Hizb ut-Tahrir Emiri Büyük Âlim Ata bin Halil Ebu’r Raşta’nın Facebook Sayfası Takipçilerinin Sorularına Verdiği Cevaplar Serisi
Soru-Cevap
Abdullah Ömer’e
Soru:
Selamun aleykum ve rahmetullahi ve berakatuh.
Ben Afganistan'dan Abdullah. Şeyhimiz Allah sizi korusun.
Resulullah ﷺ şöyle buyurdu: "Ümmetim yetmiş üç fırkaya bölünecek, biri hariç hepsi ateştedir."
Sizden bu hadisi şerh etmenizi rica ediyorum.
Cevap:
Ve aleykum selam ve rahmetullahi ve berakatuh,
Birincisi: Hakkında soru sorduğunuz hadis, sorunuzda geçtiği lafızla değildir. Daha önce 24 Rebiulahir 1439 H. (11/01/2018 M.) tarihli bir soru-cevapta, bu hadis-i şerifi farklı fazlalıklar içeren rivayetleriyle ele almıştık. O cevabın sonunda şu sonuca varmıştık: (Ümmetin yetmiş üç fırkaya bölüneceğine dair hadis, bu fazlalıklar olmaksızın sahihtir... Birinci fazlalık olan "Biri hariç hepsi ateştedir" ifadesini pek çok âlim hasen kabul etmiştir... İkinci fazlalık olan "Biri hariç hepsi cennettedir" ifadesini ise pek çokları zayıf görmüş, sahih veya hasen kabul edenler ise azınlıkta kalmıştır... Buna göre tercih ettiğim görüş, itibar edilecek fazlalığın "Biri hariç hepsi ateştedir" olduğudur. Diğer fazlalığa ise zikrettiğimiz rivayetler doğrultusunda itibar edilmez...)
Söz konusu soru-cevapta sunduğumuz bilgilere dayanarak, itimat edilebilecek ve delil getirilebilecek rivayetlerden bazıları şunlardır:
- Tirmizi Sünen’inde Ebu Hureyre’den Resulullah ﷺ’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
تَفَرَّقَتْ الْيَهُودُ عَلَى إِحْدَى وَسَبْعِينَ أَوْ اثْنَتَيْنِ وَسَبْعِينَ فِرْقَةً وَالنَّصَارَى مِثْلَ ذَلِكَ وَتَفْتَرِقُ أُمَّتِي عَلَى ثَلَاثٍ وَسَبْعِينَ فِرْقَةً
"Yahudiler yetmiş bir veya yetmiş iki fırkaya bölündü, Hristiyanlar da onun gibi. Ümmetim ise yetmiş üç fırkaya bölünecektir."
Bu konuda Sa’d, Abdullah bin Amr ve Avf bin Malik’ten de rivayetler vardır. Ebu İsa (Tirmizi) şöyle demiştir: Ebu Hureyre hadisi hasen sahih bir hadistir. Tirmizi’nin Abdullah bin Amr’dan bir başka rivayetinde ise Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur:
وَإِنَّ بَنِي إِسْرَائِيلَ تَفَرَّقَتْ عَلَى ثِنْتَيْنِ وَسَبْعِينَ مِلَّةً وَتَفْتَرِقُ أُمَّتِي عَلَى ثَلَاثٍ وَسَبْعِينَ مِلَّةً كُلُّهُمْ فِي النَّارِ إِلَّا مِلَّةً وَاحِدَةً قَالُوا وَمَنْ هِيَ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ مَا أَنَا عَلَيْهِ وَأَصْحَابِي
"...Şüphesiz İsrailoğulları yetmiş iki millete (fırkaya) bölünmüştü. Ümmetim ise yetmiş üç millete bölünecektir. Bir tanesi hariç hepsi ateştedir. 'Ey Allah'ın Resulü! O kimdir?' dediler. Şöyle buyurdu: Benim ve ashabımın üzerinde olduğu yolda olanlardır."
Ebu İsa bu hadis için "hasen gariptir" demiştir.
- Hakim, Müstedrek’inde Ebu Amir Abdullah bin Luhay’dan şöyle rivayet etmiştir: Muaviye bin Ebu Süfyan ile hac yaptık... Mekke’de öğle namazını kıldıktan sonra ayağa kalktı ve dedi ki: Nebi ﷺ şöyle buyurdu:
إِنَّ أَهْلَ الْكِتَابِ تَفَرَّقُوا فِي دِينِهِمْ عَلَى اثْنَتَيْنِ وَسَبْعِينَ مِلَّةً، وَتَفْتَرِقُ هَذِهِ الْأُمَّةُ عَلَى ثَلَاثٍ وَسَبْعِينَ كُلُّهَا فِي النَّارِ إِلَّا وَاحِدَةً وَهِيَ الْجَمَاعَةُ
"Şüphesiz Ehl-i Kitap dinlerinde yetmiş iki millete bölündü. Bu ümmet ise yetmiş üç millete bölünecek. Bir tanesi hariç hepsi ateştedir; o da cemaattir..."
Hakim, "Bunlar, bu hadisin sahihliğinde hüccet sayılabilecek isnatlardır" demiş, Zehebi de ona muvafakat etmiştir.
- Ebu Davud Sünen’inde ve İbn Mace de benzerini rivayet etmişlerdir.
İkincisi: Bu hadis için tercih ettiğimiz mana şöyledir:
1- "Fırka" ve "teferruk" (bölünme) kelimeleri şeriatta çoğunlukla akidede, dinin asıllarında, kat’i hükümlerde ve beyyinelerde (apaçık delillerde) ihtilafa düşmek anlamında kullanılır:
- Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
وَلَا تَكُونُوا كَالَّذِينَ تَفَرَّقُوا وَاخْتَلَفُوا مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَهُمُ الْبَيِّنَاتُ وَأُولَئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ
"Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte onlar için büyük bir azap vardır." ([Âl-i İmrân 3:105])
- Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
وَمَا تَفَرَّقَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ إِلَّا مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَتْهُمُ الْبَيِّنَةُ
"Kendilerine kitap verilenler, ancak kendilerine apaçık delil geldikten sonra ayrılığa düştüler." ([Beyyine 98:4])
- Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
إِنَّ الدِّينَ عِنْدَ اللَّهِ الْإِسْلَامُ وَمَا اخْتَلَفَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ إِلَّا مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَهُمُ الْعِلMُ بَغْياً بَيْنَهُمْ وَمَنْ يَكْفُرْ بِآيَاتِ اللَّهِ فَإِنَّ اللَّهَ سَرِيعُ الْحِسَابِ
"Kuşkusuz Allah katında din İslam'dır. Kitap verilenler, ancak kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki haset yüzünden ayrılığa düştüler. Kim Allah'ın ayetlerini inkâr ederse, bilsin ki Allah hesabı çok çabuk görendir." ([Âl-i İmrân 3:19])
- Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
إِنَّ الَّذِينَ فَرَّقُوا دِينَهُمْ وَكَانُوا شِيَعاً لَسْتَ مِنْهُمْ فِي شَيْءٍ إِنَّمَا أَمْرُهُمْ إِلَى اللَّهِ ثُمَّ يُنَبِّئُهُمْ بِمَا كَانُوا يَفْعَلُونَ
"Dinlerini parça parça edip gruplara ayrılanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilişiğin yoktur. Onların işi ancak Allah'a kalmıştır. Sonra Allah onlara yaptıklarını haber verecektir." ([En’âm 6:159])
2- Bu hadislerdeki "Cemaat" kavramı şeriatta, İslam akidesi üzerine toplanmış Müslümanlar cemaati için kullanılır. Şer'i nasslar bu manayı açıklamaktadır. Bunlardan biri Abdullah bin Mesud’dan rivayet edilen müttefekun aleyh bir hadistir. Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur:
لَا يَحِلُّ دَمُ امْرِئٍ مُسْلِمٍ يَشْهَدُ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ وَأَنِّي رَسُولُ اللَّهِ إِلَّا بِإِحْدَى ثَلَاثٍ الثَّيِّبُ الزَّانِي وَالنَّفْسُ بِالنَّفْسِ وَالتَّارِكُ لِدِينِهِ الْمُفَارِقُ لِلْجَمَاعَةِ
"Allah'tan başka ilah olmadığına ve benim Allah'ın Resulü olduğuma şehadet eden bir Müslüman kişinin kanı şu üç şey dışında helal değildir: Zina eden evli kişi, cana can (kısas) ve dinini terk edip cemaatten ayrılan kimse." (Bu Müslim rivayetidir.)
Bu hadis-i şerifte Nebi ﷺ, cemaati terk etmenin dinden çıkmak ve onu bırakmak olduğunu açıklamıştır; çünkü dinini terk edeni "cemaatten ayrılan" olarak vasfetmiştir. Buradan anlaşılmaktadır ki bu manadaki cemaatten ayrılmak, küfürdür ve dinden/milletten çıkmaktır.
- İbn Hacer’in Fethu’l-Bârî adlı eserinde şöyle geçer:
[... "Dinini terk edip cemaatten ayrılan" sözü... Cemaatten murat, Müslümanların cemaatidir; yani irtidat ederek onlardan ayrılan veya onları terk eden kimsedir. Bu ifade terk eden veya ayrılanın sıfatıdır... Beydavî şöyle demiştir: "Dinini terk eden" ifadesi, Müslümanların cemaatini terk edip onların arasından çıkan "mârık" (okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkan) kimseyi pekiştiren bir sıfattır...] bitti.
3- Nebi ﷺ’in farklı rivayetlerde geçen "Ümmetim bölünecek", "Bu ümmet bölünecek", "Bu millet bölünecek" sözlerinden açıkça anlaşılmaktadır ki burada kastedilen ümmet veya millet, İslam dinine iman eden İslam ümmetidir. Resulullah ﷺ bir rivayette ümmeti kendisine izafe ederek "Ümmetim" demiş, diğerlerinde ise "Bu ümmet" ve "Bu millet" diyerek tanımlamıştır. Hadisin belirli bir ümmetten, yani İslam ümmetinden bahsettiği açıktır.
4- İslam’da ihtilaf bilindiği üzere yerilen ve övülen kısımlara ayrılır. Övülen ihtilaf, nassların anlaşılmasındaki farklılığa dayanan içtihadi meselelerdeki ihtilaftır. Buhâri’nin Amr bin el-As’tan rivayet ettiği şu hadiste belirtildiği üzere isabet edene iki sevap, hata edene ise bir sevap vardır:
إِذَا حَكَمَ الْحَاكِمُ فَاجْتَهَدَ ثُمَّ أَصَابَ فَلَهُ أَجْرَانِ وَإِذَا حَكَمَ فَاجْتَهَدَ ثُمَّ أَخْطَأَ فَلَهُ أَجْرٌ
"Hâkim hüküm verirken içtihat eder de isabet ederse ona iki ecir vardır. Eğer hüküm verirken içtihat eder de hata ederse ona bir ecir vardır."
Yerilen ihtilafa gelince; bunun bir kısmı akidede, beyyinelerde ve kat’i hükümlerde olan ihtilaftır ki sahibini İslam’dan çıkarır. Bir kısmı ise bidatleri sebebiyle kâfir olmayan bidat ehlinin ihtilafı gibi heva ve hevese dayalı ihtilaflardır. Yine imama ve ona itaate karşı gelmek gibi, sahibini İslam’dan çıkarmayan diğer yerilen ihtilaf türleri de mevcuttur.
Üçüncüsü: Yukarıda zikredilen notlar dikkate alındığında, Yahudi ve Hristiyanların bölünmesi ile İslam ümmetinin bölünmesine dair hadis-i şerifi şu şekilde anlayabiliriz:
1- Allah Sübhânehu, Musa Aleyhisselam’ı hak din ile İsrailoğulları’na gönderdi. İman edenler iman etti ve hak akide ile tevhid üzerinde onunla birleştiler. Böylece inanan tek bir millet oldular. Ancak zamanla bu milletten ayrılan birtakım topluluklar çıktı ve dinde ihtilafa düştüler: "Ehl-i Kitap dinlerinde yetmiş iki millete bölündü." Akidede, beyyinelerde ve Musa Aleyhisselam’ın dininin kat’i hükümlerinde ondan ayrıldılar, böylece dininden çıkıp kâfir oldular. Musa’nın dininden çıkıp dinin asıllarındaki görüş ayrılıkları nedeniyle başka milletler haline gelen bu fırkaların sayısı yetmişe veya yetmiş bire ulaştı. Bunların hepsi küfür milletleridir ve ateş ehlidir. Musa’nın dini üzere, yani onun milleti üzere kalan yetmiş birinci veya yetmiş ikinci millet ise hak ehlidir, cennet ehlidir ve Musa Aleyhisselam’ın takipçilerinden kurtuluşa eren fırka (Fırka-i Naciye) onlardır.
2- Aynı şekilde Allah Sübhânehu, İsa Aleyhisselam’ı hak din ile İsrailoğulları’na gönderdi. İman edenler iman etti ve hak akide ile tevhid üzerinde onunla birleştiler. Böylece inanan tek bir millet oldular. Ancak zamanla bu milletten ayrılan ve dinde ihtilafa düşen topluluklar çıktı. Akidede, beyyinelerde ve İsa Aleyhisselam’ın dininin kat’i hükümlerinde ondan ayrıldılar, dininden çıkıp kâfir oldular. İsa Aleyhisselam’ın dininden çıkıp başka milletler haline gelen bu fırkaların sayısı yetmiş bire ulaştı. Bunların hepsi küfür milletleridir ve ateş ehlidir. İsa’nın dini üzere kalan yetmiş ikinci millet ise hak ehlidir, cennet ehlidir ve İsa Aleyhisselam’ın takipçilerinden kurtuluşa eren fırka onlardır.
3- Sonra Allah Sübhânehu, Nebisi Muhammed ﷺ’i hak din ve tevhid akidesi ile gönderdi. Müslümanlar ona iman etti, Nebi ﷺ ve ashabının inandığı akide üzerinde birleştiler. Bu birleşmeleriyle İslam ümmeti, İslam milleti ve "Cemaat" oldular. Ancak bu Müslümanların içinden, Muhammed ﷺ’in dininden çıkan, Nebi ﷺ ve ashabının ve Müslümanlar cemaatinin üzerinde olduğu İslam akidesine imandan ve İslam’ın kat’i hükümlerinden ve beyyinelerinden ayrılan (ve ayrılacak olan) kavimler çıktı. İslam’dan çıkan bu kavimlerin her biri, İslam akidesine zıt akidelere inandıkları için İslam milletinden farklı birer fırka ve millet haline geldiler. Eskiden Müslüman olup da sonra İslam’dan çıkan bu fırkalar yetmiş ikiye ulaştı (veya ulaşacak). Bunların hepsi kâfir fırkalardır ve ateş ehlidirler. Yetmiş üçüncü fırka/millet ise ana fırka olan "Cemaat"tir; yani Nebi ﷺ ve ashabının üzerinde olduğu yola inanan, İslam’ın kat’i hükümlerine ve beyyinelerine tutunan inanan İslam milletidir. Bu; Allah’a, meleklerine, kitaplarına, resullerine, ahiret gününe, hayrı ve şerriyle kaza ve kadere inanan genel İslam ümmetidir. Bu ümmetin bütünü kurtuluşa eren fırkadır ve cennet ehlidir. O, Nebi ﷺ ve ashabının üzerinde olduğu yol üzere birleşen fırka ve millettir; yani Cemaat’tir.
Dördüncüsü: Hadisin manasına ve vakıasına dair bu şerh ışığında şu sonuçlara varabiliriz:
1- Kurtuluşa eren fırka (Fırka-i Naciye), genel anlamıyla İslam ümmetidir. Akidenin teferruatına veya şer’i hükümlere dair diğer tüm meselelerde görüşler, fikirler ve mezhepler ne kadar farklılaşırsa farklılaşsın; İslam akidesinde, dinin kat’i hükümlerinde ve beyyinelerinde birleşenlerin tamamıdır. Kurtuluşunun ve cennet ehli olmasının sebebi İslam akidesine ve onun kesin hükümlerine olan imanıdır. Buna göre:
a- Ehl-i Sünnet ve’l Cemaat’ten olan Eş’arilik, Maturidilik ve diğer kelami mezhepler; aynı şekilde kendilerine "Selefi" denilenler, Ehl-i Hadis ve diğer İslami fikri ekol ve mezhep sahipleri... Bunların hepsi Allah’ın izniyle kurtuluşa eren fırkadandır. Çünkü onlar Muhammed ﷺ’in takipçileridir; İslam akidesine, kat’i hükümlerine ve beyyinelerine iman ederler. Aralarındaki ihtilaflar onları İslam’dan çıkarmaz.
b- Hanefi, Maliki, Şafii, Hanbeli ve diğer fıkhi mezhepler ile farklı müctehitlerin takipçileri... Bunların hepsi Allah’ın izniyle kurtuluşa eren fırkadandır. Çünkü onlar Muhammed ﷺ’in takipçileridir; İslam akidesine ve kesin hükümlerine iman ederler. Aralarındaki ihtilaflar onları İslam’dan çıkarmaz.
c- Günümüzde sahada faaliyet gösteren Hizb ut-Tahrir, İhvan-ı Müslimin, Tebliğ Cemaati, Cihadi gruplar, Selefi gruplar ve diğerleri gibi İslami cemaatler ve hareketler... Bunların hepsi Allah’ın izniyle kurtuluşa eren fırkadandır. Çünkü onlar Muhammed ﷺ’in takipçileridir; İslam akidesine, kesin hükümlerine ve beyyinelerine iman ederler. Aralarındaki ihtilaflar onları İslam’dan çıkarmaz.
Bu nedenle İslam ümmetinden herhangi bir grubun bu hadis-i şerife dayanarak sadece kendisinin kurtuluşa eren fırka veya taife olduğunu iddia etmesi doğru değildir. Çünkü bunun anlamı, kendisine muhalefet eden Müslümanları İslam dairesinden çıkarıp küfür dairesine sokmaktır ki bu asla doğru olamaz. İslam akidesine iman eden, onun kat’i hükümlerine ve beyyinelerine tutunan tüm Müslümanlar Allah’ın izniyle kurtuluşa eren fırkadandır.
4- İslam’dan çıkıp kâfir olan ve bu yüzden ateş ehlinden olan helak olmuş fırkalar; dine muhalefet eden, Müslümanların akidesinden sapan, İslam’ı ve onun kat’i hükümlerini çiğneyen fırkalardır. Allah’a ortak koşanlar, Muhammed ﷺ’den sonra bir peygamber kabul edenler veya Resulullah ﷺ’in sünnetini inkâr edenler ve benzerleridir... Dürziler, Nusayriler, Bahailer, Kadiyaniler ve İslam’dan çıkan diğer kâfir fırkalar gibi... Bunlar, Üzeyir Aleyhisselam’ın Allah’ın oğlu olduğunu iddia ederek Musa Aleyhisselam’ın dininden çıkan Yahudilerle veya İsa Aleyhisselam’ın Allah’ın oğlu olduğunu iddia eden takipçileriyle benzerlik gösterirler. Bunlar akidelerinde bu iki mübarek peygamberin akidesinden ve dininden sapmış, böylece kâfirlerden olmuşlardır.
Bu şerh ile hadisin manasının açıklığa kavuştuğunu umuyorum. Allah en iyi bilen ve en iyi hüküm verendir.
Kardeşiniz Ata bin Halil Ebu’r Raşta
16 Cemaziyelahir 1442 H. 29/01/2021 M.
Emir’in (Allah onu korusun) Facebook sayfasındaki cevap linki: https://www.facebook.com/HT.AtaabuAlrashtah/posts/2850550205190985
Emir’in (Allah onu korusun) web sayfasındaki cevap linki: http://archive.hizb-ut-tahrir.info/arabic/index.php/HTAmeer/QAsingle/4096