Alim Ata bin Halil Ebu el-Raşta’nın Facebook Sayfası Takipçilerinin Sorularına Cevaplar Serisi
"Fıkhi" Sorular
Kıyas Hakkında Bazı Sorular
Zahid Talib Naeem'e
Soru:
Selamun Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuh.
Değerli Şeyhimiz, Allah çabalarınızı bereketlendirsin, adımlarınızı sağlam kılsın, ecrinizi bol eylesin, zorlukları sizin için kolaylaştırsın ve dinine yardım ederek bizi aziz kılsın. Şüphesiz O, duaları işiten ve icabet edendir.
Konu: Kıyas Hakkında Bazı Sorular
Başlangıçta, sözü uzattığım için özür dilerim. Allah size itaati üzerine yardım etsin ve sabrınızı mizanınızda hasenat olarak kılsın.
Birincisi: 07.02.2014 tarihli soru-cevapta şöyle geçmektedir:
"(Kitapta geçen 'Kıyasın kesin bir delil ve zanni delillerle şer'i bir delil olduğu sabit olmuştur' ifadesi hakkındaki notunuzla ilgili olarak; söylediğinizin haklı bir yönü vardır. Her ne kadar 'delil' kelimesi hem usulde hem de fıkıhta kullanılsa da, kesinlik (kat’iyet) ve zan (zanniyet) açısından ifade ettiği anlam farklıdır. Burada konu usul delilleri olduğundan, sadece kesin delille yetinilmesi, zanni delilin zikredilmemesi daha evladır. Bu nedenle düzeltilmesi daha iyidir ve inşallah düzelteceğiz.)" (Bitti)
Bu düzeltme, 16.07.2019 tarihli güncellenmiş nüshanın 322. sayfasında iki yerde yapılmıştır. Ancak konuyu bitirdiğimde anlamamı zorlaştıran bazı cümlelerle karşılaştım ve bunlar ile yeni düzeltme arasında bir uyum kuramadım. Bu cümleler şunlardır:
Sayfa 323: "Bu hadislerin tamamı kıyasın bir hüccet olduğuna delildir. Bunlarla delil getirme yönü şudur: Resulullah, kaza edilmesinin gerekliliği ve faydası konusunda Allah’ın borcunu kulun borcuna ilhak etmiştir ki bu kıyasın ta kendisidir."
Sayfa 325: "Bu hadiseler hakkında onlara karşı çıkan birinin olduğu bilinmemektedir. Oysa bunlar karşı çıkılacak türden işler olmasına rağmen sahabe arasında meşhurdu. Onların susması, normalde susmayacakları bir konuda olduğu için kıyasın şer'i bir hüccet olduğu hususunda bir icma (sükuti icma) teşkil eder."
Sayfa 326: "Buradan anlaşılmaktadır ki hadisler, sahabe icması ve Resulullah’ın birçok hükmü illetlendirmesi; kıyasın şer'i bir delil olduğuna, onunla istinbat edilen hükmün şer'i bir hüküm olduğuna dair hüccet teşkil eden delillerden biri olduğuna delildir... Bu yüzden bu deliller mutlak kıyas için değil, illeti şer'i bir delille gösterilmiş olan kıyas için hüccettir. Şer'an muteber olan kıyas da budur."
Bu üç yerin, yukarıda işaret edilen iki yerdeki değişiklikle çeliştiği kanaatine vardım. Lütfen bu karmaşıklığı giderir misiniz?
İkincisi: Zerkeşi’nin El-Bahr el-Muhit kitabında - Kıyas Bölümü - Kıyasla Amel Etmenin Vacipliği başlığı altında şöyle geçer: "(İkincisi: Sem’i delillerin ona delaleti kesin midir yoksa zanni midir? Çoğunluk birinci görüşü, Ebu’l Hüseyin ve el-Amidi ise ikinci görüşü savunmuştur.)" (Bitti). Ayrıca başka bir yerde şöyle demiştir: "(Üçüncüsü: Sahabe İcması: Onlar kıyasla amel etme konusunda ittifak etmişlerdir. Bu onlardan hem söz hem de fiil olarak nakledilmiştir. Hanbeli olan İbn Akil şöyle demiştir: Sahabeden kıyası kullanma konusunda manevi mütevatir seviyesine ulaşılmıştır ve bu kesindir.)" (Bitti).
Peki, zanni olan sem’i delillerin manevi mütevatir seviyesine ulaşması ve kıyasın hüccet oluşu hakkında kesin bir delil teşkil etmesi mümkün müdür?
Üçüncüsü: İslam Şahsiyeti Cilt 3, sayfa 323'te şöyle geçmektedir: (Bu hadislerin tamamı kıyasın bir hüccet olduğuna delildir. Bunlarla delil getirme yönü şudur: Resulullah, kaza edilmesinin gerekliliği ve faydası konusunda Allah’ın borcunu kulun borcuna ilhak etmiştir ki bu kıyasın ta kendisidir.)
1- Resulullah (sav)’in yaptığı bu kıyas, dinleyicinin zihnine yaklaştırmak ve anlamayı kolaylaştırmak için sözlük anlamında mıdır, yoksa İslam Şahsiyeti Cilt 3, sayfa 321'de geçen ıstılahi tanıma uygun mudur? (Kıyas: "Hükmün illetindeki ortaklıkları nedeniyle, bilinen bir hükmün aynısının, hükmü belirleyen nezdinde başka bir bilinen meselede de ispat edilmesidir.")
2- Metinlerden elde edilen "borç olması" şeklindeki kaza illeti üzerinden kıyas yapılabilir mi? Örneğin; haccın kaza edilmesine kıyasla (her ikisinin de borç olma illetinde ortak olması sebebiyle), hayattayken namazlarını terk eden ve vefat eden babası adına bir kişinin tüm farz namazları kaza etmesi mümkün müdür? (İbadetlerin illetlendirilmeyeceği notuyla beraber).
3- Gücü yetmeyen babasının yerine çocuğun hac yapmasına neden kaza denilmekte ve hac Allah’ın bir borcu sayılmaktadır? Oysa haccın farziyeti gücü yetmeye (istitaat) bağlıdır.
Dördüncüsü: İslam Şahsiyeti Cilt 3, sayfa 336'da fer’in (kıyas edilenin) şartları hakkında şöyle geçmektedir: (Dördüncüsü: Fer’in hükmü hakkında nass bulunmamalıdır. Aksi takdirde bu, nass ile sabit olanın kıyası olur. Birinin diğerine kıyaslanması aksinden daha öncelikli değildir. "Aynı delil üzerinde birden fazla delilin birleşmesi (teradüf) caizdir" denilemez. Çünkü bu durum kıyasın dışındaki durumlarda, yani bir hükmün Kitap, Sünnet ve Sahabe İcması ile sabit olması gibi durumlarda geçerlidir. Kıyasta ise sabit olan illettir ve bu illetin fer’in hükmüne geçmesi kıyası var eder. Eğer fer’in hükmü hakkında bir nass varsa, o zaman hüküm illetle değil nass ile sabit olur ve kıyasa yer kalmaz.) (Bitti).
Eğer Resulullah (sav)’den sadır olan her şey şer'i bir nass kabul ediliyorsa ve bu da kıyası ortadan kaldırıyorsa, bizzat Resulullah (sav) tarafından nasıl kıyas yapılabilir? İmam Şevkani İrşad el-Fuhul kitabında, hadisleri kıyasın hüccetliğine delil sayanlara şöyle cevap verir: "(Buna şöyle cevap verilir: Bu kıyaslar, Allah Teâlâ’nın getirdiği şey hakkında: 'O ancak vahyolunan bir vahiydir' (Necm 4) buyurduğu ve ona uyma hususunda: 'Resul size neyi verdiyse onu alın, sizi neden nehyettiyse ondan sakının' (Haşr 7) buyurduğu masum olan Şari'den sadır olmuştur. Bu durum tartışma konusunun dışındadır. Zira bizim bahsettiğimiz kıyas, masum olmayan, ona uyulması vacip olmayan ve sözü vahiy olmayan, bilakis hatalı olabilen aklıyla hareket eden kişinin kıyasıdır. Peygamber (sav)’den sadır olan kıyasların hüccet olduğu hususunda ittifak vardır.)" (Bitti).
Beşincisi: İslam Şahsiyeti Cilt 3, sayfa 335'te şöyle geçer: (Kıyasın kullanımı ince bir anlayış gerektirir. Hüküm istinbat etmek için kıyas kullanımı, ancak bir meselede de olsa bir müctehid için caizdir.) Peki, Resulullah (sav) için müctehid olması caiz değilken kıyası ona nasıl nispet edebiliriz?
Allah bize fayda verecek olanı öğretsin ve öğrettikleriyle bizi faydalandırsın. Şüphesiz Sen, Alim ve Hakim olansın. Dualarımızın sonu, Alemlerin Rabbi olan Allah'a hamdetmektir.
Cevap:
Ve Aleykumüsselam ve Rahmetullahi ve Berakatuh,
Öncelikle hakkımızdaki güzel duaların için Allah senden razı olsun, biz de senin için hayır temenni ediyoruz...
Kardeşim, aynı doğrultuda çok fazla soru sormuşsun. En iyisi tek bir soruyla yetinmendi; biz cevapladıktan sonra bir diğerini sorman daha uygun olurdu, yedi soruyu birden göndermek yerine... Yine de, sorular kitaplarımız ve kültürümüzle alakalı olduğu için hepsini cevaplamaya karar verdik... Ancak gelecekte bir defada çok fazla soru gönderme, işimizi biraz hafiflet, Allah sana rahmet eylesin.
1- İslam Şahsiyeti 3. Ciltteki o üç yer hakkındaki ilk sorunla ilgili olarak:
7 Rebiülahir 1435 / 7 Şubat 2014 tarihli cevabımıza dayanarak İslam Şahsiyeti 3. Cilt kıyas bahsinde bir düzeltme yaptığımız doğrudur... Ancak bu düzeltmede araştırmayı iki bölüme ayırmaya özen gösterdik:
Kıyasın ispatı ile ilgili deliller kısmı: Burada meseleyi sadece kesin (kat'i) delille sınırladık ve buna zanni delilleri eklemedik.
Kıyasa yönlendirme (irşad) ve kıyasın gerçeğini açıklama kısmı: Bu kısımda Sünnet ve İcma'dan deliller getirdik. Burada sadece kesin delillerle sınırlamadık çünkü burası kıyasın şer'i bir delil oluşunu ispat etme bağlamı değildir. Bunu araştırmanın ilk kısmında zaten ispat ettik...
Hiç şüphesiz, araştırmanın ikinci kısmında Sünnet ve İcma’dan getirdiğimiz deliller, kıyasın gerçeğini açıklayan zanni delillerdir. Ancak bunlar kıyasın hüccet oluşu üzerinde kesin deliller değildir. Bu durum bir zarar teşkil etmez zira biz bunları az önce belirttiğim gibi kıyasın hüccet oluşunu ispat bağlamında değil, kıyasa yönlendirme ve kıyasın gerçeğini açıklama bağlamında kullandık... Meseleyi daha net kılmak için, İslam Şahsiyeti 3. Cilt'teki düzeltme öncesi ilgili metni ve ardından düzeltme sonrası yeni metni aktarıyorum:
a- Düzeltme öncesi metin:
"(Kıyas, şer'i hükümler üzerinde şer'i bir delildir; dolayısıyla hükmün şer'i bir hüküm olduğunu ispatlamak için bir hüccettir. Kıyasın şer'i bir delil olduğu kesin bir delil ve zanni delillerle sabit olmuştur. Kesin delile gelince; kıyasın şer'i bir delil sayılmasının yeri, kıyasın bizzat nassa dayandığı durumdur...
Zanni delillere gelince; bunlar hem kıyasa hem de şer'i delil sayılan kıyas türüne delildirler. Kıyasın hüccet olduğu Sünnet ve Sahabe İcması ile sabit olmuştur. Resulullah (sav)’in kıyasa yönlendirdiği ve kıyası onayladığı sabittir. İbn Abbas’tan rivayet edildiğine göre...)" (Bitti).
b- Düzeltme sonrası metin:
"(Kıyas, şer'i hükümler üzerinde şer'i bir delildir; dolayısıyla hükmün şer'i bir hüküm olduğunu ispatlamak için bir hüccettir. Kıyasın şer'i bir delil olduğu kesin delille sabit olmuştur ki o da; kıyasın şer'i bir delil sayılmasının yerinin, kıyasın bizzat nassa dayandığı durum olmasıdır...
Resulullah (sav) kıyasa yönlendirmiş ve kıyası onaylamıştır. İbn Abbas’tan rivayet edildiğine göre...)" (Bitti).
Düzeltmeden de açıkça görüldüğü üzere, ilk paragrafta kıyasın usulü bir hüccet oluşunu ispat ederken sadece kesin delille yetindik ve zanni delillere değinmedik... Düzeltmeden önce kıyasın ispatına dair delillerin devamı niteliğindeki ikinci paragrafın başlangıcında ise, konuyu kıyasın usullerden biri olduğunu ispatlamaktan çıkarıp, kıyasa yönlendirme ve kıyasın gerçeğini açıklama şeklinde başka bir konu haline getirecek şekilde düzenledik... Bunun için Sünnet ve İcma’dan getirdiğimiz zanni deliller yeterlidir... Bu yüzden, işaret ettiğin o üç yerin düzeltilmesine gerek yoktur; çünkü bunlar kıyası usullerden biri olarak ispat etme bağlamında değil, az önce açıkladığımız gibi başka bir bağlamda (kıyasa yönlendirme ve gerçeğini açıklama) yer almaktadır...
Muhtemelen senin için kafa karıştırıcı olan kısım, kıyasa delalet eden hadisleri verdikten sonra söylediğimiz: "Bu hadislerin tamamı kıyasın bir hüccet olduğuna delildir. Bunlarla delil getirme yönü şudur: Resulullah, kaza edilmesinin gerekliliği ve faydası konusunda Allah’ın borcunu kulun borcuna ilhak etmiştir ki bu kıyasın ta kendisidir" ifadesidir. Bunda bir sorun yoktur. Kıyas hakkında kesin delil getirdiğimiz sürece, kıyas hakkında hüccet sayılabilecek diğer zanni delilleri zikretmemize bir engel yoktur... Biz bu düzeltmeyi yaptığımızda amaç, öncelikle kıyas delilinin kesinliğine odaklanmaktı, zanni delillerin varlığını inkar etmek değildi.
2- Sem’i delillerin manevi mütevatir olması hakkındaki ikinci sorunla ilgili olarak:
Kıyasın Sünnet ve Sahabe İcması’ndan olan delillerinin, sayıca çokluğu ve çeşitliliği sebebiyle -sorunda İmam Zerkeşi'den naklettiğin gibi- manevi mütevatir seviyesine ulaşmış olması uzak bir ihtimal değildir... Ancak biz kıyasın hüccet oluşunu ispatlarken bu istidlal yoluna başvurmadık; zira buna karşı çıkanlarca itiraz edilebilir... Oysa kıyası ispat etmek için sunduğumuz kesin delil, kıyasın hüccetliğini ispat etmek için tek başına yeterli olan ve karşı çıkanın itiraz etmesini zorlaştıran susturucu ve kesin bir delildir.
3- Üçüncü, altıncı ve yedinci sorunla ilgili olarak (hepsi aynı kapıya çıkmaktadır):
Resulullah (sav) kıyasa yönlendirmiş (irşad etmiş) ancak kendisi kıyas yapmamıştır. Çünkü Nebi (sav) şer'i hükmü içtihatla değil vahiy ile bilir. Nebi (sav) hakkında -ilgili yerlerde açıklandığı üzere- müctehid olması sahih değildir... Sünnetten verdiğimiz örneklerin tamamında Nebi (sav)’in kıyasa ve onun nasıl kullanılacağına dair yönlendirmesi (irşadı) vardır ve bu Müslümanlara öğretme kabilindendir... Ancak bu, Nebi (sav)’in kıyas yaptığı anlamına gelmez. Çünkü kıyasın meyvesi, müctehidin bilmediği şer'i hükme ulaşmasıdır; oysa Resulullah (sav) şer'i hükmü vahiy ile bildiği için hükmü öğrenmek adına kıyasa veya içtihada ihtiyacı yoktur... Bu meseleyi "Teyisur el-Vusul ile’l Usul" adlı kitabımda kıyasın hüccet oluşu bahsinde tam olarak şöyle açıkladım:
"[Resulullah (sav) kıyas kullanımına yönlendirmiştir. O (sav), haccın kazası ve oruçlunun öpücüğü hakkında sorulduğunda soruyu soran kişiye hükmü doğrudan vermemiş; aksine, insan borcunun kazasındaki ve ağza su vermedeki ortak illeti zikrettikten sonra Müslümanları kıyas kullanımına yönlendirerek cevap vermiştir.
إِنَّ أَبِي أَدْرَكَهُ الْإِسْلَامُ، وَهُوَ شَيْخٌ كَبِيرٌ لَا يَسْتَطِيعُ رُكُوبَ الرَّحْلِ، وَالْحَجُّ مَكْتُوبٌ عَلَيْهِ، أَفَأَحُجُّ عَنْهُ؟ قَالَ: «أَنْتَ أَكْبَرُ وَلَدِهِ؟» قَالَ: نَعَمْ، قَالَ: «أَرَأَيْتَ لَوْ كَانَ عَلَى أَبِيكَ دَيْنٌ فَقَضَيْتَهُ عَنْهُ، أَكَانَ ذَلِكَ يُجْزِئُ عَنْهُ؟» قَالَ: نَعَمْ، قَالَ: «فَاحْجُجْ عَنْهُ»
"Rivayet edildiğine göre bir adam Has’am kabilesinden gelip sordu: Babam yaşlı bir adamken İslam'a yetişti, deve üzerinde duramıyor ama hac ona farz oldu. Onun yerine hac yapabilir miyim? Resulullah: 'Onun en büyük çocuğu sen misin?' dedi. Adam: 'Evet' dedi. Resulullah: 'Görüşün nedir, eğer babanın bir borcu olsaydı ve sen onu ödeseydin bu onun için yeterli olur muydu?' dedi. Adam: 'Evet' dedi. Buyurdu ki: 'Öyleyse onun yerine hac yap'." (Nesai)
عن عمر قال: هَشِشْتُ يَوْماً فَقَبَّلْتُ وَأَنا صائِمٌ، فَأَتَيْتُ النَّبِيَّ ﷺ فَقُلْتُ: صَنَعْتُ الْيَوْمَ أَمْراً عَظِيماً! قَبَّلْتُ وَأَنا صائِمٌ. فَقَالَ رَسُولُ اللهِ ﷺ: «أَرَأَيْتَ لَوْ تَمَضْمَضْتَ بِمَاءٍ وَأَنْتَ صائِمٌ؟» قُلْتُ: لا بَأْسَ. فَقالَ ﷺ: «فَفِيمَ؟»
"Ömer (ra) dedi ki: Bir gün neşeliydim ve oruçlu olduğum halde (eşimi) öptüm. Peygamber (sav)’e gelip: Bugün büyük bir iş yaptım, oruçlu iken öptüm! dedim. Resulullah (sav): 'Oruçlu iken ağzına su alsan (mazmaza yapsan) ne dersin?' buyurdu. Ben de: Bir sakıncası yok, dedim. O zaman buyurdu ki: 'Öyleyse neden (endişeleniyorsun)?'" (Ahmed b. Hanbel)
Ancak bu hüküm, Resulullah’ın kıyas yaptığı anlamına gelmez; bilakis o (sav), Allah’tan kendisine gelen vahiy ile hükmü kıyas kullanımına yönlendiren bir üslupla vermiştir. Çünkü daha önce Sünnet bahsinde açıkladığımız gibi Resulullah (sav)’den sadır olan her söz, fiil veya takrir Allah’tan bir vahiydir.]" (Teyisir kitabından alıntı bitti).
4- Namazın borca kıyaslanması hakkındaki dördüncü sorunla ilgili olarak:
Hadislerin hac konusunda yönlendirdiği kıyasta iki husus vardır:
a- Kazasının vacipliği ve faydası konusunda Allah’ın borcunun kulun borcuna kıyaslanması. Yani bir kişinin yerine getirmediği ibadet, zimmetinde olan ve mutlaka ödenmesi gereken bir borçtur; onun kaza edilmesi, tıpkı bir kulun zimmetindeki borcun ödenmesiyle borcun düşmesi gibi, zimmetindeki borcu düşürür...
b- Kişinin zimmetindeki Allah’ın borcunu kaza etmesi borcu düşürdüğü gibi, başkasının (çocuğun) kişinin zimmetindeki Allah’ın borcunu kaza etmesi de borcu düşürür. Başkasının onun adına ödemesiyle kulun borcunun düşmesine kıyasla, hacda da durum böyledir...
Bunu namaz konusuna uyguladığımızda şu sonuçlar çıkar:
Kişinin zimmetinde olan ve şer'i bir mazereti olmaksızın yerine getirmediği namazı kaza etmesi vaciptir. Kişi bunu kendisi için kaza ederse, tıpkı kulun borcunu ödediğinde düşmesi gibi bu kaza ile borç düşer. Bu kıyas sahihtir zira ona karşı çıkan bir delil (muarız) yoktur... Doğal olarak, namazın kaza edilmesiyle Allah’ın borcunun düşmesi, namazın geciktirilmesi ve vaktinde kılınmaması sebebiyle oluşan günahın düşmesi anlamına gelmez; sadece zimmetteki borcun düşmesi, yani artık o namazı kılmakla yükümlü olmaması anlamına gelir... Namazı vaktinden sonraya bırakma günahı ise başka bir konudur...
Çocuğun babası adına namazı kaza etmesi durumunda, Allah’ın borcunun başkasının (çocuğun) kazasıyla düşmesini kulun borcuna kıyaslamaya gelince; bu kıyas, muarızdan (karşı delilden) kurtulamadığı için ayakta kalamaz. Zira fer’in (kıyas edilenin) şartlarından biri "kıyasın illetiyle gerektirdiğinin zıddını gerektiren tercih edilebilir bir muarızdan (karşı delilden) beri olmasıdır ki kıyas faydalı olsun." Buradaki fer’ namazdır; namazın bizzat kişinin kendisi tarafından eda edilmesi gerektiğine, başkasının edasıyla düşmeyeceğine ve diğer aynî vacipler gibi vekalet veya niyabet kabul etmeyeceğine dair deliller gelmiştir. Allah Teâlâ şöyle buyurur:
وَأَنْ لَيْسَ لِلْإِنْسَانِ إِلَّا مَا سَعَى
"İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır." (Necm Suresi, 39)
Şeriat, ayakta duramıyorsa oturarak, buna da gücü yetmiyorsa ima ile namaz kılmayı Müslüman üzerine vacip kılmış ve bu durumda bile kimsenin onun yerine namaz kılmasını caiz görmemiştir... Bu ağır hastalık hallerinde bile edanın ondan istenmesi, başkasının onun adına bunu yapmasının caiz olmadığı anlamına gelir. Bu yüzden namazın kul borcuna kıyaslanarak başkasının kazasıyla düşeceği yönündeki kıyas sahih değildir; çünkü bu vacibi bizzat kişinin kendisine hasreden muarız deliller vardır. Dolayısıyla usul ilminde kararlaştırıldığı üzere, tercih edilen muarız delillerle amel edilir ve kıyasın gerektirdiği terk edilir...
Şöyle denilemez: "Hac, oruç ve zekat gibi konularda Allah’ın borcu, kul borcuna kıyasla başkasının kaza etmesiyle düşüyorsa, namaz da kul borcuna kıyasla başkasının kaza etmesiyle düşer." Bu denilemez; çünkü hac, oruç ve zekatın başkasının kaza etmesiyle düşmesi kıyasla değil, bilakis kıyasa yönlendiren nebevi hadislerdeki nasslarla sabit olmuştur. Dolayısıyla nassın getirdiğiyle yetinilir... Namazda ise başkasının kaza etmesine dair Resulullah (sav)’den bir sünnet gelmemiştir; dolayısıyla asıl olan, bizzat kişinin kendisi tarafından eda ve kaza edilmesi, vekalet ve niyabetin caiz olmamasıdır... Namazın kazası hakkındaki nasslar namazı kaçıran kişinin kendisiyle alakalıdır, başkasıyla değil. Bunlardan bazıları:
Müslim’in Sahih’inde Ebu Hureyre’den rivayet ettiğine göre Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur:
مَنْ نَسِيَ الصَّلَاةَ فَلْيُصَلِّهَا إِذَا ذَكَرَهَا فَإِنَّ اللَّهَ قَالَ: أَقِمْ الصَّلَاةَ لِذِكْرِي
"Kim namazı unutursa hatırladığı zaman onu kılsın. Şüphesiz Allah: 'Beni anmak için namaz kıl' (Taha Suresi, 14) buyurmuştur."
İbn Ebi Şeybe Musannef’inde Enas’tan naklettiğine göre Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur:
مَنْ نَسِيَ صَلَاةً أَوْ نَامَ عَنْهَا فَكَفَّارَتُهُ أَنْ يُصَلِّيَهَا إذَا ذَكَرَهَا
"Kim bir namazı unutur veya ondan uyuyup kalırsa, onun kefareti hatırladığı zaman onu kılmasıdır."
Daraqutni Sünen’inde Bilal’den şöyle nakleder: "Bir seferde Peygamber (sav) ile beraberdik; güneş doğana kadar uyuyakaldı, sonra Bilal’e emretti o da ezan okudu, sonra abdest alıp iki rekat namaz kıldı, sonra sabah namazını kıldılar."
Nasslardan açıkça görüldüğü üzere bunlar namazı kaçıran kişiyle alakalıdır. Başkasının (çocuğun babası yerine) namazı kaza edebileceğine dair bir nass gelmemiştir. Bu yüzden kaza, namazı vaktinde geçiren kişinin kendisine ait olmaya devam eder.
5- Sorusuna gelince: "Neden gücü yetmeyen babanın yerine çocuğun haccı kaza olarak adlandırılıyor ve hac Allah’ın bir borcu sayılıyor? Oysa haccın farziyeti istitaate (güç yetirmeye) bağlıdır?"
Bunun cevabı; İslam Şahsiyeti 3. Ciltte "Sebebin hususi olmasına rağmen lafzın umumi olması" babında açıkladığımız üzere, umumilik hadisenin ve sorunun konusu üzerinedir, her şeyde bir umumilik değildir. Şöyle demiştik: "(Hadise ve soruya verilen cevaptaki hitabın umumiliği sorunun konusu hakkındadır, her şeyi kapsayan bir umumilik değildir. Yani o hadisedeki o konu ve benzerleri için umumidir... Buna göre umumilik, hadisenin ve sorunun konusundadır; dolayısıyla ona hastır ve başkasını kapsamaz. Bu yüzden konu, 'itibar sebebin hususiliğine değil lafzın umumiliğinedir' kaidesine girmez; çünkü o sebepten yani hadiseden ve sorudan başkadır. Ve kelam onun üzerine gelmiştir, başkası üzerine değil. Bu yüzden ona has olur; zira Resulullah’ın lafzı sorunun konusu ve hadisenin konusu ile bağlıdır, dolayısıyla hüküm o konu ile bağlıdır. Belirli bir hadisede söylenen nass veya bir sorunun cevabı olan nass, sorunun veya hadisenin konusu ile özelleştirilmelidir; her şeyde umumi olması sahih değildir. Çünkü soru cevapta tekrarlanmıştır ve kelam belirli bir konu üzerinedir. Bu yüzden hükmün o konu ile sınırlandırılması gerekir; zira Resulullah’ın sorunun veya hadisenin hükmünü açıkladığı lafız, sadece o soruya ve o hadiseye bağlıdır, mutlak olarak başkasına bağlı değildir. Dolayısıyla hüküm sorunun konusu ve hadisenin konusu ile, yani sorulan veya üzerinde konuşulan iş ile bağlıdır; konunun dışındakileri kapsamaz, bilakis ona has olur... Dolayısıyla sebebin hususi olmasına rağmen lafzın umumi olması her şeyde bir umumilik değil, üzerinde konuşulan veya sorulan konudaki bir umumiliktir.)"
Burada hadiste sorulan konu sadece "(Gücü yeten çocuğun, gücü yetmeyen babası yerine hac yapması)"dır; dolayısıyla umumilik, çocuk güç yetiriyor ve baba güç yetirmiyorsa çocuğun babası adına hac yapması konusunda kalır. Gücü yetmeyen baba üzerine hac vacip olmasa bile çocuk onun adına hac yapar; bu meselenin dışındaki durumlar ise başka bir delil gerektirir...
Daha önce 4 Recep 1434 / 14 Mayıs 2013 tarihinde benzer bir soruya verdiğimiz cevapta şöyle geçmektedir:
"(... Zikrettiğin hadis hakkında: Yusuf b. ez-Zübeyr’den, o da Abdullah b. ez-Zübeyr’den nakleder: Has’amlı bir adam Resulullah (sav)’e gelip dedi ki: Babam yaşlı bir adamdır, hayvana binemiyor ve Allah’ın hac farzı ona yetişti. Onun yerine hac yapmam yeterli olur mu? Buyurdu ki: 'Onun en büyük çocuğu sen misin?' Adam: 'Evet' dedi. Buyurdu ki: 'Görüşün nedir, eğer üzerinde bir borç olsaydı onu öder miydin?' Adam: 'Evet' dedi. Buyurdu ki: 'Öyleyse onun yerine hac yap'."
Bunu Nesai rivayet etmiştir. Yusuf b. ez-Zübeyr 'onun en büyük çocuğu sen misin' ifadesini zikretmede tek kalmıştır, bu yüzden bazı muhakkikler bu sebeple bu konuda söz söylemişlerdir. Hadisin geri kalanı ise muhakkiklerin çoğunluğuna göre sahihtir, hatta 'en büyük çocuğu' lafzıyla da sahih kabul edenler vardır. Bununla birlikte hadis 'en büyük çocuğu' ifadesi zikredilmeden de İbn Abbas’tan rivayet edilmiştir:
İbn Hibban Sahih’inde Süleyman b. Yesar’dan rivayet eder: Abdullah b. Abbas bana anlattı ki; bir adam Resulullah (sav)’e gelip sordu: Ey Allah’ın Resulü, babam yaşlı biriyken İslam’a girdi; eğer onu bineğe bağlasam onu öldürmekten korkuyorum, bağlamasam üzerinde duramıyor. Onun yerine hac yapabilir miyim? Resulullah (sav) buyurdu ki: 'Görüşün nedir, eğer babanın bir borcu olsaydı ve sen onu ödeseydin bu onun için yeterli olur muydu?' Adam: 'Evet' dedi. Buyurdu ki: 'Öyleyse babanın yerine hac yap.'
Fukaha bu hadis hakkında, Allah Teâlâ’nın haccın farziyetini istitaate (güç yetirmeye) bağladığını göz önünde bulundurarak konuşmuşlardır: 'Yoluna gücü yetenlerin evi (Kâbe'yi) haccetmesi Allah'ın insanlar üzerinde bir hakkıdır' (Âl-i İmrân Suresi, 97). Bazı fakihler yaşlı adam hadisini, ayette zikredilen istitaat ile çelişmemesi için o soruyu soran kişiye has kılmışlardır. Bu durumun dışındaki hallerde, babaya iyilik babından olması hariç, çocuğun gücü yetmeyen babası yerine hac yapması vacip değildir; bu hüküm, Ebu Bürde’nin oğlak kurban etmesiyle ilgili özel hüküm gibidir. Buhari’nin Bera b. Azib’den rivayet ettiğine göre... Bera’nın dayısı Ebu Bürde b. Niyar dedi ki: Ey Allah’ın Resulü, yanımızda iki koyundan daha çok sevdiğim altı aylık bir oğlağımız var, benim için yeterli olur mu? Buyurdu ki: 'Evet, ama senden sonra kimse için yeterli olmayacaktır.' Oğlak kurban için yeterli değildir ama Ebu Bürde’ye has kılınmıştır.
Benim tercih ettiğim ise, nass gelmeden hususiliğe gitmek yerine ayet ile hadisi cem etmektir. Çünkü asıl olan hükümlerin insanlara hitap etmesidir ve Ebu Bürde örneğinde olduğu gibi bir nass gelmedikçe veya cem etmek imkansız olmadıkça hususiliğe gidilmez... Burada hususiliğe dair bir nass yoktur ve cem etmek de imkansız değildir. Ayet ve hadis şöyle cem edilebilir: Hac ancak mal ve beden istitaati olduğunda vacip olur; çocuk ile baba durumu bundan istisna edilir. Eğer çocuk güç yetiriyor ve baba güç yetirmiyorsa, çocuğun babası adına haccı eda etmesi vacip olur; zira Resulullah (sav) bu durumdaki baba adına haccı, çocuğun babası adına ödemesi gereken bir borç gibi saymıştır...)" (Soru-cevap alıntısı bitti). Yani hadis sadece soruyu soran kişiye has değildir, umumidir; ancak sadece sorunun konusu olan "(Gücü yeten çocuğun, gücü yetmeyen babası adına hac yapması)" durumunda umumidir... Bu meselede tercih ettiğim görüş budur, Allah en iyi bilendir.
Yukarıdaki cevapların, Allah’ın izniyle anlayıştaki tüm karmaşıklığı giderdiğini umuyorum.
Kardeşiniz Ata bin Halil Ebu el-Raşta
14 Safer 1442 H. 01/10/2020 M.
Emir'in (Allah onu korusun) Facebook sayfasındaki cevap linki: https://web.facebook.com/HT.AtaabuAlrashtah/photos/a.1705088409737176/2752848558294484/