Soru:
17 Aralık 2016 Cumartesi günü bir patlama meydana geldi... (Türk Silahlı Kuvvetlerinden yapılan açıklamaya göre; Cumartesi günü Türkiye'nin orta kesimindeki Kayseri ilinde Erciyes Üniversitesi yakınlarında bomba yüklü bir aracın patlaması sonucu 13 asker öldü, aralarında sivillerin de bulunduğu 48 kişi yaralandı...) (CNN Arabic, 17/12/2016). Geçtiğimiz Cumartesi gecesi olan 10/12/2016 tarihinde de İstanbul'un merkezindeki Beşiktaş kulübü stadı yakınlarında iki patlama meydana gelmiş, bu patlamalar sonucunda 30'u polis memuru olmak üzere 38 kişi hayatını kaybetmiş, ölü sayısı son olarak 44'e yükselmişti. "Kürdistan Özgürlük Şahinleri" adlı bir örgüt önceki iki patlamanın sorumluluğunu üstlenmişti. Peki, mevcut patlamanın arkasında da onlar mı var? Bu örgütün arka planı nedir? Bu patlamaların arkasındaki motivasyon nedir? Allah hayrınızı artırsın.
Cevap:
1- 10/12/2016 İstanbul patlamalarına gelince; örgütün ilanında belirtildiği üzere Kürdistan Özgürlük Şahinleri bu saldırıyı üstlendi:
- (PKK'dan ayrılan Kürdistan Özgürlük Şahinleri grubu, Pazar günü İstanbul'da bir futbol stadı dışında 38 kişinin ölümüne ve 155 kişinin yaralanmasına neden olan iki patlamanın sorumluluğunu üstlendi... Bu yıl Türkiye'deki diğer saldırıları da üstlenen grup, internet sitesinde yaptığı açıklamada, Cumartesi akşamı gerçekleşen ve yılın başından bu yana başarısız bir darbe girişimi ile birçok patlamanın etkisinden kurtulmaya çalışan ülkede şok etkisi yaratan iki saldırıyı kendilerinin gerçekleştirdiğini söyledi... Cumartesi günkü saldırılar, Beşiktaş futbol takımına ait Vodafone Arena stadı yakınlarında, stadyumdaki maçın bitiminden yaklaşık iki saat sonra meydana geldi ve saldırıların polisleri hedef aldığı görüldü...) (Ankara-Reuters, 11 Aralık 2016). Daha sonra sayılar arttı: (Sağlık Bakanlığı tarafından yayınlanan ve Türk medyası tarafından aktarılan bilançoya göre, geçen Cumartesi akşamı meydana gelen iki İstanbul patlamasında ölenlerin sayısı en az 44'e yükseldi. Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Ankara'da Meclis'te yaptığı konuşmada, "Kanlı bir saldırıda 36 polisimizi ve sekiz sivilimizi kaybetmemiz çok acı" dedi...) (Londra: Asharq Al-Awsat Online - Pazartesi - 12 Aralık 2016)
2- 17/12/2016 tarihindeki patlamaya gelince; şu ana kadar herhangi bir taraf saldırıyı üstlenmedi. Ancak Türk yetkililer yaptıkları açıklamalarda (bugünkü) patlamanın geçen Cumartesi 10/12/2016 tarihindeki patlamaya benzediğini belirttiler: (Aynı bağlamda, Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, Kayseri'de çarşı iznine çıkan askerleri taşıyan halk otobüsüne yönelik bomba yüklü araçla düzenlenen saldırıda kullanılan malzemelerin, geçen hafta İstanbul'da meydana gelen iki patlamada kullanılanlarla benzer olduğunu söyledi. Kurtulmuş bu açıklamayı NTV televizyonuna verdiği mülakat sırasında yaptı. 13 kişinin öldüğü ve 55 kişinin yaralandığı saldırının sorumluluğunu henüz üstlenen olmadı...) (Al Arabiya.net, 17 Aralık 2016 Cumartesi), (Öte yandan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, saldırıdan PKK'nın sorumlu olduğunu söyledi. Erdoğan yaptığı açıklamada, saldırıdan "bölücü terör örgütünün" sorumlu olduğunu belirterek, bu tür saldırıların Irak ve Suriye'deki gelişmelerle bağlantılı olduğuna işaret etti. Cumhurbaşkanı, ABD, Avrupa Birliği ve Türkiye'nin terör örgütleri listesinde yer alan PKK'yı kastetmek için defalarca "bölücü terör örgütü" ifadesini kullanıyor...) (Al Arabiya.net, 17 Aralık 2016 Cumartesi)
Buna göre, 17/12/2016 ve 10/12/2016 tarihlerindeki patlamaları gerçekleştirenlerin aynı fail, yani Kürdistan Özgürlük Şahinleri veya namıdiğer "TAK" olması muhtemeldir.
3- Bu örgütün arka planı ve gerçekliğine gelince; bunu, kurucusu Öcalan'ın yakalanmasından sonra PKK'daki değişimleri açıkladıktan sonra ortaya koyacağız:
a- Öcalan'ın 1999 yılında Kenya'nın başkenti Nairobi'de yakalanmasının ardından, Kürdistan Topluluklar Birliği'ni (KCK) yönetmek üzere altı kişilik bir komite oluşturuldu. Bu sistem, Kürdistan'ın diğer bölgelerindeki Kürt partileriyle karşılaştırıldığında oldukça karmaşık bir yapıya sahiptir. Sistem pratikte bünyesinde onlarca gençlik, öğrenci, kadın ve sosyal örgütü, hizmet ve güvenlik komitelerini barındıran dört büyük partiden oluşmaktadır. Bu partiler şunlardır: Türkiye'de PKK, Suriye'de PYD (Demokratik Birlik Partisi), Irak'ta PÇDK (Kürdistan Demokratik Çözüm Partisi) ve İran'da PJAK (Kürdistan Özgür Yaşam Partisi). Bu partilerin her birinin kendi liderliği ve organizasyonu vardır ancak sonuçta o tarihten (1999) beri Murat Karayılan'ın başkanlık ettiği KCK çerçevesi altında toplanırlar.
b- Murat Karayılan döneminde PKK, Türkiye'ye karşı tutumlarını yumuşattı. Abdullah Öcalan'ın 1999'da yakalanmasından bu yana PKK'nın hedefleri, Amerika'nın planlamasıyla Türk hükümeti ile Öcalan arasında varılan mutabakatlar sonucunda Kürdistan'ın tam bağımsızlığı talebinden, kültürel hakların elde edilmesi ve Türkiye Kürtleri ile sınırlı bir özerklik biçimine geriledi. Bunun ardından PKK ile Türk hükümeti arasında bir sükunet dönemi yaşandı...
c- PKK ile Türk hükümeti arasındaki ilişki, Amerika'nın Türk hükümeti ile Kürtler arasındaki durumu sakinleştirmek için çizdiği adımlar doğrultusunda Murat Karayılan döneminde bir yumuşama ve sükunetle devam etti. Özellikle 2012 sonlarından itibaren taraflar arasında sakinleşme araçları birbiri ardına geldi:
- 16/12/2012: MİT Müsteşarı Hakan Fidan İmralı adasını ziyaret ederek Abdullah Öcalan ile görüştü.
- 09/12/2012: Recep Tayyip Erdoğan, devlet kanalı TRT'de Öcalan ile görüşmeler yapıldığını açıkladı.
- 21/03/2013: Nevruz kutlamaları için toplanan kalabalığın önünde Abdullah Öcalan'ın mesajı okundu. Öcalan mesajında silahların bırakılması ve siyasi mücadelenin başlatılması çağrısında bulundu. Öcalan o zaman şu ifadeyi kullandı: "Silahlı unsurlarımızın sınır ötesine çekilmesi aşamasına gelinmiştir. Bu bir son değil, yeni bir başlangıçtır. Silahlı direniş sürecinden, demokratik siyaset sürecine kapı açılmaktadır."
- (Amerika Birleşik Devletleri, PKK lideri Abdullah Öcalan'ın dün örgüt militanlarına yaptığı "silah bırakma" çağrısını memnuniyetle karşıladı ve bunu "olumlu bir adım" olarak nitelendirdi. Aynı şekilde Türk hükümeti de bu çağrıyı memnuniyetle karşılarken, Türk milliyetçileri arasında ise tepkiye yol açtı... Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Victoria Nuland, Öcalan'ın ateşkes ilanının Türkiye'de "otuz yılı aşkın süredir devam eden trajik şiddetin" sona ermesine yardımcı olabileceğini söyledi. Nuland, ABD'nin aynı zamanda "Türk hükümetinin ve ilgili tüm tarafların, Türkiye'de demokrasiyi güçlendirecek barışçıl bir çözüme ulaşmak için sarf ettikleri cesur çabaları" alkışladığını da sözlerine ekledi...) (Al Jazeera.net, 22/03/2013)
- 04/04/2013: 63 kişiden oluşan Akil İnsanlar Heyeti kuruldu ve Kürt meselesine mutabık kalınan bir çözüm bulmak amacıyla Türkiye genelinde diyalog gezilerine başladılar.
- 25/04/2013: Kandil Dağı liderlerinden Murat Karayılan, yüzlerce gazetecinin önünde örgütün 8 Mayıs 2013 tarihinden itibaren Türkiye topraklarından çekilme sürecine başlayacağını duyurdu.
d- Bu sükunet ve yumuşama Murat Karayılan'ın liderliği boyunca devam etti, ancak PKK'nın 9. Kongresi'nin yapılması ve Cemil Bayık'ın Karayılan'ın yerine seçilmesinin ardından durum sertliğe meyletmeye başladı: (Geçtiğimiz Haziran ve Temmuz aylarında Kandil'de 162 üyenin katılımıyla PKK'nın 9. Kongresi yapıldı ve buna göre örgüt liderliğinde değişiklikler gerçekleşti. Bayık, Karayılan'dan üç oy fazla alarak onun yerine geçti...) (Kürdistan Demokrat Partisi sitesi, 06/11/2013)
Konsey başkanlığındaki bu değişim, bazı Kürt ve Türk çevrelerinde önceki döneme karşı yapılmış siyasi bir darbe olarak görüldü. Önde gelen lider Cemil Bayık başkanlığında altı kişiden (üç erkek ve üç kadın) oluşan tamamen yeni bir liderlik komitesi seçildi. Kongre sırasında parti liderliğinde yapılan değişikliğin, gerek tamamen yeni bir liderliğin seçilmesi gerekse önümüzdeki dönemde izlenmesi gereken politika düzeyinde parti stratejisinde yeni bir dönüm noktası oluşturduğu söylenebilir... Sonraki olaylar bu politikaya işaret etmektedir:
- 5 Temmuz 2013: PKK'nın Kandil Dağı'ndaki askeri liderlerinden Cemil Bayık ile birlikte Bese Hozat, KCK (Kürdistan Topluluklar Birliği) eş başkanlığına seçildi.
- 31 Temmuz 2013: Cemil Bayık, BBC'ye yaptığı açıklamalarda, Türk hükümetinin 1 Eylül tarihine kadar somut adımlar atmaması halinde örgütün çekilme sürecini durduracağını vurguladı. Bununla yetinmeyerek, çekilen unsurların tekrar Türkiye topraklarına dönmesini içeren bir uyarıda bulundu.
- 19 Ağustos 2013: Cemil Bayık, çözüm sürecinin başarısızlığa uğratılması halinde Türkiye içindeki güvenlik durumunun eskisinden daha fazla kötüleşeceğini belirtti.
- 9 Eylül 2013: KCK, PKK unsurlarının Türkiye topraklarından çekilmesinin tamamen durdurulduğunu açıkladı.
- 3 Aralık 2013: Cemil Bayık, Türkiye'deki son gelişmeler hakkında yaptığı konuşmada şunları söyledi: "Eğer durum bu şekilde devam ederse Türkiye'de bir savaşın çıkması kaçınılmazdır. Türk hükümetine taleplerimizi yerine getirmesi için önümüzdeki bahara kadar süre verdik. Eğer bu talepler hükümet tarafından karşılanırsa sorun uzlaşma yoluyla çözülür. Şartlarımız kabul edilmezse Türklerle bu şekilde devam edemeyiz."
- 20 Aralık 2014: Cemil Bayık, "Silah bırakmak onlar için ölüm demektir" dedi.
- 12 Haziran 2015: HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, PKK'nın lideri Abdullah Öcalan'ın çağrısı üzerine silah bırakabileceğini söyledi. KCK buna şu cevabı verdi: "Herkes şu gerçeği görmelidir ki; Türkiye devletine karşı silahlı mücadeleyi bırakma meselesi tamamen bize aittir ve hiç kimsenin bu konuda fikir beyan etme hakkı yoktur. Herkes şunu da bilmelidir ki HDP bizim siyasi kanadımızı temsil etmiyor. Dolayısıyla HDP liderleri bizden silah bırakmamızı isteyemezler. Liderimiz Abdullah Öcalan'ın da mevcut şartlar ve koşullar altında bizden silah bırakmamızı isteyeceğini düşünmüyoruz...
- Ayrıca herkesin bilmesini isteriz ki, silah bırakmama kararımız Öcalan'ın taleplerini reddetmek değildir ve HDP'nin siyasi çalışmalarını engelleme niyetinde de değiliz."
- 12/07/2015: Kürdistan Topluluklar Birliği (KCK), Pazar günü yaptığı açıklamada, Türkiye ile 2012 yılından beri süregelen ateşkesin sona erdiğini duyurdu ve bunu "Türk devletinin baraj ve askeri kaleler inşa etmesiyle" gerekçelendirdi... Bu açıklama, KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı tarafından yayınlanan ve Türk devletinin ateşkes şartlarını ihlal ettiğini belirten bildiride yer aldı... (ARA NEWS 12/07/2016)
- 14/07/2015: KCK eşbaşkanlarından Bese Hozat, Özgür Gündem gazetesinde "Önümüzdeki aşama, devrimci halkın Türkiye'de yürüteceği savaş aşamasıdır" başlıklı bir makale yazdı.
e- Yukarıdakilerden anlaşılmaktadır ki, Karayılan dönemindeki PKK, Amerika'nın PKK ile Türk hükümeti arasındaki sükuneti sağlama anlaşmasını uygulayarak Amerikan çizgisine daha yakındı ve bu aşama Mart 2013'te aralarındaki barış anlaşmasıyla taçlanmıştı... Bu süre zarfında bazı Kürtlerin hoşnutsuzluğu kopuşlara ve itirazlara yol açtı... Murat Karayılan dönemindeki (1999-2013) sükunet ortamı bazı Kürtleri kızdırdı çünkü bunu bazı tavizler olarak gördüler... Bu atmosferde, 1993'teki kuruluşundan beri PKK ile bağlantılı olan Kürdistan Özgürlük Şahinleri veya TAK örgütü 2004 yılında PKK'dan koptu. Şimdi kendi deyimiyle bağımsız olarak faaliyet gösteriyor. "TAK" örgütü, organizasyonlarının bağımsız olduğunu ve kimseyle bağlantıları olmadığını vurguluyor; kendilerini yapısal olarak "fedai kuvvetler" olarak tanımlıyorlar ve temel hedefleri Türk ordusunun askeri yapısını vurmak ve turizm sektörünü sabote etmektir... Şahinlerin ilk eylemi 2005 yılında bir turist otobüsünü hedef alarak 5 kişinin ölmesine ve 20 kişinin yaralanmasına neden olmuştu. Türkiye'ye benzer şekilde, 2008 yılından itibaren "TAK" örgütü ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından terör örgütü olarak kabul edilerek yabancı terör örgütleri listesine girdi ve Avrupa Birliği de onu terör partisi olarak kabul ediyor...
f- Dokuzuncu kongre seçimlerinde gerçekleşen değişiklik ve Temmuz 2013'te Bayık'ın liderliğe gelmesinden sonra, PKK, patlamalar ve cinayetler gibi maddi eylemlerle Erdoğan ve hükümetini hedef alarak İngiliz çizgisine eğilim göstermeye başladı... Bu durum Şahinlerin eylemlerine, özellikle de bu yıl içinde güçlü bir şekilde yansıdı. Mevcut atmosfer Kürdistan Özgürlük Şahinleri örgütünün Türk güvenlik güçlerine karşı eylemlerini katlaması için elverişliydi. Dolayısıyla bu dönemde Şahinlerin eylemleri tırmanışa geçti. Geçen yılın sonundan itibaren artan ve son olarak 17/12/2016 tarihindeki eylemle zirveye ulaşan bu operasyonlara ışık tutmak gerekirse şu tabloyu net bir şekilde görebiliriz:
- Aralık 2015 - İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı'nın füzelerle hedef alınması; saldırı bir çalışanın ölümüyle sonuçlandı.
- Şubat 2016 - Ankara'da bomba yüklü araçla yapılan patlama; saldırı çoğu asker 28 kişinin ölümüne yol açtı.
- Mart 2016 - Ankara'da bomba yüklü araçla yapılan patlama onlarca kişinin ölmesine ve yaralanmasına neden oldu.
- Haziran 2016 - İstanbul Vezneciler semtinde bomba yüklü araçla patlama; çoğu polis 11 ölü ve 35 yaralı.
- Ekim 2016 - İstanbul Yenibosna semtinde motosikletli patlama; 10 yaralı.
- Kasım 2016 - Güney Türkiye'deki Adana Valiliği girişinde bomba yüklü araçla patlama; sivillerin ölümü ve onlarca yaralı.
- 10 Aralık 2016 - Beşiktaş semtinde çoğu polis 44 kişinin ölümü ve yaklaşık 200 kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan çifte patlama.
- 17 Aralık 2016 - Patlama (Türk Silahlı Kuvvetleri'nden yapılan açıklamaya göre; Cumartesi günü Türkiye'nin orta kesimindeki Kayseri ilinde Erciyes Üniversitesi yakınlarında bomba yüklü bir aracın patlaması sonucu 13 asker öldü, aralarında sivillerin de bulunduğu 48 kişi yaralandı... Güvenlik kaynaklarından aktarılan bilgilere göre, "Bomba yüklü araç, çarşı iznine çıkan askerleri taşıyan halk otobüsünün yanında, Erciyes Üniversitesi girişinde patladı." Olay yerine çok sayıda polis ve ambulans sevk edilirken, ölü ve yaralılar yoğun güvenlik önlemleri altında ildeki hastanelere kaldırıldı...) (CNN Arabic, 17/12/2016)
g- Tüm bunlar incelendiğinde, Kürdistan Özgürlük Şahinleri'nin siyasi arka planı şu şekilde karşımıza çıkmaktadır:
Cemil Bayık'ın 20/12/2014 tarihinde "Silah bırakmak onlar için ölüm demektir" açıklamasının ardından, Bayık liderliğindeki PKK sertleşmeye başlamış ve bu durum 12/07/2015 tarihinde Bayık liderliğindeki KCK'nın Erdoğan hükümetiyle olan ateşkesin sona erdiğini duyurmasıyla zirveye ulaşmıştır... Buna paralel olarak TAK örgütü de Türk hükümetinin hayati çıkarlarına, özellikle de güvenlik birimlerine yönelik maddi eylemlerde aktif hale gelmiş ve nihayet 10/12/2016 ile 17/12/2016 tarihlerindeki iki operasyonu gerçekleştirmiştir.
Bu da demektir ki; Şahinlerin arka planında muhtemelen, Amerika yanlısı Erdoğan yönetimine karşı şu an Avrupa ve özellikle de İngiltere çizgisine yakın olan Bayık çizgisiyle uyum içinde olmaları yatmaktadır.
h- Bunu teyit eden bir diğer husus, PKK'nın kurucularından Cemil Bayık'ın 15 Mart 2016'da İngiliz The Times gazetesine verdiği demeçte şunları söylemesidir: "Erdoğan'ı ve AKP'yi devirmek istiyoruz. Çünkü Erdoğan ve partisi düşmedikçe bu ülkede demokrasi olmayacak"... (BBC, 15/03/2016)...
Ayrıca İngiliz ajanı olan CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu da Ankara'da Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği'nin (TOBB) 72. Genel Kurulu'nda şunları söyledi: "Nedir bu başkanlık sistemi? Bir kişi konuşacak, Türkiye susacak... Böyle bir başkanlık sistemini bu ülkede kan dökmeden gerçekleştiremezsiniz" (www.tna24.com 13/05/2016)...
ı- Tüm bunlardan, İstanbul'daki son patlamaların arkasında İngilizlerin olduğu anlaşılmaktadır. Bunun arkasındaki motivasyona gelince; bu şu hususların dışına çıkmamaktadır:
- İngiliz ajanları tarafından gerçekleştirilen son darbe girişiminin kalıntılarını sürdürerek Türkiye'deki Amerika yanlısı rejim için istikrarsız bir durum yaratmak. Hiç şüphesiz onlar, Erdoğan'ın Türkiye'de Amerika için güçlü temeller oluşturması nedeniyle bu rejimi değiştirmenin kolay olmadığını biliyorlar. Ancak tekrarlanması halinde rejimin temellerini zayıflatabilecek kargaşa ve istikrarsızlık yaratarak etki edebilirler...
- Bu bir yandan; diğer yandan ise Türkiye'deki parlamenter sistem, 1924'te Hilafet'i yıktıktan sonra İngiltere tarafından ajanı Mustafa Kemal eliyle kurulmuştur. Bu da İngiltere'nin Türkiye'deki parlamenter sistemin manevi babası olduğu anlamına gelir. Bu nedenle Erdoğan ve arkasındaki Amerika, parlamenter sistemi başkanlık sistemine dönüştürerek ve Cumhurbaşkanına daha fazla yetki vererek bu kapıyı sonsuza dek kapatmak istiyor. İngiltere ise bu başkanlık sistemini istemiyor... Nitekim İngiliz ajanı CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, bu başkanlık sisteminin kan dökülmeden bu ülkede uygulanamayacağını daha önce ifade etmişti. (Türk Sabah gazetesi, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'nun "Başkanlık sistemini kan dökmeden getiremezsiniz" şeklindeki açıklamalarına atıfta bulunarak "Meclise, Halka ve Siyasete Hakaret Ediyor" başlığını atmıştı...) (Türkiye Post, 13/05/2016).
Özetle İngiltere, Kürdistan Özgürlük Şahinleri de dahil olmak üzere kendisine bağlı olanların gerçekleştirdiği cinayet ve patlamalarla bir taşla iki kuş vurmak istemektedir: Amerika yanlısı Türk rejiminde istikrarsızlık yaratmak ve aynı zamanda Erdoğan'ın parlamenter sistem yerine başkanlık sistemini ilan etme girişimine güçlü bir şekilde karşı durmak. Bu eylemlerden bir özerk bölgeye yol açacağı zannediliyorsa, bu durum en azından öngörülebilir gelecekte uzak bir ihtimaldir.
- Son olarak, Müslümanların kanının İslam ve İslam ümmeti için değil, sömürgeci kafirlerin çıkarlarını gerçekleştirmek için akması gerçekten acı vericidir... Buna rağmen bu ümmet hayır ümmetidir; Allah'ın izniyle bir uykudan sonra uyanacak, bir oturuştan sonra ayağa kalkacaktır. Bu ümmetin tarihsel olayları buna şahitlik etmektedir. Haçlılar ve ardından Moğollar İslam ümmetini istila edip Hilafet'in başkenti Bağdat'ı yerle bir ettiklerinde, Dicle'nin berrak sularını dökülen bunca kandan ve suya atılan el yazmalarının mürekkebinden dolayı kırmızıya ve siyaha boyadıklarında, o ümmetin o halden sonra yeniden ayağa kalkıp İstanbul'u fethedeceğini kim beklerdi? Kim beklerdi? Fakat Allah'ın öyle adamları vardır ki, meseleleri hak üzere yerli yerine oturtana ve Raşidi Hilafet'i makamına geri döndürene kadar ne zillet karşısında uyurlar ne de zulme susarlar. Onların lisan-ı hali şöyledir:
مِنَ الْمُؤْمِنِينَ رِجَالٌ صَدَقُوا مَا عَاهَدُوا اللَّهَ عَلَيْهِ فَمِنْهُم مَّن قَضَى نَحْبَهُ وَمِنْهُم مَّن يَنتَظِرُ وَمَا بَدَّلُوا تَبْدِيلًا
"Müminlerden öyle adamlar vardır ki, Allah’a verdikleri söze sadık kaldılar. Onlardan kimi adağını yerine getirdi (şehit oldu), kimi de beklemektedir. Onlar hiçbir şekilde (sözlerini) değiştirmediler." (Ahzab [33]: 23)
Ve gerçekten ve doğrulukla:
إِنَّ اللَّهَ بَالِغُ أَمْرِهِ قَدْ جَعَلَ اللَّهُ لِكُلِّ شَيْءٍ قَدْرًا
"Şüphesiz Allah, emrini yerine getirendir. Allah her şey için bir ölçü koymuştur." (Talak [65]: 3)
21 Rebiülevvel 1438H 20/12/2016M