Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Soru-Cevap: Miras Engelleri

July 24, 2011
3457

Soru:

İdeal İktisat Siyaseti kitabının 105. sayfasının beşinci satırında şu ifadeler yer almaktadır: "Daru'l Harp'e gelince; ister Müslüman olsun ister gayrimüslim olsun, İslam tebaalığına sahip olmayan herkes yabancı (ecnebi) sayılır ve hükmen harbi muamelesi görür. Ancak Müslümanın kanı ve malı helal kılınmaz. Mala ve diğer hükümlere ilişkin hususlarda ise tıpkı gayrimüslim gibi muamele görür; nafakaya hak kazanamaz, devlet tebaasından hiç kimseye mirasçı olamaz ve kendisine de mirasçı olunamaz."

Soru şudur: Dar (diyar), tıpkı katil, kölelik ve din farklılığı gibi miras engellerinden biri midir? Eğer Müslüman bir adam küfür diyarında yaşıyorsa ve İslam diyarında Müslüman bir babası varsa, babası vefat ettiğinde onun mirasçı olamayacağına dair delil nedir? Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in "Şüphesiz Allah, her hak sahibine hakkını vermiştir" kavline binaen bu malda hakkı var mıdır, yok mudur?

Cevap:

Mani (engel): Varlığı ile yokluğu gerektiren şeydir...

Dört mezhep imamı arasında üzerinde ittifak edilen miras engelleri üçtür: Kölelik, katil (öldürme) ve din farklılığı. Riddet ve dar (diyar) farklılığı gibi diğer bazı konularda ise ihtilaf etmişlerdir... Tüm bu hususlarda detaylar mevcuttur.

Biz, diyar farklılığını mirasın bir engeli olarak kabul ediyoruz. Yani küfür diyarında yaşayan biri ile İslam diyarında yaşayan biri arasında miras ilişkisi olmaz. Burada kastedilen, şu anki tabiriyle "vatandaş" olan asıl mukimdir; bir amaç için gidip sonra geri dönecek olan kişi değildir. Ayrıca, bugün Müslümanların topraklarında mevcut olan ve Irak, Suriye gibi Daru'l İslam'ın bulunmadığı iki devlet arasındaki fark da bu kapsama girmez. Çünkü Müslüman topraklarında aslolan tek bir diyar olmalarıdır; dolayısıyla bu durumlarda miras engellenmez.

Mirasın önünde engel teşkil eden diyar farklılığı ise, bir Daru'l İslam ve bir Daru'l Harp'in bulunduğu ve Müslümanın Daru'l Harp'ten Daru'l İslam'a hicret etmeyip Daru'l Harp'te "vatandaş" olarak kalmaya devam ettiği durumdur. Bu durumda iki diyar arasındaki fark, miras engellerinden biri olur. Nitekim Allah Teâlâ, hicret edenler ile etmeyenler arasındaki velayeti nefiy ederek şöyle buyurmuştur:

وَالَّذِينَ آمَنُواْ وَلَمْ يُهَاجِرُواْ مَا لَكُم مِّن وَلاَيَتِهِم مِّن شَيْءٍ حَتَّى يُهَاجِرُواْ

"İman edip de hicret etmeyenlere gelince, onlar hicret edinceye kadar sizin onlar üzerinde hiçbir velayetiniz yoktur." (Enfal Suresi [8]: 72)

Dolayısıyla eğer bir Daru'l İslam varsa ve Daru'l Harp'te mukim olan kişi oraya hicret etmeyip muharip devletin tebaalığını taşımaya devam ederse, bu hüküm ona uygulanır. Yani İslam diyarının varlığına rağmen oraya hicret etmeyip küfür diyarında kalması, mirasın önünde bir engel teşkil eder. Ancak Daru'l Harp'te kalması, İslami Şahsiyet 2. Cilt "Küfür Diyarından İslam Diyarına Hicret" bölümünde ve özellikle şu kısımdaki gibi meşru bir sebebe dayanıyorsa durum farklıdır: "...Ancak dinini izhar edebilen ve gerekli şer'i hükümleri yerine getirebilen kimse, eğer yaşadığı küfür diyarını İslam diyarına dönüştürme gücüne sahipse, bu durumda onun küfür diyarından İslam diyarına hicret etmesi haramdır. İster bizzat kendisi, ister ülkesindeki Müslümanlarla kütlesel bir şekilde, ister ülke dışındaki Müslümanlardan yardım alarak, isterse de İslam Devleti ile iş birliği yaparak veya herhangi bir vesileyle buna güç yetirsin fark etmez; küfür diyarını İslam diyarı yapmak için çalışması vaciptir ve o zaman oradan hicret etmesi haram olur." (Alıntı bitti). İşte bunlar ve benzerlerinin orada kalması meşru bir durumdur ve mirasa tesir etmez.

Aynı şekilde Mukaddime 2. Kısım 189. Maddede de bu konu yer almaktadır. Bu bölümden bazı kısımları sana aktarıyorum:

(...Buna göre, eğer bir İslam diyarı mevcutsa, hicret etmesi farz olan kişinin küfür diyarında yerleşmesi haramdır. Dahası, küfür diyarında yerleşmek Müslümanı küfür diyarı ehlinden kılar; dolayısıyla ona hem İslam Devleti ile olan ilişkiler hem de diğer fertlerle olan ilişkiler açısından küfür diyarı hükümleri uygulanır. "Müslümanların otoritesi altında olmadığı için küfür diyarında ikamet ettiği sürece" ona had cezası uygulanmaz, ondan zekat tahsil edilmez, İslam diyarında olan birine mirasçı olamaz ve İslam diyarında olsaydı kendisine nafaka verilmesi vacip olan kişilerden nafaka talep edemez. Çünkü küfür diyarı ehline şer’i hükümler uygulanmaz; dolayısıyla Müslümanların sahip olduğu haklara sahip olmadıkları gibi, Müslümanların mükellef olduğu sorumluluklara da sahip değildirler ve hükümler onları kapsamaz. Bunun delili ise, Müslümanların küfür diyarındakilerden sadece İslam'ı değil, aynı zamanda İslam'ın otoritesi altına girmelerini de talep etmeleridir. Süleyman b. Büreyde babasından şöyle rivayet etmiştir:

كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم إِذَا أَمَّرَ أَمِيرًا عَلَى جَيْشٍ أَوْ سَرِيَّةٍ أَوْصَاهُ فِي خَاصَّتِهِ بِتَقْوَى اللَّهِ وَمَنْ مَعَهُ مِنْ الْمُسْلِمِينَ خَيْراً، ثُمَّ قَالَ: اغْزُوا بِاسْمِ اللهِ فِي سَبِيلِ اللهِ، قَاتِلُوا مَنْ كَفَرَ بِاللهِ، اغْزُوا وَلاَ تَغُلُّوا وَلاَ تَغْدِرُوا وَلاَ تَمْثُلُوا وَلاَ تَقْتُلُوا وَلِيداً، وَإِذَا لَقِيتَ عَدُوَّكَ مِنْ الْمُشْرِكِينَ فَادْعُهُمْ إِلَى ثَلاَثِ خِصَالٍ أَوْ خِلالٍ، فَأَيَّتُهُنَّ مَا أَجَابُوكَ فَاقْبَلْ مِنْهُمْ وَكُفَّ عَنْهُمْ، ثُمَّ ادْعُهُمْ إِلَى الإِسْلاَمِ فَإِنْ أَجَابُوكَ فَاقْبَلْ مِنْهُمْ وَكُفَّ عَنْهُمْ، ثُمَّ ادْعُهُمْ إِلَى التَّحَوُّلِ مِنْ دَارِهِمْ إِلَى دَارِ الْمُهَاجِرِينَ وَأَخْبِرْهُمْ أَنَّهُمْ إِنْ فَعَلُوا ذَلِكَ فَلَهُمْ مَا لِلْمُهَاجِرِينَ وَعَلَيْهِمْ مَا عَلَى الْمُهَاجِرِينَ، فَإِنْ أَبَوْا أَنْ يَتَحَوَّلُوا مِنْهَا فَأَخْبِرْهُمْ أَنَّهُمْ يَكُونُونَ كَأَعْرَابِ الْمُسْلِمِينَ يَجْرِي عَلَيْهِمْ حُكْمُ اللهِ الَّذِي يَجْرِي عَلَى الْمُسْلِمِينَ وَلا يَكُونُ لَهُمْ فِي الْغَنِيمَةِ وَالْفَيْءِ شَيْءٌ إِلاَّ أَنْ يُجَاهِدُوا مَعَ الْمُسْلِمِينَ...

"Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir orduya veya seriyyeye komutan tayin ettiği zaman, kendisine Allah’a karşı takvalı olmasını ve beraberindeki Müslümanlara hayırla davranmasını vasiyet eder, sonra şöyle buyururdu: 'Allah’ın adıyla, Allah yolunda gazaya çıkın, Allah’ı inkâr edenlerle savaşın. Gazaya çıkın ama ganimet malına hıyanet etmeyin, ahdinizi bozmayın, cesetlere işkence etmeyin ve hiçbir çocuğu öldürmeyin. Müşriklerden olan düşmanınla karşılaştığında onları üç şeye davet et. Bunlardan hangisine icabet ederlerse kabul et ve onlara saldırmaktan vazgeç. Sonra onları İslam’a davet et, eğer icabet ederlerse kabul et ve onlardan elini çek. Sonra onları yurtlarından Muhacirlerin yurduna (Daru'l İslam’a) taşınmaya davet et ve onlara haber ver ki; eğer bunu yaparlarsa, Muhacirlerin sahip olduğu haklara sahip olurlar ve Muhacirlerin yükümlü olduğu sorumluluklar onlar için de geçerli olur. Eğer oradan taşınmayı reddederlerse, onlara Müslüman bedeviler gibi olacaklarını, üzerlerine Allah’ın Müslümanlar üzerine geçerli olan hükmünün cari olacağını, ancak Müslümanlarla beraber cihat etmedikçe ganimet ve feyden bir nasiplerinin olmayacağını haber ver...'" (Müslim rivayet etmiştir). Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmaktadır: "Sonra onları yurtlarından Muhacirlerin yurduna taşınmaya davet et ve onlara haber ver ki; eğer bunu yaparlarsa, Muhacirlerin sahip olduğu haklara sahip olurlar ve Muhacirlerin yükümlü olduğu sorumluluklar onlar için de geçerli olur." Bu hadis, bizim sahip olduğumuz haklara sahip olmaları ve bizim mükellef olduğumuz sorumluluklarla mükellef olmaları için, yani hükümlerin onları kapsaması için yer değiştirmeyi (hicreti) şart koşan açık bir nastır...) (Alıntı bitti).

Dolayısıyla, açıkladığımız şekildeki diyar farklılığı mirasın bir engelidir.

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın