Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Mosul’u Geri Alma Savaşının Arkasında Ne Var!

October 30, 2016
4986

Soru-Cevap

Mosul’u Geri Alma Savaşının Arkasında Ne Var!

Soru:

17 Ekim 2016 tarihinde Musul'u geri alma savaşının başladığı ilan edildi. Bundan kastedilen nedir? Musul savaşının yıllar süreceğini tahmin eden Amerikalı yetkililerin önceki açıklamalarını nasıl anlamalıyız? DEAŞ Musul’dan çıkarılırsa bitecek mi? Irak hükümeti ile Türk rejimi arasındaki bu atışmanın sebebi nedir? Türkiye'nin katılma konusundaki ısrarı neden?

Cevap:

1- Mevcut olayları derinlemesine inceleyen bir kimse, bunların Irak’ı tamamen parçalamak amacıyla planlanmış bir zincirin halkaları olduğunu görür. Kürt bölgesinin (Kuzey Irak) belirginleşmesinin ardından, Sünniler için bir bölge ve Şiiler için başka bir bölge oluşturularak bu parçalama tamamlanmak istenmektedir. Bu politika ABD tarafından sadece bugün ya da Irak'ın işgalinden itibaren başlatılmadı. Aksine işgalden önce, ABD'nin 1991 yılında Irak'ın kuzeyinde uçuşa yasak bölgeler ilan etmesinden itibaren başladı; o dönemde Kürdistan bölgesi neredeyse bir devlet haline gelmişti! ABD 2003'te Irak'ı işgal ettiğinde, işgalci yönetici Bremer’in kurduğu sistem; mezhepsel ve etnik kotalar üzerine kurulu bir esasa dayanıyordu. Bremer, 2003 Temmuz ayında sözde "Irak Yönetim Konseyi"ni kurdu ve Ağustos 2003'te 25 üyeden oluşan bir anayasa hazırlık komisyonu atadı. Komisyon, Irak'ı Kürdistan bölgesi gibi eyaletler (bölgeler) temelinde "federal" bir devlet haline getiren bir anayasa taslağı hazırladı. Ardından, Geçici Yönetim Yasası’nda belirtildiği üzere, anayasal sürece meşruiyet kazandırmak amacıyla 31 Ocak 2005 tarihinde oylama için genel seçimler yapıldı. Şiddet de dâhil olmak üzere kullanılan çarpık yöntemlere rağmen, kayıtlı seçmenlerin sadece %58'i oy kullandı ve böylece bu anayasa kabul edildi! Bu anayasanın maddelerinden bazıları şunlardır:

2005 yılı Irak Cumhuriyeti Anayasası’nın 1. Maddesi: "Irak Cumhuriyeti federal bir devlettir" der. 116. Madde: "Irak Cumhuriyeti'ndeki federal sistem bir başkent, bölgeler, merkezi olmayan vilayetler ve yerel yönetimlerden oluşur" der. 117/1. Madde ise: "Bu anayasa yürürlüğe girdiğinde Kürdistan bölgesini ve mevcut yetkililerini federal bir bölge olarak tanır" hükmünü içerir. Bu bölgenin yetkilerine bakan bir kimse, Irak'ın yakın gelecekte ne ölçüde parçalanacağını anlar! Özellikle 119. Madde "başka bölgeler oluşturma imkanına" yer vermektedir. Böylece ABD, bu kötü şöhretli anayasa aracılığıyla Irak’ı parçalamanın tohumlarını atmış oldu.

2- ABD, Irak'ı parçalama anayasasını kabul ettirmenin verdiği başarı sarhoşluğunu hissetti ve ajanlarını bunu öncelik haline getirmeye, kamuoyunu buna hazırlamaya memur etti ancak onlar başarılı olamadılar. Zira Şii ve Sünni bölgeleri olarak adlandırılmaya başlanan bölgelerde, "eyalet/bölge" adı altında bile olsa bir ayrılıkçı faaliyet yoktu; hatta Şii ve Sünni bölgeleri tabiri buralar için yabancıydı ve mevcut değildi. Bunun üzerine ABD, kendi yöntemiyle ortamı hazırlamaya başladı ve İslam'a ve Müslümanlara karşı kinle dolu bir şahsiyet olan Maliki'yi 20 Mayıs 2006'da Başbakan olarak atadı. Maliki’nin temel görevi, Sünniler ve Şiiler arasında nefreti ve kopuşu güçlendirecek bir düşmanlık yaratmaktı! ABD’nin piyonu Maliki, fanatik bir mezhepçiydi; başkalarını kışkırttı ve tahrik etti. Böylece ortam bölünmeye ve bölgeciliğe hazır hale geldi. Maliki bu görevinde başarılı oldu; Sünniler ve Kürtler ile araya öyle bir düşmanlık ekti ki, Irak'ın bölünmesi birçok insan için bir talep haline geldi. Maliki, ABD’nin kendisini iktidara getirmesindeki asıl görevini yerine getirerek bu düşmanlığı tesis etti ve federal bölgeler için zemin hazırladı. Bu nedenle ABD, 8 Eylül 2014’e kadar onun görev süresini uzattı; onun yönetim yılları kara günlerdi. 2011 yılının Aralık ayında ABD askeri olarak çekilmiş gibi görünüp güvenlik ve siyasi olarak kalmaya devam ettiğinde, fitne ağacı çoktan meyve vermişti. Maliki bu kötü meyveleri artırdı, eşi benzeri görülmemiş bir kibirle zorbalık ve zulüm yaptı. Fitne ne zaman sönmeye yüz tutsa, provokatif eylem ve söylemleriyle onu yeniden alevlendirdi. Silahlı Şii milislerin kurulmasıyla mezhepsel gerilim tırmandırıldı.

ABD, Müslümanlar arasındaki çatlağı derinleştirmek için Maliki’nin şahsında aradığını bulmuştu. Maliki, elindeki tüm nefret, hile ve zulümle Sünnileri kışkırtmaya devam etti. İnsanlar zulmün kaldırılmasını veya haklarını talep ettiklerinde onlara şiddetle karşılık verdi ve hiçbir haklarını tanımadı. 2012 yılında Sünni bölgesi halkının barışçıl eylemlerinde olduğu gibi; talepleri sadece zulmün kaldırılması, başta kadınlar olmak üzere mahkûmların serbest bırakılması ve gece baskınlarının durdurulması gibi sıradan taleplerdi. Rejimi yıkma gibi bir talepleri yoktu ancak Maliki hükümeti bunları reddederek "teröristlere hizmet eden talepler" olarak nitelendirdi. Barışçıl gösterileri ezmeye başladı ki bu bölge halkının öfkesi artsın ve ayrılmayı ya da federal bir bölge kurulmasını talep etsinler. Maliki ve hükümeti, efendileri Amerikalıların talimatı veya rızası olmadan bunu yapamazdı zira o bizzat onlar tarafından yönlendiriliyordu. Bunun yanı sıra, Anbar'daki barışçıl protestolar başlamadan önce bile bazı Şii hareketler, güneyde Kürdistan bölgesine benzer bir Şii bölgesi kurulmasını talep etmeye başlamıştı. Mesele bununla da kalmadı, komşu ülkeler de mezhepçi yönü öne çıkarma konusunda yarışa girdi. Tüm bunlar, Irak'ın birleşik ve bütün bir halde kalmasını değil, birbirini öldüren çatışan parçalara bölünmesini isteyen Amerikan politikasının birer uygulamasıydı. Her tarafın kendi bölgesine sıkı sıkıya sarılması ve açıkça "bölgecilik" çağrısı yapılması hedefleniyordu.

3- Bu ortamda DEAŞ, Musul'da bir yer edinmek için harekete geçti. ABD, Şii milislerin bulunduğu bu ortama DEAŞ’ın girmesinin çatlağı daha sert ve şiddetli bir şekilde derinleştireceğini gördü. Bu durum, Sünni ve Şii arasındaki ayrışmayı artırarak ABD’nin hedefine hizmet edecekti. Bu yüzden Maliki’ye orduyu Musul’dan çekmesi talimatını verdi; ordu silahlarını ve bankalardaki paraları bırakarak çekildi ve öyle de oldu. 2014 Haziran’ında Musul'un DEAŞ'ın eline geçtiği ilan edildi. Irak ordusunun gerçek bir savaşa girmeden çekildiği, hatta silahlarını, mühimmatını ve üniformalarını teslim edip bankalardaki paraları bıraktığı, sayı ve teçhizat bakımından üstün olmalarına rağmen asker ve subayların kaçtığına dair rivayetler ardı ardına geldi. Herkes bu durumdan şüphelenmeye başladı ve bölgenin belirli amaçlar doğrultusunda kasıtlı olarak teslim edildiğine işaret etti. Bu "danışıklı dövüş" kanaati o kadar güçlüydü ki Maliki, yaşananların bir "komplo" olduğunu itiraf etmek zorunda kaldı ("Musul'da tanık olunan şey bir komploydu" Maliki'nin Facebook sayfası, Alhurra 18/08/2015). Ancak kendisi başbakan, ordu komutanı ve savaşın bir numaralı sorumlusu olmasına rağmen bu suçu üzerinden atmaya çalıştı. Benzer bir durum Ramadi'de de yaşandı; "Altın Tümen" olarak adlandırılan birlikler hiçbir direniş göstermeden oradan çekildi. Maliki ve sorumlulardan hesap sorulması talep edildi ancak konunun üzeri örtüldü ve perde kapatıldı. Görünen o ki ABD konuyu kapatmak istedi, çünkü ordunun çekilmesinde parmağı vardı; DEAŞ’ın "Sünni" bir yapı olarak varlığını kolaylaştırmak istiyordu, zira Şii milislerin yanında onun varlığı, bölgesel federalizme zemin hazırlamak için Sünni-Şii çatlağını daha da genişletecekti. Bu yüzden örgütün girişini kolaylaştırmak için ordunun çekilmesini emretti. Sadece bu da değil; ABD, örgüt Musul’a girerken bombalamayı reddetti. Obama 13 Haziran 2014’te Washington’un "Iraklılar tarafından sunulacak siyasi bir plan olmaksızın askeri bir eyleme katılmayacağını" açıkladı. Bu açıklama, ABD ile Irak arasındaki güvenlik anlaşmasına ve Irak hükümetinin talebine rağmen yapıldı. Nitekim Irak Dışişleri Bakanı Zebari, 18 Haziran 2014 akşamı Cidde’de "Bağdat’ın Washington’dan militanlara hava saldırısı düzenlemesini talep ettiğini" söylemiş, ABD Genelkurmay Başkanı General Dempsey de bunu Kongre oturumunda doğrulamıştı. Bu da gösteriyor ki ABD müdahale için acele etmiyordu; aksine Sünniler ve Şiiler arasındaki ortam iyice kızışıp her iki taraf da Kürdistan’da olduğu gibi kendi bölgesine razı olana kadar müdahaleyi geciktiriyordu. Bundan sonra ABD, örgütle savaşılmasını ve Musul’dan çıkarılmasını emretti.

Basiretli siyasiler bunu fark edip takip etmektedirler. Burada, "Irak el-Yevm" sitesinin 6 Aralık 2015 tarihinde üst düzey diplomatik kaynaklardan aktardığı, ABD’nin ülkedeki DEAŞ varlığını sona erdirmek için öne sürdüğü şartla ilgili haberi hatırlatalım: "Bağdat'taki federal bir hükümete bağlı üç ana bölgenin (eyaletin) kurulmasını kabul etmek, DEAŞ dosyasını sonuçlandırmanın, Irak'ı ondan temizlemenin ve şu an Bağdat'taki otoritenin yerine geçen tüm ikincil otoriteleri, özellikle de İran emir komutasındaki milisleri sona erdirmenin temel şartıdır." Aynı kaynaklar şunu da ekledi: "...Washington, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin desteğiyle Irak'taki yeni federal yönetimi korumayı taahhüt etti...".

Böylece ABD, Maliki'yi mezhepsel fanatizmiyle Sünnileri kışkırtmak, Sünni-Şii düşmanlığı yaratmak ve ardından Irak'ı bölgelere ayırıp merkezi hükümetle kopmaya mahkûm zayıf bir bağla bağlamak için kullandı. Aynı şekilde DEAŞ’ın Şiilere bakışını da kullanarak, iki taraf arasındaki çatlağı artırmak için Musul’a girişini kolaylaştırdı. Musul’a girişinden sonra örgütün hilafet ilan etmesini de tekrar kullandı; ABD örgütün öldürme, yakma ve sivilleri göç ettirme gibi eylemlerine odaklanarak bu fiilleri hilafetle ilişkilendirmeye çalıştı. Ancak Allah onların oyunlarını boşa çıkardı; insanlar anladılar ki Bağdadi’nin hilafeti laf-ı güzaftan ibarettir; Allah’ın ikamesini farz kıldığı ve Rasulü’nün ﷺ müjdelediği hilafet ise hak ve adalettir. İnsanlar oraya can ve mal güvenliği için hicret ederler; o hilafet hayrı sadece kendi tebaasına değil, tüm dünyaya taşır.

4- Kuzey Irak'taki Türk varlığı da aynı amaca hizmet etmektedir; yani İran'ın Şiilere verdiği "destek/nefes" gibi Irak'taki Sünnilere bir "nefes" vermek... Böylece bölgesel durum, "bölgeciliğe" (eyaletleşmeye) teşvik etmektedir! Türkiye'nin girişi bu çatlağı derinleştirmek içindi; sanki İran'ın Şiileri korumasına karşılık Sünnileri koruyormuş gibi bir görüntü verilmektedir. Tüm bunlar, Irak’ın birliğini değil, birbirine düşman parçalara bölünmesini kolaylaştırmak olan tek bir hedefi gerçekleştirmek içindir.

Türkiye’nin bu savaşa katılma konusundaki ısrarı ve Erdoğan ile İbadi arasında bu konuda yaşanan polemik ve atışmalara gelince; Erdoğan, Irak hükümetinin (Musul'un kuzeydoğusundaki) Başika kampından Türk askerlerinin çekilmesi talebini, bu durum Irak hükümetinin bilgisi dâhilinde olmasına rağmen kınamaktadır. Bu mesele ne Irak hükümetinin elindedir ne de Türk hükümetinin; aksine bu durum Amerikan politikasının bir parçasıdır. Erdoğan, İbadi ile atışarak sanki Sünnileri savunuyormuş gibi görünüp Amerikan projesi olan "bölgeler/eyaletler" planını teşvik etmekte; İbadi de aynı şekilde, Irak'ın toprağını ve semasını dolduran diğer yabancı güçleri değil de sadece Türk güçlerini gündeme getirerek Şii sempatisi kazanmaya çalışmaktadır! Her iki durum da aynı amaca, yani Irak'ın bölgeler şeklinde parçalanmasına hizmet etmek için Sünni-Şii gerilimini artırmaya hizmet etmektedir. Bu atışmanın devam edip etmeyeceğini Amerikan projesi belirler. Bu, Irak hükümetinin Türk askerlerinin çekilmesini ilk kez talep edişi değil; geçen yılın sonunda da talep etmiş, Arap Birliği bunun için toplanıp destek vermiş ve konuyu Türkiye'yi kınayan ve çekilmesini isteyen bir karar alması için Güvenlik Konseyi'ne taşımıştı, ancak bu sadece "bir kaşık suda fırtına" olarak kaldı ve dindi! Dolayısıyla Türk güçlerinin kalması, Amerikan projesi olan "bölgeler" planını uygulamak içindir. Bu artık bir sır da değildir; bizzat Erdoğan, kuzeydeki Kürt bölgesi gibi Musul için de bir bölge (eyalet) talep ederek bunu beyan etmiştir. Kuzey Irak yerel yönetimine yani Kürdistan bölgesine onay verenleri, Musul bölgesi için aynı onayı vermedikleri için kınamaktadır. "Beştepe"de yaptığı bir konuşmada Musul'un durumuyla ilgili şunları söylemiştir:

("...Kuzey Irak yerel yönetimi oylamasında 'evet' diyenler, Musul için aynı şeye 'evet' demediler." Timetürk gazetesi 18/10/2016)

5- Amerikalıların önceki açıklamalarının aksine, neden şimdi Musul savaşı için bu kadar ısrarcı olduklarına gelince, mesele şöyledir:

ABD, örgütle savaşmanın ve onu Musul'dan çıkarmanın zamanının gelmediğini düşünüyordu ve Obama bu işin kendi döneminde bitmesi için acele etmiyordu. Hatta bazı Amerikalı yetkililer bu işin yıllar alacağını söylüyorlardı. Ancak Obama'yı acele etmeye iten durumlar gelişti. Obama, meşum dönemini bir başarıyla ya da anılacak bir zaferle bitirmek istiyordu. Bu konuda Suriye'ye, İran’ın ve milislerinin yığınağına ve Rus hava bombardımanına bel bağlamıştı. Ancak Suriye halkının, özellikle de Halep'in muazzam direnişi nedeniyle umudunu yitirdi ya da yitirmek üzereydi; bu yüzden yönünü Irak’a, Musul’a çevirdi, belki orada bir başarı umudu bulabilirdi! Musul’a girmek için öyle acele etti ki arkasında Havice gibi cepler bıraktı. (Wall Street Journal gazetesi, Musul'a ilerleyen Irak güçlerinin Havice gibi örgütün kontrolündeki bazı cepleri baypas ettiğini, bunun da örgüt savaşçılarına Irak'ın diğer bölgelerinde karşı saldırılar düzenleme imkânı verdiğini belirtti. Gazete haberinde, Iraklı komutanların Havice'yi geri almayı, Bağdat ile Musul arasındaki yol üzerinde olmasına rağmen öncelik haline getirmediklerini ifade etti. Kerkük'teki Şii milis liderlerinden Meysem ez-Zeydi, Havice'yi "Kuzey Irak'ın böğründeki bıçak" olarak niteleyerek, hükümetin siyasi nedenler ve uluslararası baskılar sebebiyle Havice'den önce Musul'u geri almak için acele ettiğini söyledi. El-Cezire 28/10/2016).

Böylece 17 Ekim 2016'da Musul savaşı başladı. Savaşta Irak ordusundan, Peşmerge güçlerinden, aşiret ve ulusal Haşdi Şabi güçlerinden 140 bin askerin yer aldığı belirtildi. ABD Savunma Bakanlığı Sözcüsü Peter Cook: ("Washington liderliğindeki uluslararası koalisyon, Musul savaşı sırasında Irak güçlerini tamamen desteklemektedir" dedi ve "Irak ordusu ve Peşmerge güçlerine lojistik destek ve yardım sağlamak amacıyla Musul'u geri alma savaşında arka hatlarda Amerikan güçlerinin bulunduğuna" işaret etti. Reuters 17/10/2016). ABD, Eylül ayı sonlarında Başbakan Haydar el-İbadi'nin talebi üzerine Irak'taki asker sayısını 4400'e ek olarak yaklaşık 600 asker daha artıracağını açıklamıştı. Savaşın ABD seçim kampanyası sırasında ve sonrasında devam etmesi isteniyor ki Obama görev süresini Amerikan tarihinde kendisine ve Demokratlara yazılacak zaferlerle tamamlasın. Musul savaşı, iç güçlerin ve bölgesel güçlerin (Türkiye ve İran) kendi aralarındaki çekişmeler nedeniyle kolay olmasa da bu güçler üzerindeki asıl belirleyici faktör aynı (ABD) olduğu sürece, bu çekişmelerin savaşı uzun süre durdurması beklenmemektedir; aksine her şey ABD politikasının gerektirdiği şekilde yürüyecektir.

6- ABD, Avrupa'ya bağımsız bir rol değil, koalisyonun bir parçası olarak, özellikle Fransa ve İngiltere'ye bir rol vermiştir. Böylece ABD’nin koalisyon liderliğine bağlı kalmalarını sağlayarak, ABD'nin Irak'ı bölgelere ayırma hedeflerini karıştırmalarına engel olmaktadır. Fransa, her zamanki gibi bu olaylarda örgütün Fransa'daki eylemlerinin bir yankısı olarak ön plana çıkmaya çalışmaktadır. 20 Ekim 2016'da Paris'te "Musul'un siyasi geleceğini" tartışmak üzere yirmi ülke temsilcisi ve sivil toplum kuruluşunun katıldığı bir konferans düzenledi. 25 Ekim 2016'da ise DEAŞ’a karşı uluslararası koalisyonun savunma bakanları için başka bir konferans çağrısı yaptı. Bu toplantının ardından, ülkesinin koalisyonun lideri olması sıfatıyla ABD Savunma Bakanı Ashton Carter şöyle dedi: ("Tartışmalar DEAŞ'ın Rakka üzerindeki kontrolünün nasıl sona erdirileceğine odaklandı... Koalisyonun planın uygulanmasını hızlandırmak için neler yapabileceği ve üye devletlerin topraklarının örgüt saldırılarından nasıl korunacağı belirlendi... El-Cezire 26/10/2016). Bu durum, üye ülkelerin topraklarının örgüt saldırılarından korunmasından bahseden ABD'nin bu ülkeler üzerindeki liderliğine işaret etmektedir.

7- Peki, Musul düşerse örgüt bitecek mi? Öyle görünmüyor; aksine örgüt vur-kaç taktiğine, şurada burada saldırılara yönelecek ve faaliyetlerini şehir dışından sürdürecektir. Ramadi merkezinden çıkarıldı ancak çevresinde kaldı. Aynı şekilde Musul’dan çıkarılırsa, 2014 öncesinde olduğu gibi ve şu an fiilen olduğu gibi; çöllerde, dağlarda, şehir ve köy kenarlarında savaşan silahlı bir örgüt olarak kalmaya devam etmek için oranın etrafında dolanacaktır. Siyasi bilince sahip olmadığı için, kendi çıkarına gördüğü işler yapabilir ancak bunlar sömürgeci kâfir devletlerin çıkarları için kullanılır; umulur ki bunun farkına varır...

8- ABD’ye gelince; Irak’ı üç federal bölgeye ayırma planından vazgeçmesi muhtemel değildir, aksine bu Irak’a yönelik bir devlet politikası haline gelmiştir. Kongre, 2006 yılında Irak’ın Kürt, Sünni ve Şii olmak üzere üç federal bölgeye bölünmesine ilişkin projeyi onaylamıştı ancak karar başkan için bağlayıcı değildi; nitekim Başkan Bush o dönemde "şartların kararın uygulanması için uygun olmadığını" açıklamıştı. Karar tasarısını, 2009'da Obama’nın başkan yardımcısı olan Senatör Joseph Biden sunmuştu. Biden, kararı resmen ilan etmeden uygulama yönünde aktif olarak çalıştı ve Obama Irak dosyasını ona teslim etti. Ayrıca ABD, Irak anayasasını bu temel üzerine inşa etti. Dolayısıyla şimdiki ve gelecekteki eylemleri bunu uygulamaya yöneliktir. Musul’un geri alınmasının ardından, Sünni bölgeleri olarak adlandırılan bu bölgelerin yönetimi için siyasi formül arayışı başlayacaktır; bu en zor halkadır zira Şii bölgeleri daha az sorunludur. Buna rağmen, bu projenin kolayca geçmesi mümkün değildir. Irak'ta Allah’a ihlaslı, Rasulü’ne ﷺ sadık adamlar vardır; onlar ülkelerinin parçalanmasını asla kabul etmeyecekler ve bu projeleri boşa çıkarmak için Azîz ve Kavî olan Allah’ın izniyle karşı duracaklardır.

9- Sonuç olarak, ey Irak halkı, ey Mezopotamya ehli! Size daha önce seslendiğimiz gibi sesleniyoruz: İslam sizi yüzyıllarca bir arada tuttu, sancağı sizi uzun süre gölgeledi. Böylece güçlü ve aziz idiniz; hayrı birlikte paylaşıyor, şerre birlikte karşı koyuyordunuz. Ülkeniz kahramanlıklar diyarıdır; Kadisiye’nin, Büveyb’in diyarıdır. Harun Reşid’in, Mutasım’ın diyarıdır; Selahaddin’in diyarıdır; Allah’ın izniyle geçmişteki ve gelecekteki fatihlerin diyarıdır. Tek bir Irak halkıyla güçlüdür, parçalanmış Irak ise parçalarıyla zayıftır. Kürtler, bir Kürdistan bölgesi veya devletinin varlığının kendilerine izzet getireceğini sanıyorlarsa, bu kısa süreliği aşmayacak ve bir süre sonra sonları olacaktır. Sünniler, Irak'ın kuzeyinde ve batısında kendilerine ait bir bölgenin varlığının onlara huzurlu bir yaşam sağlayacağını sanıyorlarsa, bu pek de önemi olmayan bir süreyi geçmeyecek, ardından üzerlerine şanssızlık ve darlık çökecektir. Şii'ler, güneyde kendilerine ait bir bölgenin varlığının onlara zorba bir güç sağlayacağını sanıyorlarsa, bu sadece kısa bir süre için olacak, sonra işler yeniden zayıflık ve zillete dönecektir.

Ey Mezopotamya halkı: Mezhepçiliği ve asabiyeti reddedin! Buhari'nin Cabir'den rivayet ettiği üzere:

دَعُوهَا فَإِنَّهَا مُنْتِنَةٌ

"Onu bırakın; çünkü o kokuşmuştur!"

Taifeci ve mezhepçi isimlendirmeleri bırakın ve Allah’ın bizi isimlendirdiği isme sımsıkı sarılın:

هُوَ سَمَّاكُمُ الْمُسْلِمِينَ

"O, sizi Müslümanlar olarak isimlendirdi." (Hac 78)

Ona dönün ve ona sımsıkı sarılın ki izzet bulasınız. Aksi takdirde zillet her yerden size isabet eder.

إِنَّ فِي ذَلِكَ لَذِكْرَى لِمَنْ كَانَ لَهُ قَلْبٌ أَوْ أَلْقَى السَّمْعَ وَهُوَ شَهِيدٌ

"Şüphe yok ki bunda kalbi olan yahut şahit olarak kulak veren kimse için bir öğüt vardır." (Kaf 37)

29 Muharrem el-Haram 1438 H 30 Ekim 2016 M

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın