Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

"Ehven-i Şerreyn" veya "Ahaffu’d-Dararayn" Kaidesi Hakkında Soruya Cevap

October 28, 2020
5039

Hizb-ut Tahrir Emiri Celil Âlim Ata bin Halil Ebu’r Raşta’nın Facebook Sayfası Takipçilerinin Sorularına Verdiği Cevaplar Serisi "Fıkhî"

Walid Elmi’ye

Soru:

Selamun Aleykum Şeyhimiz. Birçok davetçinin ve İslami hareketin yasama ve başkanlık seçimlerine katılmak için gerekçe gösterdiği "Ahaffu’d-Dararayn" (iki zararın daha hafifi) veya "Ehven-i Şerreyn" (iki şerrin daha ehveni/hafif olanı) kaideleriyle ilgili bir sorum var. Bunlar Şer’î kaidelerden midir? Bazı fakihler bunu söylemiş midir? Delilleri nelerdir ve bunlara verilen reddiye nedir? Allah sizi mübarek kılsın.

Cevap:

Ve Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakâtuh,

Bu kaide ile ilgili olarak 29/08/2010 tarihinde cevap vermiştik. Söz konusu cevabımızda geçenleri sana aktarıyorum:

["Ehven-i Şerreyn" veya "Ahaffu’d-Dararayn" Kaidesi:

Bu, birtakım fakihler katında Şer’î bir kaidedir. Bu kaideyi benimseyen âlimlere göre bu, tek bir manaya gelir: O da, mükellefin her iki haramı birden terk etmesi mümkün olmadığında ve her iki haramdan birini yapmaktan başka bir seçeneği kalmadığında -yani bu durum her açıdan güç yetirilemeyecek bir hal aldığında- bu iki haramdan daha az haram olanını yapmasının caiz olmasıdır.

Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

لَا يُكَلِّفُ اللَّهُ نَفْسًا إِلَّا وُسْعَهَا

"Allah, hiç kimseye gücünün yettiğinden fazlasını yüklemez." (Bakara [2]: 286)

Ayrıca şöyle buyurmuştur:

فَاتَّقُوا اللَّهَ مَا اسْتَطَعْتُمْ

"O halde gücünüz yettiğince Allah’tan korkun." (Teğâbun [64]: 16)

Yani bu kaideyi söyleyenlere göre bu kaide; ancak her iki haramdan da el çekmek imkansız hale geldiğinde, öyle ki her iki haramdan birden vazgeçmek ancak daha büyük bir haramın işlenmesiyle mümkün olduğunda uygulanır. İşte o zaman iki zararın daha hafifi (Ahaffu’d-Dararayn) tercih edilir. Ayrıca bu âlimler, zararın hafif olanını belirlemeyi hevaya göre değil, Şer’î hükümlere göre yaparlar. Örneğin; iki canı korumak bir canı korumaktan daha evladır, üç canı korumak ise daha evladır ve bu böyle devam eder. Canın korunması, malın korunmasından öncedir. Dar’ul İslam’ın korunması dinin korunması kapsamındadır ve can ile malın korunmasından daha evladır. Aynı şekilde cihad ve İmamet-i Uzma (Hilafet) da dinin korunması kapsamında olup ilk ve en öncelikli zaruriyatlardandır. Âlim Şâtıbî el-Muvafakat adlı eserinde şöyle der: "Nefisler muhteremdir, korunmuştur ve yaşatılması istenir. Öyle ki iş, nefsi yaşatmak ile malı feda etmek veya nefsi yok edip malı yaşatmak arasında dönerse, nefsin yaşatılması daha evladır..."

Bu âlimlerin kaidenin uygulanmasına dair zikrettikleri örneklerden bazıları şunlardır:

1- Bir annenin doğumu zorlaştığında, hem anneyi hem de cenini birlikte kurtarmak imkansız hale gelirse ve hızlı bir karar verilmesi gerekirse: Ya anne kurtarılacaktır ki bu ceninin ölümünü gerektirir ya da cenin kurtarılacaktır ki bu da annenin ölümünü gerektirir. Eğer hiçbir şey yapılmaz ve birini kurtarmak için diğeri feda edilmezse, her ikisinin de ölümüyle sonuçlanabilir. İşte böyle bir durumda; "ehven-i şerreyn", "ahaffu'l-haramayn" (iki haramın daha hafifi) veya "ahaffu'l-mefsedeteyn" (iki mefsedetin daha hafifi) denilerek, kurtarılması istenen asıl kişi olan annenin kurtarılması fiiline gidilir, bu fiilin kendisi diğerinin ölümüne yol açsa bile.

2- Bir kişinin boğulma tehlikesiyle, bir başkası tarafından öldürülme tehlikesiyle veya vücuduna ve azalarına ciddi bir zarar verilme tehlikesiyle karşı karşıya kalması; yahut bir kadına zina ile saldırılması durumunda, bu münkerleri engellemeye gücü yeten bir mükellefin bulunması ve bu esnada vakti çıkmak üzere olan farz bir namazın olması hali. Kişi ya o haramı engelleyecek ve böylece vacip olan namazı kaçıracaktır ya da vacibi vaktinde yerine getirecek ve o haram işlenecektir. Vakit her iki işi birden yapmaya yetmemektedir. İşte burada kaidenin uygulaması devreye girer. Teraziye koyma işlemi yine Şâri (Allah) tarafından yapılır ki Şâri, söz konusu haramların ortadan kaldırılmasını, bahsedilen vacibin yerine getirilmesinden daha tekitli (öncelikli) kılmıştır. Eğer her iki vacibi de yapmak mümkün olsaydı, her ikisi de farz olurdu.

3- İmam Gazali ve İzz bin Abdüsselam'ın (Allah onlara rahmet etsin) zikrettiği diğer örneklerde, ehven-i şerreyn kaidesinin onlara göre nasıl işlediği ve hükümler arasındaki dengelemenin nasıl yapıldığı görülmektedir. İzz bin Abdüsselam, Kavaidü’l-Ahkâm fî Mesâlihi’l-Enâm adlı kitabında şöyle der: "Sırf mefsedetler (kötülükler) bir araya geldiğinde; eğer onları savuşturmak mümkünse savuştururuz. Eğer hepsini birden savuşturmak imkansızsa, en kötüsünden başlayarak sırayla daha büyük olanları savuştururuz..." Daha sonra örnekler vererek şöyle der: "Bir Müslümanı öldürmeye zorlanması ve reddetmesi halinde kendisinin öldürülecek olması durumunda; öldürme mefsedetini, öldürülmeye sabrederek savuşturması gerekir. Çünkü öldürülmeye sabretmesi, birini öldürmeye girişmesinden daha hafif bir mefsedettir..." Bu, iki mefsedet veya haramdan birinden kurtuluşun olmadığı bir durumda, daha hafif olanın seçilmesine dair açık bir örnektir. Eğer her iki mefsedeti de engellemesi mümkün olsaydı, bu ona vacip olurdu.

Başka bir örnekte ise şöyle der: "Aynı şekilde, yalan yere şahitlik yapmaya veya batıl bir hüküm vermeye ölümle zorlanırsa; eğer hakkında şahitlik yapılması veya hüküm verilmesi istenen şey birinin öldürülmesi, bir uzvunun kesilmesi veya mahrem olan bir ilişkinin (zina) helal kılınması ise, bu şahitliği yapması veya bu hükmü vermesi caiz olmaz. Çünkü öldürülmeye teslim olmak; bir Müslüman'ın suçsuz yere öldürülmesine, günahsız yere bir uzvunun kesilmesine veya mahrem bir ırza saldırılmasına sebep olmaktan daha evladır..." Yani kişi ya öldürülecek ya da bir başkasının öldürülmesine, uzvunun kesilmesine veya namusuna saldırılmasına yol açacak yalan bir şahitlikte bulunacaktır. Bu durumda şahitlik yapması caiz değildir, aksine öldürülmeye sabreder. Çünkü kendisinin öldürülmesine teslim olması, bir başka Müslüman'ın öldürülmesinden daha evladır...

Yani iki haramdan veya mefsedetten daha hafif olanına başvurulan durum; her iki haramdan da kaçınmanın veya her ikisini de engellemenin imkansız olduğu acziyet durumudur.

Bunlar, bu kaideyi benimseyen âlimlerin zikrettiği şekilde "Ahaffu’d-Dararayn" kaidesinin uygulanmasına dair örneklerdir. Ancak "saray ulemasının" veya Müslümanları yanıltmaca ve batıllarla Şer’î hükümlerden saptırmak isteyenlerin pazarladığı şeyler bu kaidenin örneklerinden değildir.

Hapse girmekten veya işinden atılmaktan korktuğu gerekçesiyle, şu haramı değil de bu haramı işlemek için bu kaideyi kullananların yaptığı bu kaideye girmez.

Aynı şekilde; "Bütün yönetim makamlarını fasıklara bırakmamak için küfür yönetiminde yer alıyoruz, çünkü yönetimi onlara bırakmak daha büyük bir haramdır..." diyenlerin durumu da bu kaidenin uygulamalarından değildir. Aksine bu, "Kâfir açıp para kazanacağına, biz bir meyhane açalım da parayı biz kazanalım" diyen kişinin durumuna benzer...

Kişiye iki haram iş teklif edildiğinde ve her ikisinden de kaçınmaya gücü yetiyorken, kendi hevasına göre daha hafif olanı seçip yapması da bu kaidenin uygulamalarından değildir. "Şu şahsı seçin, laik, kâfir veya fasık olsa bile; ya da şu şahsı destekleyin, diğerini desteklemeyin; çünkü birincisi bize yardım ediyor, ikincisi etmiyor" veya benzeri sözler buna örnektir. Bilakis burada söylenmesi gereken şudur: Önümüzdeki her iki seçenek de haramdır. Laik birini seçmek caiz olmadığı gibi, onu Müslümanı temsil etmesi için vekil tayin etmek veya görevlendirmek de caiz değildir. Çünkü o İslam'a bağlı kalmamaktadır ve vekil kılanın (müvekkilin) yapması caiz olmayan haram fiilleri -yasama yapmak, haram projeleri onaylamak, haramları talep etmek, kabul etmek ve onlarda yürümek gibi- yapmaktadır. Kısacası o, marufu nehyedip münkeri emretmektedir. Bu nedenle her ikisini de seçmek caiz değildir; zira bu veya şu kişiyi seçmek haramdır. Bu veya şu kişiyi seçmeyi terk etmek ise kişinin gücü (vüsatı) dahilindedir.

Müslüman'ın iki haram fiille karşılaşıp her ikisinden de kaçınmaya gücü yetiyorken, "her iki haramdan da uzak durmak zordur!" iddiasıyla kendi hevasına göre daha hafif olanı seçip işlemesi "Ahaffu’d-Dararayn"ın bir uygulaması değildir. Aksine, Şer’î hükümlere göre güç yetirildiği sürece tüm haramlardan uzak durmak vaciptir.

Bu, "Ahaffu’d-Dararayn" veya "Ehven-i Şerreyn" hakkında kısa bir tablodur.] Bitti.

Kardeşiniz Ata bin Halil Ebu’r Raşta

10 Rebiulevvel 1442 H. M. 27/10/2020

Emir’in (Allah onu korusun) Facebook sayfasındaki cevap linki: https://web.facebook.com/HT.AtaabuAlrashtah/photos/a.1705088409737176/2776472869265386/

Emir’in (Allah onu korusun) web sayfasındaki cevap linki: http://archive.hizb-ut-tahrir.info/arabic/index.php/HTAmeer/QAsingle/4077

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın