Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Soru Cevap: Nusret Talebi, Nusretin Verilmesi ve Allah'ın Yardımı

November 25, 2024
2892

Hizb-ut Tahrir Emiri Değerli Âlim Atâ b. Halîl Ebû er-Raşta’nın Facebook Sayfası Takipçilerinin Sorularına Verdiği Cevaplar Serisi

Soru Cevap

Mohamed Ali Bouazizi’ye

Soru:

Selamun Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuh.

Allah sizi muvaffak kılsın ve mükafatlandırsın.

Bir "nusret talebi" var, bir de buna icabet edilmesi veya "nusretin verilmesi" var, bir de "Allah’ın yardımı/zaferi" var. İcabet etmek, zaferin (nasr) kendisi midir? Hatırladığım kadarıyla Siyer'de şöyle geçiyordu: İbn Hişam dedi ki; "Allah kuluna yardım etmeyi (zafer vermeyi) murat ettiğinde, Medine ehlinden bir grubu ona sevk etti." Gelecek olan ve Allah’ın izniyle dengeleri altüst edecek, ümmeti Lâ İlahe İllallah Muhammedur Rasulullah sancağı altında toplayacak ve Batı bize saldırdığında savaşlara girecek olan o yeni devlete zafer eşlik edecek mi? Ayrıca zafer; Bedir’de meleklerle, Hendek’te rüzgârla olduğu gibi somut ve hissedilir bir şekilde mi olur, yoksa yardım, destek, zemin hazırlama ve düşmanın kalbine korku salma şeklinde mi gerçekleşir?

Sorunun dallanıp budaklanmasından dolayı özür dilerim, Allah sizi hayırla mükafatlandırsın.

Cevap:

Ve Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuh,

1- Zafer (yardım) birçok yönüyle karşımıza çıkar: Davet fikrinin diğer fikirlere üstün gelmesi zaferin bir yönüdür, insanların davetin etrafında toplanması ve onu desteklemesi zaferin bir yönüdür, davet taşıyıcılarının davaları üzerinde sebat etmeleri zaferin bir yönüdür... ve bu böyle devam eder.

2- Zaferin bir yönü de güç ve kuvvet ehlinin davete nusret vererek icabet etmesidir. Ancak tam anlamıyla zafer; bu nusretin gerçekleşmesi, Partinin (Hizbin) yönetime gelerek devleti kurması, İslam’ı uygulaması ve daveti yüklenmesiyle olur. Davet bağlamında tam anlamıyla zaferin manası, "dayanak noktasının" (nokta-i irtikaz) varlığıdır, yani devletin kurulmasıdır. Çünkü devlet kurulmadan İslam hayat sahasında var olamaz. Zaferin diğer yönleri her ne kadar hayırlı olsa da, İslam'ın hayat sahasındaki varlığını gerçekleştirmezler. İslam’ın hayat sahasında bulunması ve kapsamlı/tam manasıyla zaferin gerçekleşmesi için mutlaka devletin kurulması ve pratik olarak İslam ile hükmedilmesi gerekir.

3- Gelecek olan İkinci Râşidî Hilafet Devleti’nin kurulacağına, ayakta kalacağına ve ümmete zafer ve temkin (iktidar) yolunda liderlik edeceğine dair kesin bir inanca (yakin) sahibiz. Çünkü onun kurulacağını müjdeleyen deliller, onun kalıcı olacağına, kökleşeceğine ve adaletle hükmedeceğine delalet etmektedir. Örneğin:

  • Allah Sübhanehû ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

وَعَدَ اللهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنْكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُمْ فِي الْأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ دِينَهُمُ الَّذِي ارْتَضَى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُمْ مِنْ بَعْدِ خَوْفِهِمْ أَمْناً يَعْبُدُونَنِي لَا يُشْرِكُونَ بِي شَيْئاً وَمَنْ كَفَرَ بَعْدَ ذَلِكَ فَأُولَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ

"Allah, içinizden iman edip de salih ameller işleyenlere, kendilerinden öncekileri egemen kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağını, onlar için seçip beğendiği dinlerini (İslam’ı) yeryüzünde yerleşik kılıp sağlamlaştıracağını ve yaşadıkları korkularının ardından kendilerini tam bir güvene erdireceğini vaat etti. Onlar yalnız Bana kulluk ederler ve Bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Artık bundan sonra kim inkâr ederse, işte onlar fasıkların ta kendileridir." (Nur Suresi 55)

Bu ayet her ne kadar genel olsa da, Allah’ın izniyle gelecek olan Hilafet Devleti için de geçerlidir. Ayette iktidarın (temkin) ve güvenliğin (emn) gerçekleşeceği açıktır ki bu da ancak devletin kalıcı olması ve düşmanlarına karşı zafer kazanmasıyla mümkündür.

  • İmam Ahmed ve Tayalisi’nin Müsned’inde Huzeyfe’den rivayet edilen bir hadiste Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur:

إِنَّكُمْ فِي النُّبُوَّةِ مَا شَاءَ اللهُ أَنْ تَكُونَ، ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا، ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةٌ عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ، فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللهُ أَنْ تَكُونَ، ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا، ثُمَّ تَكُونُ مُلْكاً عَاضّاً، فَيَكُونُ مَا شَاءَ اللهُ أَنْ يَكُونَ، ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا، ثُمَّ تَكُونُ جَبْرِيَّةً، فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللهُ أَنْ تَكُونَ، ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا، ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةٌ عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ

"Allah’ın dilediği kadar aranızda nübüvvet olacaktır. Sonra onu kaldırmayı dilediğinde kaldıracaktır. Sonra nübüvvet metodu üzere Hilafet olacaktır. O da Allah’ın dilediği kadar kalacaktır. Sonra onu da kaldırmayı dilediğinde kaldıracaktır. Sonra ısırıcı meliklik olacaktır. O da Allah’ın dilediği kadar kalacaktır. Sonra onu da kaldırmayı dilediğinde kaldıracaktır. Sonra zorba diktatörlük olacaktır. O da Allah’ın dilediği kadar kalacaktır. Sonra onu da kaldırmayı dilediğinde kaldıracaktır. Sonra tekrar nübüvvet metodu üzere Hilafet olacaktır." (Ahmed b. Hanbel)

Hadisin sonunda Efendimiz sustu. Nübüvvet metodu üzere İkinci Hilafet’in varlığının, eğer kalıcı ve istikrarlı olmayacaksa bir anlamı olmazdı.

  • Müslim, Sahih’inde Ebu Hureyre (ra)’dan Resulullah ﷺ’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

لَا تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى يُقَاتِلَ الْمُسْلِمُونَ الْيَهُودَ، فَيَقْتُلُهُمُ الْمُسْلِمُونَ...

"Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldüreceklerdir..." (Müslim)

Başka bir lafızda ise ﷺ şöyle buyurmuştur: "Yahudiler sizinle savaşacak, siz de onlara musallat kılınacaksınız." Bu, Yahudi varlığının kökten sökülüp atılması demektir ve bu da büyük ihtimalle ancak İkinci Hilafet Devleti'nin kurulması, istikrarı ve zaferiyle gerçekleşecektir.

  • Ahmed Müsned’inde, Hakim Müstedrek’inde rivayet etmiş ve Zehebi de bunu onaylamıştır; Ebu Kabil dedi ki: Abdullah b. Amr b. el-As’ın yanındaydık, şöyle dedi: "Biz Resulullah ﷺ’in çevresinde (hadislerini) yazarken kendisine soruldu: Hangi şehir önce fetholunacak; Konstantiniyye mi yoksa Roma mı? Resulullah ﷺ şöyle buyurdu:

مَدِينَةُ هِرَقْلَ تُفْتَحُ أَوَّلاً، يَعْنِي قُسْطَنْطِينِيَّةَ

"Heraklius’un şehri önce fetholunacaktır. Yani İstanbul (Konstantiniyye)."

Konstantiniyye fethedilmiştir, Roma da Allah’ın izniyle fethedilecektir... Bu ancak İkinci Hilafet Devleti’nin kurulması ve istikrarıyla tasavvur edilebilir.

  • Ahmed Müsned’inde Temim ed-Dâri’den şöyle rivayet etmiştir: Resulullah ﷺ’i şöyle buyururken işittim:

لَيَبْلُغَنَّ هَذَا الْأَمْرُ مَا بَلَغَ اللَّيْلُ وَالنَّهَارُ، وَلَا يَتْرُكُ اللهُ بَيْتَ مَدَرٍ وَلَا وَبَرٍ إِلَّا أَدْخَلَهُ اللهُ هَذَا الدِّينَ، بِعِزِّ عَزِيزٍ أَوْ بِذُلِّ ذَلِيلٍ؛ عِزّاً يُعِزُّ اللهُ بِهِ الْإِسْلَامَ وَذُلّاً يُذِلُّ اللهُ بِهِ الْكُفْرَ...

"Bu din, gece ve gündüzün ulaştığı her yere ulaşacaktır. Allah ne bir kerpiç evi ne de bir çadırı bırakmadan bu dini o eve azizin izzetiyle ya da zelilin zilletiyle mutlaka sokacaktır. Öyle bir izzet ki Allah onunla İslam’ı aziz kılacak; öyle bir zillet ki Allah onunla küfrü zelil kılacaktır..."

Beyhaki ve Hakim de benzerini rivayet etmiştir. Bu da İkinci Râşidî Hilafet Devleti’nin kalıcı olacağı, istikrar bulacağı ve tüm dünyayı kapsayacak şekilde genişleyeceği anlamına gelir.

4- Ancak yukarıda zikredilenler, Hilafet Devleti'nin girdiği her savaşı kazanacağı anlamına gelmez. Orada burada bir savaşı kaybedebilir, ancak nihai zafer onun olacaktır. Yani bazı muharebeleri kaybetse bile Allah’ın izniyle savaşı kaybetmez. Tıpkı ilk İslam Devleti’nin durumu gibi; bazı muharebeleri kaybetmiş olsa da savaşın genelinde zafer onun müttefiki olmuş ve nihayetinde eski dünyanın çoğuna hükmetmiştir.

5- Sorunuzdaki şu kısma gelince: "Zafer; Bedir’de meleklerle, Hendek’te rüzgârla olduğu gibi somut ve hissedilir bir şekilde mi olur, yoksa yardım, destek, zemin hazırlama ve düşmanın kalbine korku salma şeklinde mi gerçekleşir?" Bunların hepsi mümkündür ve bu iş Allah Sübhanehû’ya aittir. O, mümin kullarına kendi katından ordularla yardım edendir:

وَمَا يَعْلَمُ جُنُودَ رَبِّكَ إِلَّا هُوَ

"Rabbinin ordularını kendisinden başkası bilemez." (Müdessir Suresi 31)

Ancak şer’î hüküm, şu ayet gereği bizim gerekli hazırlığı yapmamızı emreder:

وَأَعِدُّوا لَهُمْ مَا اسْتَطَعْتُمْ مِنْ قوة وَمِنْ رِبَاطِ الْخَيْلِ تُرْهِبُونَ بِهِ عَدُوَّ اللهِ وَعَدُوَّكُمْ وَآخَرِينَ مِنْ دُونِهِمْ لَا تَعْلَمُونَهُمُ اللهُ يَعْلَمُهمْ وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ شَيْءٍ فِي سَبِيلِ اللهِ يُوَفَّ إِلَيْكُمْ وَأَنْتُمْ لَا تُظْلَمُونَ

"Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve savaş atları hazırlayın. Onlarla Allah’ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve onlardan başka sizin bilmediğiniz ama Allah’ın bildiği diğer düşmanları korkutursunuz. Allah yolunda her ne harcarsanız, karşılığı size tam olarak ödenir ve size asla zulmedilmez." (Enfal Suresi 60)

Umarım bu açıklama yeterli olmuştur. Allah en iyi bilendir ve hüküm sahibidir.

Kardeşiniz Atâ b. Halîl Ebû er-Raşta

22 Cumada el-Ula 1446 H. 24/11/2024 M.

Emir’in (Allah onu korusun) Facebook sayfasındaki cevap linki: Facebook

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın