Soru:
Son günlerde Kuzey Mali’ye askeri müdahale söylemleri tırmanışa geçti. Dün, 11/11/2012 Pazar günü, Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (Ecowas) liderleri, Kuzey Mali’nin Mali devleti bünyesine geri kazandırılmasını görüşmek üzere toplandılar. Kararları net olmaktan uzak ve belirsizdi; Mali’ye 3.300 asker göndermeye karar verdiler ancak aynı zamanda siyasi çözüm kapısını kapatmadıklarını, bilakis diyalog kapısını açık bıraktıklarını ilan ettiler... Bu durum, 15/10/2012 tarihli ve bu gruba 45 günlük süre tanıyan 2071 sayılı BMGK kararından sonra gerçekleşti... Bu süreçte, Afrika üzerinde sömürgeci etkisi olan büyük devletlerin pozisyonları da tırmanıyordu. Askeri müdahale konusunda en ısrarcı olan Fransa, daha az derecede Amerika ve adeta ilgisiz görünen İngiltere idi... Ancak dikkat çekici olan, Cezayir’in bu meselenin merkezinde yer almasıdır; bu devletlerin yetkilileri sık sık burayı ziyaret ediyor, bir heyet gidiyor diğeri geliyor... Cezayir ise hala askeri müdahaleye karşı çıkıyor.
Soru şudur: Cezayir neden bu devletlerin, özellikle Amerika ve Fransa’nın temasları açısından bir rekabet merkezi haline geldi? İngiltere’nin sesi neden kısık çıkıyor? Cezayir ile yaptıkları temaslarda bu devletlerin tutumları ve amaçları nelerdir?
Cevap:
Cevabın netleşmesi için öncelikle iki önemli hususun gözden geçirilmesi gerekir:
Birincisi: Cezayir’in siyasi gerçekliği... İkincisi: Mali darbesi...
Cezayir’in Siyasi Gerçekliği:
Bilindiği üzere, Huari Bumedyen döneminde Dışişleri Bakanı olan Cumhurbaşkanı Buteflika, İngilizlere bağlı olan Bumedyen’in çizgisini takip etmiştir. Bumedyen, 1965 yılında Amerika yanlısı olan Ahmed Bin Bella’ya karşı gerçekleştirdiği askeri darbe ile iktidara gelmişti. Yönetim, ordudaki Fransa ajanlarının 1992 yılında gerçekleştirdiği darbeye kadar İngiliz ajanları tarafından yürütüldü. Bu darbe, seçimleri kazanan İslami Selamet Cephesi’nin (FIS) iktidara gelmesini engellemek için yapılmıştı... Ardından Şadli Bin Cedid’i istifaya zorladılar... Sonrasında ordu ülkenin kontrolünü ele geçirdi ancak yönetimi yürütmekte başarısız oldu ve yönetim istikrarsızlaştı. 1992’de Şadli’yi istifaya zorladıktan sonra Muhammed Budiaf’ı getirdiler, o öldürüldü; yerine Ali Kafi’yi getirdiler, sonra onu uzaklaştırdılar. Ardından yönetimi kendi adamlarından biri olan Savunma Bakanı General Lamine Zeroual’e teslim ettiler. Fakat Cezayir’in Müslüman halkına karşı korkunç katliamlar işledikten sonra darbenin sonuçlarını yönetmeyi ve ülkedeki durumu sakinleştirmeyi başaramadılar... 1999 yılında, işledikleri suçlar ve ülkeyi yıkıma uğratmaları nedeniyle herhangi bir hesap sormama şartıyla Abdülaziz Buteflika ile cumhurbaşkanı olması için anlaştılar. Buteflika, "uyum, barış ve uzlaşı" çağrılarıyla yaraları sarmaya çalışacaktı... Böylece 1999’dan bugüne kadar, 2004 ve ardından 2009 seçimlerini kazandığını ilan ederek cumhurbaşkanı olarak kaldı.
Buteflika, İngiltere ile hala yakın ilişkiler içerisindedir ve bunu 2006 yılında İngiltere’ye yaptığı ziyaretle taçlandırmıştır; bu, bir Cezayir cumhurbaşkanının İngiltere’ye yaptığı ilk ziyarettir. Cezayir ordusundaki Fransa grubu -ki bunlar bir dereceye kadar etkilidirler- Buteflika’nın İngiltere ile olan ilişkisinin ve Buteflika’nın Fransız siyasetiyle uyumlu olmadığının farkındadırlar. Buteflika, Sarkozy döneminde Fransa’nın getirdiği Akdeniz Birliği projesini reddetmişti. Ayrıca 2008 yılında Sarkozy’nin Cezayir ziyareti ve Buteflika ile görüşmesi sırasında konuşulan anlaşma projeleri de hayata geçirilmedi... Tüm bunların farkında olmalarına rağmen sessiz kalıyorlar çünkü Cezayir’in Müslüman halkına karşı suç işleyen bu grup liderlerinin suç dosyaları henüz kapatılmadı. Buteflika, kendisine karşı bir darbe yapmayı düşündükleri anda bu dosyaları onların yüzünde patlatabilir. Bu yüzden, özellikle laikliği ve kutsadıkları cumhuriyeti koruma konusunda kendileriyle hemfikir olduğu sürece Buteflika’nın siyasetine karşı çıkmadılar.
Dolayısıyla, Cezayir Cumhurbaşkanı’nın genel siyasi çizgisi, aşağıda açıklanacak olan Mali meselesinde İngiliz siyasetine tabidir.
Mali Darbesine Gelince:
Bu darbe 22/03/2012 tarihinde gerçekleşti ve arkasında Amerika’nın olduğu çok açıktı. Amerika, Mali’de nüfuz sahibi olmak için çalışıyordu. Bunun başlangıcı, Mali kuvvetlerini terörle mücadele ve isyancı gruplarla savaş taktikleri konusunda eğitmek üzere Mali ile anlaşmalar yapmaktı. Subayları seçip eğitim için Amerika’ya gönderiyordu. Al-Asr sitesi 24/03/2012 tarihinde bilgili Amerikan kaynaklarından naklen, isminin açıklanmasını istemeyen Amerikalı bir diplomatın şu sözlerini aktardı: "Darbenin lideri Yüzbaşı Amadou 'Ahmet' Haya Sanogo, ABD Büyükelçiliği tarafından Amerika Birleşik Devletleri’nde terörle mücadele askeri eğitimi almak üzere seçilen seçkin subaylar arasındaydı." Diplomat ayrıca "Sanogo’nun özel görevlerle Amerika’ya birkaç kez gittiğini" de ekledi.
Darbenin amacı, Mali’deki Fransız nüfuzunu temelinden sarsmak ve yerine Amerikan nüfuzunu yerleştirmekti. Bu konuyu 24/03/2012 tarihli soru-cevap metninde ayrıntılı olarak açıklamıştık.
Şimdi, yukarıdaki iki hususu gözden geçirdikten sonra soruya şu şekilde cevap verilebilir:
1- İngiltere’nin askeri müdahale konusundaki sesinin düşük çıkmasının sebebi, sorunun esasen Amerika ile Fransa arasında olmasıdır. Amerika, bölgedeki Fransız nüfuzunu söküp atmak için bu darbenin arkasındadır... Bu nedenle İngiltere, alışılageldiği üzere, her iki tarafın da bu meseleyle meşgul olmasını, çatışmanın onları zayıflatmasını ve kendisinin kazançlı çıkmasını ya da en azından kaybetmemesini istemektedir!
İngiliz yetkililerin Mali konusunda Cezayir’e yaptıkları ziyaretlerdeki tutumları ise askeri müdahaleye karşı hileli bir tavır takınmak, aynı zamanda Cezayir’in askeri müdahale karşıtı tutumunu desteklemek olmuştur! İngiltere’nin Cezayir Büyükelçisi Martyn Roper şu açıklamayı yaptı: "Birleşik Krallık, bu çok kritik aşamada Cezayir’in yanındadır" ve "İngiltere, mümkünse barışçıl bir çözümü tercih etmektedir" (El-Haber gazetesi, Cezayir, 22/06/2012). İngiltere’nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika’dan Sorumlu Bakanı Alistair Burt, 23/06/2012’de Cezayir’i ziyaret ederek üç gün boyunca Kuzey Mali’deki durumu inceledi ve Cezayirli yetkililerle ilişkileri güçlendirdi. "Kuzey Mali’deki isyan sorununu sona erdirmek için askeri müdahaleyi reddeden Cezayir tutumunu takdir etti ve İngiltere’nin Sahel bölgesindeki çatışmanın müzakereler yoluyla çözülmesini desteklediğini söyledi." (Essalam Al-Yaoum sayfası, Cezayir, 24/06/2012). İngiltere, Buteflika’nın Cezayir’inin Kuzey Mali’de bir askeri müdahaleye bulaşmasını istemiyor; çünkü bu durum Amerika’ya, bu ülkede nüfuzunu yaymak için Cezayir’i etkileme fırsatları sunacaktır. Bu da Cezayir ve Kuzey Afrika’daki İngiliz nüfuzunun aleyhine olacaktır.
İngiltere’nin bu hileli tutumu Buteflika’nın Cezayir’ine de yansıdı. Bu nedenle Cezayir’in açıklamaları bir yandan müdahaleyi istemezken, diğer yandan siyasi çözümden ve aynı zamanda Kuzey Mali’deki terörle mücadeleden bahsediyordu! Yani tutumda kasıtlı bir belirsizlik hakimdi. Müdahalenin, özellikle Tuaregler üzerinde kötü etkileri olacağını ve siyasi çözüm gerektiğini söylerken, aynı zamanda teröre karşı askeri çözümün gerekli olduğunu söylüyorlardı! Cezayir Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ammar Belani’nin şu açıklamasında olduğu gibi: "Güç kullanımının, meşru talepleri olan Mali halkı Tuaregler ile bölgeyi tehdit eden tehlikenin kaynağı olan ve birincil hedef olması gereken terörist gruplar ve uyuşturucu kaçakçıları arasında herhangi bir karışıklığa veya belirsizliğe yol açmaması için basiretle yapılması gerektiğini düşünüyoruz." (AFP, 30/10/2012). Bu nedenle Cezayir, Amerika ile Fransa arasındaki çatışmayı körüklemek ve aynı zamanda kendisinden uzak tutmak için İngiliz yöntemiyle "sopayı ortadan tutuyor"... İngiltere mevcut siyasetinde Amerika ile aleni bir çatışmaya girmeyip onu başka yollarla sabote etmeyi tercih ettiği için, Cezayir de aynı yolu izliyor. Cezayir, Kuzey Mali konusundaki görüşmelerde Fransa’ya karşı sert bir duruş sergileyip hatta Fransa Cumhurbaşkanı’nın ziyaretini ertelerken, Amerikan baskılarına karşı bir eğilim ve cevap verme isteği gösteriyor. Bir Fransa Cumhurbaşkanı’nın ziyareti ertelenirken, bir Amerikan bakanının ziyareti ertelenemiyor! Görünüşe göre Cezayir’in Fransa’dan Cumhurbaşkanı François Hollande’ın ziyaretini ertelemesini istemesinin arkasında Amerika’yı memnun etme çabası vardı. Fransa’ya karşı sert bir tutum takınırken, olayların gidişatından da anlaşıldığı üzere Amerika’ya yönelik açıklamalarında yumuşaklık gösteriyor.
2- Fransa’ya gelince; Mali darbesiyle can evinden vuruldu ve mesele onun için hayati bir hal aldı. Eğer Mali’deki nüfuzunu yeniden tesis edemezse, Afrika’daki nüfuzu kademeli olarak sona erecektir. Bu nedenle uluslararası askeri müdahale ve Mali devletini yeniden kendi himayesine sokmak için canla başla çalışıyor. Mali’nin güneyinde Amerika’nın uşaklarının iktidarda kalmasını ve kuzeyinde yarı-devlet bir yapının oluşmasını istemiyor; zira bu durumda Mali üzerinde eskisi gibi nüfuz kurması zorlaşacaktır.
Bu yüzden Fransa, Kuzey Mali’ye askeri müdahale için can atıyor. Çünkü Mali’deki nüfuzu, 22/03/2012 tarihinde Amerika yanlısı küçük rütbeli subaylar tarafından gerçekleştirilen askeri darbeyle büyük bir darbe aldı. Eğer Fransa Mali ve kuzeyi konusunu çözemezse, tüm bölgedeki bu nüfuzu çökmeye mahkumdur. Bu nedenle onu Güvenlik Konseyi’nde askeri müdahale ile ilgili kararlar çıkartmak için çabalarken ve bölge ülkeleriyle, özellikle Cezayir ile temas kurarken görüyoruz...
Cezayir ile temasları sırasındaki tutumu, askeri müdahale için güçlü bir teşviktir; ancak Cezayir buna karşılık vermemiştir. Cezayir El-Haber gazetesi, 31/10/2012 tarihinde Fransız Le Canard enchaîné gazetesinden naklen şunu bildirdi: "Fransa Cumhurbaşkanı Hollande’ın Kasım ayında yapılması planlanan Cezayir ziyaretinin Aralık ayına ertelenmesi, Cezayir Cumhurbaşkanı Buteflika’nın talebi üzerine gerçekleşmiştir." Haberde ayrıca "Fransa’nın (Cezayir’e) dostluk sinyalleri gönderdiği; Dışişleri Bakanı Laurent Fabius ve İçişleri Bakanı Manuel Valls’in ziyaretleri ile Elysee Sarayı’nın 17 Ekim 1961 olaylarının kanlı niteliğini tanımasının bu kapsamda olduğu" belirtildi. Hollande’ın danışmanlarından naklen, "Hollande’ın, Buteflika’yı Kuzey Mali’yi kontrol eden silahlı İslami gruplara karşı eli kolu bağlı kalmamaya ikna etmeyi umduğu" ifade edildi. Tüm bunlara rağmen Cezayir karşılık vermedi... Dolayısıyla Fransa’nın odak noktası, Mali’deki nüfuzunu en kısa sürede geri kazanmaktır. Bunun yolunun Kuzey Mali’yi işgal etmek için askeri müdahaleden geçtiğini, oradan da bu "zaferi" kullanarak güneye yöneleceğini ve güney Mali’deki adamlarını Fransa’nın ön hatları olarak harekete geçireceğini düşünmektedir.
3- Amerika’ya gelince; güney Mali’deki adamlarını desteklemek için müdahaleyi istese de, müdahale konusunda aceleci değildir. Aksine, Mali sorununu Cezayir’i kendi nüfuzuna çekmek için bir sıçrama tahtası olarak kullanmak istiyor. Pakistan’ın Güney Asya’da Taliban’a karşı bir üs olması gibi, Cezayir’i de Afrika’da sözde teröre karşı kendi üssü haline getirmeyi umuyor. Bu nedenle Mali bahanesiyle Cezayir’deki faaliyetlerini artırdı ancak görüşmeler başka konulara odaklanmış durumda!
Yani Amerika için şu an, Kuzey Mali’ye askeri müdahaleden ziyade, Cezayir üzerinden Afrika’ya nüfuz etmek daha önemlidir. Müdahale her ne kadar siyasetinin bir parçası olsa da, bunu Cezayir’e nüfuz etmek için bir yol olarak görmektedir. Aynı zamanda Amerika, askeri müdahaleye ciddi şekilde onay vermeye karar verdiğinde, Fransa’nın bu müdahalede etkili bir rol oynamasını istememektedir.
Yetkililerinin Cezayir ile temasları görünüşte Kuzey Mali’yi görüşmek olsa da, gerçekte Cezayir ile bağlar kurmayı amaçlamaktadır. Bu durum, Amerika’nın Cezayir’e yaptığı son ziyaretler incelendiğinde açıkça görülmektedir. ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, 29/10/2012 tarihinde Cezayir’i ziyaret ederek Cumhurbaşkanı Abdülaziz Buteflika ile görüştü. Clinton, görüşme sonunda yaptığı açıklamada şunları söyledi: "Çok güçlü ikili ilişkilerimizi görüştük ve geçen hafta Washington’un ev sahipliği yaptığı mükemmel stratejik diyalog seminerine atıfta bulunduk. Bölgedeki durum ve özellikle Mali hakkında çok derinlemesine görüşmelerimiz oldu." (AFP, Reuters, 30/10/2012).
Clinton, Cezayir ile ikili ilişkilerden ve stratejik diyalogdan bahsetti... Ardından bölgedeki ve özellikle Mali’deki derin görüşmelere değindi. Dolayısıyla birinci öncelikli hedef Mali’den ziyade Cezayir’di. Cezayir’e verilen bu önemi teyit eden bir diğer husus da, Clinton’ın görüşmelere devam etmesi için yardımcısı Elizabeth Jones’u geride bırakmasıdır. Bu durum, Amerika’nın bu ziyarette bazı şeyler elde ettiğini ve bakan yardımcısının bunları tamamlamak için çalıştığını göstermektedir. Cezayir Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ammar Belani bu konuda şunları söyledi: "Dışişleri Bakanı Murad Medelci ile ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Anne Elizabeth Jones arasındaki görüşmeler, Cezayir-Amerikan Stratejik Diyaloğu’nun ilk turunda elde edilen sonuçların değerlendirilmesine ve bir dizi bölgesel meselede istişarelerin derinleştirilmesine olanak sağlamıştır." (Cezayir Haber Ajansı, 01/11/2012).
Ayrıca Amerika, bu bölgeye müdahale etmeye karar verirse Fransa’ya herhangi bir ana rol vermek istemiyor ve orada askeri bir görev yürütmesine yardım etmekten kaçınıyor. Çünkü Amerika’nın asıl hedefi Mali ve bölgedeki Fransız nüfuzunu ortadan kaldırmaktır. Amerika için şu an asıl mesele Cezayir’e nüfuz etmektir ve Kuzey Mali meselesini bölgede hareket etmek için bir bahane olarak kullanmaktadır. Bu amaca ulaşmak için araçlar geliştirmeye çalışıyor; bunların en belirgini, Pakistan, Afganistan, Irak ve Türkiye ile yaptığı gibi Cezayir ile de stratejik bir ortaklık kurmaktır. Bu nedenle, güvenlik, askeri ve ekonomik işbirliği yoluyla ülkede nüfuz sahibi olmayı amaçlayan bu ortaklığı kurmak için görüşmeler yürütüyor.
4- Cezayir halkının çoğu, ülkelerinin Amerika tarafından hedef alındığının farkındadır. El-Haber gazetesi, 29/10/2012 tarihinde, başkentin 2000 km güneyindeki Tamanrasset’teki Tuareg kabilelerinin önde gelenlerinden birinin, Kuzey Mali’ye askeri müdahaleyi "Sahra’da askeri üsler kurmanın bir ön adımı" olarak değerlendirerek reddettiğini aktardı. Aynı gazete, Ahaggar bölgesinden bir milletvekilinin şu sözlerini nakletti: "Amerika ve Fransa’nın talep ettiği yabancı müdahale birçok sorun yaratacaktır. Biz Ahaggar bölgesi sakinleri olarak Cezayir’den yabancı müdahaleye karşı duruşunda direnmesini talep ediyoruz." Aynı şekilde Anadolu Ajansı, 31/10/2012 tarihinde, eski İletişim Bakanı ve hükümet sözcüsü Abdülaziz Rahabi’nin şu sözlerini aktardı: "Amerikalılar Cezayir’den, Pakistan’ın Afganistan topraklarındaki Taliban ve El-Kaide’ye karşı uluslararası savaşta oynadığı role benzer bir rol oynamasını isteyebilirler." Rahabi, "Cezayir’den istihbarat yardımı sağlamasının veya uçakların geçişini kolaylaştırmasının istenebileceğini" belirtti...
Tüm bunlara rağmen Cezayir, İngiltere’nin yaptığı gibi Amerika’yı idare etmek adına Amerikan temaslarına karşı açık bir esneklik ve yumuşaklık gösteriyor. Amerika şüphesiz bunun farkındadır ancak görünen o ki, bu "idare etmeyi" katılıma giden ilk adım olarak görmektedir. Nüfuz kurmak için ekonomik cazibeyi, terör öcüsünü veya diğer baskı araçlarını kullanmaktadır! Her halükarda, bu idare etme politikası son aylarda Cezayirli yetkililerin Amerika’ya yaptığı birçok ziyarette açıkça görülmektedir. Cezayir Dışişleri Bakanı Murad Medelci, geçtiğimiz Eylül ayında Washington’a yaptığı ziyarette, Amerikan-Cezayir ilişkilerindeki gelişmeyi ve bölgedeki gerilim odakları konusundaki istişareleri överek şunları söyledi: "Sahel ülkeleri ile Amerika Birleşik Devletleri dahil ortak ülkeler arasında, bilgi sistemleri, teknoloji ve ekipman yoluyla terörle mücadele için uygun koşulların sağlanması konusunda koordinasyon ve ortaklık mevcuttur." Ayrıca, 2011 yılında 17 milyar dolarlık hacmiyle Cezayir’in bir numaralı ticari ortağı olan Amerika ile askeri ve ekonomik işbirliği düzeyindeki ilişkilerin gelişmesine dikkat çekti. (Cezayir Haber Ajansı, 01/11/2012). Ajans, iki ülke arasındaki stratejik diyaloğun ikinci toplantısının önümüzdeki yıl Cezayir’de yapılacağını da belirtti.
Bu durum, Cezayir Dışişleri Bakanlığı’nın Clinton’ın ziyaretinden bir gün önce, 28/10/2012 tarihinde yayınladığı şu bildiride daha da netleşti: "Clinton’ın ziyareti, bu ayın 19’unda Washington’da gerçekleştirilen ve iki ülke arasındaki siyasi istişarelere gözle görülür bir ivme kazandıran Cezayir-Amerikan Stratejik Diyaloğu’nun ilk turu bağlamındadır." Bildiri şöyle devam etti: "Görüşmeler, iki ülke arasındaki ekonomik ve güvenlik ortaklığının güçlendirilmesi ile güncel bölgesel ve uluslararası meseleler etrafında yoğunlaşacaktır." (UPI, 28/10/2012).
5- Hilafet Devleti’nin yokluğunda Cezayir, Mali ve diğerleri dahil olmak üzere Müslüman topraklarının büyük devletler arasında bir çatışma alanı olması bizi yaralamaktadır. Sömürgeci kafir devletler olan bu büyük güçler, Müslümanların toprakları üzerinde nüfuz kurmak, zenginliklerini yağmalamak ve hayatlarında dinlerini hakim kılıp Hilafet Devleti’nde cisimleşen İslami bir nizam kurmalarını engellemek için çatışmaktadırlar...
Müslüman halklar herhangi bir yabancı müdahaleyi reddetmesine rağmen, ülkelerindeki mevcut rejimler bu müdahaleye razıdırlar. Bu rejimler yabancı müdahaleyi kabul etmeye hazır, hatta sömürgeci kafir devletlere bağımlıdırlar. Çünkü bu rejimler, anayasaları ve sistemleriyle Batı’ya bağımlılık temelinde kurulmuşlardır; yöneticileri de bu temel üzere hareket etmek için atanmış ve bu devletlere sadık ve bağımlı olacak şekilde yetiştirilmişlerdir. Rejimlerden, anayasalarından, yöneticilerinden ve mevcut yönetim zihniyetinden kurtulunmadığı sürece Müslüman toprakları bu devletler arasında bir çatışma alanı olarak kalmaya devam edecektir. Oysa Cezayir, Osmanlı döneminde İslami Hilafet Devleti’nin eyaletlerinden biriyken, Amerika’nın gemileri bu İslam eyaletinin sularından her geçtiğinde vergi ödüyordu. Amerikan arşivlerinde belirtildiği üzere: "Amerika, başkanı ve kurucusu George Washington’un bizzat kendi adıyla, Cezayir Valisi Hasan Paşa ile 05/09/1795 tarihinde bir anlaşma imzalamıştır. Bu anlaşmada Amerika, Amerikan gemilerinin Cezayir eyaleti sularından geçişi karşılığında yıllık 12 bin altın lira ödemeyi ve 1793 yılının 10. ve 11. aylarında 11 Amerikan gemisi ilk kez geçerken Hilafet Devleti’nin deniz kuvvetleri tarafından esir alınan Amerikalı esirlerin serbest bırakılması karşılığında derhal 642 bin altın lira ödemeyi taahhüt etmiştir." İşte Amerika, Hilafet Devleti’ne bağlı bir eyaletken Cezayir’e böyle bakıyordu; o zamanlar Amerika, Cezayir’de nüfuz sahibi olmayı düşünmek bir yana, Cezayir’in gazabından korkuyordu...!
Allah Subhanehu ve Teâlâ’ya ve Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e iman eden her Müslümana düşen görev, ümmete izzetini ve zaferini geri kazandıracak ve her şeyden önce Rabbini razı edecek olan Hilafet’i kurmak için çalışmaktır. Zira bu ümmet, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmettir... Bu ümmetin izzetinin kaynağı ve zafer yolu budur.
وَلَيَنْصُرَنَّ اللَّهُ مَنْ يَنْصُرُهُ إِنَّ اللَّهَ لَقَوِيٌّ عَزِيزٌ
"Allah, Kendi (dini)ne yardım edenlere mutlaka yardım eder. Şüphesiz Allah, çok güçlüdür, mutlak galiptir." (Hac [22]: 40)