Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

"Âlimler ve Müctehitler Nezdinde 'Kendi Görüşümle İçtihat Ederim' Sözünün Anlamı"

January 20, 2013
3727

Soru:

İslam Nizamı kitabında şu ifade geçmektedir: [Üçüncüsü: Müslümanların maslahatı için Müslümanların birliğinin sağlanması istenen bir görüşün bulunması. Bu durumda müctehidin, kendi içtihadının ulaştığı sonucu bırakıp Müslümanların birliğinin üzerinde toplanması istenen hükmü alması caizdir. Nitekim Hz. Osman’a bey’at edildiği sırada olanlar böyledir.] (Bitti).

İslam Şahsiyeti 1. Cilt'te ise şu ifade yer almaktadır: (Dördüncüsü - Müslümanların maslahatı için Müslümanların söz birliğinin sağlanması istenen bir görüşün olmasıdır. Bu durumda müctehidin, kendi içtihadının ulaştığı sonucu bırakıp Müslümanların söz birliğinin üzerinde toplanması istenen hükmü alması caizdir. Nitekim Hz. Osman’a bey’at edildiği sırada olanlar böyledir. Zira rivayet edildiğine göre, Abdurrahman bin Avf insanlara tek tek, ikişer ikişer, toplu halde, ayrı ayrı, gizli ve açıkça sorduktan sonra insanları mescitte toplamış, minbere çıkıp uzunca bir dua etmiş, sonra Ali’yi çağırıp elinden tutarak ona şöyle demiştir: "Allah’ın Kitabı, Resulü’nün Sünneti ve ondan sonraki iki halife Ebu Bekir ve Ömer’in görüşleri üzere amel etmek şartıyla bana bey’at eder misin?" Ali: "Allah’ın Kitabı ve Resulü’nün Sünneti üzere bey’at ederim ve kendi görüşümle içtihat ederim" demiştir. Bunun üzerine Abdurrahman onun elini bırakmış ve Osman’ı çağırarak ona: "Allah’ın Kitabı, Resulü’nün Sünneti ve ondan sonraki iki halife Ebu Bekir ve Ömer’in görüşleri üzere amel etmek şartıyla bana bey’at eder misin?" demiştir. Osman: "Allah’ım, evet" demiştir. Bunun üzerine Abdurrahman başını mescidin tavanına doğru kaldırıp eli Osman’ın elindeyken üç defa: "Allah’ım, duy ve şahit ol!" demiştir...)

Sorum şu; okuduğum bazı rivayetlerde "Ancak bunun için gücüm ve takatim yettiğince", "İlmimin ve takatimin ulaştığı ölçüde" ifadelerini buldum. Bunlar "kendi görüşümle içtihat ederim" (أجتهد برأيي) ifadesiyle aynı anlamda mıdır? Ayrıca başka bir rivayette Ali bin Ebi Talib'in kabul ettiğini ancak "gücüm yettiği kadarıyla" dediğini okudum, bunun doğruluğu nedir?

Cevap:

Evet, âlimler ve müctehitler nezdinde bu ifadeler arasında bir fark yoktur. Bunu açıklamak için şunları söyleyebilirim:

  • İbn Kesir’in el-Bidaye ve'n-Nihaye adlı eserinde şöyle geçer: "Bana doğru gel ya Ali! Ali kalkıp minberin altına ona doğru geldi. Abdurrahman onun elini tuttu ve dedi ki: 'Allah’ın Kitabı, Peygamberi’nin sünneti ve Ebu Bekir ile Ömer’in yaptıkları üzere bana bey’at eder misin?' Ali dedi ki:

اللَّهُمَّ لَا وَلَكِنْ عَلَى جُهْدِي مِنْ ذَلِكَ وَطَاقَتِي

'Allah’ım hayır, ancak bunun için gücüm ve takatim yettiğince...'" (Bitti).

  • Tabari’nin Tarihu'r-Rusul ve'l-Muluk adlı eserinde şöyle geçer: "Ali’yi çağırdı ve dedi ki: 'Allah’ın Kitabı, Resulü’nün sünneti ve ondan sonraki iki halifenin sireti üzere amel edeceğine dair Allah’ın ahdi ve misakı üzerine olsun mu?' Ali dedi ki:

أَرْجُو أَنْ أَفْعَلَ وَأَعْمَلَ بِمَبْلِغِ عِلْمِي وَطَاقَتِي

'Bunu yapmayı, ilmimin ve takatimin ulaştığı ölçüde amel etmeyi umarım...'" (Bitti).

Görünen o ki, bu tür rivayetleri okuduğunuzda "kendi görüşümle içtihat ederim" ifadesinin "bunun için gücüm ve takatim yettiğince" ve "ilmimin ve takatimin ulaştığı ölçüde" ifadelerinden farklı olduğunu düşündünüz; oysa bunlar aynı anlamdadır. Hz. Ali (ra), Kitap ve Sünnet’e uymak ile Ebu Bekir ve Ömer’in yaptıklarına uymak arasında ayrım yapmıştır. Kitap ve Sünnet’e uymayı kabul etmiş, ancak Ebu Bekir ve Ömer’in yaptıklarını kendi çabası ve ilmiyle yani kendi içtihadıyla istisna tutmuştur.

Âlimlerin anladığı da budur. Hicri 403 yılında vefat eden Kadı Ebu Bekir el-Bakıllani el-Maliki’nin Temhidu'l-Eva'il ve Telhisu'l-Delail adlı eserinde şu geçmektedir:

"Eğer derlerse ki; Abdurrahman’ın Osman’a yaptığı akit, Ebu Bekir ve Ömer’in hükümlerinde onu taklit etme şartı üzerine yapılmışken nasıl sahih olur? Ondan rivayet edildiğine göre o Ali’ye; 'Allah’ın Kitabı, Peygamberi’nin sünneti ve ondan sonraki iki şeyhin sünneti üzere hükmetmen şartıyla sana bey’at ediyoruz' demiştir. Ali ise; 'Benim gibi birinden (başkasına tabi olması) istenemez, aksine kendi görüşümle içtihat ederim' demiştir. Abdurrahman aynı şeyi Osman’a teklif etmiş, o da bu şartı kabul etmiş, üstlenmiş ve akit onun üzerine yapılmıştır..." (Bitti). Burada "kendi görüşümle içtihat ederim" (أجتهد رأيي) ifadesini kullanmıştır.

Aynı şekilde, h. 483 yılında vefat eden Serahsî de Usul adlı eserinde bu anlayışı zikrederek şöyle demiştir:

"Sonra Ömer, kendisinden sonra işi altı kişi arasında şuraya bıraktı. Onlar, kendisi çekildikten sonra belirleme işini Abdurrahman’a bırakma konusunda görüş birliğine vardılar. Abdurrahman, Ali’ye Ebu Bekir ve Ömer’in görüşüyle amel etmesini teklif etti. Ali; 'Allah’ın Kitabı ve Resulü’nün sünnetiyle amel ederim, sonra kendi görüşümle içtihat ederim' dedi. Aynı şartı Osman’a da teklif etti, o ise bunu kabul etti ve onu görevlendirdi." (Bitti). O da yine "kendi görüşümle içtihat ederim" ifadesini kullanmıştır.

Ayrıca bu, modern dönemdeki araştırma merkezlerinde bile bilinen meşhur bir konudur. Medine-i Münevvere İslam Üniversitesi Bilimsel Araştırma Dekanlığı dergisinde (1423 h. / 2002 m.) şöyle geçmektedir:

"Abdurrahman bin Avf Müslümanları mescitte topladı... Sonra Ali’yi çağırdı. Abdurrahman kendisi bu işten çekildikten sonra, bey’at edeceği kişiye Müslümanların tabi olması şartıyla halife seçme yetkisini almıştı.

Abdurrahman elini Ali’nin eline koyarak; 'Allah’ın Kitabı, Resulü’nün sünneti ve iki şeyhin -Ebu Bekir ve Ömer’i kastediyor- içtihadı üzere amel etmen şartıyla sana bey’at ediyoruz' dedi. Ali, iki şeyhin içtihadını kabul etmedi ve şöyle dedi: 'Bilakis kendi görüşümle içtihat ederim.' Bunun üzerine Abdurrahman elini çekti ve Osman’ı (ra) çağırdı, o ise iki şeyhin içtihadını kabul etti..." (Bitti).

Bu nedenle "kendi görüşümle içtihat ederim", "bunun için gücüm ve takatim yettiğince" ve "ilmimin ve takatimin ulaştığı ölçüde" ifadeleri arasında bir çelişki yoktur. Allah’ın kendilerine ilim verdiği âlimler nezdinde bunların hepsi birdir. Bu ifadelerden herhangi biriyle ifade edilirse edilsin doğrudur; özellikle de kitaplarımızda belirttiğimiz gibi konu delilden hüküm istinbat etme makamındaysa. Bu yüzden, hüküm istinbatı ve istidlal babında ise "kendi görüşümle içtihat ederim" ifadesinin diğerlerinin yerine zikredilmesinde bir sakınca yoktur.

  • Soruda geçen İmam Ahmed’in Müsned'inde rivayet edilen konuya gelince: "Abdurrahman bin Avf’a dedim ki: Nasıl oldu da Osman’a bey’at ettiniz de Ali’yi bıraktınız? Dedi ki: Benim günahım ne? Ali ile başladım ve dedim ki: 'Allah’ın Kitabı, Resulü’nün sünneti ve Ebu Bekir ile Ömer’in sireti üzere sana bey’at ediyorum.' Ali dedi ki: 'Gücüm yettiği kadarıyla.' Sonra bunu Osman’a teklif ettim, o kabul etti." (Bitti). Bu rivayetin isnadı zayıftır. Süfyan bin Veki’yi birden fazla kişi zayıf saymıştır. Hafız el-Askalani et-Takrib’de "Süfyan bin Veki’, hadisi terk edilmiştir" demiştir. Ebu Zur’a er-Razi de ed-Du'afa kitabında onu zayıf saymış ve İbn Ebi Hatim el-Cerh ve't-Ta'dil’de ondan şunu nakletmiştir: "Ebu Zur’a’ya Süfyan bin Veki’ hakkında 'yalan söylüyor' denildiğini sordum, 'evet' dedi." Dolayısıyla bu hadis zayıftır ve itibar edilmez.

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın