Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Soru-Cevap: Bid'atin Mahiyeti

September 18, 2009
2591

Soru: Oturumlarımızdan birinde terim olarak "bid'at" konusunu tartıştık. Bazılarımız bunun Şâri'nin emrine yönelik her türlü muhalefet için kullanıldığını, bazılarımız ise sadece ibadetlerdeki emre muhalefet için kullanıldığını söyledi... Bu konunun açıklığa kavuşturulmasını rica ediyoruz, Allah sizden razı olsun.

Cevap:

1- Şâri’nin emirleri iki çeşittir:

Birincisi; emir sığasının, bu emrin nasıl yerine getirileceğine dair uygulama keyfiyetinin (yönteminin) açıklamasıyla birlikte geldiği türdür. Yani uygulamanın pratik adımları belirlenmiştir. Örneğin, Allah Sübhanehû şöyle buyurmaktadır:

وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ

"Namazı kılın." (Bakara 43)

Bu bir emir sığasıdır, ancak namazın nasıl kılınacağı insanın isteğine bırakılmamıştır. Aksine; ihram tekbiri, kıyam, kıraat, rüku ve secde gibi uygulama keyfiyetini açıklayan başka nasslar gelmiştir. Aynı şekilde Allah Sübhanehû şöyle buyurmuştur:

وَلِلَّهِ عَلَى النَّاسِ حِجُّ الْبَيْتِ

"Yoluna gücü yetenlerin o evi haccetmesi, Allah'ın insanlar üzerinde bir hakkıdır." (Âl-i İmrân 97)

Bu, hac için bir emir sığasıdır (talep anlamında haberdir). Sonra bu hac emrinin nasıl yerine getirileceğini açıklayan nasslar gelmiştir...

İkinci tür ise; emir sığasının, uygulama keyfiyeti (yani uygulamanın pratik adımları) açıklanmaksızın genel veya mutlak olarak geldiği türdür.

Örneğin, Rasulullah (sav)’in şu kavli gibi:

مَنْ أَسْلَفَ فِي شَيْءٍ فَفِي كَيْلٍ مَعْلُومٍ وَوَزْنٍ مَعْلُومٍ إِلَى أَجَلٍ مَعْلُومٍ

"Kim bir şeyde selem (peşin ödeme, vadeli teslim) yaparsa, bilinen bir ölçü, bilinen bir tartı ve bilinen bir süreye kadar yapsın." (Buhari)

Burada şart cümlesi sığasıyla selem yapılması emredilmiştir. Selem işleminin bilinen bir ölçü, tartı ve süreyle olması emredilmiş; ancak Şâri' uygulamanın pratik adımlarını açıklamamıştır. Mesela akit yapanların birbirlerinin önünde durması, Kur’an’dan bir şeyler okumaları, sonra ileriye doğru bir adım atmaları, birbirlerine sarılmaları, sonra selem konusu hakkında konuşmaları... ve bundan sonra icap ve kabulün gerçekleşmesi gibi bir yöntem belirlenmemiştir.

Yine örneğin Rasulullah (sav)’in şu kavli gibi:

الذَّهَبُ بِالذَّهَبِ رِبًا إِلَّا هَاءَ وَهَاءَ

"Altın altınla (değişildiğinde), peşin (elden ele) olmazsa ribadır." (Buhari ve Müslim)

الذَّهَبُ بِالذَّهَبِ مِثْلًا بِمِثْلٍ وَالْوَرِقُ بِالْوَرِقِ مِثْلًا بِمِثْلٍ

"Altın altınla misli misline, gümüş de gümüşle misli mislinedir." (Buhari ve Müslim)

Bu bir emirdir (talep anlamında haberdir), ancak bu mübadelenin pratik uygulama adımlarını daha önce zikrettiğimiz şekilde açıklamamıştır.

Yine Rasulullah (sav)’in Müslim'in hadisinde geçtiği üzere, bir cenaze geçtiğinde ayağa kalkılmasını emrettiği sabittir:

إِذَا رَأَيْتُمُ الْجَنَازَةَ فَقُومُوا لَهَا

"Cenazeyi gördüğünüzde onun için ayağa kalkın..."

Rasulullah’ın bu fiili talep, yani emir makamındadır. Ancak Rasulullah (sav), ilk örneklerde açıkladığımız şekilde ayağa kalkmanın pratik adımlarının nasıl olacağını açıklamamıştır.

Böylece Şâri’nin, yanında uygulama keyfiyetiyle birlikte gelen emirleri olduğu gibi, uygulama keyfiyetinin ayrıntıları açıklanmaksızın mutlak veya genel olarak gelen emirleri de vardır.

2- Uygulama keyfiyeti bildirilmiş olan Şâri' emrine muhalefet etmek, terim olarak "bid'at" diye adlandırılır. Çünkü bu, Şâri’nin açıkladığı keyfiyet üzere yapılmamıştır. Lisanu'l Arab'da geçtiği üzere lügat anlamıyla bid'at; bir şeyi örneği olmaksızın ilk kez ortaya koyan kimsenin yaptığı iştir...

Terim anlamı da böyledir; yani şer’î bir emrin yerine getirilmesi için Şeriatın açıkladığı şer’î bir keyfiyete muhalefet etmektir. Bu anlam, şu hadisin delaletidir:

وَمَنْ عَمِلَ عَمَلًا لَيْسَ عَلَيْهِ أَمْرُنَا فَهو رَدٌّ

"Kim bizim bu işimize (dinimize) uymayan bir amel işlerse, o reddolunur." (Buhari ve Müslim)

Buna göre, namazında iki yerine üç defa secde eden kimse bir bid'at ortaya koymuş olur. Mina'daki cemrelerde yedi taş yerine sekiz taş atan kimse bir bid'at ortaya koymuş olur... Her bid'at dalalettir ve her dalalet ateştedir; yani kişi bu eyleminden dolayı günahkar olur.

3- Uygulama keyfiyeti bildirilmemiş olan Şâri' emrine muhalefet ise şer’î hükümler kapsamına girer. Eğer teklifî hitap ise buna "haram", "mekruh" veya "mubah" denir; eğer vaz’î hitap ise muhalefetin türüne göre "batıl" veya "fasit" denir. Bu, emre eşlik eden kesinlik, tercih veya muhayyerlik karinesine göre belirlenir.

İlk örneğimizde, Şâri’nin emrine aykırı olarak (yani bilinen bir ölçü, tartı ve süre olmaksızın) selem yapan (yani selem akdi yapan) bir kimse için "bid'at işledi" denilmez. Aksine, Şâri’nin emrine muhalif olan bu akdin, muhalefetin türüne göre "batıl" veya "fasit" olduğu söylenir.

İkinci örnekte; "altın altınla peşin ve misli misline" emrine muhalefet edilmesi durumunda, yani bir adam altınla altını Şâri’nin emrine aykırı olarak (misli misline veya peşin olmaksızın) takas ederse, emre muhalefetinden dolayı "bid'at işledi" denilmez. Aksine, faizli bir işlem yaparak "haram işledi" denir.

Ayrıca cenaze için ayağa kalkmayıp oturmaya devam etmek de "bid'at" olarak adlandırılmaz. Aksine bunun "mubah" olduğu söylenir; zira şer’î nasslar her iki durum için de (ayakta durma ve oturma) gelmiştir. Müslim, Ali bin Ebu Talib (ra)’dan şunu rivayet etmiştir:

قَامَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ثُمَّ قَعَدَ

"Rasulullah (sav) (cenaze için) ayağa kalktı, sonra oturdu." (Müslim)

Aynı şekilde Şâri’nin şu emrine muhalefet edilmesi durumunda da:

فَاظْفَرْ بِذَاتِ الدِّينِ تَرِبَتْ يَدَاكَ

"Sen dindar olanı seç ki elin bereket görsün." (Buhari)

Bu durum "bid'at" olarak adlandırılmaz. Aksine dindar olmayan biriyle evlenmeye ilişkin şer’î hüküm incelenir. Çünkü bu seçimin pratik adımları açıklanmamıştır. Mesela; talip olanın kadının önünde durup Ayetü'l Kürsi okuması, sonra bir adım atıp Muavvizeteyn’i okuması, sonra bir adım daha atıp besmele çekmesi, sonra sağ elini uzatıp evlilik teklifinde bulunması gibi bir yöntem belirlenmemiştir.

Aynı şekilde Rasulullah (sav)’in çok yemin etmelerinden dolayı tüccarlara yönelik şu kavli:

يَا مَعْشَرَ التُّجَّارِ إِنَّ هَذَا الْبَيْعَ يَحْضُرُهُ اللَّغْوُ وَالْحَلِفُ فَشُوبُوهُ بِالصَّدَقَةِ

"Ey tüccar topluluğu! Şüphesiz ki bu alışverişe boş söz ve yemin karışır; siz de ona sadaka karıştırın." (Ebu Davud ve Ahmed)

Şâri' "karıştırın" emrinin yerine getirilmesi için ayrıntılı uygulama adımları bildirmemiştir. Bu yüzden, satış yaparken yemin eden ancak sadaka vermeyen bir tüccar için "bid'at işlemiştir" denilmez. Aksine satış sırasında yemin eden tüccarın sadaka vermemesine ilişkin şer’î hüküm incelenir.

Şâri’nin ayrıntılı bir uygulama keyfiyeti getirmediği tüm emirlerin muhalefeti için durum böyledir.

4- Şer’î nassların istikrası (taranması) sonucunda görülmüştür ki; Şâri' emrinin uygulama keyfiyetleri, yani emrin yerine getirilmesi için pratik adımlar, sadece ibadetlerin çoğunda bildirilmiştir. Bu nedenle bid'at, ibadetlerin dışındaki alanlarda söz konusu olmaz; zira Şâri' emrinin uygulanması için pratik adımların bildirildiği yerler bunlardır.

"İbadetlerin çoğu" diyoruz, çünkü bazılarında uygulama için pratik adımlar bildirilmemiştir. Örneğin cihad bir ibadet olmasına rağmen, emirleri mutlak veya genel olarak gelmiştir:

قَاتِلُوا الَّذِينَ يَلُونَكُمْ مِنَ الْكُفَّارِ

"Kâfirlerden size yakın olanlarla savaşın." (Tevbe 123)

جَاهِدِ الْكُفَّارَ وَالْمُنَافِقِينَ وَاغْلُظْ عَلَيْهِمْ

"Kâfirlere ve münafıklara karşı cihad et ve onlara karşı sert davran." (Tevbe 73)

Bu emirlerin nasıl yerine getirileceğine dair nasslar gelmemiştir. Örneğin bir ayet okuyup bir mermi atmak, bir adım atıp bir mermi daha atmak, sonra sağa hareket etmek gibi bir savaş yöntemi bildirilmemiştir. Bu nedenle, cihad etmesi gerektiği halde cihad etmeyen bir kimse için "bid'at işlemiştir" denilmez. Aksine cihaddan geri kaldığı için "haram işlemiştir" denir.

5- Özetle; Şâri’nin uygulama keyfiyetini açıkladığı bir emrine muhalefet etmek "bid'at" olur. Şâri’nin uygulama keyfiyetini açıklamadığı mutlak veya genel bir emrine muhalefet etmek ise şer’î hükümler (Teklifî: haram, mekruh, mubah; veya Vaz’î: batıl, fasit) kapsamında değerlendirilir.

İstikra (araştırma) sonucunda ibadetlerin çoğunda uygulama keyfiyetinin bildirildiği görüldüğünden, bunlara muhalefet "bid'at" konusuna girmektedir.

Muamelat veya cihad gibi konulardaki deliller ise mutlak veya genel olarak gelmiştir; bu nedenle bunlara muhalefet şer’î hükümler (Teklifî: haram, mekruh, mubah; veya Vaz’î: batıl, fasit) konusuna girmektedir.

29 Ramazan 1430 H. 18/09/2009 M.

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın