Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Soru-Cevap: Koronavirüs Salgınının Yansımaları

March 31, 2020
17557
استمع للمقال

Soru:

Çin, 04.01.2020 tarihinde ilk kez, özellikle Vuhan şehrinde onlarca kişinin Kovid-19 olarak adlandırılan koronavirüse yakalandığını duyurdu. Ardından bu hastalık neredeyse tüm dünya ülkelerini etkisi altına aldı. Birçok ülke sınırlarını kapattı, sokağa çıkma yasakları uyguladı ve cuma ile cemaat namazlarını durdurdu... Bu hastalık küresel ekonomiye de büyük bir darbe vurdu. Amerika ve Çin arasında karşılıklı suçlamalar başladı...

Peki, bu salgının kaynağı nedir? Küresel ekonomi üzerindeki fiili etkisi ne boyuttadır? Bu hastalığın doğru tedavisi nedir? Bu hastalık sebebiyle cuma ve cemaat namazlarının durdurulması caiz midir?

Cevap:

Koronavirüs, adını İngilizce’deki Crown (taç) kelimesinden alır; çünkü elektron mikroskobu altında taç şeklinde görünür. İlk olarak 1960 yılında Coronaviridae adıyla keşfedilmiştir. Bu virüs ailesinden, 2003 yılında Çin’in Hong Kong bölgesinde SARS virüsü ortaya çıkmış, 916’sı ölümle sonuçlanan 8422 vaka kaydedilmiştir. 2004 ve 2005 yıllarında yeni suşları görülmüş, takip eden yıllarda, özellikle 2012 ve 2014’te bazı ülkelerde sınırlı ve düşük oranlarda seyretmiştir. 2019 Aralık ayının başında Çin’in Vuhan şehrinde yeniden ortaya çıkan bu virüs, SARS-CoV-2 virüsü ile %96 oranında benzerlik göstermektedir. 2019’da ortaya çıkması hasebiyle Kovid-19 olarak kısaltılmıştır. İlk vakaların çoğu Vuhan’daki deniz ürünleri ve vahşi hayvan pazarıyla bağlantılıydı ve buradan çevre ülkelere yayıldı. Yarasalardaki koronavirüslerle %96 benzerlik göstermesi, asıl kaynağının yarasalar olma ihtimalini güçlendirdi. Çin’de vaka sayısı 81.193’ü, ölü sayısı ise 3 bini aşarak arttı; ardından İtalya, İran, İspanya, Fransa ve ABD’ye yayıldı... Yayılma hızı nedeniyle dünya çapında korkuya yol açtı; 24.03.2020 itibarıyla teyit edilen vaka sayısı yaklaşık 404.000’e, ölü sayısı ise 20 bine yaklaştı... (Deutsche Welle, 25.03.2020). BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, "Yayılım kontrol altına alınmazsa Kovid-19 milyonlarca insanı öldürebilir" dedi... (Euronews, 19.03.2020). Bu nedenle birçok ülke okulları, üniversiteleri ve toplantıları yasakladı, sokağa çıkma yasağı, toplu karantina çağrısında bulundu ve cuma ile cemaat namazlarını iptal etti... Bu durumdan dolayı açıklığa kavuşturulması gereken hususlar doğmuştur:

Birincisi: Bu hastalık bir failin eliyle mi ortaya çıktı, yoksa insanların elleriyle kazandıkları yüzünden Allah’ın bir takdiri olarak mı gelişti?

İkincisi: Kapitalist dünya bu meseleyi doğru bir şekilde ele aldı mı? Böyle bir durumda şer’î tedavi nedir?

Üçüncüsü: Bu hastalığın (korona) petrol fiyatları ve dolayısıyla küresel ekonomi üzerindeki etkisi nedir?

Dördüncüsü: Bu hastalık nedeniyle cemaat ve cuma namazlarının yasaklanması caiz midir?

Birincisi: Bu Hastalığın Ortaya Çıkışı ve Arkasındakiler:

1- Kovid-19 salgını Çin’den yayıldı. Bilimsel ve tıbbi çalışmalar, virüsün hayvanlardan insanlara geçtiğini belirtmektedir. Çin’de her türlü hayvanın, hatta habis (pis/haram) olanların bile yenmesi yaygındır; zira onlar habis ile tayyib (temiz) olanı ayırt etmeyen müşrik bir halktır... Daha önce belirttiğimiz gibi, medya raporları Çin’in Hubei eyaletindeki Vuhan şehrinin bu habis etlerin ticaret merkezi olduğunu ve hastalığın patlak verdiği odak noktası olduğunu göstermektedir.

Böylece korona hastalığı Çin’de yayıldı, ardından Kum şehri üzerinden demiryolu hattı inşa eden Çinli demiryolu şirketi çalışanları aracılığıyla İran’a geçti... İran, Orta Doğu’daki salgın merkezi haline geldi. Aynı şekilde İtalya da altyapıdan ulaşıma kadar bir dizi sektörü Çin yatırımına açtı... Raporlar, Lombardiya ve Toskana’nın en büyük Çin yatırımını alan bölgeler olduğunu göstermektedir. 21 Şubat’ta ilk korona vakası Lombardiya’da görülmüştür ve burası en çok etkilenen bölgelerden biridir...

2- Amerika, salgınla mücadeledeki yetersizliği ve başlangıçtan itibaren bunu gizlemesi nedeniyle Çin’e saldırdı. Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Zhao Lijian, 13.03.2020 tarihinde Twitter hesabından sert bir tepki vererek şöyle yazdı: "ABD ordusu koronavirüsü Çin’in Vuhan şehrine getirmiş olabilir"... (Şarku’l Avsat, 13.03.2020). ABD Başkanı Trump ise Çin’e yönelik saldırısını yineleyerek: ("Çin’in yeni korona hakkındaki bilgileri vermekte geç kalmasının bedelini dünya ağır ödüyor"... Euronews, 19.03.2020) dedi. Trump, 16.03.2020’de Twitter’da yayınladığı bir mesajda koronavirüsü "Çin Virüsü" olarak nitelendirdi: ("Amerika Birleşik Devletleri, havacılık gibi Çin virüsünden en çok etkilenen sektörlere güçlü destek sağlıyor"). Çin, 17.03.2020’de Dışişleri Sözcüsü aracılığıyla yanıt verdi: ("Bu yorum Çin’in imajını karalıyor, çok öfkeliyiz ve bunu şiddetle reddediyoruz"... Russia Today, 18.03.2020). Çin, virüsün yayılmasının arkasında Amerika’nın olduğu suçlamalarını yaymaya başlayınca, Washington 13.03.2020’de Pekin büyükelçisini çağırdı ve ABD Dışişleri yetkilisi şunu söyledi: (Komplo teorileri yaymak tehlikeli ve gülünçtür. Çin halkının ve dünyanın çıkarı için Çin hükümetini buna müsamaha göstermeyeceğimiz konusunda uyarmak istedik. Çin, bu küresel salgının başlamasındaki rolüne yönelik eleştirileri savuşturmak istiyor). Şinhua ajansı ise şunları vurguladı: [Pekin’in milyonlarca kişiye sıkı karantina uygulaması da dahil olmak üzere aldığı önlemler, dünyaya hazırlanmak için "değerli bir zaman" kazandırdı ve bu uluslararası toplum tarafından kabul ediliyor... Russia Today, 15.03.2020].

3- Böylece, taçlı virüs Kovid-19 (SARS-CoV-2) nedeniyle Amerika ile Çin arasında bir söz savaşı patlak verdi... Her iki devlet de diğerini bu hastalığın yayılmasında doğrudan etken olmakla suçluyor. Hem Çin hem de ABD’de uygulanan sistemlerin bu virüsü yaymış olma ihtimali dışlanmasa da, yapılan araştırmalar sonucunda ABD veya Çin’in virüsü taşıdığına veya laboratuvarda üretip diğer ülkelere yaymaya başladığına dair somut bir kanıt bulunmadığı kanaati ağır basmaktadır. Bunun iki belirgin sebebi vardır:

Birincisi, her iki devletin de bu hastalığa boğazına kadar batmış olmasıdır!

Çin, daha önce belirttiklerimize ek olarak, Çin Ulusal Sağlık Komisyonu’nun duyurusuna göre; [enfekte sayısı (81.272), ölen sayısı (3.273)’tür... El-Yevm Es-Sâbi, 23.03.2020]. Şayet hastalığı yayan kendisi olsaydı, en azından kendisini ondan korurdu.

Amerika ise, CNN Health verilerine göre korona kaynaklı ölü sayısı 704’e yükselirken, toplam teyitli vaka sayısı 52.976’ya ulaştı (CNN Arabic, 25.03.2020). ABD, vaka sayısı bakımından Çin ve İtalya’dan sonra üçüncü sırada yer almaktadır... Son önlemlere göre, yedi eyaletteki Amerikalıların üçte biri evde kalma emri altındadır; zira Louisiana ve Ohio eyaletleri Pazar günü geniş kapsamlı sokağa çıkma yasağı ilan ederek New York, California, Illinois, Connecticut ve New Jersey eyaletlerine katıldı. (Al Jazeera, 23.03.2020). Aynı şekilde, şayet hastalığı yayan kendisi olsaydı, en azından kendisini ondan korurdu.

İkincisi, her iki devletin de virüsü ürettiği iddiasının sıhhatli olmamasıdır; zira virüsün laboratuvarda üretildiğine dair bir kanıt yoktur. Nature Medicine dergisi şöyle demektedir: "Bilinen koronavirüs suşlarının mevcut genom dizisi verilerini karşılaştırarak, koronavirüsün doğal süreçlerle ortaya çıktığını güçlü bir şekilde teyit edebiliriz." Dergi ayrıca şöyle der: "Bu görüş, virüsün omurgası ve genel moleküler yapısına ilişkin verilerle desteklenmiştir; bir virüsü laboratuvarda üretmek isteyen kişi, bunu virüsün omurgasında belli eder." [https://www.npr.org]. Aynı durum Rusya, Avrupa, İran ve diğer İslam beldeleri için de geçerlidir; bunlar muhtemelen hastalığın taşınması noktasında Çin veya Amerika’dan etkilenmişlerdir...

Dolayısıyla mesele ancak Allah Teâlâ’nın buyurduğu gibidir:

ظَهَرَ الْفَسَادُ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ بِمَا كَسَبَتْ أَيْدِي النَّاسِ لِيُذِيقَهُمْ بَعْضَ الَّذِي عَمِلُوا لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ

"İnsanların bizzat kendi işledikleri (günahlar) yüzünden karada ve denizde fesat belirdi, belki dönerler diye (Allah) yaptıklarının bir kısmını kendilerine tattırmaktadır." (Rûm [30]: 41)

Hepimiz, kapitalistlerin ve benzerlerinin dünyada nasıl büyük bir şer oluşturduğunu biliyoruz; onlar sadece kendi çıkarlarına ve hırslarına değer verirler... Amerika, Çin, Rusya, Avrupa vb. yöneticileri, dünyanın ve halklarının bedbahtlığının sebebidir. İnsanlığa karşı suçları çoktur; savunmasız insanları nükleer bombalarla, seyreltilmiş uranyumla, yakıcı napalm bombalarıyla bombalayanlar, Afrika kabilelerini vahşice köleleştirip biyolojik ve kimyasal deney sahası haline getirenler onlardır. Kızılderililere yönelik soykırım savaşları alınlarında bir utanç lekesidir. Çin’in Uygur Müslümanlarına karşı işlediği suçlar dünyayı ayağa kaldırmıştır. Rusya ve Sırpların Orta Asya, Balkanlar ve Şam’daki Müslümanlara yönelik suçları hala devam etmektedir. İngiltere’nin Hindistan’da Müslümanlara ve gayrimüslimlere karşı işlediği suçların etkileri bugüne kadar sürmektedir. Bu suçlar, dünya halklarını kontrol eden bu yöneticilerin insanlığın bedbahtlık sebebi olduğunu teyit etmektedir... Evet, Aziz ve Güçlü olan Allah’ın buyurduğu gibi:

فَأَصَابَهُمْ سَيِّئَاتُ مَا كَسَبُوا وَالَّذِينَ ظَلَمُوا مِنْ هَؤُلَاءِ سَيُصِيبُهُمْ سَيِّئَاتُ مَا كَسَبُوا وَمَا هُمْ بِمُعْجِزِينَ

"Bunun için, işledikleri kötülükler onlara isabet etti. Bunlardan zulmetmiş olanlara da işledikleri kötülükler isabet edecektir. Onlar (Allah'ı) âciz bırakacak değillerdir." (Zümer [39]: 51)

İkincisi: Kapitalist Tedavinin Hatası ve Doğru Tedavinin Şer’î Tedavi Olduğu:

  • Kapitalistler ve benzerleri bu meseleyi üç aşamada ele aldılar:

** Birincisi konuyu gizlemek...

1- [Bir Çin raporu, Çinli yetkililerin 2019 Aralık ayı ortasından önce yayıldığını bildikleri bu ölümcül hastalığın gerçeğini Çinlilerden ve dünyadan gizlediklerini, ancak vaka sayısının artmasıyla yıl sonuna kadar bunu kabul etmediklerini ortaya koydu. Çinli-Amerikalı gazeteci Shang Wei Wang, yetkililerin hastalığın yayıldığı Vuhan’daki deniz ürünleri pazarını ancak Ocak ayında kapattığını teyit etti. Rapor, krizin başında hastalık hakkında bilgi paylaşan 8 vatandaşın tutuklandığını ve doğrulanmamış bilgiler yaydıkları gerekçesiyle yasa dışı ilan edildiklerini ortaya çıkardı. Vuhan’daki yerel yetkililer hala işlerin normal olduğunu iddia ediyordu ve 18 Ocak’ta yaklaşık 40 bin ailenin katıldığı yerel bir geleneğin ritüellerinin yapılmasına izin verdiler. (Sabq, 01.02.2020)]

2- Aynı şekilde [Çinli yetkililer, Pekin’in Dünya Sağlık Örgütü’nü bilgilendirdiği 31 Aralık’a kadar halkı krizin ciddiyeti konusunda uyarmadı... Çin hükümeti o dönemde "hastalık önlenebilir ve kontrol edilebilir" demişti. Geçtiğimiz 23 Ocak’ta ise yetkililer Vuhan şehrini kapattı ve tamamen seyahat yasağı kararı çıkarıldı... (Masrawy, 23.03.2020)]

** İkincisi karantina ve kısmi tecrit...

1- [ABD’deki sağlık yetkilileri Cumartesi günü sekizinci yeni koronavirüs vakasını teyit etti. ABD Savunma Bakanlığı, karantinaya alınması gerekebilecek yurt dışından gelenler için barınak sağlayacağını açı... Virüsün ortaya çıktığı Çin’in iç kesimlerindeki Vuhan şehri ve Hubei eyaleti fiili bir karantina altındadır... (Sky News Arabic, 12.02.2020)]

2- Amerika Birleşik Devletleri’nde New York Valisi Andrew Cuomo ["Karantinadayız" diyerek bunun "alabileceğimiz en katı önlem" olduğunu vurguladı. New York, California, New Jersey ve Illinois’deki karantinalarla birlikte, 85 milyondan fazla insan alışveriş ve kısa yürüyüşler dışında evlerinden çıkmamak zorunda kaldı... (Deutsche Welle, 21.03.2021)]

** Üçüncüsü evlerde neredeyse tam tecrit...

[Dünyada yüz milyonlarca insan, on bir binden fazla kişinin ölümüne neden olan koronavirüsün yayılmasını sınırlama umuduyla evlerinde tecrit altında. İnsanlık tarihinde benzeri görülmemiş bu katı önlem, ülkelere göre farklı derecelerde uygulanıyor... AFP tarafından yapılan bir sayıma göre, 30’dan fazla ülkede 800 milyondan fazla insan genel karantina kararları, tavsiyeler veya sokağa çıkma yasakları nedeniyle evlerinde kalmaya çağrıldı... Almanya’da yetkililer toplumsal hayatı kısıtlamak ve nüfusun çoğunluğunu evlerinde kalmaya zorlamak için önlemleri sıkılaştırmayı tartışıyor... Avrupa’da virüsten en çok etkilenen ve 4 bin kişinin öldüğü, kıtada karantina emri veren ilk ülke olan İtalya, yayılmaya karşı önlemlerini güçlendirmeye hazırlanıyor. Hafta sonu tüm parklar ve koruma alanları halka kapatılacak ve İtalyanları evlerinde kalmaya zorlamak için başka kısıtlamalar getirilecek. Yetkililer, ülkede 24 saat içinde virüsten 627 kişinin öldüğünü ve bunun krizin başlangıcından bu yana zirve noktası olduğunu açıkladı... (Deutsche Welle, 21.03.2020)]

  • Bu üç yöntemi derinlemesine düşündüğümüzde, bunların sorunu çözmediği aksine ekonominin başarısızlığını daha da artıracağı, hastalığı ve insanlarda oluşan can sıkıntısını katlayacağı görülmektedir; nitekim kapitalist toplumda bu tür vakaları duymaya başladık...

Bu nedenle bu hastalığın doğru tedavisi, Allah Subhânehu’nun şeriatında geldiği gibidir: Devlet hastalığı başlangıcından itibaren takip etmeli, hastalığı ilk çıktığı yerde hapsetmeye çalışmalı ve diğer bölgelerdeki sağlıklı kişiler çalışmaya ve üretime devam etmelidir...

Buhârî, Sahih’inde Üsâme bin Zeyd’den, Nebi ﷺ’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

إِذَا سَمِعْتُمْ بِالطَّاعُونِ بِأَرْضٍ فَلَا تَدْخُلُوهَا وَإِذَا وَقَعَ بِأَرْضٍ وَأَنْتُمْ بِهَا فَلَا تَخْرُجُوا مِنْهَا

"Bir yerde veba olduğunu duyduğunuzda oraya girmeyin. Eğer bulunduğunuz yerde veba çıkarsa, ondan kaçmak için oradan çıkmayın."

Buhârî ve Müslim’deki (lafız Müslim’e aittir) bir başka hadiste Üsâme bin Zeyd’den, Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur:

الطَّاعُونُ رِجْزٌ أَوْ عَذَابٌ أُرْسِلَ عَلَى بَنِي إِسْرَائِيلَ أَوْ عَلَى مَنْ كَانَ قَبْلَكُمْ فَإِذَا سَمِعْتُمْ بِهِ بِأَرْضٍ فَلَا تَقْدَمُوا عَلَيْهِ وَإِذَا وَقَعَ بِأَرْضٍ وَأَنْتُمْ بِهَا فَلَا تَخْرُجُوا فِرَاراً مِنْهُ

"Veba bir azaptır veya İsrailoğullarına yahut sizden öncekilere gönderilmiş bir azap kalıntısıdır. Bir yerde veba olduğunu işittiğinizde oraya gitmeyin. Eğer bulunduğunuz yerde veba çıkarsa ondan kaçarak dışarı çıkmayın."

Buhârî’nin bir başka rivayetinde Hz. Âişe (r.anha) şöyle demiştir: Resulullah ﷺ’e vebayı sordum, bana şöyle haber verdi:

أَنَّهُ عَذَابٌ يَبْعَثُهُ اللَّهُ عَلَى مَنْ يَشَاءُ وَأَنَّ اللَّهَ جَعَلَهُ رَحْمَةً لِلْمُؤْمِنِينَ لَيْسَ مِنْ أَحَدٍ يَقَعُ الطَّاعُونُ فَيَمْكُثُ فِي بَلَدِهِ صَابِراً مُحْتَسِباً يَعْلَمُ أَنَّهُ لَا يُصِيبُهُ إِلَّا مَا كَتَبَ اللَّهُ لَهُ إِلَّا كَانَ لَهُ مِثْلُ أَجْرِ شَهِيدٍ

"O (veba), Allah’ın dilediği kimselere gönderdiği bir azaptır. Allah onu müminler için bir rahmet kılmıştır. Bir yerde veba çıkar da bir kul orada sabrederek, sevabını Allah’tan bekleyerek ve başına ancak Allah’ın yazdığının geleceğini bilerek kalırsa, ona şehit sevabı gibi bir sevap vardır."

Bu, tüm devletlerden daha ileri, başında Allah’ın Peygamberi ve Resulü ﷺ’in bulunduğu, vahyin rehberliğinde İslam’ı en güzel şekilde uygulayan medeni bir devletteki karantina türüdür. İbn Hacer, Fethu’l-Bârî’de Ömer’in (r.a) Şam’a doğru yola çıktığını, Serğ denilen yere gelince Şam’da veba çıktığı haberini aldığını belirtir. Abdurrahman bin Avf ona Resulullah ﷺ’in şöyle buyurduğunu haber verdi: "Bir yerde veba olduğunu işittiğinizde oraya gitmeyin, bulunduğunuz yerde çıkarsa ondan kaçarak dışarı çıkmayın." Bunun üzerine Ömer bin Hattab geri döndü... Yani vebanın yayıldığı haberi gelince Müslümanlarla birlikte geri döndü.

Buna göre İslam Devleti’nde hastalık bulunduğu yerde hapsedilir, oranın sakinleri orada kalır ve dışarıdan kimse oraya girmez... Devlet, bir riayet (gözetme) ve emanet devleti olarak şer’î görevini yerine getirir. Salgın hastalıklar yayıldığında bu önlemleri alırken, aynı zamanda tüm tebaasına ücretsiz muayene ve ilaç sağlayarak sağlık hizmetlerini güvence altına alır; hastaneler, tıbbi laboratuvarlar kurar ve eğitim, güvenlik gibi diğer temel ihtiyaçları karşılar...

Doğru prosedür şudur: Bulaşıcı hastalık yerinde izole edilir, hastalar karantinaya alınır ve ücretsiz bakım ve tedavi ile takip edilirler. Sağlıklı kişiler ise işlerine devam eder, sosyal ve ekonomik hayat bulaşıcı hastalıktan önceki gibi sürer. İnsanların genel hayatı durdurulup evlere hapsedilmez; aksi takdirde ekonomik hayat felç olur veya buna yaklaşır, böylece kriz daha da derinleşir ve başka sorunlar ortaya çıkar...

Üçüncüsü: Bu Hastalığın (Korona) Petrol Fiyatları ve Küresel Ekonomi Üzerindeki Etkisi:

Küresel ekonominin büyümesi, salgın olmasa bile normal durumda zaten yavaşlamaktadır... Dünyanın karantina ve tam/kısmi tecrit önlemlerine yönelmesi durumunda ne olur? Bu önlemler, küresel ekonomiyi çöküşe götürmese bile yavaşlamasını artıracaktır:

Virüs, küresel ticaret hareketini felç etti ve petrol fiyatlarını dibe vurdu; nitekim petrol fiyatları çok düşük seviyelere geriledi. Rusya’nın petrole olan büyük bağımlılığı nedeniyle üretimini artırmak zorunda kalmasıyla Rusya ve Suudi Arabistan arasında bir fiyat savaşı patlak verdi. Amerika, Rusya ile yüzleşmesi için Suudi Arabistan’ı üretimini artırmaya sevk etti. ABD Başkanı Trump 19.03.2020’de Rusya’yı tehdit ederek; "Suudi Arabistan ve Rusya arasındaki fiyat savaşına doğru zamanda müdahale edeceğini" söyledi... (Al Hurra, 19.03.2020). Suudi Arabistan, üretim kısıntısına yönelik üç yıllık anlaşmanın bu ay bozulmasının ardından pazar payı için Amerika adına Rusya’ya karşı bir savaş yürütüyor. Küresel talebin koronavirüs nedeniyle sert bir şekilde düştüğü bir zamanda her iki ülke de tam kapasite petrol pompalıyor. Bu hafta fiyatlar son 20 yılın en düşük seviyelerine geriledi; Brent ham petrol vadeli işlemleri varil başına 28,75 dolara düştü. Ruslar Suudi Arabistan’ın Amerika’ya bağlılığının farkında olmalarına rağmen [Rosneft sözcüsü Mikhail Leontyev Reuters’a verdiği demeçte; "OPEC+ anlaşmasının defalarca uzatılması sonucunda azaltılan tüm petrol miktarları, küresel piyasada Amerikan kaya petrolüyle hızlıca telafi edildi" dedi (08.03.2020)], buna karşı bir önlem alamadılar. Aksine Suudi Arabistan, önceki anlaşmayı (2.1 milyon varil kesinti) uzatmama kararı alarak ve üretimi artırarak Rusya’ya karşı krizi tırmandırdı. [Petrol fiyatları Pazartesi günü değerinin üçte birini kaybederek 1991 Körfez Savaşı’ndan bu yana en büyük günlük kaybını yaşadı... Brent petrol 37.05 dolara geriledi, daha önce ise 31.02 dolara kadar düşmüştü. Reuters, 09.03.2020]. Ardından Asya’daki müşterileri için petrol fiyatını 6 dolar indirdi! Bugün Rusya ise OPEC+ anlaşmasına geri dönmenin yollarını arıyor ve yeni bir kesinti için esneklik gösteriyor!

Böylece, koronavirüsün yayılması ve ardından petrol fiyatlarının düşmesi sonucunda küresel ekonomi şiddetle sarsıldı. Eğer durum böyle devam ederse, küresel ekonomi gerçekten çöküşün eşiğine gelebilir...

Dördüncüsü: Cuma ve Cemaat Namazlarının Camilerde Kılınmasının Yasaklanması Caiz midir?

Bulaşıcı salgınların yayıldığı durumlarda cemaat ve cuma namazlarının terk edilmesi genel bir şekilde olmaz. Aksine hastalar tecrit edilir, cemaat ve cuma için camilere girmelerine izin verilmez. Temizlik, dezenfeksiyon ve gerekirse maske takma gibi tüm önlemler alınır... Ardından sağlıklı kişiler durmaksızın cuma ve cemaat namazlarına devam eder. Gerekirse camilerde namaz kılanlardan şüphelenilenleri muayene etmek için tıbbi ekipler bulundurulabilir, ancak Müslümanlardan sağlıklı olanlar için cuma ve cemaat namazları iptal edilmez. Zira cemaat ve cuma namazına dair deliller kalıcı bir iptal içermez; ayrıca bu namazların ifası için aşağıda açıklayacağımız üzere çok büyük sayılar gerekmez... Bazı Müslümanlar ise kendilerine has sebeplerle bunlara katılmamak hususunda mazur sayılırlar:

1- Cemaat Namazı Açısından: Farz-ı Kifayedir.

Cemaat namazı, insanlar arasında izhar edilmesi gereken bir farz-ı kifayedir. Ebu’d Derda (r.a), Nebi ﷺ’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

مَا مِنْ ثَلَاثَةٍ فِي قَرْيَةٍ وَلَا بَدْوٍ لَا تُقَامُ فِيهِمْ الصَّلَاةُ إِلَّا قَدْ اسْتَحْوَذَ عَلَيْهِمْ الشَّيْطَانُ، عَلَيْكَ بِالْجَمَاعَةِ فَإِنَّمَا يَأْخُذُ الذِّئْبُ مِنَ الْغَنَمِ الْقَاصِيَةَ

"Bir köyde veya kırda üç kişi bulunur da orada namaz kılınmazsa (cemaatle kılınmazsa), şeytan onları kuşatır. Sen cemaate sımsıkı sarıl; çünkü kurt ancak sürüden ayrılan koyunu yer." (Ebu Davud, hasen isnad ile). Bu, cemaat namazı hakkındadır. O farz-ı kifayedir; nitekim bazı Müslümanlar Resulullah ﷺ ile cemaatle namaz kılmaya gelmemişler, Resulullah da onları yakmakla tehdit ettikten sonra bırakmıştır. Buhârî, Ebu Hüreyre’den naklettiğine göre Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur:

وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لَقَدْ هَمَمْتُ أَنْ آمُرَ بِحَطَبٍ فَيُحْطَبَ ثُمَّ آمُرَ بِالصَّلَاةِ فَيُؤَذَّنَ لَهَا ثُمَّ آمُرَ رَجُلاً فَيَؤُمَّ النَّاسَ ثُمَّ أُخَالِفَ إِلَى رِجَالٍ فَأُحَرِّقَ عَلَيْهِمْ بُيُوتَهُمْ وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ لَوْ يَعْلَمُ أَحَدُهُمْ أَنَّهُ يَجِدُ عَرْقاً سَمِيناً أَوْ مِرْمَاتَيْنِ حَسَنَتَيْنِ لَشَهِدَ الْعِشَاءَ

"Nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki; odun toplanmasını emretmeyi, sonra namaz için ezan okunmasını, sonra bir adamın insanlara imam olmasını emretmeyi, sonra da cemaate gelmeyen adamlara gidip evlerini üzerlerine yakmayı düşündüm. Nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki; onlardan biri yağlı bir kemik veya iki güzel paça bulacağını bilseydi yatsı namazına gelirdi." Eğer her Müslüman üzerine farz-ı ayn olsaydı onları bırakmazdı. Hadis, yatsı namazını zikrettiği için cemaat hakkındadır... Cemaatin en azı biri imam diğeri me’mûm (uymuş kişi) olmak üzere iki kişidir. Malik bin Huveyris’in şu hadisi buna delildir: "Bir arkadaşımla Nebi ﷺ’e geldim, yanından ayrılmak istediğimizde bize şöyle dedi: Namaz vakti gelince ezan okuyun, sonra kamet getirin ve büyüğünüz size imamlık yapsın." (Müslim). Soğuk veya yağmurlu gece gibi hakkında nass bulunan şer’î bir özür olmadıkça cemaat düşmez. Buhârî’nin hadisinde Resulullah ﷺ: "Müezzine ezan okumasını emreder, sonra peşinden 'Dikkat edin, soğuk veya yağmurlu gecelerde (seferdeyken) namazı konakladığınız yerlerde kılın' derdi."

2- Cuma Namazı Açısından: Bir özür olmadıkça düşmeyen bir Farz-ı Ayndır ve buna dair deliller çoktur:

Allah Teâlâ’nın şu buyruğu gibi:

إِذَا نُودِي لِلصَّلاَةِ مِنْ يَوْمِ الْجُمُعَةِ فَاسْعَوْا إِلَى ذِكْرِ اللَّهِ وَذَرُوا الْبَيْعَ

"Cuma günü namaz için çağrı yapıldığında hemen Allah'ı anmaya koşun ve alışverişi bırakın." (Cuma [62]: 9). Bu ayetteki emir, mübah olanın (alışverişin) yasaklanması karinesiyle vücubiyet (zorunluluk) ifade eder, dolayısıyla kesin bir talebe delalet eder. Hâkim, Müstedrek’te Tarık bin Şihab’dan, o da Ebu Musa’dan, Nebi ﷺ’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

الْجُمُعَةُ حَقٌّ وَاجِبٌ عَلَى كُلِّ مُسْلِمٍ فِي جَمَاعَةٍ إِلَّا أَرْبَعَةٌ: عَبْدٌ مَمْلُوكٌ، أَوِ امْرَأَةٌ، أَوْ صَبِيٌّ، أَوْ مَرِيضٌ

"Cuma namazı, cemaatle kılınması her Müslüman üzerine vacip bir haktır; ancak şu dört kişi müstesnadır: Köle, kadın, çocuk veya hasta." Hâkim; "Hadis, Şeyhayn’ın şartına göre sahihtir" demiştir. Korku içinde olan kimseye de vacip değildir; İbn Abbas’tan rivayet edildiğine göre Nebi ﷺ şöyle buyurmuştur:

مَنْ سَمِعَ النِّدَاءَ فَلَمْ يُجِبْهُ فَلَا صَلَاةَ لَهُ إلَّا مِنْ عُذْرٍ، قَالُوا: يَا رَسُولَ اللهِ وَمَا الْعُذْرُ؟ قَالَ: خَوْفٌ أَوْ مَرَضٌ

"Her kim ezanı duyar da icabet etmezse, bir mazereti olmadıkça kıldığı namaz (kâmil manada) namaz değildir. Dediler ki: Ey Allah’ın Resulü mazeret nedir? Şöyle buyurdu: Korku veya hastalıktır." (Beyhakî, es-Sünenü'l-Kübrâ). Böylece cuma namazı, hakkında istisna edici şer’î bir nass bulunanlar dışındaki her Müslüman üzerine farz-ı ayndır. Bunlar şer’î mazeretlerdir ve bunlara kıyas yapılmaz. Şer’î mazeret, hakkında şer’î nass bulunan şeydir; ibadetlere kıyas girmez, çünkü ibadetlerde kıyasın gerçekleşebileceği muallel (gerekçeli) bir nass gelmemiştir... Cuma namazı için belli bir sayıda Müslüman bulunması şarttır; Sahabe, cuma namazı için mutlaka bir sayı (cemaat) olması gerektiğinde icma etmiştir. Belirli bir sayı şartı yoktur; "cemaat" olarak adlandırılan her sayı ile cuma namazı sahih olur, çünkü cemaat olması Tarık’ın yukarıdaki hadisiyle sabittir: "Cuma namazı cemaatle vaciptir." Sayı meselesi Sahabe icması ile sabittir ve cumanın belirli bir sayısına delalet eden itibar edilecek bir hadis yoktur. Ancak cemaat ve sayı şart olduğuna göre, bu da ancak üç kişi ve fazlasıyla gerçekleşir; çünkü iki kişi cemaat ile birlikte "sayı" (çoğul) olarak adlandırılmaz. Dolayısıyla cuma namazının sahih olması için cuma namazı farz olan kişilerden en az üç kişi bulunmalıdır. Eğer bundan az olurlarsa namaz sahih olmaz ve sayı bulunmadığı için cuma olarak adlandırılmaz. Cuma namazı için bir sayının şart olduğu hususunda icma hasıl olmuştur.

Böylece Hilafet Devleti’nde cuma veya cemaat namazları iptal edilmez; bilakis şer’î mazereti olan katılmaz, geri kalanlar katılır. "Herkesin enfekte olma ihtimali galiptir ve ne kadar önlem alınırsa alınsın bundan kaçınılamaz" denilmesine gelince... Bu zayıf bir ihtimaldir, özellikle de cemaat için en az sayı iki, cuma için ise üçtür. Bu da büyük ihtimalle her zaman mümkündür. Bu ihtimalin varlığı varsayılsa bile sadece o bölge için geçerli olur. Buradan hareketle meselenin tam bir titizlik ve emanetle kontrol edilmesi gerekir. Eğer zann-ı galip ile sayı sağlanabiliyorsa cuma ve cemaat namazları iptal edilmez, bilakis her türlü tedbir ve ihtiyat alınır. Önlem almak farzı terk etmek demek değildir, bilakis bulaşmayı önlemek için tedbirler alınarak farz ifa edilir.

Bu meseledeki tercih edilen hüküm budur. Eğer devlet, yukarıda açıkladığımız gibi zann-ı galibi teyit etmek için çaba sarf etmeden camileri kapatır ve insanları cuma ile cemaat için camilere gitmekten men ederse, cuma ve cemaat namazlarını iptal ettiği için büyük bir günah işlemiş olur.

Sonuç olarak; Müslüman beldelerindeki yöneticilerin müstemleke kâfirlerin adımlarını karış karış, arşın arşın takip etmeleri gerçekten acı vericidir. O devletler belli bir hastalığın tedavisinde bocalarca bu yöneticiler onları takip ediyor; bir çözüm önerirlerse -bu çözüm yanlış olsa bile- Müslüman beldelerindeki yöneticiler onu alkışlıyor ve onu bir şifa kaynağı sayıyorlar! Bu salgının (korona) beldelere ve insanlara durgunluk getirmesi, hayatın neredeyse durma noktasına gelmesi acı vericidir. Oysa Müslüman beldeleri bunun gibi pek çok şey geçirmiştir. Hicri 18. yılda Şam’da Rumlarla şiddetli bir savaş içindeyken veba ile imtihan edildiler... Aynı şekilde Ümmet, hicri 6. yüzyılın ortalarında bugün şarbon (antrax) olarak adlandırılan "Şakfe" belası ile imtihan edildi; Şam’dan Mağrip’e kadar uzandı... Müslümanlar hicri 8. yüzyılın ortalarında (749 H.) Şam’da "Büyük Veba" ile imtihan edildiler. Tüm bu durumlarda camiler kapatılmadı, cuma ve cemaat durdurulmadı, insanlar evlerine hapsedilmedi. Aksine hastalar tecrit edilir, sağlıklılar cihat ve yeryüzünü imar etme işlerini sürdürürlerdi... Camilere giderler, namaz kılarlar ve bu hastalığın şerrinden kendilerini koruması için Allah’a dua ederlerdi. Bunun yanı sıra hastaların bakımı için takip ettikleri tıbbi tedaviler de vardı... Hak budur;

فَمَاذَا بَعْدَ الْحَقِّ إِلَّا الضَّلَالُ

"Haktan sonra sapıklıktan başka ne vardır?" (Yunus [10]: 32)

2 Şaban 1441 H. 26.03.2020 M.

#Korona #Kovid19 #Koronavirüs

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın