Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Soru-Cevap: ABD Borç Tavanının Yükseltilmesi

October 12, 2013
2175

Soru:

Şu anda Amerika Birleşik Devletleri'nde bir yandan Obama yönetimi ve Demokrat Parti, diğer yandan rakip Cumhuriyetçi Parti arasında bütçe ve Obama hükümetinin ısrar ettiği borç tavanının yükseltilmesi konusunda hararetli bir çatışma yaşanıyor. Kriz, bütçenin onaylanmamasıyla zirveye ulaştı ve bu durum, "zorunlu ücretsiz izin" adı altında yüz binlerce federal hükümet çalışanının işinin durdurulmasına yol açtı...

Soru şudur: Kapitalist demokratik devletlerin lideri olan Amerika'da bu nasıl yaşanabilir? Halkın haklarını koruduğunu iddia ettikleri bu demokrasi, nasıl olur da işlemedikleri bir suç veya görevlerindeki bir ihmalden dolayı değil de bu çekişmeler nedeniyle halkın maaşlarını durdurur? Ayrıca, hükümetin borçları düşürmek yerine borç tavanını yükseltme konusundaki bu ısrarı nasıl açıklanabilir?

Konuyu anlaşılması kolay bir şekilde açıklamanızı rica ediyoruz, Allah sizden razı olsun.

Cevap:

Sorularınızın cevapları, aşağıdaki hususlar üzerinde düşünülürse netleşecek ve kolayca anlaşılacaktır:

Birincisi: Amerikan Bütçesi:

Amerikan bütçesinin onaylanması, Kongre’nin her iki kanadının onayını gerektirir; bunlar, Demokratların çoğunlukta olduğu Senato ve Cumhuriyetçilerin çoğunlukta olduğu Temsilciler Meclisi'dir (House of Representatives). 30 Eylül 2013 Pazartesi akşamına kadar Temsilciler Meclisi ile Senato arasında yoğun bir müzakere turu, metin ve öneri teatisi devam etti. Buna rağmen Amerikan Kongresi, yeni mali yılın başlangıcı olan 1 Ekim 2013'ün ilk saatlerinden önce geçici bütçeyi onaylamayı başaramadı.

İkincisi: Borç Tavanı Meselesi:

ABD kamu borcu, federal hükümetin üstlendiği toplam kamu borcudur; bu, ABD dışındaki tarafların elinde bulunan hazine bonoları ile ABD Hazine Bakanlığı tarafından ihraç edilen ve ABD içindeki tarafların elinde bulunan tahvillerin toplamıdır. Amerikan Kongresi, federal hükümetin aşmaması gereken bir borç tavanı belirler ve bu tavan şu anda 16,7 trilyon dolardır. Hükümetin bu sınırı 17 Ekim 2013 civarında aşması beklenmektedir. Bu nedenle federal hükümet, o tarihte Kongre’den çıkacak kararı nefeslerini tutarak beklemektedir.

Üçüncüsü: Yaşanan Kriz ve Nedenleri:

1- Obama, kendi adıyla anılan "Obamacare" (Obama Care) adlı bir sağlık reformu projesi sundu. Bu proje, düşük gelirli 46 milyon Amerikalıya sosyal ve sağlık güvencesi sağlanması anlamına geliyor; böylece sigorta hizmetlerinden yararlanamayanlar sağlık sigortası alabilecekti. Ancak projenin yürürlüğe girmesi için 1 Ekim 2013'te başlayan 2013-2014 bütçesinde gerekli ödeneklerin onaylanması gerekiyordu. Fakat Cumhuriyetçiler, bu projenin Demokrat Parti için bir "seçim popülaritesi" ve kamuoyu desteği hedeflediğini fark ettiler. Özellikle de Kasım 2014'teki Kongre ara seçimlerinde Obama'nın sağlık planının tartışma konusu olması bekleniyordu. Bu nedenle Cumhuriyetçiler, Obama'nın projesine bütçe ayırmayı reddettiler ve yasa müzakere edilip değiştirilmedikçe ertelenmesini istediler. Amaçları, projenin her iki partinin adıyla çıkması, yani Cumhuriyetçi Parti'nin vizyonunun da projeye dahil edilmesidir. Böylece proje sadece Obama'nın vizyonuyla sınırlı kalmayacak ve Obama gelecek seçimlerde Demokrat Parti için herhangi bir avantaj elde edemeyecektir. Cumhuriyetçiler Temsilciler Meclisi'nde çoğunluğa sahip oldukları için yasanın çıkmasını engelleyebilmektedirler.

Meselenin her iki parti için de halka hizmet değil, gelecek seçimlerin hasadı için siyasi bir çekişme olması nedeniyle, her iki parti de daha sonra görüldüğü gibi halka zarar verse dahi pozisyonlarında ısrar ettiler. Obama yasayı onaylatmak istiyor, Cumhuriyetçiler ise üzerinde müzakere etmek ve "Obama renginden" çıkarıp kendi renklerini katmak için ertelemek istiyorlar... Böylece Kongre’nin bütçeyi belirlenen tarihte onaylayamamasıyla kriz tırmandı. İki parti arasındaki çekişme bugüne kadar devam etmektedir.

2- Cumhuriyetçi Parti'nin 30 Eylül 2013'te 2014 bütçe yasasına oy vermeyi reddetmesi nedeniyle "federal devlet mekanizmalarını durdurma süreci" tetiklendi. Bunun sonucunda 800 binden fazla devlet memuru zorunlu ücretsiz izne çıkarıldı. Tüm Amerikan kurumlarının çalışan sayısını azaltması ve çok sayıda kişiyi işten çıkarması bekleniyor... Tıpkı daha önce Başkan Bill Clinton döneminde, Aralık 1996'dan Ocak 1997'ye kadar hükümet faaliyetlerinin 21 gün durduğu ve devletin o dönemde yaklaşık 2 milyar dolar zarara uğradığı zaman olduğu gibi.

3- Bu, krizin sadece bir parçasıdır; hatta asıl kriz olan, 17 Ekim 2013 civarında Kongre’de görüşülecek borç tavanının yükseltilmesi talebi için bir başlangıçtır. Çünkü hükümet borçlanmada, Kongre tarafından belirlenen ve aşılmaması gereken 16,7 trilyon dolarlık sınırı aşmış durumdadır. Hükümetin maliyesi 17 Ekim 2013'te iflasın eşiğine gelecektir; zira tahminlere göre kasasında sadece 30 milyar dolar kalacak ve dolayısıyla devlet mali yükümlülüklerini yerine getiremeyecek duruma düşecektir.

4- İki partinin sorunları nedeniyle halkta hoşnutsuzluk baş gösterince, partiler birbirlerini suçlamaya başladılar. Her parti sorumluluğu diğerinin üzerine atmaya çalışıyor. Obama, Cumhuriyetçi Parti'yi suçlu görüyor ve onları, partizan çıkarlarını elde etmek için ülkeyi rehin almakla nitelendiriyor. 8 Ekim 2013 Salı günü Beyaz Saray'da düzenlediği basın toplantısında şöyle dedi: "Kongre üyeleri, özellikle de Temsilciler Meclisi'ndeki Cumhuriyetçiler, işlerini yapmak karşılığında fidye talep edemezler. Onların iki görevi bütçeyi onaylamak ve Amerika Birleşik Devletleri'nin faturalarını ödemesini sağlamaktır."

Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi Başkanı ise, "Obama, Obamacare olarak bilinen sağlık programı konusunda taviz vermedikçe ve müzakere etmeyi kabul etmedikçe Kongre’nin borç tavanını yükseltmesine izin vermeyeceğini" söylüyor ve ekliyor: "Bizi daha fazla borç almaya iten şeylerle uğraşmadan borç tavanını yükseltemeyiz."

5- İki partinin çekişmesinden açıkça görülüyor ki, her ikisi de borç tavanını yükseltmek istiyor; ancak Cumhuriyetçi Parti bunu, sağlık yasasının kendi renklerini taşıyacak şekilde değiştirilmesine bağlıyor... Ancak asıl üzerinde durulması gereken husus şudur: Normalde devletler, borçlarını azaltmak için ekonomik ve mali durumlarını disipline ederler. Ancak Amerika, gırtlağına kadar borca batmayı umursamayan tek devlettir; istediği gibi tahvil çıkarır ve uygun koşullarda bunların geri ödenmesini garanti eder. Mali durumu nedeniyle ödeyemese bile, eğer üstün bir çıkar görürse, diğer ülkeler gibi kasasındaki döviz rezervlerine bağlı kalmaksızın kısıtlamasız bir şekilde daha fazla dolar basabilir. Özellikle parasının diğer ülkelerin rezervlerinin büyük bir kısmını oluşturması sebebiyle, IMF’nin (Uluslararası Para Fonu) onayıyla gizlice, hatta onayına bakmaksızın "açıktan" daha fazla para basabilir; çünkü IMF üzerinde fiili nüfuza sahiptir. Sahte gerekçeler uydurup gerçeği gizleyebilir ve IMF de onu bu konuda destekler! Bu kağıtların basılması doların değerinde düşüşe veya fiyatlarda enflasyona yol açsa bile, kendi çıkarını bunda gördüğü sürece bunu yapar. Örneğin, Amerika'nın 2008 yılında petrol fiyatlarının varil başına yaklaşık 150 dolara kadar yükselmesine neden olan petrol spekülasyonları sırasında 2 trilyon ile 4 trilyon dolar arasında para bastığına dair haberler yayıldı. Amerika bu spekülasyonun dışında değildi; doğrudan veya dolaylı olarak en fazla miktarda petrolü satın alıp stoklarına eklemek için o kağıtları bastı. Bunu, fiyat artışlarından ve doların düşmesinden daha önemli bir çıkar olarak gördü...

Bu nedenle, ABD federal hükümetinin borç tavanı sürekli yükselmektedir. Örneğin kamu borcu (merkezi ve yerel idareler), 1990 yılında 4,3 trilyon dolardan, 2003'te 8,4 trilyon dolara ve 2007'de 8,9 trilyon dolara yükseldi. Obama döneminin başında (2009) borç 10,3 trilyon dolardı, 2011'de 14 trilyon dolar barajını aştı ve şu anda 16,7 trilyon doları aşmış durumda. Eğer başka bir devlet bu borcun çok daha azına batsaydı, çöker ve ekonomisinden eser kalmazdı! Ancak Amerika borcu umursamıyor çünkü bu onun için içsel bir meseledir; Kongre her istediğinde borç tavanını yükseltiyor, ekonomisi dönüyor ve eğer imkanı varsa borcunu ekonomik gücüyle ödüyor, yoksa diğer ülkeler gibi kısıtlamalara tabi olmadan kağıt para basıyor. Amerikan ekonomisinin çöküşü, Amerikan dolarına değer vermeyen, aksine onunla ya mal takası yoluyla ya da nakit değişiminde altın ve gümüş esasına geri dönerek işlem yapan bir devletin ortaya çıkmasıyla olacaktır.

6- Böylece kapitalist demokratik kampın lideri, kapitalist demokratik sistemin başarısızlığını ve bu sistemin, yönetici kapitalist sınıfın insanların -özellikle orta sınıfın ve halkın- boyunlarına hakimiyet kurmasından başka bir şey olmadığını kanıtlamaktadır. Obama, milyonlarca insana sağlık sigortasında yardımcı olacağı bahçesiyle "Obamacare" projesini davası haline getirdi, ancak buna karşılık yüz binlerce işçiyi ücretsiz izne çıkararak işlerini durdurdu...! Bu demektir ki, Demokrat Parti bu yasayı halka hizmet etmek için değil, gelecekteki seçim amaçları için çıkarmıştır. Aksi takdirde, halka hizmet etmenin sonucu, hiçbir kusurları olmaksızın onları işlerinden mahrum bırakmak nasıl olabilir? Cumhuriyetçi Parti için de mesele sağlık sigortası olup olmaması değil, projenin rakibine mal edilmemesi, aksine ona ortak olunmasıdır... Her iki parti için de insanların sağlık hizmeti alması önemli değildir; zira projenin iki partiye de mal edilmesi için müzakere edildikten sonra onaylanmasına razıdırlar. Yani önemli olan içeriği değil, halk için bir sefalet ve zahmete yol açsa bile seçimlerdeki getirisi ve faydasıdır! Aynı şekilde projede, büyük şirketlerin çalışanlarına sağlık sigortası yapmasını zorunlu kılan bir madde vardı; ancak projenin sahibi olan Obama, geçtiğimiz Temmuz ayında, bu şirketleri ve onları destekleyen Cumhuriyetçi Parti'yi memnun etmek için bu maddenin uygulanmasını bir yıl erteleme arzusunu dile getirdi. Bunu yaparken Cumhuriyetçi Parti'nin projesini onaylayacağını sandı... Buradan anlaşılıyor ki, iki partinin de halkın işlerini doğru bir şekilde gütmek gibi bir derdi yoktur; asıl ilgileri "seçim popülaritesi" elde etmektir. Tüm bunlardan anlaşılıyor ki, onların kapitalizmi, kapitalistin sermayesini artırmak için halkı sömürmesidir; demokrasileri ise halka hizmet etmek için değil, halkın demokrasinin "büyük" sahiplerine ücretsiz bile olsa hizmet etmesi içindir!

7- Son olarak, bizi Müslüman kılan, Hakim ve Habir olan Allah katından gelen bir sisteme hidayet eden Allah'a hamdolsun... Öyle bir sistem ki, tebaa aç kalırsa Halife de aç kalır, onlar doyarsa o da doyar ve onlar güvende olmadıkça o da kendini güvende hissetmez... Öyle bir sistem ki, tebaanın her bir ferdinin barınma, giyinme ve yeme gibi temel ihtiyaçlarının karşılanmasını garanti eder; çalışabilene iş imkanı sağlar, çalışamayanın ve bakacak yakını olmayanın geçimini ise Halife, maruf üzere beytülmaldan karşılar... Kamu mülkiyetinin, halkın güvenliğini ve geçimini korumak için dağıtıldığı, doğumdan itibaren her bir ferde pay verildiği bir sistemdir bu... Yaratılanların durumunu düzelten, adil ve güvenli bir iktisadi hayatı gerçekleştiren bir sistemdir; zira Yaratan, insanlara neyin iyi geleceğini en iyi bilendir:

أَلَا يَعْلَمُ مَنْ خَلَقَ وَهُوَ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ

"Yaratan bilmez mi? O, en ince işleri görüp bilendir ve her şeyden haberdardır." (Mülk [67]: 14)

Allah Sübhânehu ve Teâlâ'dan, Raşidi Hilafet'i yeniden ikame etmek için yardım ve muvaffakiyet diliyoruz. O zaman hayır sadece İslam coğrafyasına değil, aynı zamanda güven ve barışı seven her akıl sahibine yayılacaktır... Alemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun.

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın