(Hizb-ut Tahrir Emiri Celil Âlim Ata İbn Halil Ebu’r Raşta’nın, Facebook sayfasındaki takipçilerinin fıkhî sorularına verdiği cevaplar serisi)
Soru-Cevap
Ebu Hanife'ye
Soru:
Esselamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. Değerli Emirimiz, Allah seni korusun ve gözetsin.
Usul delillerinin tanımında; "kendisinden haberî bir matlubun bilgisine ulaşılan şeydir..." denilmektedir. Füru delillerinin tanımında ise; "kendisi üzerinde sahih bir nazar (düşünme) ile haberî bir matluba ulaşılan şeydir..." denilmektedir. Buradaki "haberî matlup" ile kastedilen nedir?
Emare, bir delilin delaletini anlamak ve ondan o mesele hakkındaki delaletini istinbat etmek için çaba sarf ettikten sonra; delilin kat’î olarak delalet ettiği meseleyi de, zannî olarak delalet ettiği meseleyi de kapsar mı?
Allah sizi hayırla mükâfatlandırsın.
Cevap:
Ve Aleykumüsselam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu,
Usulcülerin örfünde delil; "kendisinden haberî bir matlubun bilgisine ulaşılması mümkün olan şeydir" şeklinde tanımlanırken, fakihlerin örfünde ise "kendisi üzerinde sahih bir nazar (araştırma/inceleme) ile haberî bir matluba ulaşılması mümkün olan şeydir" şeklinde tanımlanmıştır.
Her iki tanımda da "tasavvurî matlup"tan sakınmak (onu dışarıda bırakmak) için "haberî matlup" terimi kullanılmıştır. "Haberî matlup" kavramının anlamını kavramak için bu terimi kullanan ıstılah sahiplerine bakılır. Onlar iki tür matlup (aranan şey) arasında ayrım yaparlar: Tasavvurî matlup ve haberî matlup. Tasavvurî matlup; bir şeyin hakikatini tanımıyla zihinde canlandırmaktır (tasavvur etmektir).
Örneğin; tek bir kelime olarak "kâinat" dediğinizde veya tek bir kelime olarak "mahluk" (yaratılmış) dediğinizde; kâinatın anlamını ve mahiyetini tasavvur etmeniz ile "mahluk" kelimesinin anlamını ve mahiyetini tasavvur etmeniz tasavvurî matlup kapsamına girer. Dolayısıyla tasavvurî matlup, tekil bir kavram (müfret) türündendir. Ancak bu tekil kelimelerin anlamlarını tasavvur ettikten sonra, bunları birbirine doğrulama veya yalanlama (tasdik veya tekzip) girecek şekilde bir oranla nispet ederseniz ve örneğin "Kâinat mahluktur" derseniz, burada "mahluk" haberini "kâinat"a isnat etmiş olursunuz. Yani kâinatın mahluk olduğunu haber vermiş olursunuz. Diğer bir ifadeyle, bu önermeyi ortaya koymuş ve onu tasdik etmiş (onun doğruluğuna hükmetmiş) olursunuz. İşte bu, haberî matluptur. Buna haberî matlup denilmesinin sebebi; isim cümlesi veya fiil cümlesi şeklinde haberî bir isnat türünden olmasıdır. Bu, müfret (tekil) değil, mürekkep (bileşik/cümle) türündendir.
Başka bir örnek olarak; "İçki haramdır." Burada kelimelerin her birinin anlamını tek başına bilmeniz bir tasavvurdur. Yani içkinin anlamını "sarhoşluk veren içecek" olarak bilmeniz bir tanımdır ve bu tanım helallik veya haramlık ifade etmez, yani bir hüküm bildirmez; sadece zihindeki anlamın tasavvurudur. Aynı şekilde, "haram" kelimesinin anlamını "yasaklanmış olan" şeklinde bilmeniz de bir hüküm değil, bir tanım ve zihindeki bir tasavvurdur. İşte her bir kelimenin, başka bir kelimeyle ilişkilendirilmeden tek başına tanımlanması tasavvurî matluptur.
Ancak birini diğerine isnat edip "İçki haramdır" derseniz ve bu "mürekkep" (bileşik) önermeyi tasdik edip içkinin gerçekten haram olduğuna hükmederseniz veya bu önermeyi yalanlayıp içkinin haram olmadığına hükmederseniz, her iki durumda da bu, haberî matlup olarak adlandırılır.
Yine örneğin: "Zeyd ayaktadır." Eğer Zeyd'in belirli bir kişi olduğunu, "ayakta" ifadesinin de iki ayağı üzerinde durmak olduğunu bilirseniz buna tasavvur denir. Eğer Zeyd'in ayakta olduğuna hükmederseniz, yani bu önermenin içeriğini tasdik ederseniz veya Zeyd'in ayakta olmadığına hükmedip içeriğini yalanlarsanız, bu da aynı şekilde haberî matlup olarak adlandırılır.
O halde haberî matlup, iki tasavvurî matlup üzerine bina edilir: Siz önce bir şeyin hakikatini zihninizde tasavvur edersiniz (vakıasını anlarsınız), sonra başka bir şeyin hakikatini zihninizde tasavvur edersiniz (onun da vakıasını anlarsınız), sonra bu iki şeyden birini diğerine haberî bir isnat ile (isim veya fiil cümlesiyle) nispet edersiniz. Böylece onun hakkında ispat veya nefy (olumlama veya olumsuzlama), tasdik veya tekzip, doğru veya yanlış, uygulama veya uygulamama şeklinde bir hüküm verirsiniz. İşte bu isnadî nispet, haberî matluptur.
Haberî matlup mürekkep (bileşik) türündendir ve ister kat’î ister zannî, ister aklî ister naklî olsun, ona delil ile ulaşılır. "Kâinat mahluktur" sözünüz delil ile ulaştığınız haberî bir matluptur. "İçki haramdır" sözünüz delil ile ulaştığınız haberî bir matluptur. "Zeyd ayaktadır" sözünüz delil ile ulaştığınız haberî bir matluptur.
Tasavvurî matlup ise müfret (tekil) türündendir ve ona delil ile ulaşılmaz. Aksine o, tekil kelimenin vakıasını ve anlamını anlamaktır. Örneğin:
"Kâinat mahluktur" ifadesi bunu ispat etmek için bir delile ihtiyaç duyar; çünkü "Kâinatın mahluk olduğunun delili nedir?" diye sorarsınız. Fakat "Kâinatın delili nedir?" diye sormazsınız, çünkü bu ifade yerli yerine oturmaz. Ancak "Kâinatın anlamı nedir?" veya "Kâinatın tanımı nedir?" diye sorabilirsiniz.
Buna binaen; usulcülerin delil tanımında "kendisinden haberî bir matlubun bilgisine ulaşılan şey", fakihlerin tanımında ise "kendisi üzerinde sahih bir nazarla haberî bir matluba ulaşılan şey" denilmiştir. Bu, tasavvurî matluptan sakınmak içindir; çünkü o bir delile değil, anlamın bilgisine, yani vakıasının bilinmesine ihtiyaç duyar.
Emare hakkındaki sorunuza gelince... Fakihler delil ile emare arasında bir ayrım yapmazlar. Onlara göre delil; hem kat’îyi hem de zannîyi kapsar, yani hem kat’î meselelere hem de zannî meselelere uygulanır. Usulcülerin bir kısmı ise delil ile emare arasında ayrım yaparlar. Bunlara göre delil, sadece kat’î olandır; zannî olan ise delil olarak değil, emare olarak adlandırılır. Buna göre, usulcülerin örfünde emare sadece zannî meselelerde olur ve kat’î meseleleri kapsamaz.
Bilgi mahiyetinde şunu da ekleyelim: Dil biliminde emare, eğer delalet edilen şeyden ayrılmıyorsa bazen "alamet" olarak adlandırılır; isme delalet eden "elif-lam" takısı gibi ki ondan ayrılmaz, dolayısıyla onun bir alametidir. Eğer delalet edilen şeyden ayrılabiliyorsa, yağmur için bulut örneğinde olduğu gibi, o zaman emare olarak adlandırılır. Delil ise emare ve alametten farklıdır.
Kardeşiniz Ata İbn Halil Ebu’r Raşta
26 Şaban 1437 H. 02/06/2016 M.
Emir'in Facebook sayfasındaki cevap linki: https://www.facebook.com/AmeerhtAtabinKhalil/photos/a.122855544578192.1073741828.122848424578904/482678688595874/?type=3&theater
Emir'in Google Plus sayfasındaki cevap linki: https://plus.google.com/u/0/b/100431756357007517653/100431756357007517653/posts/ca7muNVyyf9
Emir'in Twitter sayfasındaki cevap linki: https://twitter.com/ataabualrashtah/status/738405445384208385?lang=ar
Emir'in web sitesindeki cevap linki: http://archive.hizb-ut-tahrir.info/arabic/index.php/HTAmeer/QAsingle/3712/