(Hizb-ut Tahrir Emiri Değerli Âlim Atâ b. Halil Ebû’r Raşte’nin Facebook sayfasındaki takipçilerinden gelen "Fıkhî" sorulara verdiği cevaplar serisi)
Soru-Cevap
Hilafetin Akdedilmesinde Adalet Şartı
Abdul Kareem’e
Soru:
Selamun Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuhu
One of the conditions of the Khaleefah is that he must be 'adl (just). We use qiyas to derive this hukm but can the following verse of Qur'an be used as a daleel for this condition also
إِنَّ اللَّهَ يَأْمُرُكُمْ أَنْ تُؤَدُّوا الْأَمَانَاتِ إِلَى أَهْلِهَا وَإِذَا حَكَمْتُمْ بَيْنَ النَّاسِ أَنْ تَحْكُمُوا بِالْعَدْلِ
"Şüphesiz Allah, emanetleri ehline teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder." (Nisâ [4]: 58)?
Cezakallahu Hayran.
Cevap:
Ve Aleykumselam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu,
Sorunuz, kitaplarımızda geçtiği üzere Halifenin akid şartlarından biriyle ilgilidir:
(Echize (Devlet Cihazları) kitabında şöyle geçer: "Beşincisi: Adil olmasıdır. Fasık olması sahih olmaz. Adalet, Hilafetin hem akdedilmesi hem de devam etmesi için gerekli bir şarttır. Çünkü Allah Teâlâ, şahitte adil olma şartını aramıştır. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
وَأَشْهِدُوا ذَوَيْ عَدْلٍ مِّنكُمْ
"İçinizden adalet sahibi iki kişiyi de şahit tutun." (Talâk [65]: 2)
Şahitten daha büyük olan Halife için adaletli olması, öncelikle (evleviyetle) lazımdır. Çünkü şahit için adalet şart koşulmuşsa, Halife için şart koşulması evleviyetle gereklidir.")
Gördüğünüz gibi konu, Halifenin "adil" olmasıyla ilgilidir. Yani adaletin Halifede bir vasıf olarak gerçekleşmesi gerekir; sadece adaletle hükmetmesi veya husumetleri adaletle çözmesi yeterli değildir. Nitekim bir kâfir bile iki hasım arasında adaletle hüküm verebilir, oysa kâfir fasık olduğu için "adil" (şer'an güvenilir/dürüst) değildir... Bu nedenle, adalet şartına dair doğru istidlal (delil getirme), belirttiğimiz üzere şahit için vacip olanın, Halife için evleviyetle vacip olmasıdır.
Özetle, Halifede adalet şartının gerçekleşmesi demek, onun bizzat "adil" biri olması ve adaletle hükmetmesi demektir. Buradaki delil, şahitteki adalet şartıdır ve Halife buna evleviyetle tabidir. Eğer Halife adil ise, zaten adaletle hükmeder.
Kerim ayetten (Nisâ 58) yapılan istidlal ise "adaletle hükmetmek" anlamına gelir. Adaletle hükmeden veya husumeti adaletle çözen kişinin mutlaka (şer'an) "adil" bir vasıfta olması gerekmez. Yukarıda belirttiğimiz gibi, bir kâfir de iki taraf arasında adil davranabilir ama kendisi "adil" değildir. Bu yüzden, bizim zikrettiğimiz istidlal daha isabetlidir.
Allah en iyi bilendir ve hüküm hikmet sahibidir.
Şunu da belirtmek gerekir ki; Arapların koyduğu "hakeme" (حكم) lafzı, yani dildeki anlamı veya "lügavi hakikati" "kadâ" (yargılamak) demektir:
Lisanü’l-Arab’da şöyle geçer: "El-Hukm: İlim, fıkıh ve adaletle yargılamaktır (el-kadâ). Bu, 'hakeme-yahkumu' fiilinin masdarıdır... Kadâ: El-Kadâ ise hükümdür..."
El-Kâmûsu’l-Muhît’te: "El-Hukm (ötre ile): Kadâ (yargı) demektir." Muhtâru’s-Sıhah’ta ise: "'El-Hukm', kazâ (yargı) demektir..."
Ancak bu "hüküm" lafzı, Resulullah ﷺ, Hulefâ-i Râşidîn ve onlardan sonraki Araplar döneminde ıstılahen "meliklik ve otorite" (yönetim) anlamında kullanılmıştır. Yani bu bir "örfi hakikattir" (terminolojik kullanım).
Buna göre; "hüküm" lafzı yargı (kaza) konusunda lügavi bir hakikat, meliklik ve otorite (yönetim) konusunda ise özel bir örfi hakikat yani bir ıstılahtır.
Kardeşiniz Atâ b. Halil Ebû’r Raşte
02 Zilkade 1439 H. 15/07/2018 M.
Emir’in (Allah onu korusun) Facebook sayfasındaki cevap linki: Facebook
Emir’in (Allah onu korusun) Google Plus sayfasındaki cevap linki: Google Plus
Emir’in (Allah onu korusun) web sayfasındaki cevap linki: Web