İngiltere’ye hizmet eden rolü çizilen plana uygun olarak sorunsuz bir şekilde gelişmiştir... Amerika bu Katar rolünden o kadar rahatsız olmuştur ki, DW'de 22.11.2005’te yayınlanan bir habere göre, oğul George Bush Al Jazeera’nın merkezini bombalamayı bile düşünmüştür: "İngiliz Daily Mirror gazetesi Salı günü, İngiliz hükümetine ait 'çok gizli' bir nota dayanarak, ABD Başkanı George Bush’un 2004 yılında Katar’daki 'Al Jazeera' televizyonunun merkezini bombalamayı düşündüğünü yazdı..." (DW, 22.11.2005)... Bu durum, Kral Selman Suudi Arabistan’da tahta geçene kadar Körfez’de böyle devam etti. Selman ile birlikte Suudi Arabistan tamamen Amerika’nın yörüngesine girdi. O dönemde Obama yönetimi, ajanı Selman’a bölgede Katar’ın rolüne karşılık gelecek ve onu baskılayacak, aynı zamanda Amerika’nın yeni planlarıyla uyumlu önemli bir rol vermeyi uygun gördü... Böylece Amerika’nın ajanlarının rolü güçlendi ve Suudi Arabistan ile Katar arasındaki anlaşmazlık, Katar’ın tüm rolünü tehdit eden bir boyuta ulaştı... Bu yılın başında yeni ABD Başkanı Donald Trump’ın göreve gelmesiyle birlikte, Amerikan siyaseti Katar da dahil olmak üzere birçok uluslararası meselede daha sert ve kaba bir hal aldı.

2- Trump’ın 21-22 Mayıs 2017 tarihlerinde Riyad’a yaptığı ziyaret, yanına Selman’ı alarak elli yöneticiyi etrafında toplaması ve Katar’ın teröre verdiği desteğe yönelik imalar sırasında Katar, İngiltere’nin yönlendirmesiyle Amerika’nın Suudi rolünü yüceltmek ve Katar (dolayısıyla İngiliz) rolünü Körfez bölgesinde sönümlendirmek için ciddi adımlar attığını fark etti. Buna tepki olarak, Katar Emiri Riyad’dan döndükten iki gün sonra açıklamalar yaptı. Katar Haber Ajansı (QNA), 23.05.2017 tarihinde Emir Temim bin Hamad Al Sani’nin şu sözlerini aktardı: "Katar'ın maruz kaldığı haksız kampanya, ABD Başkanı'nın bölgeye yaptığı ziyaretle eş zamanlıdır ve Katar'ı terörle ilişkilendirmeyi amaçlamaktadır... Teröre destek vermekle suçlanmamızı kınıyoruz... Müslüman Kardeşler'i terör örgütü olarak sınıflandırdığı için kimsenin bizi terörle suçlamaya hakkı yoktur... Mısır, BAE ve Bahreyn'i Katar karşıtı tutumlarını gözden geçirmeye çağırıyoruz... Mevcut ABD yönetiminin olumsuz yaklaşımlarına rağmen Amerika ile ilişkilerimiz güçlü ve sağlamdır. ABD Başkanı hakkındaki yasal soruşturmalar nedeniyle mevcut durumun sürmeyeceğine güveniyoruz. El-Udeid Üssü her ne kadar Katar'ı komşu ülkelerin emellerinden koruyan bir dokunulmazlık sağlasa da, Amerika'nın bölgede askeri nüfuza sahip olması için tek fırsattır. Katar terör ve aşırılığı tanımaz. Her iki tarafla da süregelen temaslarımız gereği, Filistin halkının meşru temsilcisi olan Hamas ile (İsrail) arasında adil bir barışın sağlanmasına katkıda bulunmak istiyoruz... Katar, İran'ın göz ardı edilemeyecek bölgesel ve İslami ağırlığı nedeniyle hem Amerika hem de İran ile aynı anda güçlü ilişkiler kurmayı başarmıştır ve İran ile gerginliği tırmandırmak akıl karı değildir..." Bu açıklamalar, Katar’ın Trump’ı kendisine yönelik kampanyanın ve terör destekçiliği suçlamasının arkasındaki isim olarak gördüğünü açıkça göstermektedir. Bu açıklamalar, Trump’ın İslam dünyasındaki mevcut rejimlerin temsilcileriyle yaptığı zirveden hemen sonra gelmiştir. Trump bu zirvede söz konusu rejimleri Amerikan hedeflerine yönlendirme ve onları Amerikan itaatine sokma başarısını göstermeye çalışmıştır. Trump, bu zirvede bazı ülkelerin Katar’ı terörün hamisi olarak işaret ettiğini de bizzat söylemiştir. Dolayısıyla Katar’ın bu açıklamaları Trump’a bir cevap niteliği taşıdığı gibi, hakkındaki yasal soruşturmalar nedeniyle onun düşmesini temenni eden imalar da içermektedir.

3- Suudi Arabistan'ın Körfez, Arap ve İslam dünyasından 55 kral, başkan ve "Rüveybida" (yetersiz yönetici) lideri toplaması, bölgedeki liderliğini göstermek için Amerikan planına göre hareket etmeye hazır olduğunu temsil ediyordu. Bu durum, petrol devletlerinin hazinelerini bir yandan İran tehlikesi bahanesiyle kendi tasarrufuna almak, diğer yandan Suudi liderliğini öne çıkararak diğer Körfez ülkelerini Suudi Arabistan'ın (yani Amerikan siyasetinin) arkasından yürümeye zorlayarak İngiliz nüfuzunu söndürmek isteyen Washington’ın açık işaretleriyle gerçekleşti. Bu nedenle Suudi Arabistan, bölgedeki liderliğine karşı çıkanlara tahammül edemez hale geldi ve gözleri Katar’ın üzerindeydi; onu ateş hattına koymak için bir olay bekliyordu. Bu yüzden Katar Haber Ajansı tarafından 23.05.2017’de yayınlanan Suudi Arabistan ve Amerika karşıtı açıklamalara tepkisi çok sert oldu. Katar’ın özür dilemesine ve ajansın internet sitesinin siber saldırıya uğradığı yönündeki beyanına rağmen Suudi Arabistan bu "hacklenme" senaryosunu kabul etmedi. Aksine bunu, Katar’ın Suudi siyasetini ve Amerika’nın Selman için çizdiği rolü reddetmesinin bir teyidi olarak gördü. Bunun sonucunda kriz patlak verdi; Suudi Arabistan tüm hilesini topladı ve Katar ile ilişkileri kestiğini duyurdu. Yani Suudi Arabistan, Körfez ülkeleri üzerindeki Suudi liderliğine başkaldıran Katar'a karşı bir kararlılık gösterdi. Trump yönetiminin tutumunun ciddiyetinin bir yansıması olarak Suudi Arabistan’ın Katar’a karşı adımları, 05.03.2014’teki büyükelçilerin çekilmesi olayından çok daha sert oldu ve Katar’a adeta bir kuşatma uygulanmasına dönüştü. Etkiyi artırmak amacıyla, Amerikan tarzına uygun olarak Suudi adımları "şok" etkisi yaratacak nitelikteydi; Katarlı diplomatlara ülkeyi terk etmeleri için sadece 48 saat süre verildi. Bu şok taktiğine paralel olarak Mısır da Katar sivil uçaklarını geri çevirdi ve önceden haber vermeksizin hava sahasına girişlerini yasakladı. Suudi Arabistan ile dayanışma içindeki diğer ülkeler de Katar'a karşı benzer adımlar attı.

Görünen o ki Katar, bu boykot kararlarıyla hazırlıksız yakalandı ve şok oldu. Katar Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani 06.06.2017'de BBC ile yaptığı röportajda, "Ülkesine karşı alınan önlemlerin şok edici olduğunu, yaşananların bu bölgedeki üç ülke tarafından Katar halkına uygulanan bir toplu cezalandırma ve kuşatma girişimi olduğunu" söyledi... Katar'ın Amerika'ya veya Suudi Arabistan gibi Amerikan ajanlarına meydan okuma cüreti göstermesi, ancak arkasında onu destekleyen ve buna teşvik eden büyük bir devletin, yani Katar'ı ve siyasetini perde arkasından (hatta açıkça) yöneten İngiltere'nin olmasıyla mümkündür. İngiltere'nin amacı, Amerika'nın bölgedeki, özellikle Körfez'deki mutlak kontrol planlarını sabote etmek ve başarısızlığa uğratmaktır. Bu yüzden Katar'daki ajanlarına bu adımları atmalarını söylemiştir. Ancak İngiltere de tepkinin bu kadar şok edici olacağını tahmin etmemişti; muhtemelen 2014'teki büyükelçi krizi gibi büyük etkiler yaratmadan geçeceğini düşünmüştü. Özellikle de Katar'ın büyük bir Amerikan üssüne ev sahipliği yapmasına güveniyordu. Nitekim Katar Emiri’nin 23.05.2017’de yayınlanan (ve sonrasında siber saldırı iddiasıyla silinen) açıklamalarında şu ifadeler yer alıyordu: "El-Udeid Üssü her ne kadar Katar'ı komşu ülkelerin emellerinden koruyan bir dokunulmazlık sağlasa da, Amerika'nın bölgede askeri nüfuza sahip olması için tek fırsattır." Yani Katar, bir yandan Amerika’ya bölgedeki en büyük üssünü vererek Amerika’nın susacağını düşünürken, diğer yandan kanalı Al Jazeera üzerinden Amerika ve bölgedeki ajanlarına karşı sabotaj ve karıştırma faaliyetlerine devam ediyordu. İşte bu yüzden bu sert önlemler karşısında şaşkına döndüler.

4- Sonuç olarak krizin asıl nedeni, Trump’ın Selman için çizdiği "Körfez bölgesinin sultanı" olma rolüdür. Bu role göre Selman, Amerikan siyasetini uygulayacak ve hiçbir İngiliz ajanının sabotajına veya gürültüsüne izin vermeyecektir. İngiltere’nin bölgedeki Amerikan planlarını sabote etme ve İngiliz planlarını uygulama görevini verdiği ülke Katar olduğu için, Katar’a karşı eşi benzeri görülmemiş bir tırmanış yaşanmıştır. Bu krizde Suudi Arabistan’ın arkasındaki itici güç Amerika’dır ve bunu gizlememişler, aksine kendilerini adım adım belli etmişlerdir:

  • Al Arabiya Net, 06.06.2017’de üst düzey bir ABD yönetim yetkilisinin Reuters haber ajansına şunları söylediğini aktardı: (Katar’ın pek çok eylemi Körfez komşuları ve ABD için endişe vericidir. Ajansın Pazartesi günü aktardığına göre, bazı Körfez ve Arap ülkelerinin Katar ile ilişkilerini kesmesinin ardından ABD, Körfez ülkeleri arasında "kalıcı bir çatlak" görmek istemiyor. Bununla birlikte yetkili şunu ekledi: "Katar'ın pek çok davranışının sadece Körfez'deki komşuları için değil, Amerika Birleşik Devletleri için de oldukça endişe verici olduğu kabul ediliyor. Onları doğru yola döndürmek istiyoruz.")

  • BBC, 06.06.2017’de şunu aktardı: (ABD Başkanı Donald Trump, Körfez'e yaptığı son ziyaretin Katar ile ilişkilerin kesilmesi kararı üzerindeki etkisine işaret etti. Trump, bu ziyaret sırasında Doha'nın "radikal ideolojiye" sahip hareketleri finanse ettiğine dair bilgiler aldığını söyledi. Resmi Twitter hesabından yaptığı paylaşımlarda şunları yazdı: "Orta Doğu'ya yaptığım son ziyaret sırasında, radikal ideolojinin finansmanının devam edemeyeceğini söyledim. Liderler Katar'ı işaret etti - bakın!" Sonra şunu ekledi: "Suudi Arabistan'a yaptığım son ziyaretin, Kral ve 50 yetkiliyle yaptığım görüşmenin meyvelerini verdiğini görmek güzel. Aşırılığın finansmanına karşı kararlı bir duruş sergileyeceklerini söylediler. Tüm işaretler Katar'ı gösteriyordu. Belki de bu, terörün yaydığı dehşetin sonunun başlangıcı olur.")

  • Ardından Trump’ın 09.06.2017 tarihindeki açıklamaları, bu Suudi tırmanışının arkasında Amerika’nın olduğunu kesin olarak teyit etti:

(ABD Başkanı Donald Trump, Cuma günü yaptığı açıklamada, Katar'ın terör finansmanını derhal durdurması gerektiğini belirterek, Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'da düzenlenen zirvelerin terörün sonunun başlangıcı olmasını ümit ettiğini ifade etti. Trump, Beyaz Saray'da Romanyalı mevkidaşı ile düzenlediği basın toplantısında, Katar'ın tarihsel olarak terörü finanse eden bir ülke olduğunu da sözlerine ekledi.) (Sky News Arabiya, 09.06.2017).

(Donald Trump, herkesin teröre verilen mali, askeri veya ahlaki desteğin durdurulması konusunda anlaştığını, ancak maalesef Katar devletinin çok yüksek düzeyde terör finansmanı konusunda uzun bir geçmişi olduğunu söyledi. Zirvenin ardından ülkelerin birleştiğini ve Katar'la yüzleşme konusunu görüştüklerini belirterek, teröristlerin finansmanını durdurmamız gerektiğini ve Dışişleri Bakanı ile generallerle birlikte Katar'ı terör finansmanına son vermeye çağırmaya karar verdiğini ifade etti...) (El-Yevm Es-Sâbi, 09.06.2017).

5- "Katar Krizi"ndeki tırmanışın nereye varacağına gelince; Katar, Amerika'nın ajanları olan Suudi Arabistan ve Mısır'ın bu sert tutumları karşısında bir şok yaşamaktadır. İngiltere'nin bazı ajanları olan BAE ve Bahreyn gibi ülkeler de, 09.04.2017 tarihli Soru-Cevap metnimizde belirttiğimiz "İngilizlerin rollerin dağıtılması" yöntemi gereği onlara eşlik etmektedir: (...Böylece İngiltere'nin, ajanlarının rollerini görünürde çelişkili gibi duran ama sonuçta İngilizlerin amaçlarına hizmet eden bir şekilde bölüştürdüğü açıkça görülmektedir. İngiltere, özellikle çok fazla karta sahip olduğu ülkelerde tüm ajanlarını aynı tarafa koymaz...). Dediğimiz gibi Katar, tırmanışın bu denli güçlü ve şiddetli olacağını tahmin etmemişti... Suudi adımları şok ediciydi; diplomatlara 48 saat verildi, uçuşlar durduruldu.

6- Bu durum Katar'ın Körfez grubundan çekilmesine yol açar mı? Bu ancak "son çare olarak dağlama" kabilinden bir durum olursa gerçekleşir, fakat muhtemelen çözüm imkanları hala mevcuttur... Zira ilgili uluslararası güçler olan Amerika ve İngiltere, farklı hedeflerle de olsa Katar'ın Körfez grubu içinde kalmasını önemsemektedirler. Amerika’ya gelince; yukarıda belirttiğimiz gibi Katar'ın Suudi şemsiyesi altında kalmasını, yani Amerikan çıkarlarını hiçbir sabotaj veya sorun çıkarmadan gerçekleştirmesini istemektedir. Amerika, üssünün hiçbir rahatsızlık duymadan görevini sürdürmesini istemektedir. İngiltere’nin Katar’ın arkasında olduğunu ve eğer Katar Körfez grubundan çıkarsa İngiltere’nin sinsi yöntemleriyle üsse sorunlar çıkarabileceğini bilmektedir. Bu yüzden Amerika, Katar'ın planlarını uygulamasını, Suudi çizgisine girmesini ama aynı zamanda Körfez grubunda kalmasını istemektedir... İngiltere’ye gelince; o da Katar’ın Körfez grubu içinde kalmasını istemektedir. Çünkü Katar bu grubun içindeyken perde arkasından çalışarak, İngilizlerin "önden dost görünüp arkadan bıçaklama" yöntemine uygun olarak İngiltere’nin planlarını gerçekleştirebilir... Dolayısıyla muhtemelen çözüm, "son çare" noktasına varılmadıkça Katar ile Körfez grubu arasında nihai bir kopuşun yaşanmaması etrafında dönecektir. En azından öngörülebilir gelecekte şu nedenlerden dolayı krizin bu son noktayı aşması pek olası görünmemektedir:

a- Trump’ın yukarıda zikredilen 09.06.2017 tarihli konuşması, Katar’a orta yol için pek bir alan bırakmamıştır. Zira onu doğrudan terör finansmanıyla suçlamıştır... Bilindiği üzere Katar kendi politikasını değil, İngiltere’nin kendisi için çizdiği politikayı uygular. İngiltere ise mevcut siyaseti gereği, özellikle Avrupa Birliği'nden çıkış (Brexit) sürecinde olduğu şu aşamada Amerika ile açıkça karşı karşıya gelmemeye çalışmakta, aksine görünürde bile olsa ona yakınlaşmaya çalışmaktadır...

b- Trump’ın zihniyeti bir tüccar zihniyetidir; mali konular üzerinde büyük etkisi vardır. Eğer Katar onu cezbedecek kadar ödeme yaparsa, Trump Selman’a orta yolu kabul etmesi talimatını verebilir! World Policy Institute araştırmacısı Jonathan Cristol şunları söylemiştir: (Donald Trump'ın Beyaz Saray'da olmasıyla birlikte para, Suudi Arabistan, BAE ve Bahreyn'in Katar ile ilişkilerini kesme krizindeki temel etkileyici unsurdur. Cristol, Katar'ın Suudi diplomatik ve ekonomik baskısını aşmasının tek yolunun, Amerika'nın Suudi müttefiklerine para yoluyla müdahale etmesiyle mümkün olabileceğini belirtti...) (Arabi21, 06.06.2017).

Yani muhtemelen bir çözüm ya Katar’ın parasıyla ya da Katar’ın boyun eğmesiyle bulunacaktır! "Muhtemelen" diyoruz çünkü Katar kendi siyasetini kendisi yönetmiyor, İngiltere yönetiyor. Eğer İngiltere herhangi bir anda Katar’ın gruptan çıkmasını kendi çıkarına görürse çıkarır, kalmasını görürse tutar!!

7- Sonuç olarak, boykot meselesinde Suudi Arabistan ve Mısır’daki Amerikan ajanlarından ve onlarla beraber hareket edenlerden bir hayır beklenmez. Onlar, bugün ya da yarın kırılmaya yüz tutmuş eğreti bir koltuğu korumak uğruna ülkeleri ve kulları İslam ve Müslüman düşmanlarına teslim etmektedirler... Aynı şekilde, "aslan kükremesi taklidi yaparak" şişinen ve İngiltere'nin peşinden koşan Katar'dan da bir hayır beklenmez. İngiltere ona Müslümanlara zarar verecek projeler yüklemektedir: Amerika’ya Suriye ve Irak’ta Müslüman evlatlarını öldürecek ve evlerini başlarına yıkacak uçakların kalktığı en büyük üssü vermektedir... Sonra Hamas’ı taviz verme konusunda El-Fetih’e yaklaştırarak Yahudi varlığıyla barışın pazarlamasını yapmaktadır... Zehirli parasıyla Suriye’deki bazı örgütleri oradaki suçlu rejimle müzakerelere girmeleri için etkilemektedir... İslami eğilimi olanları parayla ve ikametle kandırıp ehlileştirerek onların fikir ve yönelimlerinden taviz vermelerini sağlamaktadır... Bunların hepsi İngiltere’nin onun için çizdiği habis bir roldür... Bu nedenle, "kötü" ve "daha az kötü" bahanesiyle bu ya da şu rejimle empati kurmak, ihanete yaklaşan bir saflıktır. Zira ümmetin meseleleri "kötü" ve "daha az kötü" terazisine değil, hak ve batıl terazisine konulur... Ümmetin evlatları; Allah’a, Rasulü'ne ﷺ ve müminlere ihanet eden bu rejimleri reddetmeli ve onları devirip Kerim Rasulü'nün ﷺ müjdelediği devletlerini kurmak için ihlaslı çalışanlarla birlikte hareket etmelidir. O devlet, Râşidî Hilafet devletidir ki; onların işlerini güvenlik ve huzur içinde yürütür, İslam ve Müslümanları aziz kılar, sömürgeci kâfirleri ise zelil eder. İşte o zaman Trump, aveneleri ve ajanları, başlarına ve yurtlarına inecek olan büyük bir felakete uğrayacaklardır.

وkeyاللَّهُ غَالِبٌ عَلَى أَمْرِهِ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ

"Allah, emrini yerine getirmeye kâdirdir. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler." (Yusuf [12]: 21)

16 Ramazan 1438 H. 11.06.2017 M.

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın