Soru-Cevap
Soru:
19 ve 20 Kasım 2022 tarihlerinde Tunus'ta 18. Frankofoni Teşkilatı Zirvesi düzenlendi ve Tunus Cumhurbaşkanı açılış konuşmasını Fransızca yaptı. Bu teşkilat ne anlama geliyor ve kime hizmet ediyor? Bu zirvenin Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said için önemi ve Fransa ile ilişkisi nedir? Bu durum, İngiltere’nin Tunus’taki nüfuzunun tamamen sona erdiği anlamına mı geliyor? Ayrıca Cezayir, Frankofoni teşkilatına üye olmasına rağmen zirveye neden katılmadı? Allah hayrınızı artırsın.
Cevap:
Cevabı netleştirmek için şu hususları gözden geçirelim:
1- Fransızca konuşan ülkelerin uluslararası birliği anlamına gelen Frankofoni, merkezi Fransa’nın başkenti Paris’te bulunan, 88 tam üye ve gözlemci üyeden oluşan bir yapıdır. Zirvelerini 1986’dan beri her iki yılda bir düzenlemektedir. Üyeleri arasında başta Afrika olmak üzere dünyanın çeşitli yerlerindeki eski Fransız sömürgeleri bulunduğu gibi, Fransızca konuşmayan ve Fransız sömürgesi olmamış ülkeler de yer almaktadır. Teşkilata üye ülkelerin mutlaka Fransa’ya bağlı olması gerekmez; bazıları bağlıdır, bazıları değildir. Dünyada Fransızca konuşanların sayısının yaklaşık 321 milyon olduğu tahmin edilmektedir. 1970 yılında, tüzüğünde belirtildiği üzere Fransız dilini teşvik etmek; üye ülkeler arasında siyasi, eğitimsel, ekonomik ve kültürel iş birliğini güçlendirmek amacıyla kurulmuştur. Teşkilat; Fransız dilinin, Fransız değerlerinin ve demokrasi, laiklik, genel özgürlükler, insan hakları ve kadın hakları gibi Batılı fikirlerin yayılmasına odaklanır. Fransa’nın eski sömürgelerindeki sömürge mirasını korumak ve sömürgeciliği sürdürmek, nüfuzunu genişletmek, etki alanını büyütmek ve Fransa’nın ihtişamını güvence altına almak için en önemli araç olan Fransız dili ve kültürünü yayarak bu mirasın devamlılığını sağlamaya çalışır. Fransa, 1960’ların başında sömürgelerinden çekildikten sonra, yeni sömürgeci Amerika’nın kendisine ve İngiltere’ye karşı başlattığı hamleler karşısında, şekli bağımsızlık vermek zorunda kaldığı eski sömürgelerindeki nüfuzunu korumak amacıyla İngiltere’nin kurduğu İngiliz Milletler Topluluğu (Commonwealth) benzeri bir yapı kurmayı düşünmüştür.
2- Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said, Frankofoni Zirvesi’nin Tunus’ta yapılmasına büyük önem vermiş ve Fransa’ya olan bağlılığını kanıtlamak, Fransa’nın desteğini sürdürmesini sağlamak amacıyla açılış konuşmasını Fransızca yapmıştır. Said şunları söylemiştir: "Frankofon alanın, taahhütlerimizi başta kadınlarımız ve gençlerimiz olmak üzere halklarımız düzeyinde dayanışma eylemlerine ve somut başarılara dönüştürebileceğine ikna olmuş durumdayım." (Monte Carlo Doualiya, 21.11.2022). Kays Said’in bu zirveye olan ilgisi, iktidarını ayakta tutacak bir destek arayışından kaynaklanmaktadır; bu desteği Fransa’da bulmuştur. Said, parlamentonun seçtiği eski hükümeti devirmesi, ardından parlamentoyu feshetmesi, 2014 anayasasını iptal edip yeni bir anayasa çıkarması gibi eylemlerine meşruiyet kazandırmak istemektedir. Bu adımlar halkın çoğunluğu tarafından reddedilmiş, bu perspektiften bakanlarca yasadışı ve demokrasiye aykırı görülmüştür. Bu durum içeride ve dışarıda eleştirilere yol açmış, 25 Temmuz 2022’de sunulan anayasa oylamasına katılım oranı resmi açıklamalara göre %27,54 gibi düşük bir seviyede kalmıştır. Üye ülkelerin ve diğerlerinin bu adımlara tepki olarak zirveyi boykot etmek yerine Tunus’a gelip katılmasıyla Fransa, Said’e gereken desteği sağlamış oldu. Zirvenin başka bir ülkede yapılması yönünde çağrılar olmasına rağmen Fransa, zirvenin Tunus’ta yapılmasında ısrar etmiştir. Zirveye yaklaşık 89 delegasyon, aralarında 31 devlet ve hükümet başkanı ile 7 uluslararası ve bölgesel kuruluş liderinin katılması, Kays Said’in yaptıklarının bir nevi onayı olarak kabul edilmekte, ona meşruiyet kazandırmakta ve yetkilerini pekiştirmektedir.
3- Fransa Cumhurbaşkanı Macron, Kays Said’e olan desteğini bir kez daha şu sözlerle ilan etti: "Tunus Cumhurbaşkanı’na devletiyle ilgili ne yapması gerektiğini söylemek Fransa Cumhurbaşkanı’nın rolü değildir. Dostum olarak gördüğüm Kays Said’e sunduğum şey; devrim yaşamış, teröre karşı zafer kazanmış ve tüm dünya ülkelerinde olduğu gibi koronavirüs salgınıyla yüzleşmiş olan Tunus’a Fransa’nın destek vereceğidir." Macron ayrıca şunları ekledi: "Kays Said gibi büyük bir anayasa hukukçusunun bu tür şeylere dikkat ettiğini düşünüyorum ve az önceki görüşmemizin ana konusu da buydu. Tunus bugün siyasi sahnede bir değişim yaşıyor. Umarım siyasi sahadaki bu değişimin sonuçları olur ve yaklaşan yasama seçimleri, süreci tamamlamak amacıyla Tunus’taki tüm partileri ve siyasi güçleri kapsar." Macron, Said’i "ekonomik ve siyasi düzeylerde bu süreci tamamlamak amacıyla Tunus’u desteklemek için Fransız-Tunus iş birliği imkânlarını incelemeye" davet ettiğini belirtti. Fransa’nın bu zirve vesilesiyle Tunus’a sağladığı 200 milyon avroluk desteğin "temel özgürlükler ve demokratik ilkeler konusunda boş bir çek olmadığını" ifade etti. (Al-Araby Al-Jadeed, Fransız TV5 Monde kanalından naklen, 21.11.2022). Burada Macron, Fransa’nın Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said’i siyasi ve ekonomik olarak desteklediğini açıkça ilan etmekte, onu dostu olarak görmekte ve yaptıklarını -onun ne yaptığını bilen bir hukukçu olduğunu vurgulayarak- meşru ve kabul edilebilir bularak desteklemektedir. Ona temel özgürlükler ve demokratik ilkeler adı altında, Fransa’ya bağımlılığının karşılığı olarak 200 milyon avroluk faizli bir kredi sağlamıştır. Avrupa Birliği de bütçesini desteklemek amacıyla Tunus’a 100 milyon avroluk faizli bir kredi verileceğini açıklamıştır. Kays Said, Haziran 2020’de ilk dış gezisi için Fransa’yı seçtiğinde, Macron karşısında ezik ve boyun eğmiş bir tavır sergilemiş; parlamentonun Fransa’dan sömürge dönemi için özür dilemesi talebini reddetmiş, bu dönemi sömürgecilik değil "koruma talebi" olarak nitelendirmiş ve karşılığında 350 milyon avroluk faizli kredi almıştır. Aradığı desteği Fransa’da ve Fransa ile Almanya’nın liderlik ettiği Avrupa Birliği’nde bulmuştur.
4- Kays Said, 25 Temmuz 2021’de gerçekleştirdiği darbe sırasında da Fransız desteğini arkasına almıştı. Kendisi bizzat, "23 Temmuz 2021’de (darbeden iki gün önce), artan koronavirüs vakalarına karşı hükümete tıbbi yardım sağlamak üzere gelen bir Fransız heyetini kabul ettiğini ve bazı önlemler alma aşamasında olduğunu" belirtmişti. Ayrıca bu önlemlerin "etkin bir tarafın örtülü onayıyla uygulanacağına" işaret etmişti. Bunun hemen ardından 25 Temmuz 2021’de parlamentoyu kapattı, hükümeti düşürdü ve anayasayı askıya aldı. Birkaç gün sonra, 7 Ağustos 2021’de Macron, Tunuslu mevkidaşına "Fransa’nın özgürlüğünü korumak ve savunmak için Tunus’un yanında durmaya hazır olduğunu" bildirdi. Elysee Sarayı’ndan yapılan açıklamada, "Tunus’un karşı karşıya olduğu ekonomik, sosyal ve sağlık sorunlarını aşmak için Fransa’ya güvenebileceği" ifade edildi. (Al Jazeera, 21.11.2021). Tüm bunlar Kays Said’in Fransa ile olan bağının derinliğini ve parlamentoyu feshetme, hükümeti düşürme, Frankofoni akımına yakın bir kadını başbakan atama ve ardından anayasayı iptal edip yenisini getirme kararlarını alırken Fransa’dan destek aldığını göstermektedir.
5- 20 Kasım 2022 Pazar günü Tunus’un Cerbe Adası’nda sona eren zirvenin kapanışında, Teşkilat Genel Sekreteri Ruandalı Louise Mushikiwabo düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi: "Cerbe bizi hayal kırıklığına uğratmadı... Tunus bizi hayal kırıklığına uğratmadı... Çağdaş ve ilgili, geleceğin Frankofonisine doğru ilerliyoruz." Mushikiwabo ayrıca Afrika kıtasında Fransızca eğitime yatırım yapılması ve bunun iyileştirilmesi, Fransızcanın internette ve uluslararası kuruluşlardaki varlığının güçlendirilmesi çağrısında bulundu. (Monte Carlo Doualiya, 21.11.2022).
Tüm bunlardan anlaşılan odur ki; teşkilatın zirvesinin Tunus’ta yapılması, Fransa’nın bu konumdaki ısrarı, Kays Said’in açılış konuşmasını Fransızca yapması, Macron’un Kays Said’e yönelik övgüleri ve Genel Sekreter’in sözleri... Hepsi Fransa’nın Tunus Cumhurbaşkanı’na ve Fransız diline verdiği desteğin boyutunu göstermektedir!
6- Tunus’taki baskın nüfuzun sadece Fransız nüfuzu haline gelip gelmediği ve İngiliz nüfuzunun sona erip ermediği sorusuna gelince; bu konuyu 1 Ağustos 2021 tarihli yayınımızda açıklamıştık, oradan bazı kısımları hatırlatalım:
"...İngiltere'nin tutumu incelendiğinde, Tunus'taki olayların onu şoka uğrattığı görülmektedir. İngiliz The Guardian gazetesi, Al Jazeera Net’e göre 27 Temmuz 2021’de, 'Guardian’ın Bakışı: Tunus’ta Darbe; Kışa Dönüşen Bahar' başlıklı bir makale yayımladı. Makalede Tunus'un karşı devrim yaşadığı belirtilerek, 'güvenlik güçlerinin televizyon istasyonlarına baskın yapmasının hiç de iyiye işaret olmadığı' ifade edildi. Ayrıca, 'özgürlük ve demokrasinin siyasi istikrar ve müreffeh bir ekonomi sağlamaması nedeniyle vatandaşların kayıtsız kaldığı ve liberal olmayan kavramları kabul ettiği; yolsuzluk, enflasyon ve işsizliğin devam ettiği; Tunus'taki hanelerin üçte birinin geçen yıl koronavirüs salgını sonrası gıdanın tükenmesinden korktuğu; sızdırılan belgelere göre hükümetin son 10 yıldaki dördüncü kredi olan IMF'den 4 milyar dolarlık kredi alabilmek için ekmek sübvansiyonlarını iptal etmeye hazır olduğu ve hükümetin salgınla mücadelesine yönelik öfkenin ancak ulusal borç seviyesiyle arttığı, zira kredi ödemelerinin artık ülkenin sağlık bütçesinin altı katına ulaştığı' belirtildi... Tüm bunlarla birlikte, İngiltere'nin Tunus'taki nüfuzunun gerçekten zayıfladığı ve bu zayıflatan koşulların devam etmesiyle Fransa'nın Tunus'un içine güçlü bir şekilde sızmak için bir kapı bulduğu açıkça görülmektedir..."
Ardından sonuç kısmında şunları eklemiştik:
"Tunus'ta kızışan uluslararası çatışmanın tüm göstergeleri, bunun Tunus'taki eski ve büyük nüfuz sahibi İngiltere ile yeni ve istikrarsız nüfuz sahibi Fransa arasındaki bir çatışma olduğunu göstermektedir... Tüm bu uluslararası pozisyonlardan, Fransa’nın Tunus’ta İngiltere ile iktidar mücadelesi verdiği anlaşılmaktadır, ancak bu mücadele Avrupa içindedir... Bu nedenle uzun süreli bir çatışma karakteri almayacak, aksine uzlaşmacı bir formüle dönülecektir. Muhtemelen İngiltere’nin nüfuzu Tunus’tan tamamen çıkmayacaktır; zira İngiltere, Fransa’nın mahrum olduğu siyasi deha konusunda ustadır... 22 Zilhicce 1442 - 1 Ağustos 2021" (Soru-Cevap alıntısı bitti).
Buradan açıkça anlaşılıyor ki; Tunus’ta şu an Fransız nüfuzu daha güçlüdür ve Cumhurbaşkanı Kays Said bu doğrultuda ilerlemektedir. İngiliz nüfuzu ise zayıflamış ve gerilemiştir. Ancak bu, İngiliz nüfuzunun bittiği ve Tunus’tan tamamen ayrıldığı anlamına gelmez; aksine adamlarının çoğu hala hareket halindedir ve hareketlerinde Fransa’nın sahip olmadığı İngiliz siyasi dehasına dayanmaktadırlar.
7- Cezayir'in Tunus'taki Frankofoni Zirvesi'ne neden katılmadığına gelince; öncelikle Cezayir tam üye değil, gözlemci üyedir. İkinci olarak zirve, Cezayir'de sömürge dönemi nedeniyle Fransa'ya karşı halk öfkesinin yaşandığı bir dönemde gerçekleşti. Fransa'nın o dönem için özür dilemeyi kabul etmemesi, neden olduğu trajediler için tazminat ödemeyi reddetmesi ve 1960'larda Cezayir çölünde gerçekleştirdiği nükleer patlamalarla ilgili dosyaları açmaya yanaşmaması bu öfkeyi tetiklemektedir. Ayrıca Fransa’nın Arapçaya ve İslam’a karşı savaş açması ve Fransızcayı dayatma çabaları da etkili olmuştur. Fransızca konuşanların oranı ülke genelinde üçte birin altına düşmüş durumdadır ve Cezayir, Fransızca kullanımından kurtulmaya çalışmaktadır. Cezayir Cumhurbaşkanı, Tunus ve onun Fransa ile olan ilişkisine şu sözlerle imada bulunmuştur: "Fransa, Cezayir için bin bir hesap yapar" diyerek kendisinden "Fransa’nın Cezayir’e hala bir Fransız eyaleti gibi bakıp bakmadığını" soran gazeteciyi "Hayır, hayır" diyerek düzeltmiştir. Şöyle devam etmiştir: "Siz emir verilen, susan ve uygulayan başka bir devleti kastediyorsunuz." Bazıları, Cezayir Cumhurbaşkanı’nın bu sözlerinin, özellikle Kays Said’in Fransa ziyareti sırasında "Tunus sömürge altında değildi, koruma altındaydı" şeklindeki açıklamalarından sonra Tunus’a bir işaret olduğunu düşünmüştür. (Al-Hasri, 08.07.2021).
Bilindiği üzere, teşkilat üyesi olan Fas da zirveye katılmamıştır. Bu durum, Cezayir ve Fas’taki İngiliz yanlısı rejimlerin; Tunus’ta İngiliz yanlısı rejimi deviren, Fransa’ya bağımlılığını gösteren Kays Said’e destek vermeyi reddettiklerini göstermektedir. Bu zirveye katılım, Said’in yaptıklarına meşruiyet kazandırmak ve iki devletin aksine, İngiltere’den uzaklaşıp Fransa’ya yakınlaşma çabasına destek vermek olarak görülmektedir.
8- Son olarak şu iki hususu vurgulamaktayız:
Birincisi: Fransa ve onun Frankofoni teşkilatının yanı sıra diğer tüm Batılı ülkelerin dillerine doladıkları demokrasi, özgürlükler, insan hakları, kadın hakları ve azınlık hakları gibi kavramlar, eğer o ülkede nüfuz sahibi iseler hiçbir anlam ifade etmez; eğer değillerse bunları bir baskı aracı olarak kullanırlar. Bu devletler, sömürgelerini onlarca yıl, hatta yüz yıldan fazla sömürmüş; ne özgürlükleri, ne insan haklarını ne de hayali demokrasilerini korumuşlardır. Aksine, ihtişam duyguları ve çıkarları uğruna tüm bunları ihlal etmiş, insanları öldürmüş, namuslarını ve mallarını çiğnemiş, onurlarını ayaklar altına almış ve zenginliklerini yağmalamışlardır. Onlar fikirlerinde samimi değillerdir; yani meşreplerine saygı duymazlar ve onu uygulama konusunda, zenginlikleri yağmalamak, halkların kanını emmek ve onları yoksulluk, mahrumiyet ve hastalıklarla baş başa bırakmak istedikleri kadar istekli değildirler. Fransa sömürgelerinden çıktıktan sonra, nüfuzunu korumak ve çıkarlarını güvence altına almak için Frankofoni’yi kurmuştur ve Fransız dilini bunun bir aracı olarak kullanmıştır.
İkincisi: Bu devletlerin sömürgelerinde demokrasiyi ve laik fikirleri benimseyen siyasetçiler ve partileri, ıslah etmek yerine ifsat etmektedirler. Batı’ya ve onun fikirlerine hayran kaldıkları için bozuk bir siyasi vizyona sahiptirler. Destek almak ve iktidara gelmek için ister İngiltere, ister Fransa, isterse yeni sömürgeci Amerika olsun, Batı’ya bağımlı olmaya alışmışlardır.
Asıl mesele, bunların tamamını siyasi ortamdan ve yönetimden uzaklaştırmaktır. Siyasi olaylara İslam perspektifinden bakan; sömürgeci herhangi bir devlete karşı her türlü siyasi, fikri, kültürel, ekonomik veya askeri bağımlılığı reddeden; Kur’an ve Sünnet’e dayalı İslami çözümleri benimseyen; İslam’ın hükümlerini uygulamak için Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafet’i kurmak adına güç ve hikmetle çalışan ihlaslı ve bilinçli siyasetçilere halkı ikna etmektir. İşte bu, hak davettir ve ehli de bunlardır:
وَمَنْ أَحْسَنُ قَوْلاً مِمَّنْ دَعَا إِلَى اللَّهِ وَعَمِلَ صَالِحاً وَقَالَ إِنَّني مِنَ الْمُسْلِمينَ
"Allah’a çağıran, salih amel işleyen ve 'Kuşkusuz ben Müslümanlardanım' diyenden daha güzel sözlü kim vardır?" (Fussilet [41]: 33)
4 Cemaziyelevvel 1444 H. 28.11.2022 M.