(Hizb-ut Tahrir Emiri Celil Âlim Atâ b. Halil Ebû er-Raşta’nın Facebook Sayfası "Fıkhî" Takipçilerinin Sorularına Verdiği Cevaplar Serisi)
Soru Cevap
Adel Abu Ahmad
Soru:
Esselamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuh... Değerli Şeyhimiz ve Emirimiz, Allah sizi her türlü kötülükten korusun ve yeryüzünde size imkân/iktidar versin.
Fetret Ehli’nin kıyamet günü Allah’ın azabından kurtulacaklarına dair bir anlayışımız var. Onlar, kendilerine resul gönderilmeyen kimselerdir; nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: "Biz, bir resul göndermedikçe azap edecek değiliz." Ancak cahiliye dönemindeki Arapların ve Muhammed (sav)’in risaletinden öncekilerin kâfir olduklarını ve ateşte olduklarını ifade eden hadis-i şerifler mevcuttur. Sahihi Müslim’de geçen bir rivayette; bir adam Resulullah (sav)’e "Babam nerede?" diye sormuş, o da "Baban ateştedir" buyurmuştur. Adam üzülünce Resulullah (sav) ona: "Benim babam da senin baban da ateştedir" demiştir. Bu konuda birden fazla delil bulunmaktadır.
Soru şu: Bu iki durumun arasını nasıl uzlaştırabiliriz? Allah sizi hayırla mükâfatlandırsın.
Cevap:
Ve Aleykumüsselam ve Rahmetullahi ve Berakatuh.
1- Sorunuz, İslam Şahsiyeti 3. Cilt’te "Şeriat Gelmeden Önce Hüküm Yoktur" başlığı altında geçen şu kısımla ilgilidir:
"Eşya ve fiillere, bu hükme dair şer’i bir delil bulunmadıkça bir hüküm verilmesi caiz değildir. Çünkü şeriat gelmeden önce eşya ve akil kişilerin fiilleri için bir hüküm yoktur. Zira Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
وَمَا كُنَّا مُعَذِّبِينَ حَتَّى نَبْعَثَ رَسُولًا
'Biz, bir resul göndermedikçe azap edecek değiliz.' (İsrâ Suresi, 15)
Yine Allah Sübhânehu şöyle buyurmuştur:
لِئَلَّا يَكُونَ لِلنَّاسِ عَلَى اللَّهِ حُجَّةٌ بَعْدَ الرُّسُلِ
'Ta ki resullerden sonra insanların Allah’a karşı bir hücceti (savunması) olmasın.' (Nisâ Suresi, 165)
Hüküm ancak iki şeyden biriyle sabit olur: Ya şeriat ya da akıl. Akıl burada söz konusu olamaz; çünkü mesele vücubiyet (farz kılma) ve haram kılma meselesidir. Akıl ise bir şeyi vacip veya haram kılamaz, bu onun yetkisinde değil şeriatın yetkisindedir. Dolayısıyla hüküm, şeriata bağlıdır... Bunun anlamı, Allah onlara bir resul göndermeden önce insanlar üzerinden hükmün kesin olarak kaldırılmasıdır. İşte bu yüzden Fetret Ehli kurtuluşa ermiştir. Onlar, bir risaletin kaybolması ile yeni bir risaletin gönderilmesi arasında yaşayan kimselerdir. Kendilerine bir risalet/mesaj ulaşmayan kimselerin hükmü neyse, onların hükmü de odur; tıpkı Resul Muhammed (sav) gönderilmeden önce yaşayanlar gibi..." (Alıntı bitti).
Bu demektir ki, Resulullah (sav) ile ondan önceki peygamberler arasında yaşayan insanlar (yani Fetret Ehli), kendilerine bir mesaj tebliğ edilmediği için -müşrik de olsalar veya bir risalete tabi olmasalar da- kurtuluşa ermişlerdir. Ehl-i Kitap ise bir risalete tabi olmuş, sonra onu tahrif etmişlerdir. Onlar bir resule tabi olmuş ve kendilerine tebliğ ulaşmış, sonra onu değiştirmişlerdir. Bu yüzden Ehl-i Kitap Fetret Ehli sayılmaz. Çünkü Fetret Ehli, bir resulün risaletine tabi olmayan/ulaşmayan kimselerdir... Buna göre Batılı kâfirler de Fetret Ehli sayılmazlar, zira İslam onlara ulaşmıştır. Müslümanların arasında yaşayan kâfirler ise hayli hayli fetret ehli değildir. Fetret Ehli, sadece kendilerine davet ulaşmayan kimselerdir; bunların dışındakiler Fetret Ehli sayılmaz.
2- Resulullah (sav)’in risaletinden önce ölen cahiliye Araplarının azap göreceğine delalet eden hadislere gelince... Bu durumun Fetret Ehli’nin kurtulacağını ifade eden ayetin manasıyla çeliştiği görülmektedir. Bu hadisler usul kurallarına göre incelenir; eğer aralarını cem etmek (uzlaştırmak) mümkünse bu yol esas alınır. Değilse, tercihe gidilir veya hadis dirayet açısından reddedilir. Bu doğrultuda bahse konu hadisleri şu şekilde inceleyelim:
A- Müslim, Sahih’inde Enes’ten rivayet eder:
أَنَّ رَجُلًا قَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ أَيْنَ أَبِي؟ قَالَ: فِي النَّارِ. فَلَمَّا قَفَّى دَعَاهُ فَقَالَ: إِنَّ أَبِي وَأَبَاكَ فِي النَّارِ
"Bir adam: 'Ey Allah’ın Resulü, babam nerede?' dedi. Resulullah: 'Ateştedir' buyurdu. Adam arkasını dönüp giderken onu çağırdı ve şöyle dedi: 'Benim babam da senin baban da ateştedir.'"
B- İbn Mace Sünen’inde İbn Ömer’den rivayet eder:
جَاءَ أَعْرَابِيٌّ إِلَى النَّبِيِّ e فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ أَبِي كَانَ يَصلُ الرَّحِمَ وَكَانَ وَكَانَ فَأَيْنَ هُوَ؟ قَالَ: فِي النَّارِ. قَالَ: فَكَأَنَّهُ وَجَدَ مِنْ ذَلِكَ. فَقَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، فَأَيْنَ أَبُوكَ؟ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ e: حَيْثُمَا مَرَرْتَ بِقَبْرِ مُشْرِكٍ فَبَشِّرْهُ بِالنَّارِ
"Bir bedevi Peygamber (sav)’e gelip şöyle dedi: 'Ey Allah’ın Resulü, babam akrabalık bağlarını gözetirdi, şöyle şöyle yapardı, o şimdi nerededir?' Resulullah: 'Ateştedir' dedi. Adam sanki buna üzüldü. Bunun üzerine 'Ey Allah’ın Resulü, peki senin baban nerede?' diye sordu. Resulullah (sav) şöyle buyurdu: 'Nerede bir müşriğin kabrine rastlarsan onu ateşle müjdele.'" Bûsirî bu hadis için "İsnadı sahih, ricali sikadır" demiştir. Zevâid’de de isnadının sahih olduğu belirtilmiştir.
Sindi’nin İbn Mace haşiyesinde (1/476, 477) yukarıdaki hadis hakkında şu bilgiler yer alır:
"Suyuti demiştir ki: 'Müslim’in hadisindeki -Benim babam da senin baban da ateştedir- ifadesini Hammâd b. Seleme, Sâbit’ten rivayet etmiştir. Ancak Ma’mer, Sâbit’ten rivayetinde ona muhalefet etmiş ve bu kısmı zikretmemiştir; onun yerine 'Nerede bir kâfirin kabrine rastlarsan onu ateşle müjdele' demiştir. Bu lafızda babasının (sav) durumuna dair bir delalet yoktur ve bu rivayet daha sağlamdır. Zira Ma’mer, Hammâd’dan daha sağlam bir ravidir. Hammâd’ın hıfzı/ezberi hakkında konuşulmuş ve hadislerinde münker rivayetler vuku bulmuştur. Buhari ondan rivayet almamış, Müslim ise sadece Sâbit’ten olan rivayetlerini usulde zikretmiştir. Ma’mer’in hıfzı hakkında ise konuşulmamış, hadislerinde inkâr edilecek bir durum görülmemiş ve Şeyhayn (Buhari ve Müslim) ondan rivayet etme konusunda ittifak etmişlerdir. Dolayısıyla onun lafzı daha sağlamdır. Ayrıca hadisin Sa’d b. Ebî Vakkas’tan gelen rivayeti, Bezzâr, Taberânî ve Beyhakî tarafından Ma’mer’in Sâbit’ten rivayetiyle aynı lafızla nakledilmiştir. İbn Ömer hadisi de İbn Mace tarafından aynı şekilde rivayet edilmiştir. Bu durumda bu lafza itimat etmek ve diğerine tercih etmek gerekir. Böylece anlaşılıyor ki Müslim’deki rivayet, ravilerin kendi anlayışlarına göre yaptıkları manen rivayet tasarrufundandır... Şafii ve Eş’ari imamlarımız, kendisine davet ulaşmayan kişinin azap görmeyeceği ve cennete gireceği konusunda ittifak etmişlerdir. Zira Allah Teâlâ: 'Biz, bir resul göndermedikçe azap edecek değiliz' buyurmuştur. En iyisini Allah bilir." (Alıntı bitti).
C- Taberânî el-Mu’cemü’l-Kebîr’de Sa’d b. Ebî Vakkas’tan rivayet eder:
جَاءَ أَعْرَابِيٌّ إِلَى النَّبِيِّ e، فَقَالَ: إِنَّ أَبِي كَانَ يَصِلُ الرَّحِمَ، وَكَانَ وَكَانَ، فَأَيْنَ هُوَ؟ قَالَ: فِي النَّارِ، فَكَأَنَّ الأَعْرَابِيَّ وُجِدَ مِنْ ذَلِكَ، فَقَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، فَأَيْنَ أَبُوكَ؟، قَالَ: حَيْثُ مَا مَرَرْتَ بِقَبْرِ كَافِرٍ فَبَشِّرْهُ بِالنَّارِ
"Bir bedevi Peygamber (sav)’e gelerek: 'Benim babam akrabalık bağını gözetirdi, şöyle şöyle iyilikleri vardı, o nerede?' diye sordu. Efendimiz: 'Ateştedir' buyurdu. Adam buna üzülür gibi oldu ve 'Ey Allah’ın Resulü, senin baban nerede?' dedi. Efendimiz şöyle buyurdu: 'Nerede bir kâfirin kabrine rastlarsan onu ateşle müjdele.'" Heysemi, bu hadisin ravilerinin Sahih’in ravileri olduğunu söylemiştir.
3- Bu deliller bir arada değerlendirildiğinde şu sonuçlar çıkar:
Ayet-i kerime, Fetret Ehli’nin kurtuluşa ereceğini ve azap görmeyeceğini ifade eder... Dolayısıyla, aralarında cem imkânı bulunmadıkça ayete aykırı olan hiçbir hadis esas alınmaz.
İkisinin arası, Suyuti’nin Müslim hadisi hakkında Sindi haşiyesinde belirttiği gibi uzlaştırılabilir: Resulullah (sav) muhtemelen soruyu soran kişiye "Benim babam da senin baban da ateştedir" diye cevap vermemiş, aksine "Nerede bir kâfirin kabrine rastlarsan onu ateşle müjdele" şeklinde cevap vermiştir. Taberânî’nin Sa’d b. Ebî Vakkas’tan ve İbn Mace’nin İbn Ömer’den naklettiği sahih hadisler de bu görüşü kuvvetlendirmektedir.
4- Özetle, Fetret Ehli hakkındaki hüküm onların kurtuluşa erecekleridir. Delilleri uzlaştırma babında tercih ettiğim görüş Suyuti’nin şu ifadesidir: "Suyuti demiştir ki: İbn Mace’nin bu rivayeti en güzel cevaplardan biridir. Zira bedevinin üzüldüğünü görünce Peygamber (sav) ona nezaketle yaklaşmış, genel bir cevaba (her müşrik hakkındaki hükme) yönelmiş; kendi babası hakkında ise ne olumlu ne de olumsuz bir beyanda bulunmamıştır..." Tıpkı Taberânî’nin "Nerede bir kâfirin kabrine rastlarsan onu ateşle müjdele" ve İbn Mace’nin "Nerede bir müşriğin kabrine rastlarsan onu ateşle müjdele" rivayetlerinde olduğu gibi; ki her ikisi de sahih hadislerdir. Delilleri cem etme konusunda kanaatim budur. Şunu da vurgulamalıyım ki; ayet ile hadis arasında bir çelişki olur ve uzlaştırma (cem) mümkün olmazsa, hüküm hadisin dirayet açısından reddedilmesi ve asıl olan ayete itimat edilmesidir; bu durum Usul ilminde bilinen bir kuraldır. Allah en iyi bilendir ve hüküm O’nundur.
Kardeşiniz Atâ b. Halil Ebû er-Raşta
18 Ramazan 1439 H. 03/06/2018 M.