Soru:
Şahsiyet kitabının 3. cildi 129. sayfasında, sondan 2. satırdan paragrafın sonuna kadar şu ifadeler geçmektedir:
"...Eğer tümelin anlamı fertlerinde farklılık gösteriyorsa bu, 'varlık' ve 'beyaz' lafızlarında olduğu gibi müşekkek tümeldir. Bu farklılık, 'varlık' lafzında olduğu gibi ya zorunluluk (vücub) ve imkân (imkan) yönündendir; zira varlık el-Bari için zorunlu, O'nun dışındakiler için ise mümkündür. Ya da 'varlık' lafzında olduğu gibi müstağni olma (istiğna) ve muhtaç olma (iftikar) yönündendir; zira varlık bir mahale (mekâna/konuma) ihtiyaç duymayan cisimler için de, o mahale muhtaç olan arazlar için de kullanılır. Veyahut 'ışık' lafzında olduğu gibi fazlalık ve eksiklik yönündendir; nitekim güneşteki ışık, lambadakinden daha fazladır. Buna müşekkek denilmiştir; çünkü ona bakan kişi, hakikatin tek olması nedeniyle bunun mütevâtı mı, yoksa aralarındaki farklılıktan dolayı müşterek mi olduğu konusunda şüpheye düşer." (Alıntı sonu)
Burada "varlık ve beyaz" ifadeleri zikredilmiş, "varlık" lafzına örnek verilmiş ve bu örnek tekrar edilmiş ancak "beyaz" lafzına bir örnek verilmemiştir. Ayrıca istiğna ve iftikar konusu benim için anlaşılması güç bir şekilde ifade edilmiş... Bu ibare en açık ve net şekilde nasıl anlaşılabilir? Allah hayrınızı versin.
Cevap:
Söz konusu ibare, usul kitaplarının adetine uygun olarak detaylandırılmadan, öz bir şekilde ifade edilmiştir. Evet, "beyaz" için bir örnek zikredilmemiştir; çünkü "ışık" (nur) örneği "beyaz" için de aynen geçerlidir. Ayrıca tekrar edilen "varlık" (vücud) lafzı aslında "mevcut" anlamındadır; istiğna ve iftikar durumunda "vücud" (varlık) mastarından ziyade "mevcut" (var olan) ismi-mef’ulü daha dakik bir ifadedir.
İfadenin netleşmesi için aşağıda daha detaylı ve açıklayıcı bir şekilde sunuyorum:
Eğer tümelin anlamı bireylerinde farklılık gösteriyorsa, bu müşekkek tümeldir. Bu farklılık şu şekillerde olabilir:
İster zorunluluk ve imkân yönünden olsun; "varlık" (vücud) lafzı gibi. Varlık, el-Bari Sübhanehu için zorunlu (vacip), O'nun dışındakiler için ise mümkündür (mümkin).
İster müstağni olma (ihtiyaç duymama) ve muhtaç olma (ihtiyaç duyma) yönünden olsun; "mevcut" lafzı gibi. Bu lafız hem bir mahale ihtiyaç duymayan "cisimler" için hem de başkasının mahaline muhtaç olan "arazlar" için kullanılır. Örneğin "misk" ve "adam" için mevcut denilir ki bunlar cisimdir. Aynı şekilde "misk kokusu" ve "adamın hastalığı" için de mevcut denilir ki bunlar başkasının mahaline ihtiyaç duyan arazlardır. Zira misk kokusu miskin arazlarından biridir, adamın hastalığı da adamın arazlarından biridir. Buna rağmen anlamın istiğna ve iftikar bakımından farklılaşmasına rağmen misk mevcuttur, misk kokusu mevcuttur, adam mevcuttur ve adamın hastalığı mevcuttur dersiniz.
İster şiddet ve şiddetsizlik (yani artış ve azalış) yönünden olsun; "beyaz" lafzı gibi. Bu lafız hem kar hem de fildişi için kullanılır; ancak karın beyazlığı daha şiddetli ve daha parlaktır. Yine "ışık" (nur) lafzı da böyledir; güneşteki ışık lambadakinden daha fazladır.
İşte böylece "varlık" (vücud), "mevcut", "beyaz" ve "ışık" (nur) lafızları birer müşekkek tümeldir. Buna müşekkek denilmesinin sebebi; ona bakan kişinin, hakikatin bir olması yönüyle bunun mütevâtı mı, yoksa aradaki farklılık nedeniyle müşterek mi olduğu konusunda tereddüt etmesidir.
Bilgi notu olarak; "müşekkek" kelimesindeki ilk 'kef' harfi esre ile okunarak ism-i fail (müşekkik) veya üstün ile okunarak ism-i mef’ul (müşekkek) olabilir, her iki durum da doğrudur. Çünkü bu tür tümel, ona bakanı şüpheye düşürdüğü için "şüpheye düşüren" (müşekkik) anlamındadır; aynı zamanda bakan kişi onda şüpheye düştüğü için "şüphelenilen" (müşekkek) konumundadır.
Umarım müşekkek tümelin anlamı senin için netleşmiştir. Kitapta geçen ifadelerin inşaAllah daha detaylı ve açıklayıcı bir şekilde yeniden kaleme alınmasının uygun olup olmayacağına bakacağız.