Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Soru-Cevap: Beşir'in Uluslararası Ceza Mahkemesi Davası ve Sudan Konusunda Avrupa ile Amerika Arasındaki Gerilimin Azalmasının Gerçeği

November 01, 2008
3157

Soru:

Darfur olaylarıyla ilgili olarak Beşir'in Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) ile olan davası ne aşamaya geldi? Avrupa ile Amerika Birleşik Devletleri arasında gözlemlenen gerilimin azalması, bu konularda bir orta yol çözümüne yaklaştıkları anlamına mı geliyor?

Cevap:

Birincisi: Soruya cevap verebilmek için davanın gelişimini ve onunla ilgili hususları gözden geçirmek gerekir:

1- Uluslararası Mahkeme, Avrupa'nın kendi çıkarlarını uluslararası hukuk örtüsü altında korumak ve Amerikan saldırılarına karşı koymak için oluşturduğu bir Avrupa ürünüdür. Uluslararası Mahkeme, 1998 yılında Roma Statüsü olarak adlandırılan antlaşma ile kurulmuştur. Amacı; soykırım, insanlığa karşı suçlar ve savaş suçları gibi uluslararası toplumu ilgilendiren ciddi suçları işleyen kişileri takip etmektir. Mahkeme, yerel devlet mahkemelerinin etkin bir önlem almayı başaramadığı durumlarda, bu suçları işleyen kişileri yargılamak için son seçenek olarak devreye girer.

2- Amerika Birleşik Devletleri, 31.12.2000 tarihinde Roma Statüsü'nü imzalamış ve Clinton başkanlıktan ayrılmadan önce bunu onaylamıştır; ancak ABD Kongresi antlaşmayı onaylamamıştır. Mahkemenin 2002'deki açılışından kısa bir süre önce George Bush, ülkesinin imzasını antlaşmadan geri çekmiştir. Bundan sonra George Bush, Amerikan askerlerini koruma yasaları çıkarmış, Amerikalıların Mahkeme tarafından tutuklanmasını ve yargı prosedürlerine tabi tutulmasını engellemiştir. O zamandan beri Amerika, Mahkemeye karşı düşmanca bir tavır sergilemektedir.

3- Amerika'nın ve aynı zamanda Sudan'ın Roma Statüsü'nü imzalamamış olmasına rağmen; Avrupa Birliği, özellikle de Fransa ve ardından İngiltere, Darfur davasının Güvenlik Konseyi tarafından Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne sevk edilmesi için yerel ve küresel kamuoyu baskısı oluşturmayı başarmıştır. Sudan'ın antlaşmaya taraf olmamasına rağmen davanın Güvenlik Konseyi'ne sevki, antlaşmanın bir maddesine dayandırılmıştır; bu madde, Mahkemenin uluslararası barış ve güvenliği tehdit ettiğini düşündüğü her türlü davayı takip etme hakkına sahip olduğunu belirtmektedir. Bunu kanıtlamak için Avrupalılar, özellikle de Fransa, Darfur olaylarını kullanmış, orada işlenen suçları büyütmüş... ve milyonlarca göçmen, yüz binlerce ölü ve soykırım ile savaş suçlarına varan korkunç cürümler nedeniyle Darfur'da yaşananların uluslararası barış ve güvenliği tehdit ettiği yönünde bir kamuoyu oluşturmuştur. Fransa ve İngiltere, Sudan hükümeti ve hükümetle bağlantılı Cancavid örgütüne atfedilen suçlara odaklanmış; Avrupa, özellikle de Fransa tarafından desteklenen isyancı hareketlerin suçlarını ise görmezden gelmiştir.

4- Böylece Fransa ve İngiltere, Darfur olaylarıyla ilgili olarak Beşir hükümetine karşı halk nezdinde bir sempati oluşturmuştur. Öyle ki Amerika, Mart 2005'te davanın Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne sevk edilmesini öngören 1593 sayılı Güvenlik Konseyi kararı oylanırken, kararın Avrupa yapımı olduğunu ve Sudan'daki nüfuzuna karşı yöneltildiğini bildiği halde, veto hakkını kullanmayıp çekimser kalmakla yetinmek zorunda kalmıştır! Böylece söz konusu karar, aleyhte oy olmaksızın 11 oyla kabul edilmiş; "Cezayir, Brezilya, Çin ve Amerika Birleşik Devletleri" olmak üzere dört ülke çekimser kalmıştır. Amerika karar görüşmeleri sırasında devletleri oy vermemeleri konusunda tehdit etse de, Fransa ve İngiltere'nin Darfur suçları nedeniyle Beşir hükümetine karşı oluşturduğu kamuoyu o kadar güçlüydü ki, ABD Darfur davasının sevk edilmesine karşı çıkmaya cesaret edememiş, sadece çekimser kalmıştır.

5- Şubat 2007'de Uluslararası Ceza Mahkemesi Başsavcısı Luis Moreno Ocampo, eski İçişleri Bakanı Ahmed Mahmud Harun ve Ali Kuşayb olarak da bilinen Cancavid milislerinin lideri Ali Mahmud Ali hakkında tutuklama emri çıkarılmasını talep etti; ancak Sudan mahkemenin bu talebini reddetti. Nisan 2007'de mahkeme, her iki isim hakkında tutuklama emri çıkardı. İddianamede Harun için cinayet, zulüm ve işkence dahil 42 suçlama; Ali için ise cinayet ve sivillere kasıtlı saldırı dahil 50 suçlama yer aldı. Ancak Sudan, her iki sanığı da teslim etmeyi doğrudan reddetti.

6- Sudan, yoğun Avrupa baskılarına rağmen tutuklama emrini takip eden sekiz ay boyunca sanıkları teslim etmemekte direndi. Sonunda Kasım 2007'de başta İngiltere olmak üzere Avrupa Birliği ülkeleri, Sudan üzerinde daha fazla baskı kurulması için Güvenlik Konseyi'ne çağrıda bulundu. İngiltere'nin BM Büyükelçisi John Sawers şunları söyledi: "İnsan haklarını ihlal etmekle suçlanan birinin Sudan hükümetinde bakan olarak atanması Güvenlik Konseyi için bir utançtır. Savcının gelecek ay Konsey'e sunacağı raporun pek fazla iyimserlik içermeyeceğinden endişe ediyorum." Bunu, Darfur'daki İngiliz ve Fransız yanlısı isyancı liderlerin Güvenlik Konseyi'nden hızlı adımlar atmasını talep eden hamleleri izledi. Sudan Halk Kurtuluş Hareketi (SPLM) liderlerinden Abdülvahid en-Nur, Minber es-Sudan gazetesine yaptığı açıklamada, "Darfur'da barışın sağlanması, Darfur'daki şahsiyetler için dokunulmazlık kültürü durumunun sona erdirilmesini gerektirir" dedi ve ekledi: "Güvenlik Konseyi, Sudan'ın 1593 sayılı karara dayanan tutuklama emriyle iş birliği yapmasını sağlamalıdır. Konseyin kararlı adımlar atmaması, sorunu çözmedeki acziyetinin kanıtı olacaktır." 3 Aralık 2007'de Darfur'daki isyancı hareket (Adalet ve Eşitlik Hareketi), uluslararası toplumu Darfur ile ilgili çalışmalarında Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin yanında durmaya çağırdı. Hareketin sözcüsü Ahmed Hüseyin Ahmed, aynı gazeteye verdiği demeçte, "Adalet tesis edilmeden Darfur'da kalıcı barış sağlanamaz" dedi. Bu sırada Başsavcı Ocampo, yeni bir dava hazırlığında olduğunu belirtti.

7- Buna ek olarak, Avrupa Parlamentosu 22.05.2008 tarihinde, Uluslararası Ceza Mahkemesi ile iş birliği yapmayan Sudanlı liderlerin mal varlıklarının dondurulması çağrısında bulundu. Mahkemenin Başsavcısı, Sudan hükümetindeki üst düzey yetkililer aleyhine yeni bir dava açacağını duyurdu. Avrupa Birliği ve ABD zirve toplantısında, Fransa'nın BM Büyükelçisi Jean-Maurice Ripert şunları söyledi: "Fransa ve Avrupa Birliği, Sudan iş birliği yapmamaya devam ederse hükümete karşı daha sert önlemler almaya hazırdır. Tüm Avrupalı liderler beni destekliyor. Bu, altı Avrupa ülkesinin (BM'deki altı ülke) Güvenlik Konseyi kararına saygı duyulması gerektiğini ilk kez açıkça ifade etmesidir."

8- Nitekim 14.07.2008 tarihinde Avrupa Birliği, Uluslararası Ceza Mahkemesi aracılığıyla Ömer el-Beşir'i suçlamayı başardı. Başsavcı Moreno Ocampo, Ömer el-Beşir'e on suçlama yöneltti: Bunlardan üçü soykırım, beşi insanlığa karşı suç ve ikisi cinayetti. Hakimler, Beşir hakkında tutuklama kararı çıkarmadan önce delilleri incelemek için aylara ihtiyaç duyacaklarını öngördüler. Böylece Avrupalılar, Beşir'in peşine düşme kararı çıkartarak; savaş suçlarıyla suçlanan ve Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından aranan biri haline getirdikleri Amerika'nın ajanı Beşir'i zayıflatıp, ABD'nin Sudan'daki nüfuzuna darbe vurmayı başardılar!

9- Bu süreçte Amerika, Avrupa'nın Darfur suçlarına ve Beşir hükümetine karşı kamuoyunu kışkırtmadaki başarısını ve mahkeme soruşturmalarına yönelik uluslararası saygıyı dikkate alarak, mahkeme kararlarının, özellikle de Beşir'in ciddi şekilde takibine ilişkin olanların etkinleşmesini engellemeye çalıştı. Bu doğrultuda şunları yaptı:

a- George Bush yönetimi 26.04.2008 tarihinde, Washington'un Darfur bölgesindeki vahşetle ilgili Lahey mahkemesinin soruşturmalarına saygı duyduğunu açıkladı.

b- Uluslararası Mahkeme Sudan'daki daha fazla yetkilinin peşine düşmeye devam ederse, Darfur'daki barış sürecinin tehlikeye gireceği konusunda alarm verdi. Amerika'nın eski Sudan Özel Temsilcisi Andrew Natsios şunları söyledi: "Eğer Uluslararası Mahkeme, basında çıkan Sudan'daki daha fazla diplomatik şahsiyetin peşine düşme niyetine dair tehditlerini gerçekleştirirse, ülkeyi bir kaos ve yıkım durumuna itmiş oluruz." Uluslararası Mahkeme'nin Beşir'i açıkça suçlamasından sonra bu açıklamalar daha da arttı ve Amerika, Beşir'in peşine düşülmesinin Darfur'daki barış sürecini tehlikeye atacağı üzerinde odaklanmaya başladı.

c- Amerika; Afrika ve Arap dünyasındaki adamlarını mahkemenin Beşir hakkında tutuklama emri çıkarmasını ertelemek için harekete geçirdi. Roma Statüsü'nün 16. maddesini (Mahkemenin, yerel mahkemelerce bakılan davalara bakma yetkisinin olmadığını belirten madde) kullanarak, Sudan'ı "Harun ve Ali"yi bir Afrika mahkemesinde veya Sudan mahkemesinde yargılamaya teşvik etmesi için Amr Musa'yı gönderdi. Bu adımı Afrika Birliği, Arap Birliği, Bağlantısızlar Hareketi, İslam Konferansı Örgütü, Tanzanya, Kenya ve Uganda destekledi.

10- Bu girişimler Avrupa'nın baskılarını etkiledi. Bu nedenle Avrupa, kendi adamlarını Sudan'ı destekleyenleri eleştirmeleri için harekete geçirdi. Adalet ve Eşitlik Hareketi başkanı, "Arap Birliği'nin Darfur halkına karşı Sudan hükümetiyle komplo kurmasından ve bunun uzun vadede bir felakete yol açmasından korkuyorum" dedi. Ayrıca Afrika Birliği'ni şu sözlerle eleştirdi: "Birlik yasasının dördüncü maddesi, herhangi bir üye devlette insan hakları ihlal edildiğinde, savaş suçları, soykırım ve insanlığa karşı suçlar dahil olmak üzere Birliğin müdahale etmesini öngörüyor. Öyleyse neden Birlik bu maddeyi uygulamıyor? Birlik, beş yıl sonra Darfur'daki durumun yeterince trajik olmadığını mı düşünüyor?"

11- Buna rağmen Avrupa, özellikle de Fransa, Amerika'nın Afrika Birliği'ni harekete geçirmesinin etkili olduğunu fark etti. Bu nedenle Afrika Birliği temsilcileriyle görüşmeler yaptı ve bu görüşmelerde tutumunu "yumuşatma" karşılığında elde etmek istediği "kazanımları" sundu. Sonunda Amerika ile bir orta yolda buluşmanın kaçınılmaz olduğu ve süreci sonuna kadar sürdürmenin -gerek Beşir'in takibi gerekse "Harun ve Ali"nin mahkemeye teslim edilmesi ısrarı açısından- yetkililerinin açıklamalarında belirtildiği üzere görüşmelerde kazanımlar elde etmedikçe faydalı olmayacağı sonucuna vardı. Buna dair bazı göstergeler şunlardır:

a- Fransa'nın BM Büyükelçisi Jean-Maurice Ripert son zamanlarda şunları söyledi: "Afrika Birliği temsilcileriyle yoğun görüşmeler yaptık... Sudan'a mesajımız, Darfur'daki cinayetleri ve askeri operasyonları durdurması... insani acıları durdurmak için elinden geleni yapması, Darfur'a insani yardımların ulaştırılmasını kolaylaştırması... tüm siyasi partilerin siyasi müzakerelere katılmasına izin vermesi... ve Çad ile ilişkilerini geliştirmesidir."

b- 15.07.2008 tarihinde hem Fransız Büyükelçisi (Ripert) hem de İngiliz Büyükelçisi (John) şunları söyledi: "Sudanlı yetkililerin eski İçişleri Bakanı Ahmed Harun ve Cancavid lideri Ali Kuşayb hakkındaki suçlamalar konusunda Uluslararası Mahkeme ile iş birliği yapmaları için henüz geç değil." Yani Beşir, Ahmed ve Ali'yi teslim ederse tutuklanmaktan kurtulabilir. Bu teklifi pazarlamak için İngiltere; Libya, Güney Afrika ve Katar'a konuya müdahale etmeleri talimatını verdi.

c- 27.07.2008 tarihinde Sudan Dışişleri Bakanı, İngiltere ve Fransa'nın Sudan'ın mahkeme ile iş birliği yapmasını ve her iki şüpheliyi teslim etmesini istediğini açıkladı. Her iki ülkenin de barış gücü konuşlandırılmasını ve çatışmaya hızlı bir siyasi çözüm bulunmasını talep ettiğini belirtti.

d- Fransa, İngiltere ve Amerika'nın, karar tasarısındaki Libya değişikliklerini kabul etmesi. Bu değişiklik, Ömer Hasan el-Beşir hakkındaki her türlü suçlamanın dondurulmasını öngörüyor.

e- Sudan Adalet Bakanı Abdulbasit Sabderat, 2003'ten beri Darfur'da meydana gelen insan hakları ihlallerini incelemek üzere özel olarak Nimr İbrahim Mahmud adında bir başsavcı atandığını duyurdu ve şunları söyledi: "Kuşayb sorgulanacak ve Sudan yerel mahkemelerinde yargılanacak." 01.09.2008 tarihinde Başsavcı Nimr İbrahim Muhammed, Cancavid lideri Ali Kuşayb'ın Darfur'da savaş suçları işlediği iddialarını soruşturduğunu teyit ederek, "Savaş suçları işlemekle suçlanan Ali Kuşayb'ı sorgulamaya devam ediyoruz..." dedi.

f- Fransa, Sudan ve Beşir hükümetine, ayrıca Harun ve Ali'ye karşı tutumunda biraz esneklik gösterdi. Artık onların mahkemeye teslim edilmelerini şart koşmuyor, yerel mahkemelerde yargılanmaları ve hükümette bakan olmamaları yeterli görülüyor! Sarkozy geçtiğimiz günlerde New York'taki BM karargahında gazetecilere verdiği demeçte, şüphelilerin teslimiyle ilgili olarak şunları söyledi: "Sanıkların Sudan hükümetinde bakan olarak kalmalarını istemiyoruz." Bununla Harun'u kastediyordu. Daha önce Fransa'nın BM Büyükelçisi Jean-Maurice Ripert de şunları söylemişti: "Burada defalarca söyledim, yapacakları her eylem mahkeme ile resmi iş birliğini içermelidir. Vatandaşlarını kendi ülkelerinde yargılamak istiyorlarsa, Roma Statüsü'ne göre bunu yapabilirler, ancak bunu mahkeme ile anlaşarak yapmalıdırlar ve iş birliği için henüz geç değil."

g- 15.10.2008 tarihinde Uluslararası Ceza Mahkemesi hakimleri, Ömer el-Beşir hakkında tutuklama emri çıkarmadan önce ek süre istediler.

İkincisi: Şimdi, yukarıdakilerin ışığında soruya şöyle cevap verebiliriz:

Beşir ve Darfur meselesi Uluslararası Mahkeme nezdinde Amerika ile Avrupa arasında bir orta yol çözümüne doğru gitmektedir. Bu çözüm, "Harun ve Ali"nin yerel olarak yargılanması, dolayısıyla Beşir üzerindeki takibin hafifletilip ardından iptal edilmesi karşılığında; başta İngiltere ve Fransa olmak üzere Avrupa'nın Darfur'da -kendilerine bağlı isyancı hareketlerin yönetimde etkin bir şekilde yer almasını sağlayacak müzakereler yoluyla- bir ayak izi elde etmesini ve ayrıca Çad'ın güvenliğinin sağlanmasını içermektedir.

Meselenin göstergelerine göre bir orta yol çözümü müzakerelerine doğru gidildiği, bunun da siyasi güçlerin çatışmasını, baskıların kullanılmasını ve müzakere şartlarını iyileştirmek için ortamın ısıtılmasını gerektirdiği için... bu çözüm, en azından yakın vadede kolay değildir. Her halükarda, Ocak 2009'da Beyaz Saray'a gelecek olan yeni Amerikan yönetimi gelmeden önce bir çözümün tamamlanması beklenmemektedir. Yeni yönetim geldikten sonra bile, bölgede birden fazla etkili gücün iç içe geçmiş olması nedeniyle bu durum epey zaman alacaktır.

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın