Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Cevap Soru: Pakistan'ın Nükleer Tedarikçiler Grubu'na Katılma Talebi

June 10, 2016
4437

Soru:

Pakistan Dışişleri Bakanlığı şunları duyurdu: (Hindistan'ın üyeliği için yapılan çağrıların ardından, kulüp içinde bir karşı karşıya gelmeye yol açması muhtemel bir adım atarak Nükleer Tedarikçiler Grubu'na katılmak için resmi başvuruda bulundu. Reuters: 20/05/2016). ABD, Pakistan'ın talebine itiraz etmişti... Daha önce Çin de Hindistan'ın üyeliği için yapılan çeşitli çağrılara itiraz etmiş, ancak ABD itiraz etmemişti... Çin'in Hindistan'ın kabulüne itiraz etmesi anlaşılabilir bir durumdur. Ancak ABD'nin Hindistan'ın talebine itiraz etmeyip Pakistan'ın talebine itiraz etmesi soru işaretlerine yol açmaktadır; zira Hindistan'daki rejim de Pakistan'daki rejim de şu an ABD yanlısıdır. Öyleyse bu ikili yaklaşımı nasıl anlamalıyız? Ayrıca bu grubun işlevi nedir? Lütfen bu konuyu açıklar mısınız, Allah hayrınızı versin.

Cevap:

Bu meseleleri şu şekilde inceleyebiliriz:

Birincisi: Müstemleke (sömürgeci) kafir devletlerin kendi ajanlarıyla olan muamelesi, ajanın bulunduğu ülkeye ve bu muamelenin amacına göre şu şekilde farklılık gösterir:

  1. Ajanın bulunduğu ülkeye göre muamelenin farklılaşması, bu ajanların İslam beldelerinde mi yoksa İslam dışı beldelerde mi yönetici olduklarına bağlıdır. Çünkü bu devletler, İslam beldelerindeki yöneticilere geçici gözüyle bakarlar. Bu yöneticilerle herhangi bir anlaşma yaptıklarında, bu yöneticiler değiştiğinde anlaşmanın er ya da geç bozulacağını hesaba katarlar. Ayrıca Müslümanların, herhangi bir müstemleke kafir devletle yapılan anlaşmayı ancak baskı ve zorlama ile kabul ettiklerini ve bunun kalıcı olmadığını bilirler. Bu nedenle, Hindistan ve Pakistan'daki rejimlerin her ikisi de şu an ABD yanlısı olsa da ABD, Pakistan halkının Amerikan nüfuzunu kabul etmeyen Müslümanlar olduğunu unutmaz... Hindistan halkının çoğu ise müşrik kafirlerdir ve küfür tek millettir. İşte bu yüzden ABD'nin Hindistan rejimiyle olan muamelesi, Pakistan rejimiyle olan muamelesinden farklıdır.

  2. Aynı şekilde, Hindistan rejimi de Pakistan rejimi gibi ABD yanlısı olsa da ABD'nin bu iki devletten beklentisi farklıdır. Hindistan için hedef, Çin'e karşı bir koçbaşı (mızrak ucu) oluşturmasıdır. Pakistan için hedef ise Pakistan ve Afganistan'daki ABD karşıtı direnişin önünde durmasıdır. Başka bir deyişle, Hindistan'ı silahlandırmanın amacı Çin'i zayıflatmak, Pakistan'ı silahlandırmanın amacı ise direnişi zayıflatmaktır.

  3. Bu iki nedenden dolayı ABD, Çin'e karşı durması için Hindistan rejimini nükleer alanda ve gelişmiş silahlarla güçlü bir şekilde desteklemektedir. Ancak Pakistan rejimini nükleer silah geliştirmesi konusunda desteklememekte, aksine destek verse bile bu, direnişe karşı durması için hafif ve ağır konvansiyonel silahlarla sınırlı kalmaktadır.

İkincisi: Sözlerin genel kalmaması için, her iki ülke nükleer güç haline geldiğinden beri ABD'nin Hindistan ve Pakistan ile nasıl bir muamele içinde olduğunu gözden geçireceğiz:

  1. Pakistan'ın Hindistan ile rekabeti, Pakistan'ın güvenliğini tehdit eden Hindistan'ın nükleer program kurma çabalarıyla eş zamanlı olarak 1965 ve 1971 savaşlarında zirveye ulaştı. Bu nedenle Pakistan, askeri amaçlara hizmet edecek gizli bir nükleer program inşa etmeye başladı. Bu yönelim ilk kez Pakistan Dışişleri Bakanı Zülfikar Ali Butto tarafından şu sözlerle dile getirildi: "Eğer Hindistan nükleer bomba yaparsa, biz ot yiyip açlıktan ölsek de, bin yıl geriye gitsek de kendi bombamızı yapacağız... Hristiyanların nükleer bombası var, Yahudilerin nükleer bombası var, şimdi Hinduların da nükleer bombası var; neden Müslümanların da bir bombası olmasın?" (Yasin, Rahil (16 January 2009). "War clouds hovering over South Asia". Weekly Blitz (Dhaka).). Pakistan, Nükleer Enerji Konseyi olarak bilinen bir nükleer araştırma enstitüsü kurdu ve Pakistan'ın çabası barışçıl nükleer enerji elde etmekti. 1965'te ilk araştırma reaktörü faaliyete geçti ve 1972'de ilk doğal uranyum nükleer enerji santrali ve ağır su santrali (Karaçi Nükleer Enerji Santrali) açıldı; bunlar Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın kapsamlı denetimi altına alındı... Pakistan'ın bu alandaki çalışmaları, 1974'teki Hindistan nükleer patlamasına kadar normal bir seyirde devam etti. O zaman Pakistan'daki Müslümanların duyguları galeyana geldi ve bu durum, Pakistan'ın nükleer tesislerini inşa etme ve 1987 yılına kadar başardığı nükleer yakıtı elde etme veya üretme çabalarını hızlandırmasında etkili oldu.

Hindistan'ın konvansiyonel silahlardaki sayısal üstünlüğü göz önüne alındığında Pakistan, askeri birimlerin Pakistan topraklarına girişini durdurmak için nükleer silah kullanma politikasını benimsemek zorunda kaldı. Dahası Pakistan, nükleer başlık taşıyabilen hırslı bir balistik füze programı (Ghauri, Shaheen, M-11, Tarmuk... vb.) inşa etmeye başladı (http://www.atomicarchive.com/Reports/India/Missiles.shtml).

Böylece Pakistan, Soğuk Savaş sırasında ve sonrasında nükleer programını nükleer savaş başlığı üretiminin yanı sıra balistik füze üretim sistemlerini ve uçaklarını nükleer başlık taşıyabilecek şekilde modernize etmeyi kapsayacak şekilde genişletmek için güçlü bir çaba sarf etti.

  1. ABD de Soğuk Savaş sırasında ve sonrasında Hindistan'ın nükleer program inşa etme çabasını destekledi ve 1974'teki nükleer patlama için plütonyum elde etmesi amacıyla ona ağır su araştırma reaktörü (CIRUS) sağladı. Patlamadan sonra ABD'nin tavrı soğuktu; Washington, Bombay dışındaki Tarapur nükleer enerji santraline zenginleştirilmiş uranyum sağlamak için 30 yıllık sözleşmeyi yeniden müzakere etmeye karar verdi.

ABD ile yapılan bu sözleşme müzakereleri, Hindistan'a nükleer kapasitesini ve savunma ufkunu genişletmek, nükleer bölünebilir maddeleri serbest bırakmak, balistik füze karşıtı kalkanlar ve nükleer başlık taşıyan füzeleri fırlatmak için denizaltılar geliştirmek adına eşsiz bir fırsat sundu ve bu da Hindistan'a bariz bir avantaj sağladı... Hindistan ayrıca füze üretmek (Agni, Prithvi... vb.) ve askeri altyapısını geliştirmek için paralel bir savaş yolu izlemeye başladı. (http://www.atomicarchive.com/Reports/India/Missiles.shtml)

  1. Böylece Hindistan ve Pakistan nükleer devletler haline geldi. Nisan 1998'deki seçimlerde ABD yanlısı Janata Partisi'nin kazanmasıyla hava aniden değişti. Bharatiya Janata Partisi beş nükleer deneme yaptı, bunu rejimi yine ABD yanlısı olan Pakistan tarafındaki altı nükleer patlama izledi. Clinton yönetiminin tepkisi, başkanlık döneminin sonuna doğru her iki ülkeye de yaptırım uygulamak oldu; bu durum ABD'nin Hindistan Yarımadası'ndaki bu iki nükleer gücü zımnen tanıdığını göstermektedir.

  2. Bush yönetimi döneminde, ABD'nin Pakistan ve Hindistan ile olan ilişkisi belirgin şekilde değişti. ABD, Hindistan'ın muazzam potansiyelini tanıdı ve Hindistan, Çin'e karşı bir kale ve bu ülke ile stratejik bir ortaklık için aday haline geldi. Aynı zamanda ABD, Pakistan'a NATO dışı ana müttefik statüsü verdi; zira ABD, Pakistan'dan kendi adına kabile bölgelerinde "terörizm" ile savaşmasını talep ediyordu. Bu politika (the de-hyphenation of relations) yani "ilişkilerin ayrıştırılması" olarak tanındı. Yani ABD, yukarıda açıklandığı üzere Hindistan'a karşı farklı, Pakistan'a karşı farklı bir politika benimsedi.

  3. ABD'nin bu politikasına dayanarak; Hindistan'ın Çin'e karşı bir Amerikan ön cephesi, Pakistan'ın ise direnişe karşı bir Amerikan ön cephesi olması istendi... Pakistan halkının kahir ekseriyeti Müslüman, Hindistan halkının çoğu ise müşrik kafir olduğu için ABD şunları yaptı:

A- Pakistan'ı nükleer olarak değil, direnişle savaşması için konvansiyonel silahlarla destekledi. Hatta Reagan yönetimi döneminde artan ekonomik ve askeri yardımlar, Pakistan'ın nükleer programını sınırlamanın bir yoluydu. ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Güvenlik, Bilim ve Teknolojiden Sorumlu Müsteşarı James Buckley bu durumu kısaca şöyle özetlemişti: "Önceki yönetimin Pakistan'ın nükleer programına uyguladığı etkili yaptırımlar yerine, Pakistan gibi bir devletin endişelerini konvansiyonel yollarla gidermeyi umuyoruz, böylece en başta nükleer kapasite inşa etmeyi düşünmesinler" (Quoted in Akhtar Ali, Pakistan's Nuclear Dilemma: Energy and Security Dimensions (Karachi: Economic Research Unit, 1984), p. 10). Konvansiyonel yollarla kastettiği ekonomik ve geleneksel askeri yardımlardır. Bu Amerikan politikası, nükleer destek vermeme, aksine Pakistan'ın nükleer programını geliştirmeme yönünde teşviklerle devam etti (...ABD Başkanı Barack Obama, Ekim ayında Pakistan'ı silah programını geliştirmekten kaçınmaya çağırdı. Reuters: 20/05/2016).

Ayrıca ABD, Pakistan ile nükleer bir anlaşma yapmayı defalarca reddetti ve Nükleer Tedarikçiler Grubu'na girmesini engelledi... Pakistan'ın Nükleer Tedarikçiler Grubu'na girmesine itiraz edilmesi, ABD'nin İslamabad'ı yerel olarak üretilen plütonyum kullanarak taktik nükleer silahlar üretmeye zorlamak istemesindendi; çünkü kullanılan plütonyumun ağırlık oranı, nükleer savaş başlıklarının küçültülmesi için uygun hale getirmektedir (http://www.dawn.com/news/1248033).

B- Ancak Hindistan'ı hem konvansiyonel hem de nükleer silahlarla desteklemektedir. Bunu açıklamak için bu desteğin bazı olaylarını gözden geçirelim:

  • Ocak 2004'te Başkan Bush ve Hindistan Başbakanı Vajpayee, her iki ülkenin dört tartışmalı alanda işbirliği yapmasını öngören Stratejik Ortaklık Anlaşması'nı (NSSP) duyurdu: sivil nükleer enerji, sivil uzay programı, yüksek teknoloji ticareti ve füze savunması... 2005-2006 yıllarında Yeni Delhi, Kapsamlı Nükleer Test Yasaklama Antlaşması ve Bölünebilir Madde Üretiminin Durdurulması Antlaşması gibi herhangi bir anlaşmaya bağlı kalmaksızın ve füze programı üzerinde hiçbir kısıtlama olmaksızın, silahlarla ilgili nükleer enerji programı için nükleer yakıta serbestçe erişim konusunda ABD'den söz aldı. 2007 yılında Hindistan, ABD ile nükleer konularda barışçıl işbirliğine izin veren (123) anlaşmasını elde etti. Nükleer anlaşmalar, Hindistan'ın nükleer programı için yerel olarak uranyum zenginleştirmesine izin vermektedir. Bu, ABD'nin "nükleer silaha sahip olmasına izin verilmeyen herhangi bir devletin nükleer silah üretmesine yardımcı olacak, teşvik edecek veya ikna edecek herhangi bir yolu" yasaklayan Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması'na (NPT) olan bağlılığının açık bir ihlalidir (See SIPRI, The NPT: The Main Political Barrier to Nuclear Weapon Proliferation (London: Taylor and Francis, 1980), Appendix A, p.43.).

  • Şarku'l Avsat gazetesi 07/05/2016 tarihinde web sitesinde, Hindistan Başbakanı Modi'nin (ardışık Hindistan hükümetlerinin 14 yıl boyunca imzalamayı reddetmesinin ardından ABD ile büyük bir askeri anlaşmaya girdiğini) yayınladı. Bu anlaşma, ABD ve Hindistan ordularına tamir, yenileme ve ortak deniz işbirliği operasyonlarını yürütmek için her iki ülkenin askeri üslerini kullanma yetkisi vermektedir. Ayrıca söz konusu anlaşma uyarınca her iki ülkenin deniz kuvvetleri, denizaltı karşıtı savaşlarda işbirliği yapacaktır; bu, hassas askeri teknoloji ve taktikler alanı olup ABD'nin bunu sadece geleneksel müttefikleriyle paylaştığı bir alandır. ABD dünyanın en büyük denizaltı filosuna sahipken, Çin'in denizaltı filosu Hindistan'ınkinden üstündür... Denizaltılar, radarlar tarafından tespit edilemedikleri için herhangi bir nükleer savaşta "ikinci darbeyi" indirmek için önemlidir. Hindistan son zamanlarda bu anlaşmanın sağladığı kolaylıklarla (Ariana) adlı bir denizaltıdan başarılı bir balistik füze denemesi gerçekleştirdi. Bu durum, Hindistan'ın ikinci darbeyi indirme kapasitesine doğru ilerleme kaydettiğini göstermesi bakımından Çin ve Pakistan'ı endişelendirdi (http://missilethreat.com/china-concerned-about-indian-submarine-missile/).

  • Hindistan'ın ABD desteğiyle Tedarikçiler Grubu'na dahil edilmesi için girişimler oldu ancak Çin itiraz etti... ABD'nin Hindistan'ı Nükleer Tedarikçiler Grubu'na dahil etme çağrısındaki hedefi, bu üyeliğin Hindistan'a Çin'in nükleer savaş başlığı sayısını aşması için gerekli nükleer malzemeleri sağlamasıdır (http://www.icanw.org/the-facts/nuclear-arsenals/).

Üçüncüsü: Nükleer Tedarikçiler Grubu'nun gerçeği ise şöyledir:

  1. Bu grup, Mayıs 1974'teki Hindistan patlamasının ardından kuruldu ve ilk toplantısını Kasım 1975'te yaptı. Yedi devletle (Kanada, Batı Almanya, Fransa, Japonya, Sovyetler Birliği, Birleşik Krallık, ABD) başladı. 1976-1977 yıllarında üye sayısı 15'e çıktı, sonra artarak şu an 48 üyeye ulaştı... Ancak fiili nüfuz, büyük nükleer devletlerin, özellikle de Amerika Birleşik Devletleri'nin elindedir.

  2. Bu grup, nükleer silahların geliştirilmesinde kullanılabilecek malzemelerin ihracatını ve yeniden transferini kontrol ederek nükleer silahların yayılmasını kontrol etmeyi, mevcut nükleer malzemelerin emniyet ve koruma yollarını iyileştirmeyi amaçlamaktadır. Bu grup, hangi devletlerin nükleer malzeme ve teknoloji satın almasına izin verileceğine ve hangi devletlerle ticaretin yasaklanacağına karar verir.

  3. Bu gruba katılımın kontrolü, büyük nükleer devletlerin, özellikle de ABD'nin kendi çıkarları doğrultusundaki etkisinden kurtulamaz... Aynı şekilde Nükleer Tedarikçiler Grubu, büyük nükleer devletlerin, başta ABD'nin kontrolü olmadan nükleer yayılmayı ele almak ve devletlere ihraç edilen malzemeleri denetlemek için daha etkili politikalar oluşturamaz. İhracatın izlenmesi, özellikle "çift kullanımlı" olarak sınıflandırılan malzemeler üzerinden yapılır ve bu, büyük devletlerin, özellikle de ABD'nin çıkarları için suiistimal edilmeye açık bir alandır; çift kullanım bahanesiyle istediklerine izin verir, istediklerine engel olurlar...

Bu nedenle, Nükleer Tedarikçiler Grubu'na katılmak, nükleer malzemelere ve gereksinimlerine erişimi kolaylaştırarak üretim ve geliştirme hızına yardımcı olsa da, bu durum söz konusu hakim devletlerin planlarına karşı uyanıklık ve ferasetle birlikte yürütülmelidir. Katılım, o devletin kendi nükleer programını geliştirmesi için bir araç olmalı, o devletler tarafından sömürülmek için kullanılmamalıdır.

4 Ramazan 1437 H. 09/06/2016 M.

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın