Soru:
El-Hayat sitesi, AFP haber ajansına dayandırak 8 Mart 2014 tarihinde şu haberi paylaştı: "Özgür Suriye Ordusu Yüksek Askeri Konseyi, Tümgeneral Selim İdris’in yerine Tuğgeneral Abdülilah el-Beşir el-Nuaymi’nin genelkurmay başkanı olarak atanmasını onayladı..." Bu atama, "Yüksek Askeri Konsey heyetinin tamamlanması..." çerçevesinde gerçekleşti ve bu süreç genelkurmay bünyesindeki diğer atamaları da kapsadı... Bu olaylarla eş zamanlı olarak, Türkiye’nin Koalisyon ofislerini kapattığı ve bunları Kahire’ye taşıma ihtimaline dair haberler sızdı. Soru şudur: Bu değişikliklerin ve sızan haberlerin, özellikle Suudi Arabistan’ın Suriye’deki çatışma cephelerinde, bilhassa da Güney Cephesi’nde sahip olduğu rol nedeniyle Obama’nın bu ay sonundaki Suudi Arabistan ziyaretiyle bir bağlantısı var mı? Ofislerin kapatılmasından kasıt nedir? Allah hayrınızı artırsın.
Cevap:
Obama’nın bu ay sonundaki Suudi Arabistan ziyareti ile Tümgeneral Selim İdris’in görevden alınarak yerine Tuğgeneral Abdülilah el-Beşir’in atanmasıyla Yüksek Askeri Konsey heyetinin tamamlanması, Amerikan siyasetinin Suriye’deki ana hatlarında kesişen ancak detaylarda farklılık gösteren iki yoldur. Her birinin belirli amaçları gerçekleştiren bir seyri vardır. Konuyu açıklığa kavuşturmak için şu hususları belirtiyoruz:
Birincisi: Obama’nın bölgeye, özellikle de bu ay sonunda Suudi Arabistan’a yapacağı ziyaretle ilgili olarak:
1- IIP Digital (ABD Dışişleri Bakanlığı sayfası, 21 Ocak 2014), Beyaz Saray Basın Sekreterliği tarafından yayınlanan bir bildiriyi aktardı. Bildiride Başkan Obama’nın 24-25 Mart tarihlerinde nükleer güvenliğin sağlanmasında kaydedilen ilerlemeyi görüşmek ve nükleer terörizmi önlemek amacıyla gelecekte atılacak adımları taahhüt etmek üzere Nükleer Güvenlik Zirvesi'ne katılmak üzere Hollanda'da olacağı belirtildi... 26 Mart'ta ABD-AB zirvesine katılmak üzere Brüksel'e geçeceği, 27 Mart'ta Papa Francis ile görüşmek üzere Vatikan turuna devam edeceği ve İtalya Cumhurbaşkanı ve Başbakanı ile bir araya geleceği ifade edildi. On günden fazla bir süre sonra, 3 Şubat 2014’te Beyaz Saray Basın Sekreterliği bir bildiri daha yayınlayarak şunları söyledi: "Ülkelerimiz arasındaki düzenli istişarelerin bir parçası olarak, Başkan Obama Mart ayında Suudi Arabistan Krallığı'na gidecektir." Bildiri şöyle devam etti: "Başkan, Suudi Kralı ile ABD ve Suudi Krallığı arasındaki güçlü ilişkileri görüşmeyi; ayrıca Körfez güvenliği, bölgesel güvenlik, Orta Doğu barışı, şiddet içeren aşırıcılıkla mücadele ile refah ve güvenlik konularındaki ortak çıkarları güçlendirmeye yönelik devam eden iş birliğini tartışmayı sabırsızlıkla beklemektedir. Başkan'ın Suudi Arabistan ziyareti; Hollanda, Belçika ve İtalya'yı kapsayan Avrupa turunun ardından gerçekleşecektir." (IIP Digital, ABD Dışişleri Bakanlığı sayfası, 3 Şubat 2014).
Yukarıdakilerden anlaşılacağı üzere, Suudi Arabistan ziyareti bu ayın sonunda, yani Obama’nın 27 Mart 2014’teki İtalya ziyaretinden sonra gerçekleşecektir.
2- Amerikan CNN sayfası 3 Şubat 2014’te, "ABD Başkanı’nın, Washington ve Riyad arasında İran’ın nükleer programı konusunda son zamanlarda varılan anlaşma konusundaki görüş ayrılıklarının ortasında, Mart ayında Suudi Kralı ile görüşeceğine" dair bir bildiri aldığını yayınladı. Sayfa, Beyaz Saray Sözcüsü Jay Carney’in konuya ilişkin şu sözlerini aktardı: "Aramızdaki görüş ayrılıkları ne olursa olsun, bu durum, bunun çok önemli ve çok yakın bir ortaklık olduğu gerçeğini değiştirmez."
Washington Post (3 Şubat) ise Jay Carney’in basın toplantısında şunları söylediğini yazdı: "Suudi Arabistan Amerika Birleşik Devletleri’ne yakındır. Geniş kapsamlı konuları içeren derin ve geniş bir ikili ilişkimiz var. Başkan bu ziyareti sabırsızlıkla bekliyor ve tüm bu konular toplantılarında ele alınacak... Aramızda olabilecek farklılıklar ne olursa olsun, bu durum bunun çok önemli ve çok yakın bir ortaklık olduğu gerçeğini değiştirmez."
Amerikan Wall Street Journal gazetesi ise 1 Şubat 2014’te, ABD Başkanı Barack Obama’nın, nükleer anlaşma ve Suriye’deki iç savaşa askeri müdahale konusundaki isteksizliği nedeniyle Amerikan yönetiminin izlediği politikalardan dolayı gerilen ilişkileri yumuşatmak amacıyla Suudi Kralı Abdullah bin Abdülaziz ile bir zirve yapmak üzere önümüzdeki ay Suudi Arabistan’ı ziyaret etmeyi planladığını yazdı. Gazete, bir Arap yetkilinin bu zirvenin son derece önemli olacağını, ABD ve Suudi politikaları arasında uyum sağlamayı amaçladığını belirterek; ziyaretin "kötüleşen bir ilişki ve azalan güvenle ilgili" olduğunu eklediğini aktardı.
Bu durum, Obama’nın üç Avrupa bölgesine yapacağı planlı ziyarete ilişkin bildiriden on günden fazla bir süre sonra yayınlanan yeni bir bildiriyle Suudi Arabistan’ın da programa eklenmesine neden olan hususlar olduğunu göstermektedir. Bu hususları ve gerekçelerini anlamak için şunları inceleyelim:
a- İran’ın bölgedeki elini neredeyse tamamen serbest bırakma noktasına gelen 24 Kasım 2013 tarihindeki nükleer anlaşmadan sonra Amerika’nın İran ile yakınlaşması ve ardından Amerika’nın Suriye’deki olaylara karşı takındığı, Beşşar’a doğrudan ve dolaylı desteğin açıkça görüldüğü tutum... Tüm bunlar Suudi Arabistan’ı, özellikle de İran’ın bölgedeki nüfuzunun artması noktasında etkiledi. İran’ın, mezhepsel bağı olan her ülkede gerilimi tırmandırmak için mezhepçiliği kullandığı bilinmektedir. Suudi Arabistan; Bahreyn, Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen’de olanları görüyor ve İran’ın Suudi Arabistan’ın doğu bölgesindeki hareketlerinden ve bunun yönetimin güvenliğini sarsmasından korkuyor. Tüm bunlar Suudi Arabistan’ı gerginliğe itmiş, uluslararası toplumun (doğal olarak kastedilen ABD’dir) davranışlarını protesto ederek Güvenlik Konseyi üyeliğinden çekilmesine yol açmıştır. Ayrıca bazı Suudi yetkililerin Amerika’nın tutumlarına yönelik eleştiriler içeren açıklamaları da cabasıdır...
b- Suudi Arabistan’ın Suriye’nin güney bölgesindeki devrimcilere, yani Ürdün üzerinden sağladığı silah yardımları, özellikle de güney Suriye’deki devrimcilere giden silahları izlemek için Ürdün’de kurulan Amerikan koordinasyon odasını (operasyon merkezini) devre dışı bırakan sevkiyatlar Amerika’yı rahatsız etmektedir... Fransız Le Figaro gazetesi 28 Ekim 2013 tarihinde gazeteci Georges Malbrunot’un bir raporunu yayınladı. Raporda; (her hafta 15 ton silahın Özgür Suriye Ordusu depolarına ulaştığı, silahların Suudi finansmanı ile Ukrayna ve Bulgaristan’daki karaborsalardan satın alındığı ve ardından Suudi uçaklarıyla Güney Ürdün’deki havaalanlarına taşındığı) belirtildi. Raporda ayrıca, "bu yılın ilk altı ayı içinde Ürdün yoluyla (Suriye Devlet Başkanı Beşşar) Esed muhaliflerine altı yüz ton silah ulaştırıldığına" dikkat çekiliyor... Es-Sefir gazetesi ise 21 Şubat 2014’te şunları yazdı: (...29 Ocak’ta, üç Suudi askeri kargo uçağı Mafrak’a indi; içlerinde LAW füzeleri, şifreli iletişim cihazları, tanksavar füzeleri, hafif silahlar ve zırhlı araçlar bulunuyordu... Bir Arap kaynak, Amerikalıların gelişmiş Çin yapımı füze sistemlerini Suriye silahlı muhalefetine verme konusunda hâlâ tereddüt ettiğini söylüyor...) Gazete ayrıca şunu ekledi: (Batılı ve Arap güvenlik kaynakları, Doğu Guta savaşı ve onu takip eden haftalar boyunca Suudilerin Mafrak havaalanı üzerinden, bazıları Ukrayna’dan satın alınan silah yüklerini taşıdığını söylüyor. Her hafta 15 ton silah taşıyan konvoylar, Ürdün-Suriye sınırını çöl yolları üzerinden geçerek Doğu Guta’ya kadar uzanan bölgedeki 15’ten fazla merkeze ulaşıyordu.) Silahların ulaştığına dair bir başka kanıt da Es-Sefir’in 6 Şubat 2014 tarihli haberidir: (Dera’daki silahlı grupların çoğunluğu dün bir araya gelerek; "Yermük Tümeni" sancağı altında birleşme kararı aldı. Bu tümen bünyesinde "Güney Kalkanı", "Bera bin Malik" ve "Zırhlı Birlikler Taburu" gibi 14 tabur ve tugayı barındırıyor.) Gazete şunu da ekledi: (Silahlı grupların birleşmesi, tüm Dera vilayetine yayılmış beş operasyon odası liderliğinde, "Cenevre Havran" adı altında Güney Suriye’de başlattıkları savaşla eş zamanlı olarak gerçekleşti)...
Tüm bunlar, güney cephesindeki bazı devrimcilerin Amerika’nın kontrolünden çıkma ihtimali nedeniyle Amerika’da rahatsızlık yaratmaktadır. Özellikle Suudi Arabistan’da İngiliz siyasetinde bilindiği üzere Amerika’nın planlarını bulandırmak için İngilizlerin adımlarını takip eden güçler varken... Tüm bunlar, Amerika’nın Suudi Arabistan’ın Suriye’nin güney cephesindeki faaliyetlerinden endişe duymasına neden oldu. Her ne kadar Amerika, 13 Aralık 2013’te Suudi Arabistan’ın hamlelerine karşılık Özgür Suriye Ordusu’na bağlı "Suriye Devrimcileri Cephesi"ni ve bunun ana güney kolunu kurmuş olsa da, özellikle Ürdün’deki Amerikan odasıyla koordinasyonu aşan Suudi hamlelerini ciddiye almaktadır.
c- Diğer bir faktör ise Suudi ailesinin şu an İngilizlerin adamları olan Kral Abdullah ve yardımcıları tarafından yönetilmesine rağmen, aralarında Amerika’ya yakın isimlerin de bulunmasıdır. Amerika, oradaki adamlarını geliştirmek ve yönetimi Kral Fehd döneminde olduğu gibi kendi nüfuzuna geri döndürmek için Suudi Arabistan ile düşmanlığının öne çıkmamasına ihtiyaç duymaktadır. Aynı zamanda kraliyet ailesindeki Amerika’nın adamları da Amerika ile ilişkilerin iyi olmasıyla ilgilenmektedir...
3- Böylece her iki taraf da anlaşmazlığı çözme arzusunda birleşmiş oldu! Bu arzu, Obama’nın bu ay sonundaki beklenen ziyareti için hazırlık adımları olarak her iki tarafın pratik önlemlerine dönüştü. Tarafların önlemleri şu şekildeydi:
a- Suudi Arabistan, "yurt dışında savaşanlara ve aşırı akımlara mensup olanlara yönelik cezalandırma yasasını" çıkardı (El-İktisadiyye, 3 Şubat 2014). Doğal olarak kastedilen Suriye’deki savaştır. Bu yasa 3 Şubat 2014’te, yani tam da Obama’nın yukarıda belirttiğimiz gibi Suudi Arabistan’ı ziyaret programına dahil etme kararıyla eş zamanlı olarak çıkarıldı! Tüm bunlar Amerika’yı memnun etmek içindi... Buna ek olarak, İçişleri Bakanı Prens Muhammed bin Nayif, Washington’da CIA ve diğer istihbarat başkanlarıyla Suriye meselesi de dahil bir dizi konuyu görüşmek üzere bir araya geldi. Ru'ya haber ağı 24 Şubat 2014’te şunu aktardı: (Ulusal Güvenlik Danışmanı Susan Rice ve İç Güvenlik Danışmanı Lisa Monaco geçtiğimiz Çarşamba günü Suudi İçişleri Bakanı Prens Muhammed bin Nayif ile bir araya geldi. Bu toplantının ardından ABD Ulusal Güvenlik Konseyi Sözcüsü Caitlin Hayden tarafından yapılan açıklamada, üç yetkilinin "bölgesel konularda görüş alışverişinde bulunduğu ve bir dizi ortak çıkar alanında iş birliğini güçlendirme taahhüdünü teyit ettiği" belirtildi).
b- Amerika tarafında ise Kerry, son aylarda iki kez (Kasım 2013 ve Ocak 2014) ziyarette bulundu. Bu ziyaretler, Suudi yetkilileri Amerika’nın İran ve Suriye politikaları konusunda rahatlatmak içindi. Kerry, Amerika’nın İran’ın nükleer silaha sahip olmasına izin vermeme kararlılığını yineledi. Kerry, toplantıdan önce Suudi Arabistan’ın Arap bölgesinde kilit bir rol oynadığını belirtmişti (BBC Türkçe, 6 Kasım 2013).
4- Ardından Obama’nın en üst düzeydeki Suudi Arabistan ziyareti geldi. Bu ziyaret, arayı düzeltmek, gerilimi azaltmak ve Al-i Suud’u korktukları tek şey olan rejimleri konusunda rahatlatmak amacı taşımaktadır. Onları endişelendiren tek şey budur; Suriye’de olup bitenler ancak kendi rejimlerine yansıdığı ölçüde onları ilgilendirir. Bu yüzden Suriye halkına yardım etmediler ve Suriye devriminin sonuçlarından kurtulmak için Amerika’nın Suriye rejimi konusunu Al-i Suud’un desteklediği "Cenevre 1 ve 2" konferanslarında çözmesini istediler. Dolayısıyla asıl endişe Müslümanların kanı veya Suriye’deki zaferleri değil, koltuklarıdır...
Ziyaret, Suudi Arabistan ile gerilimi azaltmak ve İran ile yakınlaşmanın veya Suriye’deki tutumun Suudi yönetimini sarsmaya yönelik olmadığını onlara açıklamaktır. Amerika biliyor ki Al-i Suud’un hassasiyet noktası, Suudi Arabistan’daki yönetimlerinin etkilenmemesi ve koltuklarının boş kalmamasıdır. Onlar için önemli olan budur; Suriye’deki ölü ve yaralı sayısından çok daha önceliklidir...
Obama’nın bölge ziyareti sırasında başka yerlere uğrama ihtimali olsa da, asıl belirleyici olanın Suudi Arabistan ziyareti olması beklenmektedir. Obama, Suudi yöneticilere koltuklarının güvende olduğunu; İran, Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen ile olan ilişkilerinin Suudi yönetimine karşı değil, sözde "terörizm"e karşı olduğunu söyleyerek onları rahatlatmaya çalışacaktır. Bu bağlamda, Suudi Arabistan’ın Suudilerin Suriye’de savaşmaya gitmesini yasaklayan kararlarını övecektir.
İkincisi: Selim İdris’in görevden alınması ve bazı ofislerin kapatılarak Kahire’ye taşınması konusuna gelince... Durum büyük ihtimalle şöyledir:
1- 7 Aralık 2012’de, Türkiye’de 260 ila 550 askeri lider ve Suriyeli silahlı muhalefet temsilcisi bir araya geldi. Toplantıya Batılı ve Arap ülkelerden güvenlik yetkilileri de katıldı ancak asıl aktif rol Amerika Birleşik Devletleri’nindi. Özgür Suriye Ordusu için otuz liderden oluşan yeni bir askeri konsey seçildi ve Tuğgeneral Selim İdris, Özgür Suriye Ordusu’nun yeni başkanı ve Yüksek Askeri Konsey (SMC) başkanı olarak seçildi (Associated Press, 7 Aralık 2012).
2- Washington Post, 7 Mayıs 2013’te "Barack Obama başkanlığındaki ABD yönetiminin Selim İdris üzerine kumar oynadığını" belirtti ve gazete şunu yazdı: "O, Amerikan yönetiminin yeni stratejisinin köşe taşıdır; sorumlu ve ılımlı tutumu yönetimin onun üzerine bahis oynamasını sağlayan faktör olmuştur." Ayrıca "Başkan Obama’ya bir mektup göndererek Amerika’nın Suriye’ye müdahale konusundaki temkinli tutumunu anladığını ifade ettiği, mali ve lojistik destek ile eğitim yardımı talep ettiği ve cihatçı gruplarla yüzleşmeye hazır olduğunu belirttiği" aktarıldı. Bu durumda İdris’in görevden alınması Amerika’nın bilgisi, hatta talimatı olmadan gerçekleşemez. Çünkü onu atayan, ona güvenen ve Koalisyon’u kurduğu gibi Askeri Konseyi’ni de kuran Amerika’dır.
3- Selim İdris, devrimci grupların hiçbirinin güvenini kazanamadı ve tüm çabalarına rağmen içeride kendine bağlı bir cephe oluşturamadı. Aksine, Özgür Suriye Ordusu savaşçılarının ve bazı taburların İslami gruplara katılmasını engelleyemedi. Reuters, 30 Eylül 2013’te bu katılımlar hakkında şunları yazdı: "Savaşçılar sadece bireysel olarak değil, küçük ama güçlü gruplar halinde tabur olarak katılıyorlar." Amerika için bardağı taşıran son damla ise, İslami Cephe’nin Aralık 2013’te bir sınır kapısını ve Batı destekli Özgür Suriye Ordusu’na ait silah depolarını ele geçirmesi oldu... Amerikan Time dergisi, Amerikalı yetkililerin Özgür Suriye Ordusu komutanı Selim İdris’in Suriye’den kaçtığını doğruladığını belirtti. Dergi, 12 Aralık 2013’te web sitesinde yayınladığı haberde Amerikalı yetkililerin şu sözlerini aktardı: (İdris Suriye’den Türkiye’ye kaçtı, oradan da Katar’a gitti...) Sanki Selim İdris’in davranışları hoşlarına gitmemişti. Amerikalıları asıl rahatsız edenin, ona emanet ettikleri yardım depolarına yapılan saldırı olduğu görülüyor. Amerika, bu yardımların kendisiyle yürümeyen, Koalisyon’u tanımayan ve Amerikan projesini kabul etmeyen devrimcilerin eline geçmemesi şartını koymuştu.
4- Selim İdris’e gelince, belirttiğimiz gibi onu Amerika atamıştı. Dikkat çekici eylemlerle Özgür Suriye Ordusu’na içeride bir yer edinmesini ve bazı grupları bünyesine katmasını umuyordu... Ancak bu kumarı kaybetti. İçerideki grupları birleştiremediği gibi, mevcut yapıyı da koruyamadı; çok sayıda kişi ayrılıp diğer gruplara katıldı. Meseleyi daha da kötüleştiren ise Amerika’nın ona verdiği silahları koruyamamasıydı; depoları diğer gruplar tarafından ele geçirildi. Selim İdris’in Katar’a kaçtığı söylentileri Amerika’yı daha da kızdırdı. Böylece Amerika, Selim İdris aracılığıyla Özgür Suriye Ordusu’na içeride köklü bir yer edinme planında başarısız oldu. Amerika bu konuya güveniyordu çünkü Koalisyon’daki piyonları dışarıdaydı; Özgür Suriye Ordusu’nun etkili operasyonlarla içeride kendini sağlamlaştıracağını sanıyordu. Ancak bu umudu boşa çıkınca, 16 Şubat 2014’te yerine, soy bakımından (aşiret veya kabile) ve sahadaki askeri eylemler bakımından içeride kökleri olan başka bir lider, Abdülilah el-Beşir’i atadı. Kuzeydeki İdlib vilayetinden Albay Heysem Afise de Beşir’in yardımcısı olarak atandı. Washington, güneyde Beşir’in ve kuzeyde Heysem’in içeride üsler kurarak iki cephe arasındaki koordinasyonu geliştirmesini umuyor. Bu yeni atanan liderler, Cemal Maruf başkanlığındaki Suriye Devrimcileri Cephesi ile yakın çalışmaya hazırlandılar. Washington ayrıca Beşir’in ülkenin güneyindeki ilişkilerini kullanarak, içeride dışarıdaki Koalisyon için bir dayanak oluşturacak ve aynı zamanda Suudi destekli güneydeki devrimcileri kontrol edecek bir güç oluşturmayı hedefliyor.
Selim İdris başlangıçta öfkeli bir tepki göstererek Koalisyon Başkanı Cerba’yı diktatörlükle suçladı. Cephe komutanları ve askeri konseyler adına yayınladığı bildiride, Yüksek Askeri Konsey’in kararından Cerba’yı sorumlu tutarak şunları söyledi: "Birlik komutanları ona güvenmiyor, onu mali yolsuzlukla ve kararı imzalayanlara rüşvet vermekle suçluyorlar." (AFP, 17 Şubat 2014). Oysa Cerba ve yanındakilerin Amerika’nın onayı veya talimatı olmadan herhangi bir karar almayacakları bilinmektedir...!
Her ne halde olursa olsun, İdris daha sonra sakinleşti; özellikle 6 Mart 2014’te çıkan haberlerin ardından: (Suriye Koalisyonu Başkanı Ahmed Cerba, genelkurmaydaki beş askeri lider, Güney Cephesi Devrimci Komutanı ve Dera Askeri Devrim Konseyi Başkanı; Savunma Bakanı Esad Mustafa’nın istifasını sunması, yardımcılarının da istifa etmiş sayılması... Ayrıca Tümgeneral Selim İdris’in genelkurmay başkanlığından istifa etmesi ve Cerba’nın askeri işlerden sorumlu danışmanı olarak atanması, buna ek olarak Yüksek Askeri Konsey’in genişletilmesi konusunda anlaştılar.)
Ardından bugün, 8 Mart 2014’te, 6 Mart tarihli haber teyit edildi. El-Hayat sitesi AFP’ye dayanarak şunu yayınladı: "Özgür Suriye Ordusu Yüksek Askeri Konseyi, Tümgeneral Selim İdris’in yerine Tuğgeneral Abdülilah el-Beşir el-Nuaymi’nin genelkurmay başkanı olarak atanmasını onayladı..."
5- Özgür Suriye Ordusu’nun yeni genelkurmay başkanı Tuğgeneral Abdülilah el-Beşir el-Nuaymi, Suriye’nin güneybatısındaki Kuneytra vilayetinin (İsrail işgali altındaki Golan Tepeleri sınırındaki) El-Refid köyündendir ve Suriye’nin en büyük aşiretlerinden biri olan Nuaymi aşiretinin önde gelenlerindendir. Beşir, Temmuz 2012’de rejim güçlerinden ayrılmış ve o tarihten itibaren Kuneytra’da Özgür Suriye Ordusu’nun çekirdeğini oluşturmak için çalışmış, daha sonra operasyon başkanlığını ve askeri konsey başkanlığını üstlenmiştir. Operasyon odasını bizzat yönetmiş ve vilayetin güney kırsalının %90’ından fazlasının kontrol altına alınmasını sağlayan askeri planları organize etmiştir. Koalisyon Başkanı Ahmed Cerba, Askeri Konsey kararına ilişkin yaptığı açıklamada, Koalisyon’un "Tuğgeneral Abdülilah el-Beşir’in genelkurmay başkanlığına ve Albay Heysem Afise’nin yardımcılığına atanması kararını büyük bir memnuniyetle karşıladığını" belirtti (Al Jazeera + Ajanslar).
Beşir’in güneydeki bir aşiretten olması ve sahadaki komutanlık özellikleri, Amerika’nın onu atamasına neden oldu. Amerika, onun dışarıdaki piyonları için içeride kökler oluşturabileceğini umuyor... Ancak daha önceki umutları gibi bu umudu da Allah’ın izniyle boşa çıkacaktır. Allah Azîz ve Hakîm’dir.
Üçüncüsü: Türkiye’deki bazı ofislerin kapatılması ve Kahire’ye taşınması konusuna gelince:
Evet, bu konuda 12 Şubat 2014 tarihinde "Küllüna Şürekâ" sitesinde haberler çıktı. "Panoroma Şarku'l Evsat" sitesi de 5 Şubat 2014’te Türkiye’deki bazı ofislerin kapatıldığına işaret etmişti...
Ancak bu haberler uzun sürmedi, aksine yalanlandı. Şarku'l Evsat gazetesinde 25 Şubat 2014 tarihinde yer alan habere göre: (...Suriye Koalisyonu’nun Türkiye temsilcisi Halid Hoca, Türkiye hükümetinin Koalisyon’dan merkezini Kahire’ye taşımasını istediği yönündeki haberleri yalanladı. Dün Türk Dışişleri temsilcileriyle yaptığı görüşmede, Türk yetkililerin Suriye halkının diktatörlüğe karşı mücadelesini destekleyen ilkeli tutumları gereği Koalisyon üyelerinin Türkiye’de her zaman hoş karşılanacağını teyit ettiklerini açıkladı.)
Yine Paris merkezli Rozana sitesinde 24 Şubat 2014’te yer alan habere göre: (Suriye Muhalefet Koalisyonu Basın Danışmanı Behiye Mardini, Türk hükümetinin Koalisyon’un Türkiye’deki ofislerini kapatmadığını söyledi. Mardini, Rozana Radyo’ya yaptığı açıklamada, bu haberin Suriye rejiminin Cenevre-2 öncesinde başlattığı bir kampanya olduğunu belirtti. Mardini, Koalisyon’un ofislerini Türkiye’nin "Perşembe Pazarı" (Perpa) bölgesinden "Florya" bölgesine taşıdığını, bunun IŞİD ve rejimden gelen tehditlere dair Türk hükümetinden alınan istihbarat doğrultusunda güvenlik nedeniyle yapıldığını, kalabalık bir bölgeden daha sakin bir yere geçildiğini açıkladı.)
Görünen o ki, bu konuda yayılan söylentiler aslında Türkiye içinde bir yerden bir yere taşınma olayıydı; ancak Koalisyon ve Ulusal Konsey’e "tekrar birleşin, yoksa sizi Türkiye’den Kahire’ye göndeririz" mesajı vermek için kasıtlı olarak "tamamen taşınma" şeklinde lanse edildi. Doğal olarak, Türkiye’den uzaklaştırılmak onlar için Suriye’den uzaklaşmak ve siyasi olarak ölmek anlamına geliyordu; hatta eskilerin Kahire’ye "sürülmesi"nden sonra Türkiye’de alternatif bir koalisyon kurulması demekti! Bu sızdırılan haberler meyvesini verdi ve Ulusal Konsey, Koalisyon ile yeniden birleştiğini duyurdu! AFP 1 Mart 2014’te şunu bildirdi: "Suriye Ulusal Konseyi Genel Sekreterliği, 27-28 Şubat tarihlerinde İstanbul’da yaptığı toplantıda, Ulusal Konsey bloğunun tüm bileşenleriyle Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu saflarına geri dönmesine karar vermiştir."
Dördüncüsü: Sorunuzun üç noktasına dair kanaatim budur. Konuyu takip etmeye devam ediyoruz. Daha fazla açıklama ve beyan gerektiren bir durum olursa inşallah yaparız. Doğru yola ulaştıran O’dur (Subhanehu).