Hizb ut-Tahrir Emiri Şeyh Atâ b. Halil Ebû’r-Raşte’nin Facebook Sayfası "Fıkhî" Takipçilerinin Sorularına Verdiği Cevaplar Serisi
Soru-Cevap
Güç ve Kuvvet Ehli’nden Nusret Talebi
Ziyad Velvil - kamel A.j.Saleh - Fozi Ibrahem Alshouha’ya
1- Ziyad Velvil’in sorusu:
Selamun Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuh Şeyh Atâ. Sorum nusret talebi hakkındadır: Hizb, birçok yerde Nebi (sav)’in Mekke toplumunun katılaşmasından sonra kabilelerden nusret talep etmeye gittiğini zikretti...
Burada, nakledilenlerin bir kısmında bende ve Hizb içinden veya dışından birçok okuyucuda bir işkal oluşuyor; Nebi (sav) müşriklere İslam’ı arz ettiğinde, onları kendisine nusret vermeye mi çağırıyordu, yoksa İslam’a mı çağırıyordu, yoksa önce İslam’a sonra nusret vermeye mi çağırıyordu? Faraza kabile liderleri iman etselerdi, bu onların fedakarlığa hazır oldukları anlamına mı gelirdi? Nebi (sav)’in onların İslam’ını reddetmesi vs. akla uygun mudur?
2- kamel A.j.Saleh’in sorusu:
Müsaadenizle.. Resulullah ﷺ nusreti kafirlerden onlar küfür üzereyken mi talep ediyordu, yoksa önce iman etmelerini mi şart koşuyordu?
Bir kafirden nusret talep etmek caiz midir?
Görünüşe göre sorum pek açık değil, bu yüzden başka bir şekilde tekrar etmeme izin verin...
Resulullah ﷺ onlardan şirke devam ederlerken mi nusret istiyordu yoksa ona yardım etmeden önce Müslüman olmalarını şart mı koşuyordu? Yoksa amacı, Müslüman olsalar da kafir kalsalar da nusret elde etmek miydi?
3- Fozi Ibrahem Alshouha’nın sorusu:
Allah, Resulü’ne nusret talep etmek için Taif’e ve Arap kabilelerine gitmesini mi emretti, yoksa emir sadece nusret talep etmekti de Resulullah mı güçlü kabileleri seçti?
Resulullah’ın kendilerinden nusret istediği nusret ehli, kendilerine bağlı bir gücü olan siyasi liderler miydi? Yoksa askeri liderler miydi?
Yani onlardan nusreti, Medine’de bulunan siyasi bir çevre sıfatıyla mı yoksa askeri bir güç ehli olarak mı talep etti?
Cevap:
Ve Aleykumselam ve Rahmetullahi ve Berakatuh
Sorularınız birbirine benziyor, bu yüzden Allah’ın izniyle hepsine birlikte cevap vereceğim:
1- Resulullah ﷺ, Şahsiyet Kitabı 3. Cilt, "Resulullah ﷺ’in Fiilleri" bölümünde açıkladığımız üzere, Allah Subhânehu ve Teâlâ’dan bir vahiy olmaksızın hiçbir fiili gerçekleştirmez. Orada şöyle geçmektedir:
(Resulullah ﷺ’in fiilleri üç kısımdır: ......
- Üçüncü Kısım: Beşerî (cibillî) fiillerden olmayan ve ﷺ’e has kılınmayan fiiller, yani diğer tüm fiillerdir. Bu tür fiillerde Resulullah ﷺ’e uymakla emrolunduğumuz hususunda bir ihtilaf yoktur. Bunlar, tıpkı sözleri ve sükutu gibi şerî bir delildir ve yapılması vaciptir; çünkü o ﷺ’in fiilidir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
لَّقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ
"Andolsun ki, Resulullah sizin için güzel bir örnektir." (Ahzab [33]: 21)
Ve yine şöyle buyurmuştur:
إِنْ أَتَّبِعُ إِلَّا مَا يُوحَىٰ إِلَيَّ
"Ben ancak bana vahyedilene uyarım." (En'am [6]: 50)
Ve buyurmuştur ki:
قُلْ إِنَّمَا أَتَّبِعُ مَا يُوحَىٰ إِلَيَّ مِن رَّبِّي
"De ki: Ben ancak Rabbimden bana vahyolunana uyarım." (A'raf [7]: 203)
Bu ayetler genellik ifade etme konusunda sarih, açık ve zahirdir. Dolayısıyla Resulullah ﷺ’in yaptığı tüm amelleri kapsadığı gibi, sözlerini ve sükutunu da kapsar. Bu nedenle, Resulullah ﷺ’e has olmayan ve beşerî fiillerden sayılmayan tüm fiillerinde ona uymak her Müslüman üzerine vaciptir; çünkü Resulullah ﷺ ancak kendisine vahyolunana uyar. Ancak Resulullah ﷺ’e uymanın vacip olması, yaptığı fiili aynen yapmanın vacip olması anlamına gelmez; bilakis fiilin hükmüne göre uymanın vacip olması demektir. Eğer fiil vacip bir türdense, onu yapmak vaciptir; mendup ise menduptur; mubah ise mubahtır. Yani ittiba, fiilin getirildiği hükme göre vaciptir. Bu, Resulullah’ın emirlerine uymak gibidir; Allah Teâlâ şöyle buyurur:
فَلْيَحْذَرِ الَّذِينَ يُخَالِفُونَ عَنْ أَمْرِهِ أَن تُصİبَهُمْ فِتْنَةٌ أَوْ يُصİبَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
"Onun emrine aykırı davrananlar, başlarına bir bela gelmesinden veya kendilerine çok acıklı bir azap isabet etmesinden sakınsınlar." (Nur [24]: 63)
Bu, Resulullah ﷺ’in emrettiği şeye itaat etmenin vacipliğine delalet eder, ancak emrettiği şeyi yapmanın bizzat vacip olduğuna delalet etmez. Bilakis o emredilen şeyi yapmak, emrin niteliğine göredir; eğer vücubiyet ifade ediyorsa vacip, nedp ifade ediyorsa mendup, ibaha ifade ediyorsa mubahtır. Aynı şekilde ﷺ’in fiillerine de uyulması vaciptir, ancak bu fiillerin yerine getirilmesi, o fiillerin ifade ettiği hükme göredir...)
2- Bu doğrultuda Resulullah ﷺ, Allah Subhânehu’nun izniyle nusret talebinde bulunmuştur. Bu, bi'setin onuncu yılında Resulullah ﷺ’e yönelik düşmanlığın şiddetlendiği etkileşim merhalesinin (marhalat at-tafa'ul) sonlarındaydı:
- Uyûn’ul Eser’de şöyle geçer:
(...Katâde’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Hatice (ra) hicretten üç yıl önce Mekke’de vefat etti. O, Nebi ﷺ’e iman edenlerin ilkiydi. Dedi ki... sonra Hatice binti Huveylid ve Ebu Talib aynı yıl vefat ettiler. Resulullah ﷺ’in üzerine peş peşe iki musibet geldi: Hatice ve Ebu Talib’in vefatı. Hatice, İslam davasında sadık bir vezir gibiydi, Resulullah ﷺ onun yanında huzur bulurdu. Ziyad el-Bekkâî, İbn İshak’tan nakleder: Hatice ve Ebu Talib aynı yıl vefat ettiler; bu, Resulullah ﷺ’in bi'setinden on yıl sonra, Medine’ye hicretinden üç yıl önceydi. İbn Kuteybe, Hatice’nin Ebu Talib’den üç gün sonra vefat ettiğini zikretmiştir. Beyhaki de benzerini zikreder.) Bitti.
- Vakıdi’den rivayetle: (Hatice, Ebu Talib’den otuz beş gece önce vefat etti, başka rivayetler de vardır. Ebu Talib vefat edince Kureyş, Ebu Talib’in sağlığında cesaret edemediği eziyetleri Resulullah ﷺ’e yapmaya başladı. Hatta Kureyş’in sefihlerinden biri karşısına çıkıp başına toprak saçtı. Resulullah ﷺ başında toprakla evine girdi, kızlarından biri kalkıp ağlayarak başındaki toprağı yıkamaya başladı. Resulullah ﷺ ise şöyle diyordu: "Ağlama kızcağızım, şüphesiz Allah babanı koruyacaktır." Bu arada şöyle de diyordu: "Ebu Talib ölene kadar Kureyş bana hoşlanmadığım bir şey yapamamıştı.")
3- Bu zor şartlarda Allah, Resulü ﷺ’nü iki büyük olayla onurlandırdı: İsra ve Miraç hadisesi ile davayı korumak ve devleti kurmak için kabilelerin güç sahiplerinden nusret talep etme izni... İsra ve Miraç konusunun yeri burası değildir. Nusret talebine gelince; başlangıç Taif’ten olmuştu ancak icabet etmediler... aksine sefihlerini ﷺ’e karşı kışkırttılar... Bundan sonra nusret faaliyetleri birbirini takip etti...
Resulullah ﷺ nusret talep ederken küçük kabilelere değil, büyük ve nüfuz sahibi kabilelerin liderlerine, yani güç ve himaye sahiplerine (uli’l-quvvati ve’l-man'ati) yöneliyordu. Onlardan nusret istemeden önce onları İslam’a davet ediyor, eğer icabet ederlerse, Allah’ın indirdikleriyle hükmedecek ve Allah yolunda cihad edecek bir devlet kurmak için açık ve sarih bir şekilde nusretlerini talep ediyordu. Bu yüzden onlardan bazıları, Resulullah ﷺ’ten sonra yönetimin kendilerine kalmasını şart koşmuş, bazıları ise Araplara karşı savaşmayı kabul edip Perslere karşı savaşmamayı şart koşmuştur... İşte daha fazla açıklama:
es-Sîret’un Nebeviyye, İbn Kesir 2/155
- Hafız Ebu Nuaym, Abdullah b. el-Eclah ve Yahya b. Said el-Emevi yoluyla, her ikisi de Muhammed b. es-Saib el-Kelbi’den, o Ebu Salih’ten, o İbn Abbas’tan, o da el-Abbas’tan rivayet eder. Abbas dedi ki: Resulullah ﷺ bana dedi ki: "Senin yanında da kardeşinin yanında da kendim için bir himaye (man'ah) görmüyorum. Yarın beni kabilelerin konakladığı pazar yerine çıkarır mısın?" Orası Arapların toplandığı yerdi.
Dedi ki: "Bunlar Kinde ve çevresidir, Yemen’den Beyt’i hacca gelenlerin en faziletlileridir. Bunlar Bekr b. Vail’in konaklarıdır, bunlar da Benî Amir b. Sa'sa'nın konaklarıdır, kendin için seç." Resulullah işe Kinde ile başladı, yanlarına gitti ve: "Siz kimlerdensiniz?" dedi. "Yemen ehlindeniz" dediler. "Yemen’in neresinden?" dedi. "Kinde’den" dediler. "Hangi Kinde’den?" dedi. "Benî Amr b. Muaviye’den" dediler. Buyurdu ki: "Hayra var mısınız?" "O nedir?" dediler. Buyurdu ki: "Allah’tan başka ilah olmadığına şehadet etmeniz, namazı kılmanız ve Allah katından gelene iman etmenizdir." Abdullah b. el-Eclah dedi ki: Babam bana kavminin yaşlılarından nakletti; Kinde ona dedi ki: "Eğer galip gelirsen, senden sonra saltanatı bize bırakır mısın?" Resulullah ﷺ buyurdu ki: "Mülk Allah’ındır, onu dilediğine verir." Bunun üzerine: "Senin getirdiğin şeye ihtiyacımız yok" dediler.
- Ebu Bekir dedi ki: Sonra üzerlerinde sekine ve vakar olan bir meclise vardık; orada makam ve heybet sahibi yaşlılar vardı. Ebu Bekir öne çıkıp selam verdi.
Ali dedi ki: Ebu Bekir her hayırda öndeydi. Ebu Bekir onlara sordu: "Siz kimlerdensiniz?" "Benî Şeyban b. Sa'lebe’deniz" dediler. Ebu Bekir, Resulullah ﷺ’e dönerek: "Anam babam sana feda olsun, kavimleri içinde bunlardan daha izzetlisi yoktur" dedi. Bir rivayette: "Kavimleri içinde bunlardan daha ötesi yoktur, bunlar kavimlerinin seçkinleridir" denir. Kavmin içinde Mefrûk b. Amr, Hâni b. Kabîsa, Müsenna b. Harise ve Nu'man b. Şerîk vardı.
Kavmin Ebu Bekir’e en yakın olanı Mefrûk b. Amr idi. Mefrûk beyan ve hitabet yönünden onlara üstün gelmişti, göğsüne dökülen iki örgüsü vardı... Mefrûk dedi ki: "Galiba sen Kureyş’in kardeşisin?" Ebu Bekir dedi ki: "Eğer onun Allah’ın Resulü olduğu haberi size ulaştıysa, işte budur." Mefrûk: "Bize böyle söylediği ulaştı" dedi. Sonra Resulullah ﷺ’e dönerek: "Ey Kureyş’in kardeşi, neye davet ediyorsun?" dedi. Resulullah ﷺ öne çıkıp oturdu, Ebu Bekir de elbisesiyle onu gölgeliyordu. ﷺ buyurdu ki: "Sizi Allah’tan başka ilah olmadığına, O’nun tek olduğuna, ortağı olmadığına ve benim Allah’ın kulu ve Resulü olduğuma şehadete davet ediyorum. Ayrıca Allah’ın bana emrettiği şeyi tebliğ edene kadar beni barındırmanızı ve bana nusret vermenizi istiyorum. Zira Kureyş Allah’ın emrine karşı yardımlaştı, O’nun Resulü’nü yalanladı, batıla sarılarak haktan vazgeçti. Allah ise Ganiy ve Hamid’dir..." Mefrûk: "Daha başka neye davet ediyorsun ey Kureyşli kardeş? Vallahi bu yeryüzü ehlinin kelamı değil, öyle olsaydı onu tanırdık" dedi. Resulullah ﷺ şu ayeti okudu:
إِنَّ اللَّهَ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالْإِحْسَانِ وَإِيتَاءِ ذِي الْقُرْبَىٰ وَيَنْهَىٰ عَنِ الْفَحْشَاءِ وَالْمُنكَرِ وَالْبَغْيِ ۚ يَعِظُكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ
"Şüphesiz Allah; adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder; hayasızlığı, fenalığı ve azgınlığı yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor." (Nahl [16]: 90)
Mefrûk: "Vallahi ey Kureyşli kardeş, güzel ahlaka ve iyi amellere davet ettin. Seni yalanlayan ve sana karşı birleşen kavim iftira etmiştir" dedi.
Söze Hâni b. Kabîsa’yı da dahil etmek istedi ve şöyle dedi: "Bu Hâni b. Kabîsa bizim şeyhimiz ve din işlerimize bakandır... Arkamızda bir kavim var ki, onlara danışmadan bir akit yapmaktan hoşlanmayız. Sen dön, biz de dönelim; sen bak, biz de bakalım..." Söze Müsenna b. Harise’yi de dahil etmek istedi ve: "Bu Müsenna bizim şeyhimiz ve savaş işlerimize bakandır" dedi. Müsenna dedi ki: "Sözünü işittim ve ey Kureyşli kardeş, sözünü beğendim. Verdiğin cevap Hâni b. Kabîsa’nın cevabıdır. Biz ancak iki su (sariyyân) arasına indik; biri Yemame, diğeri Semâve’dir."
Resulullah ﷺ ona sordu: "Bu iki su nedir?" Dedi ki: "Biri kara tarafı ve Arap toprağıdır, diğeri ise Pers toprağı ve Kisra’nın nehirleridir. Biz Kisra ile bir ahit yaptık; bir olay çıkarmayacağımıza ve olay çıkaranı barındırmayacağımıza dair. Senin bizi davet ettiğin bu şey, kralların hoşlanmadığı bir şey olabilir. Arap diyarı tarafındaki sorumluluğu üstleniriz, orada sahibinin hatası bağışlanır ve özrü kabul edilir. Ancak Pers diyarı tarafındaki sorumluluğa gelince; orada sahibinin günahı bağışlanmaz ve özrü kabul edilmez. Eğer istersen sana sadece Arap tarafında nusret verir ve seni koruruz."
Resulullah ﷺ buyurdu ki: "Doğruyu açıkça söylediğiniz için reddiniz kötü olmadı. Ancak Allah’ın dinini, onu her yönüyle kuşatandan başkası ayakta tutamaz."
Sîretu İbn Hişam 1/424
(RESULULLAH ﷺ’İN KENDİSİNİ BENÎ AMİR’E ARZ ETMESİ)
İbn İshak dedi ki: Zühri bana anlattı; Resulullah Benî Amir b. Sa'sa'ya gitti, onları Aziz ve Celil olan Allah’a davet etti ve kendisini onlara arz etti. Onlardan Beyhara b. Firâs denilen bir adam -İbn Hişam der ki: Firâs b. Abdullah b. Seleme (el-Hayr) b. Kuşeyr b. Ka'b b. Rabîa b. Âmir b. Sa'sa- şöyle dedi: "Vallahi eğer Kureyş’ten şu genci alırsam, onunla bütün Arapları yerim." Sonra dedi ki: "Ne dersin, eğer biz senin işin üzere sana biat edersek, sonra Allah seni muhaliflerine galip kılarsa, senden sonra yönetim bizim olur mu?" Buyurdu ki: "Yönetim Allah’a aittir, onu dilediği yere koyar." Bunun üzerine adam: "Yani senin uğruna boyunlarımızı Araplara hedef mi edelim, sonra Allah seni galip kılınca yönetim başkasının mı olsun? Senin işine ihtiyacımız yok" dedi.
Nihayetinde İkinci Akabe Biatı gerçekleşti; burada açıkça görülüyor ki biat, Mus'ab’ın yanlarında bir süre kalıp kendilerine İslam’ı öğrettiği Müslümanlar tarafından yapıldı... Sonra İkinci Akabe Biatı, hicret ve devletin kurulması geldi. Daha fazla açıklama için:
- İbn Hişam’ın Sîretinde, Hadâiku’l-Envâr’da ve diğer sîret kitaplarında şöyle geçer: (Sonra Mus'ab b. Umeyr Mekke’ye döndü. Ensar’dan Müslüman olanlar, bi'setin on üçüncü yılında müşrik hacılarla birlikte hac mevsimine çıktılar. Mekke’ye geldiklerinde Resulullah ﷺ ile Teşrik günlerinin ortasında Akabe’de buluşmak üzere sözleştiler. Allah onlar için keremini, Nebisi için nusreti, İslam ve ehli için izzeti, şirk ve ehli için de zilleti murat etmişti... Ka'b dedi ki: Hacca çıktık ve Resulullah ﷺ ile Teşrik günlerinin ortasında Akabe’de sözleştik. Haccı bitirdiğimizde, Resulullah ﷺ ile sözleştiğimiz gece... o gece kavmimizle birlikte yüklerimizin yanında uyuduk. Gecenin üçte biri geçince, Resulullah ﷺ ile randevumuz için gizlice, kekliklerin süzülmesi gibi yüklerimizin arasından sıyrılıp çıktık. Nihayet Akabe yanındaki vadide toplandık; yetmiş üç erkek ve iki kadın idik... Vadide toplandık, Resulullah ﷺ’i bekliyorduk... Resulullah ﷺ konuştu, Kur’an okudu, Allah’a davet etti, İslam’a teşvik etti ve sonra buyurdu ki: "Kadınlarınızı ve çocuklarınızı koruduğunuz şeylerden beni de koruyacağınıza dair size biat ediyorum." Berâ b. Ma'rûr elini tuttu ve şöyle dedi: "Evet, seni hak ile (Nebi olarak) gönderene yemin olsun ki, hanımlarımızı koruduğumuz gibi seni de koruyacağız. Bizimle biat et ey Resulullah! Vallahi biz savaş çocuklarıyız, silah ehliyiz; bu bize atalarımızdan miras kalmıştır." Berâ, Resulullah ﷺ ile konuşurken Ebu’l Heysem b. et-Teyyihân araya girdi ve şöyle dedi: "Ey Resulullah, bizimle diğer adamlar (Yahudiler) arasında bağlar var ve biz onları koparacağız. Biz bunu yaptıktan sonra Allah seni galip kılarsa, kavmine dönüp bizi bırakır mısın?" Resulullah ﷺ gülümsedi ve buyurdu ki: "Hayır, kanınız kanım, yıkımınız yıkımımdır. Ben sizdenim, siz de bendensiniz. Sizin savaştığınızla savaşır, barış yaptığınızla barış yaparım..." İbn İshak der ki: Ubâde b. el-Velîd b. Ubâde b. es-Sâmit, babası Velîd’den, o da dedesi Ubâde b. es-Sâmit’ten -ki o Nakiblerden biriydi- nakletti: Resulullah ﷺ’e savaş biatı ile biat ettik -Ubâde, Birinci Akabe’de 'kadınlar biatı' üzere biat eden on iki kişiden biriydi-; darlıkta ve bollukta, sevinçte ve kederde, bize başkaları tercih edildiğinde de dinleyip itaat etmek, işi (yönetimi) ehline bırakıp çekişmemek, nerede olursak olalım hakkı söylemek ve Allah yolunda kınayanın kınamasından korkmamak üzere...) Bitti.
4- İşte böylece İkinci Akabe Biatı, yani İslam’ın Medine’de yayılmasından sonraki nusret biatı gerçekleşti; ardından hicret ve devletin kurulması geldi. Tüm bunlardan anlaşılıyor ki Resulullah ﷺ, Akabe biatından yaklaşık üç yıl önce, yani bi'setin onuncu yılından itibaren nusret talep etmekle emrolunmuştu. İkinci Akabe Biatı bi'setin on üçüncü yılındaki hac mevsimindeydi. Yani Resulullah ﷺ’e nusret talebi faaliyetleri vahyedilmişti; o da kabilelerden güç sahiplerini arıyor ve nusretlerini talep ediyordu. Mus'ab b. Umeyr’den Medine haberleri gelince, ardından yetmiş üç erkek ve iki kadın gelip Resulullah ﷺ’e İkinci Akabe Biatı ile biat edince, Resulullah ﷺ Medine’nin devleti kurmak, İslam ve Müslümanları aziz kılmak için kendisine nusret vermeye ehil olduğunu gördü... Buna rağmen Resulullah ﷺ, Allah Subhânehu ona hicret yurdunu gösterene ve hicret için izin verene kadar Medine’ye hicret etmedi. Buhari’de geçtiği üzere: (İbn Şihab dedi ki: Urve b. ez-Zübeyr bana bildirdi ki, Nebi ﷺ’in zevcesi Aişe (ra) şöyle dedi: "Annemle babamı bildim bileli dindardılar. Resulullah ﷺ günün iki ucunda, sabah ve akşam bize uğramadığı bir gün geçmezdi... Sonra Nebi ﷺ Müslümanlara buyurdu ki: 'Sizin hicret yurdunuz bana gösterildi; orası iki kara taşlık (lâbeteyn) arasında hurmalı bir yerdir.' Bunlar iki harredir. Böylece Medine tarafına hicret edenler etti. Habeşistan toprağına hicret etmiş olanların çoğu da Medine’ye döndü. Ebu Bekir de Medine tarafına hazırlanmıştı. Resulullah ﷺ ona dedi ki: 'Acele etme, zira bana da izin verilmesini umuyorum.' Ebu Bekir: 'Anam babam sana feda olsun, bunu umuyor musun?' dedi. Buyurdu ki: 'Evet.'... İbn Şihab, Urve’den, o da Aişe’den nakletti: Bir gün öğle sıcağında Ebu Bekir’in evinde otururken biri Ebu Bekir’e: 'İşte Resulullah ﷺ, başını örtmüş, hiç gelmediği bir saatte bize geliyor' dedi. Ebu Bekir: 'Anam babam ona feda olsun, vallahi onu bu saatte ancak önemli bir iş getirmiştir' dedi. Resulullah ﷺ gelip izin istedi, izin verilince girdi. Nebi ﷺ Ebu Bekir’e: 'Yanındakileri dışarı çıkar' dedi. Ebu Bekir: 'Anam babam sana feda olsun ey Resulullah, onlar senin ailendir' dedi. Buyurdu ki: 'Bana çıkış (hicret) için izin verildi.' Ebu Bekir: 'Anam babam sana feda olsun ey Resulullah, beraberlik var mı?' dedi. Resulullah ﷺ: 'Evet' buyurdu...)
Özetle:
- Resulullah ﷺ, Allah Subhânehu’nun izniyle, yani O’ndan gelen bir vahiyle nusret talebine başlamıştır.
- Resulullah ﷺ, nusret talep edeceği kimseleri önce Müslüman olmaya davet ediyor, eğer Müslüman olurlarsa onlardan nusret istiyordu.
- Resulullah ﷺ, nusreti muktedir olan güç sahiplerinden istiyordu. Bu yüzden küçük kabilelere değil, güçlü ve büyük kabilelere yöneliyordu. Aynı şekilde bedevilerin çöldeki küçük topluluklarına (küçük köylerine) değil, bölge için önem arz eden şehirlere yöneliyordu. Yani Allah’ın indirdikleriyle hükmetmek ve Allah yolunda cihad etmek üzere Resulullah ﷺ’e yardım edebilecek güçte olanlara yöneliyordu. Bu durum onlar için o kadar açıktı ki, bazıları Resulullah ﷺ’ten sonra yönetimin kendilerine verilmesini şart koşuyor, bazıları ise Araplara karşı cihad edip Perslere karşı etmemeyi şart koşuyordu vb.
Üç kardeşin sorularına bu cevabın yeterli ve şifa verici olmasını umuyorum. Allah en iyi bilen ve en doğru hüküm verendir.
Kardeşiniz Atâ b. Halil Ebû’r-Raşte
22 Muharrem 1441 H. 21/09/2019 M.
Emir'in (Allah onu korusun) Facebook sayfasındaki cevap linki