Hizb-ut Tahrir Emiri Değerli Âlim Ata bin Halil Ebu’r Raşta’nın Facebook Sayfası Takipçilerinin Sorularına Verdiği Cevaplar Serisi "Fıkhî"
Soru-Cevap
"Zarar Vermeme ve Zarara Zararla Karşılık Vermeme" Kaidesi, Korona Hastalığı ve Namazda Saf Mesafesi ile İlişkisi
Mokliss Amin’e
Soru:
Selamun Aleykum.
İlk soruma cevap alamadım, bu yüzden ona önceliği olan ikinci bir soru ekleyerek tekrar gönderiyorum:
Değerli Şeyhimiz, Allah sizi mübarek kılsın:
Şahsiyet kitabının 3. cildinde geçtiği şekliyle (ve benim anladığım kadarıyla) "zarar ve zarara zararla karşılık verme" kaidesi hakkında yardıma ihtiyacım var.
Zarar, fiillerden ziyade sadece eşyalarla mı ilgilidir? Eğer durum farklıysa, zarar kaidesini korona salgınına uygulamak ve bulaşma yani zarar ihtimali gerekçesiyle namazda mesafe bırakmayı caiz görmek doğru mudur? İstidlal (delillendirme) için biraz detay rica ediyorum.
Cevap:
Ve Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuh,
Zarar kaidesi konusunu İslam Şahsiyeti kitabının 3. cildinde (sayfa 471-475, Word dosyası) detaylandırdık:
[Zarar kaidesi iki hususu kapsar: Birincisi, bir şeyin bizzat kendisinin zararlı olmasıdır. Şari’nin (Allah ve Rasulü’nün) hitabında o şeyin yapılmasına, terk edilmesine veya muhayyer bırakılmasına dair bir delil gelmemişse, o şeyin zararlı olması onun haramlığına delil olur. Çünkü Şari zararı haram kılmıştır. Bunun kaidesi: “Zararlı olan şeylerde aslolan haramlıktır” şeklindedir.
İkinci husus ise; Şari’nin genel bir şeyi mubah kılması, ancak o mubahın fertlerinden birinde bir zararın bulunmasıdır. Bu durumda o ferdin zararlı olması veya zarara yol açması, o ferdin haramlığına delil olur. Çünkü Şari, mubahın fertlerinden birini, eğer o fert zararlıysa veya zarara yol açıyorsa haram kılmıştır. Bunun kaidesi: “Mubahın fertlerinden her biri, eğer zarar veriyorsa veya zarara yol açıyorsa, o fert haram olur ancak asıl (yani o fiil/şey genel olarak) mubah kalmaya devam eder” şeklindedir.
Birinci kaidenin delili Rasulullah ﷺ’in şu hadisidir:
لَا ضَرَرَ وَلَا ضِرَارَ فِي الْإِسْلَامِ
“İslam’da zarar vermek ve zarara zararla karşılık vermek yoktur.” (Taberani rivayet etmiştir). Ebu Davud da Ebu Sırma (Sad harfi kesreli) Malik bin Kays el-Ensari’den Rasulullah ﷺ’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
مَنْ ضَارَّ أَضَرَّ اللَّهُ بِهِ، وَمَنْ شَاقَّ شَاقَّ اللَّهُ عَلَيْهِ
“Kim (başkasına) zarar verirse Allah da ona zarar verir; kim (başkasına) güçlük çıkarırsa Allah da ona güçlük çıkarır.” Bu iki hadis, Şari’nin zararı haram kıldığına delildir...
İkinci kaideye gelince, bunun delili şudur: Rasulullah ﷺ Hicr bölgesinden geçerken orada konakladı. İnsanlar oradaki kuyudan su aldılar. Oradan ayrıldıklarında Rasulullah ﷺ şöyle buyurdu:
لَا تَشْرَبُوا مِنْ مَائِهَا شَيْئاً، وَلَا تَتَوَضَّئُوا مِنْهُ لِلصَّلَاةِ، وَمَا كَانَ مِنْ عَجِينٍ عَجَنْتُمُوهُ فَأَعْلِفوهُ الإِبِلَ، وَلَا تَأْكُلُوا مِنْهُ شَيْئاً، وَلَا يَخْرُجَنَّ أَحَدٌ مِنْكُمُ اللَّيْلَةَ إِلَّا وَمَعَهُ صَاحِبٌ لَهُ...
“Onun suyundan bir şey içmeyin, onunla namaz için abdest almayın. O suyla yoğurduğunuz hamurları develere yedirin, ondan hiçbir şey yemeyin. Bu gece yanına bir arkadaşını almadan hiç kimse dışarı çıkmasın...” (İbn Hişam, Siret). Bu kıssada Rasulullah’ın mubah olan fertlerden birini nasıl haram kıldığı görülmektedir. Su içmek mubahtır, ancak Rasulullah ﷺ Hicr kuyusundan su içmeyi ve onunla abdest almayı onlara haram kılmıştır. Gece tek başına dışarı çıkmak mubahtır, ancak Rasulullah o gece yanına bir arkadaşını almadan çıkmayı onlara haram kılmıştır. Daha sonra anlaşılmıştır ki, o suyu barındırdığı zarardan dolayı haram kılmış, tek başına çıkmayı da içindeki zarardan dolayı haram kılmıştır... Dolayısıyla zararın varlığı, Şeriatın mubah kıldığı aslı haram kılmaz; sadece fertlerinden birinde zarar bulunması o ferdi haram kılar, fakat asıl mubah olarak kalmaya devam eder. İster bir fiil olsun ister bir eşya, hüküm aynıdır.
Bu durum, mubah olan ferdin bizzat zararlı olduğu durumdadır. Eğer o fert zarara yol açıyorsa (müeddi ile’d-darar), bunun delili şu rivayettir: Rasulullah ﷺ Tebük’te on küsur gece kaldı, orayı geçmedi. Sonra Medine’ye dönmek üzere yola çıktı. Yolda Veşel denilen bir yerden sızan ve ancak bir, iki veya üç biniciye yetecek kadar az bir su vardı. Burası Vadi’l Muşakkak denilen bir vadideydi. Rasulullah ﷺ şöyle buyurdu:
مَنْ سَبَقَنَا إِلَى ذَلِكَ الْوَادِي فَلَا يَسْتَقِيَنَّ مِنْهُ شَيْئاً حَتَّى نَأْتِيَهُ...
“Kim bizden önce o vadiye varırsa, biz oraya varıncaya kadar oradan sakın su almasın...” (İbn Hişam, Siret). Bu hadiste Rasulullah ﷺ o az suyun içilmesini haram kılmıştır; çünkü bu durum ordunun susuz kalmasına yol açacaktır. Zira şöyle buyurmuştur: “Kim bizden önce o vadiye varırsa, biz oraya varıncaya kadar oradan sakın su almasın.” Ondan su alan iki kişiye lanet etmesi, kendisi gelinceye kadar oradan su almayı haram kıldığına delildir. Su almak mubahtır ve o vadideki sudan içmekte bir zarar yoktur. Ancak Rasulullah ﷺ gelip suyu ordu arasında paylaştırmadan önce ondan su almak, ordunun mahrum kalmasına, yani bir zarara yol açar. Bu yüzden kendisi gelene kadar o vadiden su alınmasını haram kılmıştır...
Dolayısıyla bir şeyin zarara yol açması, Şeriatın mubah kıldığı aslı haram kılmaz; sadece zarara yol açan o ferdi haram kılar, ancak asıl mubah kalmaya devam eder. Bu durum ister bir fiil olsun ister bir eşya, fark etmez. Bu hadislerden, her iki durum için (şeyin bizzat zararlı olması veya zarara yol açması durumu) şu ikinci kaide istinbat edilmiştir: “Mubahın fertlerinden her biri, eğer zarar veriyorsa veya zarara yol açıyorsa, o fert haram olur ancak asıl mubah olarak kalmaya devam eder.” Bu, zarar kaidesinin iki yönünden ikincisidir...] bitti.
Zarar kaidesinin her iki yönü üzerinde düşünüldüğünde, sorduğunuz korona ve namazda mesafe bırakma konusuna aşağıdaki nedenlerle uymadığı görülür:
1- Kaidenin birinci kısmı, o fiilin yapılmasına, yapılmamasına veya muhayyer bırakılmasına dair bir nas (dini metin) bulunmamasını gerektirir. Eğer bir nas varsa, zarar araştırmasına girilmeden o nassa itimat edilir ve o nas aşılmaz... Bu durum namazda mesafeli durmaya uymaz; çünkü safların sıklaştırılması (taraas) hakkında nas vardır. Yani mesafeli durmaya dair bir nehiy (yasak) mevcuttur. Dolayısıyla bu kaide, zarar bahanesiyle burada uygulanamaz.
2- Kaidenin ikinci kısmında ise, asıl olanın mubah olması ve ardından onun bir kısmına yasak gelmesi gerekir. Safların sıklaştırılmasına dair ise vücub (farz) veya mendubiyet (sünnet) ifade eden emir nassları vardır; yani bu konu mubahlık dairesinde değildir. Bu yüzden bu kaidenin uygulama alanı dışındadır.
3- Buna göre zarar kaidesi burada uygulanmaz. Aksine mescitlerdeki namazın safların sıklaştırılması bakımından şer’î hükmü araştırılır... Görülür ki Rasulullah ﷺ Cuma namazını farz kılmış, ancak hasta olan kişinin Cuma veya cemaat namazına gitmemesine izin vermiştir:
a- Cuma namazının farz olmasına gelince, Allah Subhanehu şöyle buyurmuştur:
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا إِذَا نُودِيَ لِلصَّلَاةِ مِنْ يَوْمِ الْجُمُعَةِ فَاسْعَوْا إِلَى ذِكْرِ اللَّهِ وَذَرُوا الْبَيْعَ ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ إِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ
"Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığında (ezan okunduğunda), hemen Allah’ın zikrine koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır." (Cuma Suresi, 9). Burada mubah olan bir eylemin (alışverişin) yasaklanması ve Cuma’ya koşulması emri, Cuma’nın farz olduğuna dair kesin bir karinedir...
b- Hastanın Cuma’ya gitme zorunluluğundan istisna edildiğine gelince, Hakim’in Ebu Musa’dan, onun da Nebi ﷺ’den rivayet ettiği şu hadis delildir:
الْجُمُعَةُ حَقٌّ وَاجِبٌ عَلَى كُلِّ مُسْلِمٍ فِي جَمَاعَةٍ إِلَّا أَرْبَعَةً: عَبْدٌ مَمْلُوكٌ، أَوْ امْرَأَةٌ، أَوْ صَبِيٌّ، أَوْ مَرِيضٌ
“Cuma namazı, şu dördü dışında her Müslüman üzerine cemaatle (kılınması) vacip olan bir haktır: Köle, kadın, çocuk veya hasta.” Hakim bu hadis için "Şeyhayn’ın (Buhari ve Müslim) şartlarına göre sahihtir" demiştir. Aynı şekilde Nesai, İbn Ömer’den, o da Rasulullah ﷺ’in eşi Hafsa’dan şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah ﷺ şöyle buyurdu:
رَوَاحُ الْجُمُعَةِ وَاجِبٌ عَلَى كُلِّ مُحْتَلِمٍ
“Cuma’ya gitmek her akil baliğ olan kişiye vaciptir.”
4- Safların sıklaştırılmasına (taraas) gelince, bu konudaki emir nassı gayet açıktır. Müslim Sahih’inde Cabir bin Semure’den şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah ﷺ şöyle buyurdu:
أَلَا تَصُفُّونَ كَمَا تَصُفُّ الْمَلَائِكَةُ عِنْدَ رَبِّهَا؟ فَقُلْنَا يَا رَسُولَ اللهِ، وَكَيْفَ تَصُفُّ الْمَلَائِكَةُ عِنْدَ رَبِّهَا؟ قَالَ: يُتِمُّونَ الصُّفُوفَ الْأُوَلَ وَيَتَرَاصُّونَ فِي الصَّفِّ
“Meleklerin Rableri katında saf tuttuğu gibi saf tutmaz mısınız?” Biz, "Ya Rasulullah, melekler Rableri katında nasıl saf tutarlar?" dedik. Şöyle buyurdu: “Öndeki safları tamamlarlar ve safta birbirlerine kenetlenirler (sık dururlar).”
Ahmed, Abdullah bin Ömer’den Rasulullah ﷺ’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
أَقِيمُوا الصُّفُوفَ فَإِنَّمَا تَصُفُّونَ بِصُفُوفِ الْمَلَائِكَةِ وَحَاذُوا بَيْنَ الْمَنَاكِبِ وَسُدُّوا الْخَلَلَ وَلِينُوا فِي أَيْدِي إِخْوَانِكُمْ وَلَا تَذَرُوا فُرُجَاتٍ لِلشَّيْطَانِ وَمَنْ وَصَلَ صَفّاً وَصَلَهُ اللَّهُ تَبَارَكَ وَتَعَالَى وَمَنْ قَطَعَ صَفّاً قَطَعَهُ اللَّهُ
“Safları düzgün tutun, zira siz meleklerin safları gibi saf tutuyorsunuz. Omuzları aynı hizaya getirin, boşlukları doldurun, kardeşlerinizin ellerine karşı yumuşak olun (safta yer açarken yardımcı olun), Şeytan için boşluklar bırakmayın. Kim bir safı birleştirirse Allah da onu (rahmetiyle) birleştirsin, kim de bir safı koparırsa Allah da onu (rahmetinden) koparsın.”
5- Bu konuda daha önce birçok detaylı cevap yayınlamıştık. Sadece iki cevaptan bazı bölümleri hatırlatmakla yetiniyorum:
Birincisi 17 Şevval 1441 h. - 08/06/2020 m. tarihli cevaptır, ondan bir kısım:
(...İkincisi: Buna göre Müslüman ülkelerdeki devletler, ister Cuma ister cemaat namazında olsun, özellikle de hastalık belirtisi göstermeyen namaz kılanları bulaşma korkusuyla yanındakinden bir veya iki metre uzak durmaya zorlarlarsa, büyük bir günah işlemiş olurlar. Çünkü bu mesafe bırakma bir bidattır. Zira bu, Rasulullah ﷺ’in şer’î delillerle açıkladığı safların keyfiyetine ve sıklaştırılmasına açık bir muhalefettir...
Üçüncüsü: Bulaşıcı hastalığın namazda mesafe bırakmayı caiz kılan bir mazeret olduğu söylenemez. Bu söylenemez çünkü bulaşıcı hastalık camiye gitmemek için bir mazerettir, camiye gidip de yanındaki namaz kılan kişiden bir veya iki metre uzak durmak için bir mazeret değildir! Bulaşıcı hastalıklar Rasulullah ﷺ döneminde de (veba gibi) görülmüştü ancak Rasulullah ﷺ’den vebalı birinin namaza gidip arkadaşından iki metre uzakta durduğuna dair bir rivayet gelmemiştir; aksine o kişi mazeretlidir ve evinde namaz kılar... Yani bulaşıcı hastalığı olan kişi sağlıklı kişilerle karışmaz ve ona Allah’ın izniyle yeterli tedavi imkanı sağlanır. Sağlıklı olan ise camiye gider, Cuma ve cemaat namazlarını her zamanki gibi mesafe bırakmadan kılar... 17 Şevval 1441 h. - 08/06/2020 m.) bitti.
İkinci cevap 14/10/2020 m. tarihlidir, ondan bir kısım:
(...Yukarıda belirtilenlerden açıkça anlaşıldığı üzere Cuma namazı farz-ı ayndır. Rasulullah ﷺ’in açıkladığı keyfiyetle, rükünleri ve geçerlilik şartlarıyla, önceki cevaplarımızda belirttiğimiz üzere şer’î şekilde safların sıklaştırılmasıyla eda edilmelidir... Yetkililerin namazın bu şekilde kılınmasını engellemesi, ister camileri kapatarak ister şer’î şekilde kılınmasını yasaklayarak olsun, onların omuzlarına yüklenen büyük bir günahtır...
Cuma namazı farz-ı ayn olduğu için her mükellef Müslümanın ona koşması, onu rükünleri, geçerlilik şartları ve safların sıklaştırılması gibi şer’î keyfiyetiyle eda etmesi gerekir... Eğer fiziksel bir engel veya Cuma’nın şer’î şekilde kılınmasını engelleyip namaz kılanları mesafe zorunluluğu ile bidate zorlayan zalim bir yönetici nedeniyle buna güç yetiremiyorsa ve namaz kılan kişi bunu engelleyemiyorsa, gücünün yettiği şekilde namazını kılar ve günahı zalim yöneticiye ait olur...
Buhari ve Müslim’in Ebu Hureyre’den rivayet ettiğine göre Rasulullah ﷺ şöyle buyurmuştur:
وَإِذَا أَمَرْتُكُمْ بِأَمْرٍ فَأْتُوا مِنْهُ مَا اسْتَطَعْتُمْ
“Size bir şeyi emrettiğimde, ondan gücünüz yettiği kadarını yapın.” (Lafız Buhari’ye aittir)... Eğer Müslüman Cuma namazını (farz-ı ayn) safları sıklaştırarak kılmaya güç yetirebiliyorsa, bu şekilde kılması vaciptir; çünkü sakınabildiği sürece mesafe bırakmak bidattır. Ancak günahkar otoritenin baskısı nedeniyle buna güç yetiremiyorsa, o zaman gücünün yettiği şekilde kılar. Nevevi (Vefatı: 676 h.), Müslim’in lafzıyla gelen bu hadisin şerhinde (el-Minhac Şerhu Sahihi Müslim bin el-Haccac kitabında) şöyle demiştir: Rasulullah ﷺ: “Size bir şeyi emrettiğimde, ondan gücünüz yettiği kadarını yapın” buyurmuştur. Nevevi şerhinde der ki: [Bu, İslam’ın önemli kaidelerinden biridir ve Rasulullah ﷺ’e verilen veciz sözlerdendir (cevamiu’l kelim). Bunun kapsamına her çeşit namaz gibi sayılamayacak kadar çok hüküm girer. Eğer kişi namazın bazı rükünlerinden veya bazı şartlarından aciz kalırsa, geri kalan kısmını yerine getirir... Vallahu A’lem]). Bitti.
Cuma namazı konusu hakkında bu kadarın yeterli olmasını umuyorum.
Özetle: Sağlıklı olanlar Cuma farzını eda eder, hasta olan ise mazeretlidir ve gitmez. Eğer hastalığı bulaşıcı ise gitmemesi daha da vurguludur. İhtiyat ve işlerin gözetilmesi (riayetü'ş şüun) açısından devletin Cuma günleri acil durumlarla ilgilenmek üzere camilerin yakınında sağlık birimleri bulundurması gerekir.
Zarar kaidesinin eşya ile mi yoksa fiil ile mi ilgili olduğuna dair sorunuza gelince; İslam Şahsiyeti 3. cilt "Zarar Kaidesi" bölümünden alıntıladığımız üzere her iki hususla da ilgilidir. Alıntıladığımız metinde bunu teyit etmek için "ister bir fiil olsun ister bir eşya" cümlesini belirginleştirdik.
Umarım bu yeterlidir. Allah en iyi bilendir ve hüküm sahibidir.
Kardeşiniz Ata bin Halil Ebu’r Raşta
09 Şevval 1442 h. 21/05/2021 m.
Emir’in (Allah onu korusun) Facebook sayfasındaki cevap linki