Hizb ut-Tahrir Emiri Büyük Alim Ata Bin Halil Ebu el-Raşta'nın Facebook Sayfası Takipçilerinin Fıkhî Sorularına Verdiği Cevaplar Serisi
Soru Cevap
Ebu Ahmed'e
Soru:
Allah’a hamd, Efendimiz Ahmed’e salat ve selam olsun. Es-Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. Ben Filistin’den yazıyorum. Başkasının arazisinde değerli madenler arayanlar var. Eğer 1916 yılında Osmanlı Devleti tarafından gizlenen ve şu an Türklere iade edilmesi mümkün olmayan Osmanlı altınları bulunursa; bu malı bulanın mı bir hissesi vardır, yoksa sadece hazineyi toprağında saklama ücreti olarak arazi sahibinin mi? Ayrıca aslı devlete ait olan bu malın tamamı mı fakirlere verilmeli, yoksa sadece beşte biri mi? Teşekkür ederiz, Allah sizi ve ihlaslı olanları korusun ve size zafer nasip etsin.
Cevap:
Ve Aleykumüsselam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu,
Daha önce benzer bir soruya birden fazla kez cevap vermiştik, onlardan bazı kısımları sana aktarıyorum:
1- 08/11/2013 tarihli soru cevaptan:
(...Sorunun rikazla ilgili ikinci kısmına gelince; kim bir rikaz bulursa, Müslümanların maslahatlarında kullanılması için beşte birini (humus) İslam Devleti’ne teslim eder. Geri kalan beşte dört ise, rikazı başkasının arazisinde bulmamış olması şartıyla, bulan kişiye aittir.
Eğer bugün olduğu gibi İslam Devleti kaim değilse, rikazı bulan kişi beşte birini fakirlere, miskinlere ve Müslümanların maslahatlarına bizzat çıkarır... Bu konuda hakka riayet etmeye çalışır ve geri kalanı kendisinindir.
Bunun delillerine gelince:
a. Rikaz; toprak altına gömülmüş olan gümüş, altın, mücevher, inci veya süs eşyası, silah gibi mallardır. Bunlar ister Mısırlılar, Babilliler, Asurlular, Sasaniler, Romalılar, Grekler ve diğerleri gibi eski kavimlerin krallarının ve büyüklerinin mezarlarında, ya da yıkılmış eski şehirlerinin tepelerinde bulunan defineler, paralar, takılar ve mücevherler olsun; isterse Cahiliye döneminden veya geçmiş İslami dönemlerden kalma toprağa gizlenmiş küpler içindeki altın veya gümüş paralar olsun; bunların hepsi rikaz kabul edilir.
Rikaz kelimesi, bir şey gizlendiğinde kullanılan "rekeze-yerkizu" kökünden türetilmiştir. "Mızrağı yere sapladı (gizledi)" denilir. Gizli sese de "rikz" denir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
أَوْ تَسْمَعُ لَهُمْ رِكْزاً
"...yahut onlara ait gizli bir ses işitiyor musun?" (Meryem [19]: 98)
Madene (ma'dan) gelince; o, göklerin ve yerin yaratıldığı gün Allah'ın toprakta yarattığı altın, gümüş, bakır, kurşun ve benzerleridir. Maden kelimesi, bir yerde ikamet etmek anlamındaki "adene" kökünden türemiştir; "Adn Cenneti" de ikamet ve ebediyet yurdu olduğu için bu ismi almıştır. Dolayısıyla maden, Allah'ın yaratmasıdır, insanların gömmesi değildir. Bu yönüyle rikazdan ayrılır; çünkü rikaz insanların gömdüğü şeydir.
b. Rikaz ve maden konusundaki asıl (delil), Ebu Hureyre'den Rasulullah ﷺ'in şöyle buyurduğu rivayetidir:
العجماءُ جرحها جُبار، وفي الركاز الخمس
"Hayvanın açtığı yara (zarar) hederdir; rikazda ise beşte bir (vergi) vardır." (Ebû Ubeyd rivayet etmiştir).
Abdullah bin Amr'dan rivayet edildiğine göre, Peygamber ﷺ'e eski bir yıkıntıda bulunan mal sorulmuş, O da şöyle buyurmuştur: "Onda ve rikazda beşte bir (humus) vardır." Ali bin Ebi Talib'den Peygamber ﷺ'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Siyubda beşte bir vardır. Siyub, yer altındaki altın ve gümüş damarlarıdır demiştir." Bunu İbn Kudame el-Muğni'de zikretmiştir.
c. Buna göre, eski milletlerin mezarlarında, tepelerinde veya şehirlerinde bulunan ya da sahipsiz (ölü) arazilerde, Cahiliye veya geçmiş İslami dönemlerden kalma eski yıkıntılarda bulunan gömülü altın, gümüş, takı, mücevher vb. her türlü mal, onu bulanın mülkü olur ve beşte birini Beytülmal'e verir.
Aynı şekilde, hiç kimsenin mülkiyetinde olmayan ölü bir arazide bulunan ister damar ister toz halinde olsun, "idd" (kesintisiz/çok fazla) olmayan az miktardaki her maden (altın veya gümüş), onu bulanın mülküdür ve beşte birini Beytülmal'e öder. Ancak eğer "idd" ise, yani sınırlı bir miktar değil de bir maden ocağı niteliğindeyse, o zaman bu kamu mülkiyeti (milkiyyetün amme) hükmünü alır ki bunun başka detayları vardır.
Rikaz ve maden bulandan alınan beşte bir (humus), fey konumundadır ve fey hükmünü alır. Beytülmal'de "Fey ve Haraç" divanına konur, fey ve haraç harcamaları doğrultusunda sarf edilir. Bunun tasarrufu Halife'ye aittir; ümmetin işlerinin gütmek ve maslahatlarını karşılamak üzere kendi içtihadı ve görüşüne göre hayır ve salah olan yerlere harcar.
d. Kim kendi mülkü olan bir arazide veya binada rikaz veya maden bulursa, o arazinin veya binanın miras yoluyla ya da satın alma yoluyla kendisine geçmiş olması fark etmeksizin ona sahip olur. Ancak kim başkasının arazisinde veya binasında rikaz veya maden bulursa, bulunan rikaz veya maden bulanın değil, o arazi veya bina sahibinindir.) 05 Muharrem 1435, M. 08/11/2013 tarihli cevabın sonu.
2- 18/09/2014 tarihli soru cevaptan:
(...Buhari ve Müslim, İbn Şihab’dan, o Said bin el-Müseyyeb ve Ebu Seleme bin Abdurrahman’dan, o da Ebu Hureyre (ra)’dan rivayet ettiğine göre Rasulullah ﷺ şöyle buyurmuştur:
وَفِي الرِّكَازِ الخُمُسُ
"Rikazda beşte bir (vergi) vardır."
Rikaz, eski zamanlardan gömülü olan mal veya sınırlı maden damarlarıdır... Kim bunu kendi mülkünde (arazi veya bina) bulursa ona malik olur. Kim başkasının arazisinde veya binasında rikaz veya maden bulursa, o mal bulanın değil arazi veya bina sahibinindir... Rikaz bulunur bulunmaz beşte birinin verilmesi vacip olur ve bunun Beytülmal'e ödenmesinin geciktirilmesi caiz değildir.
Beşte birin (humusun) zekat mı yoksa "devlet mülkü" olan fey mi olduğuna gelince; cevap şudur: O zekat değildir, bilakis feydir. Bunun delillerinden biri Ebu Ubeyd'in Mücalid kanalıyla eş-Şa'bi'den rivayet ettiği şu olaydır: (Bir adam Medine dışına gömülmüş bin dinar buldu. Onu Ömer bin el-Hattab’a getirdi. Ömer ondan beşte biri, yani iki yüz dinarı aldı, geri kalanını adama verdi. Ömer bu iki yüz dinarı, bir miktar artana kadar huzurunda bulunan Müslümanlar arasında paylaştırmaya başladı. Sonra Ömer: "Dinarların sahibi nerede?" diye sordu. Adam kalkıp gelince Ömer ona: "Bu dinarları al, bunlar senindir" dedi.)
Şa'bi'nin hadisinden açıkça görülüyor ki, Ömer'in rikazı bulandan aldığı miktar sadece beşte birdir; kalan beşte dört ise bulana iade edilmiştir. Alınan bu humus zekat değildi, bilakis fey konumundaydı. Çünkü zekat olsaydı zekat sarf yerlerine harcanırdı ve Ömer onu rikazı bulana (zengin olduğu halde) geri vermezdi; zira zekat zengine helal değildir.
Bu nedenle rikazın değeri ne olursa olsun, beşte dördü bulanındır, beşte biri ise Beytülmal'indir. Bu durum zekat olmadığı için nisaba da bağlı değildir. Rikazın değeri ister nisaba ulaşsın ister ulaşmasın, beşte birinin Müslümanların Beytülmal'ine ödenmesi farzdır. Müslümanların bir Beytülmal'inin bulunmadığı günümüzde ise, rikazı bulan kişi bu beşte biri Müslümanların maslahatlarına veya ihtiyaç sahiplerine harcar... Hayır olarak gördüğü şeyi yapar.) 23 Zilkade 1435 H. / 18/09/2014 M. tarihli cevabın sonu.
Bu kadarı yeterlidir. Allah en iyi bilendir ve hüküm sahibidir.
Kardeşiniz Ata Bin Halil Ebu el-Raşta
19 Safer 1444 H. 15/09/2022 M.