Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Soru-Cevap: Aşılamanın Vakıası ve Şer’î Hükmü

November 19, 2013
4278

(Hizb-ut Tahrir Emiri Âlim Ata bin Halil Ebu’r Raşte’nin Facebook Sayfası Takipçilerinin Sorularına Verdiği Cevaplar Serisi)

Sadiq Ali'ye

Soru:

Esselamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuh.

Akideten kız kardeşiniz - Yuzieva şehri - Mümtaz Âlim Ata bin Halil Ebu’r Raşte, Hizb-ut Tahrir Emiri (Allah onu korusun ve gözetsin), size şunları sormak istiyorum:

Ben 14 yıldır Belçika’da yaşayan bir Çeçenim ve burada yoğun bir Çeçen topluluğu var. Son zamanlarda İslam’da çocukların aşılanması, yani kızamık, çocuk felci, hepatit, kabakulak, tüberküloz ve diğer aşı türlerine karşı yapılan aşılama hakkında çokça konuşuluyor ve sorular soruluyor. Aşılama ve aşılara karşı büyük bir tepki gözlemleniyor. Bu eğilimi savunanlar, aşılamadan kaynaklanan yan etkilerin sürekli arttığını, bunun sağlıklı çocuklarımızı maruz bırakmamamız gereken bir zarar olduğunu gerekçe gösteriyorlar. Ayrıca, tedavinin bile farz olmadığını, dolayısıyla korumanın (önleyici tıbbın) şüphesiz ondan daha aşağı bir derecede olduğunu söylüyorlar. Sözlerine şöyle devam ediyorlar: Aşılama, mikrobu çocuğun vücuduna nakletmek demektir ve bu haramdır; ayrıca aşılar maymun gibi hayvanlardan alınmaktadır. Sözleri burada bitti.

Soru şu: Aşılamanın vakıası nedir ve bu konudaki şer’î hüküm nedir? Hilafet Devleti’nde her türlü aşılama bulunacak mı? Şunu bilmenizi isterim ki, buradaki Müslüman topluluğunun yarısı çocuklarını aşılatmıyor ve sayıları giderek artıyor. Net ve güçlü bir şer’î hüküm artık kaçınılmaz hale geldi. Sizden bu konuyu elinizden geldiğince detaylı ve açık bir şekilde izah etmenizi rica ediyoruz. Allah sizi bizden ve Müslümanlardan yana hayırla mükafatlandırsın.

Esselamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuh.

Cevap:

(Ve Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuh)

Aşılama bir tedavidir; tedavi olmak ise farz değil, menduptur. Bunun delilleri şunlardır:

1- Buhari, Ebu Hureyre yoluyla Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

مَا أَنْزَلَ اللَّهُ دَاءً إِلَّا أَنْزَلَ لَهُ شِفَاءً

"Allah bir dert indirmişse mutlaka şifasını da indirmiştir." (Buhari)

Müslim ise Cabir bin Abdullah’tan Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

لِكُلِّ دَاءٍ دَوَاءٌ، فَإِذَا أُصِيبَ دَوَاءُ الدَّاءِ بَرَأَ بِإِذْنِ اللهِ عَزَّ وَجَلَّ

"Her derdin bir devası vardır. Derdin devası bulunduğu zaman, Aziz ve Celil olan Allah’ın izniyle iyileşir." (Müslim)

Ahmed de Müsned’inde Abdullah bin Mesud’dan şunu rivayet etmiştir:

مَا أَنْزَلَ اللَّهُ دَاءً، إِلَّا قَدْ أَنْزَلَ لَهُ شِفَاءً، عَلِمَهُ مَنْ عَلِمَهُ، وَجَهِلَهُ مَنْ جَهِلَهُ

"Allah hiçbir dert indirmemiştir ki onun için bir şifa indirmemiş olsun. Onu bilen bildi, bilmeyen de bilmedi." (Ahmed b. Hanbel)

Bu hadislerde her dert için onu iyileştirecek bir deva olduğuna dair bir yönlendirme vardır. Bu, Allah Subhânehu’nun izniyle hastalığın iyileşmesine yol açan tedaviye başvurmaya bir teşviktir. Bu bir yönlendirmedir, zorunluluk (icap) değildir.

2- Ahmed, Enes’ten Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

إِنَّ اللَّهَ حَيْثُ خَلَقَ الدَّاءَ، خَلَقَ الدَّوَاءَ، فَتَدَاوَوْا

"Şüphesiz Allah, derdi yarattığı yerde devayı da yaratmıştır. O halde tedavi olun." (Ahmed b. Hanbel)

Ebu Davud ise Usame bin Şerik’ten şöyle rivayet etmiştir: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e ve ashabına geldim, sanki başlarının üzerinde kuş varmış gibi (sessizce oturuyorlardı). Selam verdim ve oturdum. O sırada şuradan buradan bedeviler gelip: "Ey Allah’ın Rasulü, tedavi olalım mı?" dediler. Buyurdu ki:

تَدَاوَوْا فَإِنَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ لم يضع داءً إلا وضع له دواءً، غير داء واحدٍ الهرم

"Tedavi olun. Çünkü Aziz ve Celil olan Allah, ihtiyarlık (yani ölüm) hariç, koyduğu her dert için mutlaka bir deva da koymuştur." (Ebu Davud)

İlk hadiste tedavi olma emri vardır; bu hadiste ise bedevilerin "tedavi olalım mı?" sorusuna verilen bir cevap ve kullara yönelik tedavi olmaları için bir hitap bulunmaktadır. Allah’ın koyduğu her dert için mutlaka bir şifa yarattığı belirtilmiştir. Her iki hadiste de hitap emir kipiyle gelmiştir. Emir, mutlak talebi ifade eder ve bağlayıcı bir karine (ipucu) bulunmadıkça vucubiyet (farziyet) ifade etmez. Bu iki hadiste vucubiyete delalet eden herhangi bir karine yoktur. Ayrıca, tedaviyi terk etmenin caiz olduğuna delalet eden hadislerin varlığı, bu iki hadisin vucubiyet ifade etmesini engeller. Müslim, İmran bin Husayn’dan Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

يَدْخُلُ الْجَنَّةَ مِنْ أُمَّتِي سَبْعُونَ أَلْفًا بِغَيْرِ حِسَابٍ

"Ümmetimden yetmiş bin kişi hesapsız cennete girecektir." Sahabeler: "Onlar kimlerdir ey Allah’ın Rasulü?" dediler. Buyurdu ki: "Onlar dağlanmayan, rukye yaptırmayan ve Rablerine tevekkül edenlerdir." Dağlanma ve rukye tedavi yöntemlerindendir. Buhari de İbn Abbas’tan şöyle rivayet etmiştir: "...Bu siyah kadın Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e gelip: 'Ben sara nöbeti geçiriyorum ve (o sırada) üstüm başım açılıyor, benim için Allah’a dua et' dedi. Rasulullah buyurdu ki: 'İstersen sabredersin ve senin için cennet vardır, istersen sana afiyet vermesi için Allah’a dua ederim.' Kadın: 'Sabrederim' dedi, sonra: 'Üstümün başımın açılmaması için Allah’a dua et' dedi. O da onun için dua etti..." Bu iki hadis, tedaviyi terk etmenin caizliğine delalet eder.

Tüm bunlar, "tedavi olun" emrinin vucubiyet için olmadığını gösterir. Dolayısıyla buradaki emir ya mubahlık ya da mendupluk içindir. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in tedaviye olan güçlü teşviki nedeniyle, hadislerde geçen tedavi olma emri mendupluk (teşvik edilen, müstehap) ifade eder.

Buna göre aşılamanın hükmü menduptur; çünkü aşılama bir tedavidir ve tedavi olmak menduptur. Ancak, belirli bir aşı türünün zararlı olduğu, maddelerinin bozuk olduğu veya herhangi bir nedenle zarar verdiği kanıtlanırsa... bu durumda bu maddelerle aşılama yapmak, Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in Ahmed’in Müsned’inde İbn Abbas’tan rivayet ettiği şu hadisteki zarar kaidesine göre haram olur:

لَا ضَرَرَ وَلَا ضِرَارَ

"Zarar vermek ve zarara zararla karşılık vermek yoktur."

Lakin bunlar nadir durumlardır...

Hilafet Devleti’nde ise bulaşıcı hastalıklar ve benzeri gibi aşılanmayı gerektiren hastalıklara karşı aşılama yapılacaktır. İlaç her türlü şaibeden uzak ve saf olacaktır. Şifayı veren ise şüphesiz Allah Subhânehu’dur:

وَإِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْفِينِ

"Hastalandığım zaman bana şifa veren O’dur." (Şuara Suresi 80)

Şer’en bilinen şudur ki; sağlık hizmeti sunmak, Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şu buyruğu gereğince işlerin gözetilmesi (riayet) babından Halife üzerine vacip olan görevlerdendir:

الإِمَامُ رَاعٍ وَهُوَ وَمَسْؤُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ

"İmam bir çobandır ve tebaasından sorumludur." (Buhari, Abdullah bin Ömer’den rivayet etmiştir). Bu, devletin sağlık ve tıbbi tedavi konusundaki sorumluluğuna dair genel bir nastır; çünkü bunlar devletin üzerine vacip olan "riayet" (gözetme) kapsamına girer.

Sağlık ve tıbbi tedaviye dair özel deliller de mevcuttur: Müslim, Cabir yoluyla şunu rivayet etmiştir: "Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Übeyy bin Ka’b’a bir doktor gönderdi. Doktor onun bir damarını kesti ve sonra orayı dağladı." Hakim ise Müstedrek’te Zeyd bin Eslem’den, o da babasından şöyle rivayet etmiştir: "Ömer bin el-Hattab zamanında ağır bir hastalığa yakalandım. Ömer benim için bir doktor çağırdı. Doktor beni öyle sıkı bir perhize soktu ki, perhizin şiddetinden hurma çekirdeğini emiyordum."

Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir yönetici sıfatıyla Übeyy’e bir doktor göndermiş, ikinci Râşid Halife Ömer (ra) de Eslem’i tedavi etmesi için bir doktor çağırmıştır. Bu ikisi, sağlık ve tıbbi tedavinin tebaa için temel ihtiyaçlardan olduğuna ve devletin buna ihtiyacı olan tebaaya bu hizmeti ücretsiz olarak sağlaması gerektiğine dair delillerdir.

Kardeşiniz Ata bin Halil Ebu’r Raşte

Emir'in Facebook sayfasındaki cevap linki

Emir'in web sitesindeki cevap linki

Emir'in Google Plus sayfasındaki cevap linki

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın