Home About Articles Ask the Sheikh
Soru & Cevap

Soru-Cevap: Mu'cize ve Keramet Meselesi

June 13, 2009
2458

Soru: Mu'cize, adet dışı (olağanüstü) bir durumdur ve sadece peygamberler ile resullere hastır. Ancak alimler sık sık "keramet" kelimesini zikrediyor, onu çeşitli şekillerde tanımlıyor ve birçok ayet ile hadisle buna delil getirmeye çalışıyorlar. Soru şu: Keramet diye bir şey var mıdır? Eğer cevap evet ise bu meselenin yeterince açıklanmasını istiyoruz; eğer cevap hayır ise Ashab-ı Kehf, Ashab-ı Uhdud, Ömer b. el-Hattab’ın "Ya Sariye el-cebel" (Ey Sariye, dağa bak!) sözü ve Sa’d b. Ebi Vakkas’ın Dicle Nehri’ndeki kıssası gibi bu konudaki birçok örneğe nasıl cevap veririz?

Cevap:

1- Allah Sübhânehu ve Teâlâ; evreni, insanı ve hayatı, insanın değiştiremeyeceği veya bozamayacağı kanunlar ve özellikler ile yaratmıştır:

لَا الشَّمْسُ يَنْبَغِي لَهَا أَنْ تُدْرِكَ الْقَمَرَ وَلَا اللَّيْلُ سَابِقُ النَّهَارِ وَكُلٌّ فِي فَلَكٍ يَسْبَحُونَ

"Ne güneş aya yetişebilir, ne de gece gündüzü geçebilir. Her biri bir yörüngede yüzmektedir." (Yâsîn Suresi, 40)

وَفِي الْأَرْضِ آَيَاتٌ لِلْمُوقِنِينَ * وَفِي أَنْفُسِكُمْ أَفَلَا تُبْصِرُونَ

"Kesin olarak inananlar için yeryüzünde ve kendi nefislerinizde birçok ayetler (deliller) vardır. Hâlâ görmüyor musunuz?" (Zâriyât Suresi, 20-21)

هُوَ الَّذِي جَعَلَ الشَّمْسُ ضِيَاءً وَالْقَمَرَ نُورًا وَقَدَّرَهُ مَنَازِلَ لِتَعْلَمُوا عَدَدَ السِّنِينَ وَالْحِسَابَ مَا خَلَقَ اللَّهُ ذَلِكَ إِلَّا بِالْحَقِّ يُفَصِّلُ الْآَيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ * إِنَّ فِي اخْتِلَافِ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَمَا خَلَقَ اللَّهُ فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ لَآَيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَّقُونَ

"Güneşi ışıklı, ayı da nurlu yapan, yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için ona birtakım menziller tayin eden O'dur. Allah bunları ancak hak ile yaratmıştır. O, ayetlerini bilen bir toplum için ayrı ayrı açıklar. Şüphesiz gecenin ve gündüzün değişmesinde, Allah'ın göklerde ve yerde yarattığı şeylerde sakınan bir toplum için ayetler vardır." (Yûnus Suresi, 5-6)

إِنَّا زَيَّنا السَّمَاءَ الدُّنْيَا بِزِينَةٍ الْكَوَاكِبِ

"Biz en yakın göğü zinetlerle, yıldızlarla donattık." (Sâffât Suresi, 6)

وَلَقَدْ جَعَلْنَا فِي السَّمَاءِ بُرُوجًا وَزَيَّنَّاهَا لِلنَّاظِرِينَ

"Andolsun, biz gökte burçlar kıldık ve onu bakanlar için süsledik." (Hicr Suresi, 16) Ve daha birçok ayet...

2- Allah Sübhânehu, mahlukatı kendilerine takdir ettiği fıtri imkanlar dahilinde yaşamaya yönlendirmiştir. İnsan kendi vücuduyla bir kuş gibi havada uçamaz, bir deniz canlısı gibi suyun içinde gidemez. O, karada ayakları üzerinde yaşar; bu kanunu delip ayaklarıyla suyun üzerinde yürüyemez veya havada uçamaz...

وَمَا مِنْ دَابَّةٍ فِي الْأَرْضِ وَلَا طَائِرٍ يَطِيرُ بِجَنَاحَيْهِ إِلَّا أُمَمٌ أَمْثَالُكُمْ مَا فَرَّطْنَا فِي الْكِتَابِ مِنْ شَيْءٍ ثُمَّ إِلَى رَبِّهِمْ يُحْشَرُونَ

"Yeryüzünde yürüyen hiçbir hayvan ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki, onlar da sizin gibi birer ümmet olmasınlar. Biz Kitap'ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Sonra onlar Rablerinin huzurunda toplanacaklardır." (En'âm Suresi, 38)

وَاللَّهُ خَلَقَ كُلَّ دَابَّةٍ مِنْ مَاءٍ فَمِنْهُمْ مَنْ يَمْشِي عَلَى بَطْنِهِ وَمِنْهُمْ مَنْ يَمْشِي عَلَى رِجْلَيْنِ وَمِنْهُمْ مَنْ يَمْشِي عَلَى أَرْبَعٍ يَخْلُقُ اللَّهُ مَا يَشَاءُ إِنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

"Allah her canlıyı sudan yarattı. İşte bunlardan kimi karnı üzerinde sürünür, kimi iki ayağı üzerinde yürür, kimi de dört ayağı üzerinde yürür. Allah dilediğini yaratır. Şüphesiz Allah, her şeye kadirdir." (Nûr Suresi, 45)

3- Aynı şekilde Allah Sübhânehu, eşyaya aşamayacakları özellikler yerleştirmiştir. Ateş yakıcıdır; o ateş olduğu sürece Allah tarafından bu özelliği iptal edilmedikçe hiç kimse ondaki yakma özelliğini kaldıramaz. Nitekim Allah Sübhânehu, İbrahim Aleyhisselam'ı ateşten kurtardığında ondaki yakma özelliğini kaldırmıştır. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

قُلْنَا يَا نَارُ كُونِي بَرْدًا وَسَلَامًا عَلَى إِبْرَاهِيمَ

"Ey ateş! İbrahim'e karşı serin ve selamet ol! dedik." (Enbiyâ Suresi, 69) Diğer maddelerdeki özellikler de böyledir.

4- Allah Sübhânehu bu evreni, fıtri ve kanuni gereklerine uygun olarak yaşamamız için amade kılmıştır (teshir etmiştir). Bu kanunların herhangi bir şekilde sekteye uğraması bu teshir gerçeği ile çelişir; zira bunu yapmaya kadir olan sadece Allah Sübhânehu’dur. Eğer Allah bu kanunların askıya alındığını bize bildirirse buna iman ederiz; ancak Allah bize bunu bildirmezse o durum, evrenin bize amade kılınması (kanunlara bağlılığı) kapsamındadır.

وَهُوَ الَّذِي سَخَّرَ الْبَحْرَ لِتَأْكُلُوا مِنْهُ لَحْمًا طَرِيًّا وَتَسْتَخْرِجُوا مِنْهُ حِلْيَةً تَلْبَسُونَهَا وَتَرَى الْفُلْكَ مَوَاخِرَ فِيهِ وَلِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِهِ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

"Taze et yemeniz ve takınacağınız süs eşyası çıkarmanız için denizi emrinize veren O'dur. Gemilerin denizi yara yara gittiğini görürsün. Bu, O'nun lütfunu aramanız ve şükretmeniz içindir." (Nahl Suresi, 14)

أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ سَخَّرَ لَكُمْ مَا فِي الْأَرْضِ وَالْفُلْكَ تَجْرِي فِي الْبَحْرِ بِأَمْرِهِ وَيُمْسِكُ السَّمَاءَ أَنْ تقع عَلَى الْأَرْضِ إِلَّا بِإِذْنِهِ إِنَّ اللَّهَ بِالنَّاسِ لَرَءُوفٌ رَحِيمٌ

"Görmedin mi Allah yerdekileri ve emriyle denizde akıp giden gemileri sizin hizmetinize verdi? Kendi izni olmadıkça yerin üzerine düşmemesi için göğü O tutuyor. Şüphesiz Allah, insanlara karşı çok şefkatli, çok merhametlidir." (Hacc Suresi, 65)

أَلَمْ تَرَوْا أَنَّ اللَّهَ سَخَّرَ لَكُمْ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَأَسْبَغَ عَلَيْكُمْ نِعَمَهُ ظَاهِرَةً وَبَاطِنَةً وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يُجَادِلُ فِي اللَّهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَلَا هُدًى وَلَا كِتَابٍ مُنِيرٍ

"Allah'ın, göklerde ve yerdeki her şeyi hizmetinize verdiğini, nimetlerini açık ve gizli olarak üzerinize bolca boşalttığını görmediniz mi? İnsanlardan öyleleri vardır ki, hiçbir bilgisi, yol göstericisi ve aydınlatıcı bir kitabı olmadan Allah hakkında tartışır." (Lokmân Suresi, 20)

وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ وَالنُّجُومَ مُسَخَّرَاتٍ بِأَمْرِهِ أَلَا لَهُ الْخَلْقُ وَالْأَمْرُ تَبَارَكَ اللَّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ

"Güneşi, ayı ve yıldızları da emrine amade kılan O'dur. İyi bilin ki, yaratma da emir de O'na aittir. Âlemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir!" (A'râf Suresi, 54)

وَسَخَّرَ لَكُمُ الْفُلْكَ لِتَجْرِيَ فِي الْبَحْرِ بِأَمْرِهِ وَسَخَّرَ لَكُمُ الْأَنْهَارَ * وَسَخَّرَ لَكُمُ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ دَائِبَيْنِ وَسَخَّرَ لَكُمُ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ

"Emriyle denizde akıp gitmesi için gemileri size amade kıldı, nehirleri de size amade kıldı. Sürekli yörüngelerinde hareket eden güneşi ve ayı sizin hizmetinize verdi. Geceyi ve gündüzü de size amade kıldı." (İbrahim Suresi, 32-33)

5- Allah Sübhânehu resuller göndermiş ve onların risaletlerinin doğruluğunu ispatlayan mu'cizelerle, yani adet dışı (olağanüstü) olaylarla onları desteklemiştir. Allah bazı kanunları askıya alır ve bunları resullerinin eliyle gerçekleştirir; bu, insanların, ellerinde bu harikulade olaylar zahir olan kişinin gönderilmiş bir peygamber olduğuna inanmaları için bir meydan okumadır.

Sübhânehu olan Allah, cansız asayı gerçek anlamda canlı bir yılan haline getirmiştir; yani sihir gibi insanların göz boyaması şeklinde değil. Bu yüzden sihirbazlar asanın gerçekten canlı bir varlığa dönüştüğünü görünce, bu adet dışı durumu (doğa yasasının bozulmasını) bir insanın yapamayacağını anladıkları için Musa Aleyhisselam’ın Âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamber olduğuna ilk inananlar olmuşlardır. Benzer şekilde Musa Aleyhisselam ve kavminin su üzerinde yürüyüp denizi geçmeleri de böyledir... İsa Aleyhisselam'ın ölüleri diriltmesi, keza Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Arapların güç yetiremeyeceği bir Arapça kelamla (Kur'an ile) gelmesi gibi... Resullerin ve peygamberlerin elindeki mu'cizeler bilinen bir gerçektir ve delilleri malumdur.

6- Peygamberler ve resuller dışındaki kişiler için insanların "keramet" olarak adlandırdığı şeyler ise, Allah Sübhânehu’nun kullarından birine bir işinde dikkat çekici bir şekilde başarı (tevfik) vermesidir. Bu, adet dışı (evrenin kanunlarına aykırı) olabilir veya öyle olmayıp da bu başarının gücünden dolayı insana öyle gelebilir.

Eğer bu durum adet dışı (olağanüstü) ise, Allah Sübhânehu bunu bize bildirir. Çünkü nasslar, evrenin insanın hizmetine sunulması (evrensel yasalar) konusunda geneldir. Bu teshir durumunun özel bir vakada iptal edilmesi, yani evrenin kanunlarının özel bir durumda bozulması için tahsis edici bir nass (metin) gerekir.

Dolayısıyla, Allah Sübhânehu'nun bu kula verdiği bu muvaffakiyetin adet dışı bir durum olduğuna dair bir nass gelmişse buna inanırız. Eğer adet dışı olduğuna dair bir nass yoksa bu, Allah Sübhânehu'nun yarattığı evrensel kanunlar dahilinde verdiği bir muvaffakiyettir.

Bu sebeple, Meryem Aleyhisselam'a vaktinden önce ve kimse getirmeden gelen rızık, yani adet dışı olan o rızık hakkında Allah Sübhânehu bize haber verdiği için buna inanırız:

كُلَّمَا دَخَلَ عَلَيْهَا زَكَرِيَّا الْمِحْرَابَ وَجَدَ عِنْدَهَا رِزْقًا قَالَ يَا مَرْيَمُ أَنَّى لَكِ هَذَا قَالَتْ هُوَ مِنْ عِنْدِ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ يَرْزُقُ مَنْ يَشَاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ

"Zekeriya, onun bulunduğu mihraba her girişinde yanında bir rızık bulurdu. 'Ey Meryem, bu sana nereden geldi?' dedi. O da 'Bu, Allah katındandır. Şüphesiz Allah, dilediğine hesapsız rızık verir' dedi." (Âl-i İmrân Suresi, 37)

Aynı şekilde Kur’an ve Sünnet’te peygamberler dışındaki kişiler hakkında geçen adet dışı olaylarla ilgili nasslara da olduğu gibi inanırız. Yani eğer bunlar subutu kat’i ve delaleti kat’i olarak gelmişse kesin olarak tasdik ederiz; eğer subutu kat’i ve delaleti kat’i değilse kesinlik olmaksızın tasdik ederiz.

Sorduğunuz Ashab-ı Kehf, Ashab-ı Uhdud ve Meryem Aleyhisselam kıssaları gibi nasslarda zikredilen adet dışı olayların cevabı budur; bunlar Kur'an-ı Kerim'de geçtiği için onlara iman ederiz.

Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in vefatından sonra ise rivayet edilen nasslar kesilmiştir. Ancak sahabe icması (ki bu, Resulullah'tan duydukları ama rivayet etmedikleri bir delili ortaya koyar) ve Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hayatındayken bazı sahabe isimlerini zikrederek, onların ellerinde adet dışı sayılabilecek bir başarıyla gerçekleşecek söz ve fiilleri övmesi müstesnadır. Eğer belirli kişilerin elinde belirli durumlarda bazı sözlerin veya fiillerin gerçekleşeceğini vasfeden nasslar varsa, bunları subut derecelerine göre kesin veya kesin olmaksızın tasdik ederiz.

Bunun dışındaki bazı Müslümanların sergilediği fiil ve sözler hakkında Kur'an ve Sünnet'te şahıslarına dair bir nass bulunmadığı sürece, tüm bu eylem ve söylemler adet dışı (olağanüstü) değildir; bilakis evrenin kanunları dahilindedir. Bunlar, Allah Sübhânehu'nun takva sahibi kullarına işlerinde başarı vermesi, düşmanlarının şerrinden kurtarması ve benzeri durumlardaki muvaffakiyetidir.

7- Ömer Radıyallahu Anh'ın lisanından dökülen "Ya Sariye el-cebel" (Ey Sariye, dağa bak!) sözüne ve Allah Sübhânehu’nun bu sesi o askerlere ulaştırıp onların düşmana galip gelmesine gelince; Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Ömer hakkında Ebu Davud’un Ebu Zer Radıyallahu Anh yoluyla rivayet ettiğine göre şöyle buyurmuştur: "İşittim ki Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle diyordu: 'Şüphesiz Allah, hakkı Ömer'in lisanına koymuştur, o hakla konuşur.'" Tirmizi’nin İbn Ömer yoluyla rivayetine göre ise Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz Allah, hakkı Ömer'in lisanına ve kalbine kılmıştır."

Ahmed b. Hanbel’in İbn Ömer yoluyla rivayetine göre ise Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz Allah Teâlâ, hakkı Ömer'in lisanına ve kalbine kılmıştır."

Bu nedenle biz bu hadisleri esas alırız ve Ömer'in "Ey Sariye, dağa bak!" sözünü, rivayetin sübutuna göre kesin veya kesin olmaksızın, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in zikredilen hadislerine dayanarak tasdik ederiz.

8- Sa’d b. Ebi Vakkas Radıyallahu Anh’ın nehri geçmesiyle ilgili rivayete gelince, bunu da rivayetin sübutuna göre kesin veya kesin olmayarak tasdik ederiz. Çünkü Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şahsen Sa'd'ı övmüştür. Ahmed b. Hanbel’in Müsned’inde Abdullah b. Amr yoluyla rivayet ettiğine göre: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu ki: 'Bu kapıdan ilk girecek kişi cennet ehlinden bir adamdır.' Derken Sa'd b. Ebi Vakkas girdi."

İbn Hibban’ın İbn Ömer yoluyla rivayetine göre ise: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile oturuyorduk. Buyurdu ki: 'Şu kapıdan size cennet ehlinden bir adam girecek.' Derken Sa'd b. Ebi Vakkas çıkageldi."

Aynı şekilde Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Hakim’in Müstedrek’inde, Beyhaki’nin Delailü’n-Nübüvve’sinde ve İbn Hibban’da Kays b. Ebi Hâzim yoluyla rivayet edildiği üzere Sa'd’ın duasının kabul olması için Allah’a dua etmiştir. Sa'd şöyle demiştir: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana dedi ki: 'Allah'ım, sana dua ettiğinde onun duasını kabul et.'" Hakim bu hadis için "İsnadı sahih bir hadistir" demiştir.

Medayin’in fethindeki nehir geçişi rivayetinde Sa'd askeri harekete geçirmiş ve şöyle demiştir: "Dünya sizi biçmeden önce düşmanla cihad etmeyi uygun gördüm. Bilin ki, ben bu denizi (nehri) geçip onlara gitmeye azmettim." Sonra Allah’a dua etmiş ve askerlere şöyle demiştir: "Deyin ki: Allah'tan yardım diler, O'na tevekkül ederiz. Allah bize yeter, O ne güzel vekildir. Vallahi Allah velisine yardım edecek, dinini üstün kılacak ve düşmanını hezimete uğratacaktır. Güç ve kuvvet ancak yüce ve azamet sahibi Allah'ındır." Sonra nehri geçti ve insanlar peş peşe nehre girip atlarıyla karşıya geçtiler...

Bazı rivayetlerde nehirde suyun çekildiği ve atların karınlarına kadar geldiği sığ yerler olduğu, ancak nehrin kabardığı (med) zamanlarda suların çok yükseldiği belirtilir. Sa'd nehre girdiğinde sular yükselmişti... Belki belirli sığ yerlerden geçmiş olabilirler, ancak Medayin’in fethi rivayetinden anlaşılan şudur ki; Sa'd ve ordu, suyu bol ve taşkın bir nehri geçmişlerdir.

Bazı rivayetlerde geçiş sırasında birinin boğulduğu zikredilir. İbnü'l-Kelbi, Selil b. Zeyd’in Irak fetihlerine katıldığını ve Müslümanlar Medayin’e geçerken Dicle’de boğulduğunu, ondan başkasının boğulmadığını belirtir. Taberi de tarihinde, Müslümanlar Dicle’yi geçerken Barık kabilesinden Garkade adlı bir adam dışında hepsinin sağ salim geçtiğini, o adamın ise kısrağının üzerinden kaydığını, Ka’ka b. Amr'ın ona atının dizginini uzatıp elinden tutarak karşıya geçirdiğini zikreder.

Yani boğulanlar olmuş, atından düşüp Ka’ka tarafından kurtarılanlar olmuştur...

Fakat her durumda; ister adet dışı (olağanüstü) olsun, isterse bir maharet olsun; Sa'd'ın duasının makbul olması, zafer ve düşmanın hezimeti için dua etmesi... ve Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Sa'd'ı cennetliklerden biri olarak anıp ona duası makbul olsun diye dua etmesi gerçeği karşısında biz bu hadisleri alır ve rivayeti sübutuna göre kesin veya kesin olmaksızın tasdik ederiz.

Özetle:

  • Evren, kendi kanunları ve özellikleri çerçevesinde insanın hizmetine sunulmuştur (teshir).
  • Bu kanun ve özelliklerden herhangi birinin askıya alınması, evrenin insana amade kılınmasına dair genel nassların tahsis edilmesidir.
  • Dolayısıyla, adet dışı herhangi bir durumun tasdiki bir nassa (şer'i delile) ihtiyaç duyar.
  • Eğer bir nass yoksa, işler Allah’ın yaratıkları için koyduğu fıtrat (doğal kanunlar) üzere yürür.
  • Eğer bir nass varsa, peygamberlerin mu'cizeleri ve nasslarda geçen peygamber dışı kişilerin kerametleri gibi, ona olduğu gibi iman ederiz.
  • Bunun dışında kalan, yani hakkında nass bulunmayan durumlarda; bir Müslüman ne kadar takva sahibi olursa olsun, yaptığı dikkat çekici büyük işler veya sözler ne evrenin kanunlarını bozar ne de adet dışıdır. Bunlar, Allah Sübhânehu’nun işlerinde başarı vermesi veya düşmanların şerrinden koruması şeklinde kullarına olan bir muvaffakiyetidir.

20 Cemâziyelâhir 1430 H. 13/06/2009 M.

Makaleyi Paylaş

Bu makaleyi ağınızla paylaşın