Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Cevap Soru: Kur'an'dan Delil Kabul Edilen Şey Bize Tevatür Yoluyla Nakledilendir

July 22, 2022
3151

Hizb-ut Tahrir Emiri Büyük Alim Ata bin Halil Ebu el-Raşta’nın Facebook Sayfası Takipçilerinin Sorularına Verdiği Cevaplar Serisi "Fıkhi"

Soru Cevap

Kur'an'dan Delil Kabul Edilen Şey Bize Tevatür Yoluyla Nakledilendir

Tarık Mahmud’a

Soru:

Esselamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuh.

Değerli Şeyhim, Allah size sağlık ve afiyet versin, sizi Müslümanların güçlü ve takvalı olanlarıyla desteklesin ve zaferi sizin ellerinizle gerçekleştirsin, Amin Ya Rabbel Alemin.

Değerli Şeyhim, âlimlerin kitaplarını okurken, Abdullah bin Mesud veya Müminlerin Annesi Aişe (r.anhum) gibi bazı sahabeden rivayet edilen ve Kur'an ayeti olduğu kabul edilen metinlere rastlıyorum. Ancak bu metinler, haber-i vahid ile geldikleri için Kur'an'dan sayılmamış ve alınmamıştır. Malumdur ki Kur'an, subutu zanni olan haber-i vahidlerle sabit olmaz.

Ancak, güvenilir, adil ve zabıt olan birinin dilinden dökülen bu sahih metinlere nasıl yaklaşmalıyız? Tevatürle sabit olmasalar da zann-ı galip ile sabit olmuşlardır. Bu metinler fakihler ve müctehidler nezdinde, kendisinden şer'i hükümler istinbat edilecek şer'i metinler olarak itibar görür mü, yoksa hiç gelmemiş gibi mi kabul edilir?

Allah sizden razı olsun, uzattığım için özür dilerim.

Cevap:

Ve Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuh,

Güzel duaların için Allah senden razı olsun, biz de senin için hayır dualar ediyoruz.

Kur'an-ı Kerim hakkındaki soruna gelince, cevaptan önce sana kitaplarımızdan şu kısımları naklediyorum:

1- İslami Şahsiyet kitabının üçüncü cildinin "Kur'an'dan Ne Hüccet Sayılır" bölümünde şu ifadeler yer almaktadır:

[Kur'an'dan bize mütevatir bir nakil ile ulaştırılan ve Kur'an'dan olduğunu bildiğimiz şey, tek başına hüccet olandır. İbn Mesud mushafı ve diğerleri gibi ahad (tekil) yollarla nakledilenler ise hüccet değildir; bunun sebebi, Nebi ﷺ'in kendisine indirilen Kur'an'ı, sözleri kesin kanıt (hüccet-i katia) oluşturacak bir topluluğa tebliğ etmekle görevlendirilmiş olmasıdır. Sözleri kesin kanıt olan bir topluluğun işittikleri bir şeyi nakletmeme konusunda ittifak etmeleri düşünülemez. Dolayısıyla, Kur'an'dan bir şey bulunur da bu, sözleri hüccet olan bir topluluk tarafından nakledilmezse, aksine ahad (tekil) olarak nakledilirse, bu Kur'an sayılmaz. Çünkü bu durum, bir kişinin tek başına nakletmesi yönüyle Resulullah ﷺ'in görevlendirildiği şeye ve Kur'an'ın bir grup Müslüman tarafından ezberlenip yazılması emredilerek aktarılması şeklindeki uygulamaya aykırıdır. Bu durumda, bir kişinin veya sözleri kesin kanıt oluşturmayan bir grubun Kur'an'dan bir şeyi nakletmede tek kalması mümkün değildir. Bu sebeple, Kur'an'dan ahad olarak nakledilenler hiçbir şekilde hüccet değildir.]

  • Aynı kaynakta şu ifadelere yer verilmiştir:

[... Mushafların farklılığına gelince, bunlardan ahad olanlar Kur'an değildir ve hüccet olmazlar. Mütevatir olanlar ise Kur'an'dandır ve hüccet olur. Dolayısıyla mesele mushafın kendisiyle değil, mushafın içerdiği ayetlerle ilgilidir. Eğer bir ayet Resulullah ﷺ'den mütevatir bir nakil ile nakledilmişse, yani Resulullah ﷺ'den tevatür sınırına ulaşan ve sözleri kesin kanıt oluşturan bir topluluk tarafından alınmışsa, Kur'an'dan sayılır ve hüccet olur. Böyle olmayanlar ise Kur'an'dan sayılmaz. Bu yüzden Osman mushafının tamamı Kur'an'dır; çünkü içerdiği tüm ayetler mütevatir bir nakil ile nakledilmiştir, yani sözleri kesin kanıt oluşturanlar tarafından nakledilmiştir. Ancak İbn Mesud mushafına bakılır; mütevatir nakledilen ayetler Kur'an'dan sayılır, "fasiyâmu selâseti eyyâmin mütetâbiât" (ardışık üç gün oruç tutmak) gibi ahad olarak nakledilen ayetler ise Kur'an sayılmaz ve hüccet olmaz.

Bu temelde, Kur'an hafızları ve sahabe mushafı ile ilgili itirazlar reddedilir. Kur'an'ın mütevatir olarak nakledilenler olduğu, ahad olarak nakledilenlerin ise Kur'an olmadığı sabit olur. Şuna dikkat çekilmelidir ki: Kur'an, nüzulü anında vahyin inişine tanıklık edilerek bizzat Resulullah ﷺ'den nakledilmiş ve ezberlenmesinin yanı sıra yazıyla kayıt altına alınmıştır. Sahabeler (r.anhum) Kur'an'ı Resulullah'tan bir rivayet olarak değil, bizzat bir nakil olarak, yani vahyin indiği ve Resulullah ﷺ'in yazılmasını emrettiği şeyin aynısını nakletmişlerdir. Hadis ise böyle değildir; o Resulullah ﷺ'den rivayet edilmiş, söylendiği veya rivayet edildiği anda kaydedilmemiş, ancak Tebeu't-Tabiîn döneminde tedvin edilip kaydedilmiştir. Kur'an ise vahiy indiği anda kaydedilmiş ve sahabeler vahyin aynısını nakletmişlerdir. Bu yüzden "sahabeler bize Kur'an'ı nakletmişlerdir" denir.]

2- İslami Şahsiyet kitabının üçüncü cildinin "Nasih ve Mensuh" bölümünde şu ifadeler yer almaktadır:

[İkincisi; kastedilen ayetin hükmünün neshedilmesidir, tilavetinin neshedilmesi değildir. Cumhurun tercih ettiği ve itimat edilen görüş budur. Bunu destekleyen husus şudur: Kur'an'ın tüm ayetleri kat'i delil ile sabit olmuştur; kat'i delil ile sabit olmayan bir ayet Kur'an'dan sayılmaz. Kur'an ayetlerinden herhangi birinin tilavetinin neshedildiği ise kat'i delil ile sabit olmamıştır. Tilavetin neshi hakkında gelen zanni delillerin, nesih açısından bir değeri yoktur; çünkü kat'i olan şey zanni ile neshedilmez, ancak kendisi gibi kat'i veya ondan üstün bir delil ile neshedilir. Tilavetin neshedildiğine dair kat'i bir delil gelmemiştir; bu da kastedilenin tilavet değil hükmün neshi olduğunu destekler.]

  • Yine aynı kaynakta şu ifadeler yer almaktadır:

[Kur'an'ın tilavet yönünden neshi ise yasaktır, caiz değildir ve vuku bulduğu kat'i delil ile sabit olmamıştır. Caiz olmamasının delili, neshin caiz olduğunu bildiren şu ayettir:

مَا نَنْسَخْ مِنْ آيَةٍ أَوْ نُنْسِهَا نَأْتِ بِخَيْرٍ مِنْهَا أَوْ مِثْلِهَا

"Biz bir ayeti nesheder veya onu unutturursak, ondan daha hayırlısını veya benzerini getiririz." (Bakara [2]: 106)

Kur'an'ın tamamı birbirinden üstünlük olmaksızın hayırlıdır. Eğer ayetin neshedilmesinden kasıt onun Levh-i Mahfuz'dan silinip yerine başkasının yazılması olsaydı, "hayırlı olma" vasfı gerçekleşmezdi. Dolayısıyla kastedilen ayetin kendisi değil hükmüdür. Ayrıca Kur'an'ın inişi, korunması ve yazılması tevatür yoluyla sabit olmuştur. Ona bu şekilde iman etmek bir akidedir ve akide ancak subutu ve delaleti kat'i olan delilden alınır. Oysa tilavetin neshedilmesinin caiz olduğunu gösteren kat'i bir delil gelmemiştir; dolayısıyla tilavet neshi caiz değildir. Tilavetin neshedilmediğinin delili ise kat'i delille sabit olan ayetlerden herhangi birinin neshedildiğine dair kat'i bir delilin gelmemiş olmasıdır. Zeyd bin Sabit'ten rivayet edilen: "Yaşlı erkek ve yaşlı kadın zina ettiklerinde onları mutlaka recmedin... Ömer (ra) dedi ki: Bu ayet indiğinde Resulullah ﷺ'e gelip onu bana yazdır dedim." (Ahmed). Aişe (ra)'nın rivayeti: "Kur'an'dan indirilenler arasında on emzirme vardı, sonra bunlar beş emzirme ile neshedildi." (Müslim). Ubey bin Kab ve İbn Mesud'un "ardışık üç gün oruç tutmak" şeklinde okumaları veya Ahzab suresinin Bakara suresi kadar olduğu rivayetleri gibi... Bunların hepsi kat'i olanın neshedilmesi konusunda hüccet teşkil etmeyen haber-i vahidlerdir. Çünkü bunlar zanni haberlerdir ve kat'i olan zanni ile neshedilmez. Bir ayetin Kur'an'dan olduğuna inanılması için onun indiğinin kat'i delille sabit olması gerektiği gibi, neshedildiğinin de kat'i delille sabit olması gerekir. Bu ise hiçbir zaman vuku bulmamıştır; dolayısıyla Kur'an'ın tilavet yönünden neshi vaki değildir.]

3- Buna binaen sorularının cevapları şöyledir:

a- Kur'an-ı Kerim şöyle tanımlanır: (Allah'ın kulu ve Resulü Muhammed ﷺ'e vahiy "Cebrail" (as) aracılığıyla indirdiği, lafzı ve manasıyla mucize olan, tilavetiyle ibadet edilen ve bize tevatür yoluyla nakledilen kelamıdır). O, Efendimiz Muhammed ﷺ'e indirilen Kur'an'dır ve iki kapak arasında (mushafta) bize tevatürle nakledilendir. Bu tanım, Raşid Halife Osman bin Affan zamanında, Ebu Bekir (ra)'ın Resulullah ﷺ'in huzurunda yazılanlardan topladığı sayfalardan çoğalttığı "Osman Mushafı"na tam olarak uymaktadır; bu nüshalar Müslüman şehirlerine gönderilmiş ve sahabeler bu konuda icma etmişlerdir.

b- Bu demektir ki, İbn Mesud mushafı gibi ahad yollarla nakledilenler Kur'an değildir ve hüccet sayılmazlar. Aynı şekilde bunlar sünnet de değildir; çünkü bunlar sünnet olarak değil Kur'an olarak rivayet edilmişlerdir. Sünnet olmadıklarına göre, şer'i delillerden istinbat edilmesi gereken şer'i hükümlerde ve diğer hususlarda bunlarla istidlal etmek caiz değildir.

c- Kur'an'ın bu tür rivayetlerle veya şaz kıraatlerle okunması sahih değildir. 24 Eylül 2013 tarihli bir soru cevabımızda buna değinmiştik:

[Osman Mushafı hattına uygun olsun veya olmasın, mütevatir olmayan kıraatlerle Kur'an okumak caiz değildir. Bunlar Kur'an değildir; bilakis Kur'an sadece Resulullah ﷺ'den mütevatir olarak nakledilendir.]

d- Kur'an olarak rivayet edilen bu ahad metinlerin Kur'an olduğu sabit olmadığı gibi, sünnet olarak da rivayet edilmedikleri için sünnet sayılmazlar. O halde bu metinlerin işaret edebileceği en ileri nokta, sahabi tarafından yapılmış bir "tefsir ve açıklama" olarak kabul edilmeleridir. Yani sahabi ayeti okumuş ve ardından tefsir etmiştir, dinleyen kişi de ayet ile tefsiri arasını ayırmadan ardı ardına nakledildiği için bunu Kur'an sanmıştır. Aslında o Kur'an değil, sahabenin kendi görüşüne göre yaptığı bir tefsirdir. Örneğin İbn Mesud’un "ardışık üç gün" eklemesi, yemin kefareti orucunda ardışıklığın gerekliliğini beyan eden bir açıklamasıdır; bu da bir sahabenin ictihadı ve anlayışı olmaktan öteye geçmez ve sünnet hükmünde bir şer'i delil sayılmaz.

e- Dolayısıyla, Kur'an hakkında kat'i metne muhalif olan her ahad metne bakılır:

  • Eğer senedi zayıfsa, zayıflığından dolayı reddedilir.
  • Eğer senedi sahihse, kat'i olan metne muhalefetinden dolayı dirayet yönünden reddedilir.

4- Bilgi olması açısından bazı İslam fakihlerinin kitaplarından bu konudaki kısımları hatırlatıyorum:

a- Kuveyt Fıkıh Ansiklopedisi'nde (s. 11908) şu ifadeler yer alır:

[- Kur'an, iki kapak arasında bize tevatürle nakledilendir... Mushaf ile sınırlandırılmıştır; çünkü sahabeler (ra) onu nakletmede ve başka şeylerden arındırmada o kadar titiz davranmışlardır ki, başka şeylerle karışmasın diye noktalama ve işaretlemeleri dahi hoş görmemişlerdir. Böylece üzerinde ittifak edilen mushafta yazılı olanın Kur'an olduğunu, dışındakilerin ise Kur'an olmadığını biliyoruz. Zira Kur'an'ı koruma azmi bu kadar yüksekken, bir kısmının ihmal edilmesi veya içine başka bir şeyin karışması imkansızdır.]

Aynı kaynak devamla: [Kur'an olan her şeyin aslı ve parçalarıyla mütevatir olması gerektiğinde hilaf yoktur. Ahad olarak nakledilenler kesinlikle Kur'an değildir ve mezhep ehli arasında bu konuda bir ihtilaf bilinmemektedir... Ahad olarak nakledilen mütevatir değildir, dolayısıyla Kur'an değildir...] demiştir.

b- Süyûtî’nin el-İtkan fî Ulûmi’l-Kur’an (1/279) kitabında şu ifade yer alır: [Ebu Ubeyd Fezâilü’l-Kur’an’da şöyle demiştir: Şaz kıraatten maksat, meşhur kıraati tefsir etmek ve manalarını açıklamaktır. Aişe ve Hafsa’nın "orta namaz, ikindi namazıdır" şeklindeki okuyuşu veya İbn Mesud’un "sağ ellerini kesin" okuyuşu gibi... Bu harfler ve benzerleri Kur'an’ın tefsiri olmuştur. Tabiinden bu tür tefsir rivayetleri geldiğinde güzel karşılanırken, büyük sahabelerden rivayet edildiğinde nasıl karşılanmaz?]

Bu cevabın yeterli olmasını umuyorum. Allah en iyi bilendir.

Kardeşiniz Ata bin Halil Ebu el-Raşta

22 Zilhicce 1443 H. 21/07/2022 M.

Emir'in (Allah onu korusun) Facebook sayfasındaki cevap linki: Facebook

Emir'in (Allah onu korusun) web sayfasındaki cevap linki: Web

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın